Şengül Şirin
|
Cevap : Bayezid II (1447/14487-1512)
Osmanlı-Venedik barışı (1502)
Venedik, Osmanlı Devleti ile artık başedemiyordu Özellikle Osmanlı akıncılarının yapmış olduğu her akın Venedik için büyük bir tehlike idi Zira Osmanlıların her an için Venedik şehrini dahi istila etme ihtimali mevcuttu Mora'dan tamamıyla atılan Venedik, denizlerde de faaliyet gösteremiyor, Kemal Reis başta olmak üzere Türk denizcileri Venedik'e göz açtırmıyorlardı
Kefalonya gibi Aya Mavri adasını da işgal eden Venedik, 1502 yılının başlarında adayı ele geçirdi Adayı korumakla görevli küçük yeniçeri müfrezesi vuruşmadan kaleyi teslim etmiş ve akabinde silahları ile birlikte İstanbul'a gelmişti Sultan Bayezid düşmana karşı silah atmadan kaleyi teslim eden bu askerleri idam ettirdi Birkaç ay sonra adaya gelen Kemal Reis 30 Ağustos 1502 tarihinde Venediklileri adadan çıkardı 13 Ağustos 1502 tarihinde Venedik'in Arnavutluk'ta bulunan son üssü Dıraç'ın da Osmanlı'ya geçmesi ile Venedik'in Yunanistan gibi Arnavutluk'la da bir bağlantısı kalmadı
Mora ve Arnavutluk'taki büyük üslerini ve denizlerdeki üstünlüğünü kaybeden Venedik için barıştan başka çözüm yolu kalmamıştı 27 Eylül 1502'de kalabalık bir ekiple İstanbul'a gelen Venediklilerle 14 Aralık 1502'de 31 maddelik Osmanlı - Venedik Barış Antlaşması (İstanbul Muahedesi) imzalandı [17] Yalnız Kefalonya adası Venedik'e bırakılmış, bunun dışındaki tüm fetihleri Venedik tanımıştı
Karamanoğulları'nın son taht teşebbüsü
Osmanlılar, Venedik'e karşı savaşırken Karamanoğlu Mustafa Bey, Karamanoğulları'nın tarihteki son ayaklanmasını çıkardı Akkoyunlular'ın misafiri olarak Tebriz'de büyüyen Mustafa Bey 1500 yılında II Bayezid Mora'da iken İçel'e geldi Burada etrafına topladığı Türkmenlerle Karaman'ı kuşattı Osmanlılar'ın fazla önem vermedikleri bu olay üzerine Konya'da bulunan Bayezid'in 4 oğlu Şehzade Şehenşah, Karamanoğlu Mustafa Bey'in üzerine bizzat gitmemiş, Beyşehir sancak beyi olan oğlunu göndermişti Vuruşmayı
göze alamayan Karamanoğlu Mustafa Bey, İçel'e çekildi 1500 yılı sonlarında Şehzade Şehenşah bizzat İçel'e gelmiş fakat Karamanoğlu Mustafa Bey'i yakalayamamıştı 1501Vezir-i Azam Hacı Mesih Paşa da İçel'e geldi Bunun üzerine Tarsus'tan gemiye binip Suriye'ye kaçan Karamanoğlu Mustafa Bey, Memluklulara sığındı Osmanlılarla yeni bir anlaşmazlığa düşmek istemeyen Memluk Sultanı da Karamanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü baharında
Safeviler'in İran'da başa geçmeleri
Şah İsmail
1502'de Akkoyunluların Tebriz'i kaybetmesinden sonra İran tahtına başka bir Türk hanedanı olan Safeviler geçti Olayı önemli kılan ise Safevilerin Şii mezhebine mensup olmalarıydı Akkoyunlu ve Trabzon Rum Devleti ile akrabalık ilişkileri kuran Safeviler böylece siyasi hayata atılmışlardı Şiirlerini Farsça'dan çok Türkçe olarak söyleyen Safeviler'in lideri Şah İsmail Osmanlı Devleti'ne doğudan gelen tehlikelerin üçüncüsü ve sonuncusudur (Daha önceden Timur ve Akkoyunlular)
Sultan Bayezid daha önceden bölgede dengeyi koruma amaçlı önlemler almış ve hem Akkoyunlular'ın hem de Memlukluların hanedanları ile akrabalık bağları kumuştu 1507'de Kemal Reis Mısır'a bir dostluk ziyaretinde bulundu ve Sultan Kansu tarafından büyük bir törenle karşılandı Safevilerin başa geçmesi Osmanlılarla Memlukluları birbirine yaklaştırdı
