Konu
:
“En çok Kimi Seversin?
Yalnız Mesajı Göster
“En çok Kimi Seversin?
11-20-2009
#
1
b@ron
“En çok Kimi Seversin?
HİCRETİN 8
yılında
Mûte gazvesinden sadece bir ay sonra
Zâtü’s-Selâsil gazvesi gerçekleşir
Bu iki savaşın yegâne ortak özelliği
aynı yıl içinde gerçekleşmiş olmaları değildir
Birbiri ardınca gerçekleşen bu iki savaş
dilediğinde nice olmazların nasıl olabildiğinin de nişanesidir
Mûte’de İslâm ordusunun komutanları Zeyd b
Hârise
Cafer b
Ebu Talib ve Abdullah b
Revâha’nın şehadetlerinden sonra komutanlığı üstlenen isim
yirmi yıldır İslâm’a karşı savaştıktan sonra nihayet hakkı teslim olmasının üzerinden henüz altı ay geçmemiş bulunan Halid b
Velid’dir; ve Medine’den yaklaşık bin kilometre uzaktaki bu savaşın gidişatını mucizevî sûrette görüp ashabına haber veren Peygamber aleyhissalâtu vesselam
onun tahmin edilenden çok daha kalabalık ve güçlü Bizans ordusu karşısında mü’minler ordusunu derleyip toparlamasına karşılık kendisini ‘
’ın kılıcı’ olarak nitelendirmiştir
Yirmi yıl boyu kılıcını
’ın dinine karşı sallayan Halid’in ‘
’ın kılıcı’ olarak temayüz ettiği bu savaşın hemen akabinde yaşanan Zâtü’s-Selâsil gazvesinde ise
komuta mevkiinde Amr ibnü’l-Âs vardır
Amr ile Halid
uzun yıllar hakka karşı yürüttükleri mücadeleden sonra birbirlerinden habersiz şekilde yaşadıkları iç sorgulama sonucunda hakkı teslim ve kabul etmiş; ve yine birbirlerinden habersiz şekilde Müslüman olmak üzere çıktıkları yolculukları Medine güzergâhında kesişmiş ve beraberce Medine’ye girmişlerdir
Düne kadar
’ın dinine karşı mücadele eden bu iki ismi
yolunda mücahede eden iki mü’mine dönüştüren süreç
elbette
başlıbaşına dikkat çekicidir
Bu iki Mekke soylusunun hayat serüveni
esasen İslâm’ın sonraki asırlar boyu ne şekilde yol alacağının da bir nişanesidir
İslâm
çağlar boyu dün karşısında olanları yarın müntesipleri arasına katarak ilerlemiştir ve bugünün dünyasında Batının içinden İslâm’a yönelenler bu tarihî gerçeğin son tezahürü niteliğindedir
Düşman ordusunun gücü karşısında Medine’den takviye kuvvetler isteyen Amr ibnü’l-Âs
sonuçta zafer kazanmış bir komutan olarak Medine’ye döndüğünde
Peygamber aleyhissalâtu vesselamın bu zaferden duyduğu hoşnutluğun yüzünden de okunduğu bir anda
Peygamber aleyhissalâtu vesselama beklenmedik bir soru yöneltir:
“En çok kimi seversin?”
Bir sefer dönüşünde
tam da savaşın ve sonuçlarının konuşulduğu bir hengâmda gelen bu sorusuyla Amr ibnü’l-Âs’ın almayı umduğu cevap tahmin edilebilir
Zihinde uçuşan imgelerin savaş
kan
kılıç
ganimet olduğu bir sefer dönüşü zemininde insana en sevimli gözükecek kişi kim olabilir?
Güçlü bir müşrik güruhunu bertaraf edip develer dolusu ganimet ve esirler ile Medine’ye dönmüş zafer kazanmış komutanın bu soruyu sorması
tam da böylesi bir anda akla ve dile gelecek ilk ismin kendisi olacağı ümidiyledir
Gelin görün ki
cihad gibi yalnızca erkek mü’minlere farz olan bir ilâhî farizanın zihinlere ve muhayyileye hâkim olduğu böylesi bir anda ve Mescidinde seferden dönmüş sahabilerle birlikte başkaca erkek mü’minlerin de kendisini çevrelediği bir zeminde
Efendimiz aleyhissalâtu vesselam şu şaşırtıcı cevabı verir:
“Âişe
”
Bu şaşırtıcı cevap üzerine
almayı umduğu cevaba hiç olmazsa ikinci adımda ulaşabilmek ümidiyle
Amr ibnü’l-Âs
bu kez bir tahsis ve tahdide giderek sorusunu tekrarlar:
“Erkeklerden en çok sevdiğin kimdir yâ Rasûlallah?”
