09-02-2009
|
#4
|
Şengül Şirin
|
Cevap : Kommagene (Commagene) Krallığı
Kommagene Krallığı
Kommagene Krallığı Türkiye’nin güneydoğusunda, Dicle ve Fırat Nehirlerinin yukarı kıyılarında kurulmuştu Bugün bu topraklar anlatılan o cennete ait ipuçları vermiyor-cenneti çağrıştırmakta zorlanıyor Yamaçları kapladığı söylenen o ağaçlar artık yok ve keçi sürüleri bitki örtüsünün son yeşilliklerini tüketmekle meşgul Başlatılan sulama kanalları mucizeler yaratacak ve verilen çabalar sonunda bölge yeniden ağaçlanacak zira toprak burada çok verimli ve sayısız dağ pınarı var
Kommagene kömür, demir, altın ve petrol gibi mineral ve madenleriyle ünlü çok verimli bir bölgeydi Bu zenginliklerin bir kısmı bugün yeniden keşfedilmiş durumda Örneğin 1960larda bir arkeolog Fırat’tan altın çıkarmayı başardı Diğer bir kesif petrol ile yasandı Son birkaç yıldır bölgede yaygın olarak ham petrol sondajı yapılıyor
Her yerde Türk Petrol Ofisi’nin kara altın çıkaran petrol çıkarma şantiyelerini görmek mümkün Ama artık zamanda yolculuk etme vakti Kommageneyi ilk kez I Ö 850 civarında yazılı tarihin kayıtlarında görmeye başlıyoruz Bir Asur kralının tutanaklarında, halkın krala yıllık vergi olarak altın, gümüş ve sedir ağacından yapılmış tahta verdiği yazılı Belli ki o günlerde değerli sedir ağaçları sadece Lübnan’da değil Kommagene topraklarında da yetişiyordu Kommagene Asurluların bir uydusu haline geldiği dönemde
İ Ö 700 civarında bir Kommagen Kralı Asurlulara başkaldırır Asur kralı Sargon Kommagenleri yener ve yenilen asi kralı: “Tanrılardan korkusu olmayan tanrısız bir adam bu Sadece kötü planlar yapan bir hilekar,” diyerek suçlar Kral Sargon’un nitelemesi fazlasıyla öznel görünebilir Ancak Sargon sözlerine şöyle devam eder: “karısını, oğullarını ve kızlarını, malını ve hazinelerini aldım ve son olarak halkını aldım ve onları Mezopotamya’nın güneyine (bugün Irak) sürdüm ” Anlaşılan, yerleşik halkları yurtlarından topraklarından sürmek o zamanlarda da uygulanan bir yöntemdi
İ Ö 600 dolaylarında Babilliler Asurluları yenilgiye uğratırlar Sonradan Kommagene krallığını başkenti olacak olan Samsat’da son kez savaşırlar Bu savaşta Mısır ordusu Asurlulara destek verir ancak Babilliler birleşik orduları yenmeyi başarırlar Kommagene halkı İ Ö 550 dolaylarında, önce Babillileri yenen Perslerin sonra da Persleri yenen Büyük İskender’in ordularının istilasına tanık olur İ Ö 300′lerde Büyük İskender’in veliahtlarından biri olan Kral Seleukos 1 Nikator bölgesinde hüküm sürer 1 Nikator Kommagene krallarının Yunan atalarından birisidir İ Ö 130′larda Kommagene krallığı bağımsızlığını kazanır
Kral Mithridates I Kallinikos
Küçük Asya’da hüküm süren çogu krallık gibi Kommagene de dogu ve batı halklarının kaynaştığı bir pota oldu Farklı kültürleri, gelenekleri olan farklı diller konuşan insanlardı onlar ve doğal olarak kendilerini birleşmiş tek bir halk olarak görmüyorlardı Onlar için aile ve kan bağı Kommagene krallığı altında birleşmiş olmaktan daha önemliydi Kral Mithridates bu tavrı değiştirmek için çok çalıştı