Şah İsmail, Akkoyunlular'ı haritadan silmek amacındaydı Bu arada Trabzon'da sancak beyi olan Şehzade Selim Erzincan'ı ele geçirmiş, Safeviler'e bağlı olan Gürcü prenslikleri yenip onları vergiye bağlamıştı
Şah İsmail'in tahta çıkışı Avrupa'da büyük yankı uyandırdı Zira kendilerinin Osmanlı ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden başka bir Türk devletinin onu yenmesi ile Müslümanların tıpkı Endülüsdeki gibi Avrupa'dan atılabileceğini düşünüyorlardı
Şah İsmail büyük gücün Osmanlı Devleti olduğunu bildiğinden Memluklulara
Osmanlılara karşı birleşmeyi önermiş fakat Osmanlılardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bilen Memluklular tarafından bu teklif reddedilmişti Venediklilere de aynı teklifte bulunan Şah İsmail'in elçileri Venedik'den yardım cevabı aldılar Fakat Venedik, Osmanlı Devleti ile doğrudan bir savaşı göze alamayıp, yapılacak bir savaşta destek vermeyi kabul etti Deniz gücü olmayan ve tamamıyla bir kara devleti olan Safevilerdeniz gücünden yararlanmak istiyorlardı Venedik'in
Bunlara karşılık II Bayezid Mısır'a Kemal Reis ile birlikte büyük miktarda top, stratejik harp malzemesi ve bahriye levazımı gönderdi Memluklular Safevilerden, Osmanlılardan daha çok çekiniyorlardı Zira daha önce Şii Fatımi hanedanı uzun süre Mısır'da hüküm sürmüş ve ancak Memluklular tarafından yıkılmıştı Ayrıca Mısır'da Osmanlı ülkesinin tersine halk ve saray erkanı Türkmen asıllı değildi Büyük bir Arap çoğunluğu azınlıktaki Türkler tarafından yönetiliyordu
Şah İsmail daha önceden Fatımilerin yapamadığını yapmak, tüm İslam dünyasını Şii mezhebi altında birleştirmek istiyordu ve önündeki Osmanlı barajı yıkılırsa onu ne Memluklar ne de Türkistan'daki Türk devletleri durdurabilirdi
Safevilerin toprakları içerisinde yer alan İsfahan
Şah İsmail'in Dulkadir seferi
Safevi Şah'ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul'un hem de Kahire'nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği'nin üzerine yürüdü Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in Şii olan Şah'a kızını vermek istememesiydi Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek KayseriMaraş'a ve Elbistan'a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı'nın mezarlarını yaktırdı Sonradan da Osmanlı Devleti'ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi üzerinden Dulkadir topraklarına girdi Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey'in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü Bunun üzerine
Senelerden beri Dulkadiroğulları Beyliği'nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar Bu da Şah İsmail'in
Anadolu'daki prestijini artırdı Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim (Yavuz Sultan Selim Han) anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan'a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı'na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon'a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamış iken Şehzade Selim'in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu
Bu arada II Bayezid Şah İsmail'in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu'ya asker yığdı Bu nedenle Şah İsmail Anadolu'nun içlerine girmekten çekinmiştir Sayısı 115 000'i bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II Bayezid'e Şanlı büyük babam1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır'a çekildi diye hitap ettiği bir mektup yazarak