Şaşırtıcı şekilde
Rasûlullah aleyhissalâtu vesselamın cevabı yine ‘Âişe’nin ismini içermektedir:
“Âişe’nin babası
”
Amr ibnü’l-Âs
bu cevap üzerine “Sonra?” diye sormaya devam edince
Hz
Ömer ile başlayan ve ilk Müslümanların daha önde yer aldığı cevaplar gelecek; neticede Amr ibnü’l-Âs Peygamber aleyhissalâtu vesselamın sevgisinin ‘konjonktürel’ olmadığını ve yalnızca ‘son ân’a değil
bütün bir ömre baktığını ve muhakkak vefâkârlık da içerdiğini öğrenerek
daha fazla sormaktan vazgeçecektir
Bir sefer dönüşü Peygamber mescidinde gerçekleşen bu muhavereden alınacak belki en manidar ders ise
Efendimiz aleyhissalâtu vesselamın
“En çok kimi seversin?” sorusuna karşılık olarak
kalbindeki cevabı aynen dile getirmesi
ve Hz
Âişe validemizin ismini çekinmeden söylemesi
dahası “Erkeklerden kim?” sorusuna karşılık doğruca “Ebu Bekir” cevabı vermek yerine “Âişe’nin babası” demeyi tercih etmesidir
Ne zaman bu muhavere aklıma gelse
bu topraklarda gerçek
meşru ve helâl duyguları sansürlememizi bize öğütleyen duygusal kalıplar gelir aklıma
Çocukluktan itibaren öğretilen
hele ki okullarda bambaşka bir mecraya ve isme çekilen ‘en çok sevilen’ tasnifleriyle sahih ve kalbî duygularımızı sansürlemenin
dahası ortamın ‘resmî doğruları’na uygun gayrisahih ve sahte cevaplar vermeye yönlendirilmemiz
Bugünlerin moda tabiriyle ‘erkek-egemen’ bir toplumda Efendimiz aleyhissalâtu vesselam
hem de bir cihad dönüşü gerçekleşen bir muhaverede
hiç çekinmeden “En çok sevdiğin kim?” sorusuna cevaben hanımının ismini zikredebildi
Peki
bugünün dünyasında ve bu toplumda biz
böyle bir soru karşısında kalbimizdeki cevabı verebilir halde miyiz? Böylesi sorular sözkonusu olduğunda
bizim cevabımız kalbimizden mi geliyor; yoksa
‘beklenen cevap şu; bu soru da bu cevabı vermen için soruldu’ diyen aklımızdan mı?
Duygularını bastırmayı ve saklamayı
kalbinin söylemediği şeyi dilinde gezdirmeyi öğrenen kuşaklarız velhasıl
Hele bir de bu durumu yere göğe sığdıramadıkları bir ‘müfredat’la kalıcılaştırmaya çalışanların kendilerini özgürlükten
Peygamber’i ise ‘baskı’dan yana konuşlandırmaya kalkışmaları yok mu; doğrusu sinirime dokunuyor
Hâşiye: Kudsî nebînin ‘duyguların ifadesi’yle ilgili olarak
ashabı üzerinden bütün ümmetine öğrettiği iki talim daha var
İlki
Peygamber aleyhissalâtu vesselamın da sofraya dahil olduğu bir ortama giren birkaç sahabi
sofraya buyur edilmelerine karşılık ‘tok olduklarını’ söylerler
Halbuki tok değildirler
Peygamber aleyhissalâtu vesselamın “Açlığınıza yalan karıştırmayın” uyarısından sonradır ki
sofraya otururlar
Ders manidardır: Aç olmak ayıp değildir; ama aç olduğu halde tok olduğunu söylemek ayıptır ve günahtır
İkinci ders ise
Hz
Ömer ile ilgilidir
Ömer radıyallahu anh
bir gün Hz
Peygamber’in yanına gelip
“Yâ Rasûlallah! Seni kendim hariç herkesten daha çok seviyorum” der
Bunun üzerine Efendimiz
“Hayır yâ Ömer! Beni kendinden de fazla sevmedikçe felaha eremezsin” mealinde bir sözle uyarır
Buna karşılık Hz
Ömer’in hemen vereceği cevap ise
bizim böylesi durumlarda yapmaya alış(tırıl)mış olduğu üzere
“Aslında öyle demek istemiştim” gibi kaçamak bir cevap değildir
Hz
Ömer
aradan epeyce bir zaman geçtikten sonra Efendimiz aleyhissalâtu vesselama gelip
“Seni kendim dahil herkesten daha çok seviyorum” demiştir
Hz
Ömer’in hem ilk geldiği anda söylediği söz
hem de son söylediği söze gelinceye kadar aradan geçen zaman
Peygamber aleyhissalâtu vesselamın sahabilerini kalbleriyle dilleri barışık
özleri ile sözleri bir
rahat ve özgür insanlar kılmasının dikkat çekici bir diğer örneğidir
__________________
b@ron
Kullanıcının Profilini Göster
b@ron tarafından gönderilmiş daha fazla mesaj bul