Örneğin her yıl atalarının onuruna Kommagene krallığında Olimpiyat Oyunları düzenledi Bu oyunlar, Yunanlıların Olimpiyat Oyunlarıyla karsılaştırılabilir nitelikteydi Gençlik yıllarında Kral Mithridates de bu oyunlara katılmış ve Kommageneliler arasında popüler olmayı başarmıştı Yetenekleri sayesinde Kral Mithridates pek çok ödül almış ve bunun bir sonucu olarak Güzellikle zafer kazanan’ anlamına gelen Kallinikos’ adını almıştı
Mithridates Laodike adında bir Seleukos prensesiyle evlendi Üç kızları oldu ve dördüncü çocukları da kız olunca çift bir oğul sahibi olamama kaygısına kapıldılar Bir oğula sahip olmak krallığın kalıcılığı açısında çok önemliydi ve erkek evladı olmayan bir kralın veliahdı da yok demekti Oğulları olduğunda tattıkları mutluluk ve rahatlık sonsuzdu ve çocuğa Laodike’nin babasının adı, Antiokhos, verildi
Kommagene krallığı gücünü kat kat asan güçlerin tehdidi altındaydı ve Mithridates yardıma muhtaçtı Yardım alma amacıyla Mithridates tanrılarla bir anlaşma yaptı Bu tanrıların gerçek mi hayali mi oldukları bilmiyoruz, ancak krallığın bağımsızlığını koruduğu dikkate alınırsa Mithridates’in anlaşmasının ise yaradığı söylenebilir
Diğer taraftan bu sözleşmenin halklar arasındaki uyumsuzlukları yumuşattığı anlaşılıyor Kommagene Krallıgı’nı oluşturan bu başka başka köklerden gelen insanların kendilerini birbirleriyle bağlantılı hissetmeleri güçtü Ancak tanrılarla yapılan sözleşmeden etkilendiler ve kendilerini tanrıların korumayı kabul ettiği seçilmiş insanlar olarak gördüler Böylelikle, Mithridates krallığını meydana getiren halklar arasında bir bağ oluşturulabildi
Kral bu sözleşmenin onuruna ülkenin her yerinde, temenos denilen, küçük tapınaklar insaa ettirdi Temenoslar ülkenin en göze çarpıcı noktalarında kuruldu Bu noktalardan tapınakların en önemlisi olan kutsal Nemrud Dagı’nın tepesindeki tapınağı görmek mümkündü Bu tapınakların hepsinde tanrılardan biriyle el sıkısan Kral Mithridates’in tasvir edildiği bes tablet bulunurdu
Kommagene Krallığı
Mithridates tanrılaraiYunanca ve Persce olan isimler verdi: Apollo/Mithras
Artagnes/Herakles
Zeus/Oromasdes
Hera/Teleia
Helios/Hermes
Mithridates tanrılara her iki dilde isim vermesinin sebebi krallığını oluşturan halkların kendilerini tanrılara yakın hissetmelerini sağlamaktı Bu tas tabletler stel olarak da bilinir Bu steller sayesinde Kral Mithridates tebaasını sadece onun sayesinde koruma altıda olabileceklerine inandırdı Bur temenoslar kralın tanrılarla yaptığı anlaşmanın şahitleriydiler Apollo / Mithras, Artagnes / Herakles, Zeus / Oromasdes, Hera / Teleia ve Helios / Hermes’i karsılayan / ev sahipligi yapan Kral Mithridates’in beş steli
Loos’un onuncu günü–14 Temmuz– “Yüce Tanrıların Tezahürü” günü olarak kabul edildi O gün Kral Mithridates’in taç giydiği gün olarak da seçilmişti Her yıl o gün Kommageneliler köylerinin veya kasabalarının yakınındaki tapınaklarında biraraya gelerek kutlamalar yaparlardı Bu kutlu günde Kral Mithridates Nemrud Dagı’nın zirvesinde Kommagene’nin asilzadeleri ve diğer önemli şahsiyetleriyle bir araya gelir ve yüzlerce yurttaşının önünde tanrıların temsilcilerini kabul ederdi
Kral Antiokhus I Theos
Kral Mithridates’in oğlu Antiokhos ailesinden Yunan ve Pers kültürün karışımı bir eğitim aldı Annesi Kraliçe Laodike Büyük İskender’in soyundandı, babası ise Perslerin kralların kralı’ dedikleri 1 Darius idi Antiokhos çok genç yastayken babası onu bir Seleukos prensesi olan İsias Philostorgos, Sevgili’ ile evlendirdi Bu evlilik tamamen politik bir amaç uğruna plânlanmıştı ve aşkla pek ilgisi yoktu