Küçük Kıyamet (1509 İstanbul Depremi)
Peter Coecke'nin 1529'da 1509 Büyük İstanbul Depremi'ni anlatan ağaç oyma sanatı ile yaptığı tasviri
10 Eylül 1509'da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, iki ay kadar çadırlarda yaşadı Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi 14 Eylül 1509'da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı Küçük kıyamet (Kıyamet-i Suğra) denilen bu depremde İstanbul'da 109 cami ve mescitev kullanılamaz hâle geldi Halktan da 5 000 kadar insan yaşamını yitirdi Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi Bu arada eski su bentleri de yıkıldı Sultan II Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada on gün kadar ikamet etti ile 1 070
45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı Çorum halkının üçte ikisi, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı Sultan II Bayezid'in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını hâlini aldı
Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev yaptı Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı Üç gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan öldü
Bundan sonra II Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için yirmi evden bir kişi ve ev başına yirmi ikişer akçe toplandı Bu şekilde Anadolu'dan 37 000, Rumeli'den de 29 000 cerahor (ücretli amele) çıkarılıp 3 000 kadar mimar ve marangoz getirildi Bunlardan başka
"Yaya"lardan 8 000, "Müsellem"lerden de 3 000 kişi kireç yakmakla görevlendirildi 29 Mart 1510'da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı Sultan II Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin'in nezareti altında yapıldı İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine üç gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı [18]
Şahkulu isyanı
Şah İsmail'in Anadolu'da Şii propagandası yapmakla görevlendirdiği kişi, Türk asıllı olmakla birlikte kökeninin Anadolu mu yoksa İran mı olduğu tam olarak bilinmeyen Şah Kulu adı verilen biriydi İran'dan kıyafet değiştirterek binlerce Türkmen'i Anadolu'ya sokan Şahkulu, Kütahya'ya kadar sokuldu Şehirdeki Osmanlı kuvvetleri dağıtıldı II Bayezid o sıralarda oğlu Şehzade Şehenşah'ın vefatından dolayı çok üzgündü Aslında dedesi II Murat gibi tahtı büyük oğlu Şehzade Ahmet'e devretmek arzusundaydı
Kendisi de Şehzade Ahmet taraftarı olan Vezir-i Azam Ali Paşa, Şahkulu'nu yoketme görevinin Şehzade Ahmet'e verilmesini istedi Böyle bir başarı ile hem Şehzade Ahmet prestij kazanacak hem de onun tahta çıkmasına karşı olan sesler azaltılabilecekti
Bu sıralarda Anadolu beylerbeyi Karagöz Mehmet Paşa'yı da yenen Şahkulu, Kütahya'ya girdi [19] Bunun üzerine Amasya sancak beyi olan Şehzade Ahmet İstanbul'a çağrıldı ve başkumandan ilan edilip Ali Paşa ile birlikte Şahkulu'nun üzerine gönderilidi
Kayseri-Sivas arasında Şahkulu ile karşılaşan Osmanlı Ordusu Gökçay Meydan Muharebesi'nde 1511 yılının Temmuz ayında Kızılbaş dedikleri Şii Türkmenleri yendiler [20] Yalnız Ali Paşa savaşta öldü Bu olay ile Şii meselesi o an için ortadan kalmış oldu Şah Kulu yakalanıp idam edildikten sonra imparatorlukta sorunlar yükseldi Şehzadeler babalarını başarısız görüp tahtı kendi aralarında mücadele ederek ele geçirmeye çalıştılar
Oğulları arasındaki taht kavgaları

Beyazıt Camii
Oğulları