Mithridates tahtını ogluna bıraktıktan sonra onu gözetmeye devam etti Nemrud DaĞı’ndaki tapınağı birlikte tasarladılar Tapınak Mithridates’in temellerini attığı tanrılarla yapılan sözlesmenin merkezi olacaktı Mithridates’in yaklaşımı, her zaman olduğu gibi pragmatikti Tapınak öylesine etkileyici bir anıt olmalıydı ki tebaası sözleşmenin önemini anlamalıydı
Nemrud Dagı’nın bölgeye hakim konumu tapınagın ülkenin her yerinden kolaylıkla görülmesini sağlayacaktı Antiokhos ise idealistti Ona göre sözleşme yeni bir dine beşik, Nemrud Dagı da onun merkezi olacaktı Bu yeni din Nemrud’dan tüm medeni dünyaya yansıyacaktı Bir din yaratmanın verdiği güvenle olsa gerek, Antiokhos taç giyişinin hemen ardından kendine Theos (Tanrı) adını verdi Ve kendince bir efsane oldu
Antiokhos babasına çok derin bir saygı duyar ancak annesi Laodike’yi her şeyin üstünde severdi Bir çok yazıtta kendisini annesini seven kişi’ olarak kaydettirmiştir Annesine tanrıça anlamına gelen Thea ismini verdi Nemrud Dagı tanrılarının heykelleri arasında annesini kendisiyle birlikte ölümsüzlestirdi Tanrı Zeus’un soluna Kommagene Kralı, Theos olarak kendisini, Zeus’un sağına da Kommagene’nin Anası, Thea, olarak annesi Laodike’yi yerleştirdi
Sanat
Kommagene’nin tamamen kendine özgü bir sanat geleneği vardı Bu gelenek Yunan ve Pers sanatlarının essiz bir senteziydi Antiokhos sanata destek verdi Meclisinde sanatçıları ve bilginleri toplardı Bunlara karalın arkadaşları’ anlamına gelen philoi denirdi Kral Mithridates zamanında sanatta dogu etkisi agır basmaktayken Kral Antiokhos dönemi sanatı daha doğalcı (naturalist) ve daha az stilize (geleneğe uygun) bir üslup kazandı Antiokhos Yunan kültürünü tercih etmiş ve kendine Yunanlıların ve Romalıların dostu’ adını vermişti
Dağın zirvesindeki heykeller Kommagene sanatının ihtişamını belgeler Orada doğu ve batı tam bir uyumla kaynaşır Batı Terası’ndaki Antiokhos basında formu bozabilecek tüm ayrıntılardan arındırılmış çok güzel bir örnektir Heykelde süslü bir sakal, takı ya da başka bezemeler yoktur Sade ve dinamik bu eser bugün bile ebedi güzelliğiyle görenleri heyecanlandırır
Ticaret
Ticaret Kommagene Krallığı için önemli bir gelir kaynağıydı Romalılar ile Partlar arasında büyüyen sorunlar dogu ve batı arasındaki ticareti engelliyordu Bu iki süper güç arasında bağımsız tek devlet olan Kommagene hem Romalılar hem de Partlarla ticari ilişkiler kurmuştu Kommageneli tüccarlar özgürce Partların topraklarında ticaret yapabilyorlardı Çin’den ipek, Hindistan’dan egzotik hayvanlar ve baharatlar dahil pek çok malın ticaretini yapıyorlardı
Antiokhos denetimi altında tuttuğu Toros Sıradağları ve Fırat Nehri geçitleri sayesinde ağır vergiler topluyordu Zenginliği sayesinde Kommagene sadece bir geçiş yeri degil aynı zamanda lüks malların tüketildiği bir ülke olmuştu Getirilen mallar başkent Samsat’da Romalılara ve zengin Kommagenelilere satılıyordu Antiokhos devrinde Samsat dogu ile batı arasındaki ticaretin merkezi haline geldi Partlar, Kommageneliler, Romalılar, Yunanlılar ve Araplar orada bir araya geliyorlardı
__________________
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır
|
|
|
|