II Bayezid'in, Mahmut, Ahmet, Şehenşah, Selim, Mehmet, Korkut, Abdullah ve Alemşah isimli 8 oğlu ve pek çok da kızı olmuştu Oğullarının en büyüğü babasının tahta geçmesinden kısa bir süre sonra vefat etti Padişah'ın 6 , 7 , 8 oğulları olan Mahmut, Mehmet, Alemşah ise 1507'den önce öldüler Hayatta sadece yaş sırası ile Şehzade Ahmet, Şehzade Korkut, Şehzade Selim ve Şehenşah kalmıştı Hepsi de olgun yaşlara gelmiş, ya kırk yaşını geçmiş veya yaklaşmışlardı Şehzade Korkut ile Şehzade Selim Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı olan Ayşe Hatun'un çocukları idiler Şehzade Ahmet Amasya'da [7] vali iken, Korkut Manisa'da, Şehzade Selim ise Trabzon'da vali olarak görevliydi En küçük şehzade Şehenşah'ın annesi Karamanoğlu sülalesindendi ve bu nedenle Konya valiliğini yürütüyordu
Şehzade Korkut
II Bayezid'in hayatta kalan oğullarından Şehzade Korkut dışındakilerin hepsinin şehzadeleri vardı; yani hepsi kendisinden sonra tahta geçebilecek erkek çocuklara sahiptiler Yalnız Şehzade Korkut'un pek çok kızı olmasına rağmen erkek çocuğu yoktu
1509 yılında 40 yaşındaki Şehzade Korkut Manisa sancak beyi (Saruhan Beyi) iken Antalya sancak beyliğine (Teke Beyi) gönderilmişti Vezir-i Azam Ali Paşa'nın kardeşi Şehzade Ahmet'i tuttuğunu bilen Şehzade Korkut bu tayinle tahttan uzaklaştırıldığının farkında idi Babasının ani ölümü halinde kardeşi Ahmet Amasya'da olduğundan
İstanbul'a Antalya'dan daha çabuk varabilirdi Bu nedenle kendisinin tekrar Manisa'ya tayinini istedi, fakat kabul edilmedi Bunun üzerine babasının gözünü korkutmak isteyen Şehzade Korkut tıpkı amcası Cem Sultan gibi hacca gideceğini söyleyip, 137 kişilik maiyeti ve 8 gemi ile 1509 yılında Antalya'dan yola çıktı Aslında Şehzade Korkut'un denizciler üzerinde büyük bir tesiri vardı Zaten denizcileri himaye etmesi ile ün kazanmıştı Pek çok Osmanlı esirini fidyelerini cebinden verip kurtarmıştı Bunun yanında denizcilik yapanları, reisleri korur, himaye ederdi
Şehzade Korkut 29 Mayıs'ta Sultan Kansu tarafından Kahire'de muhteşem bir şekilde karşılandı Bu arada devlet adamları bu olayın aynen Cem Sultan'ın hikâyesine benzediğinden kuşkulanmışlardı Fakat Şehzadenin tek hedefi babasının ve Ali Paşa'nın gözünü korkutmaktı Tüm çabalarına rağmen ataması yapılmadı ve Antalya'da kaldı
Şehzade Selim
Aynı dönemde Şehzade Selim yaptıkları ile takdir topluyordu Safeviler'e karşı yapmış olduğu akın ve Gürcü kralları vergiye bağlaması gözleri ona çevirmişti Şehzade KorkutŞehzade Ahmet geçecekti Zira meşru veliaht, büyük şehzade idi ise daha yumuşak huylu ve mutedildi Yalnız erkek çocuğunun olamayışı nedeniyle fazla taraftar toplayamamıştı Esasen tahta
Şehzade Selim İstanbul'a çok uzak olan Trabzon sancak beyiydi Ağabeylerinden Ahmet Amasya'da, Korkut Manisa'da, küçük kardeşi Şehzade Şehenşah ise Konya'daydı Bu durumda tahta en uzak şehirde olan kendisi idi Bir defa tahta oturan şehzadeyi oradan atmak neredeyse imkânsızdı
Bu dönemde oğlu Şehzade Süleyman 14 yaşına gelmişti Büluğ çağına gelen şehzadelere sancak verilmesi kanundu Babası da oğlu Süleyman için Bolu sancağını istedi Şehzade Süleyman Trabzon'a bağlı Şebinkarahisar sancak beyiydi Bolu ise ayrı müstakil bir sancaktı Selim'in isteği oldu ve Şehzade Süleyman Bolu'ya nakledildi Tabii bu olaya Amasya Sancak beyi Şehzade Ahmet karşı çıktı Çünkü Bolu Amasya ile İstanbul arasında bir noktaydı Bu da kendisi için tehlikeli olabilirdi
Şehzade Ahmet'in çabaları ile Şehzade Süleyman Bolu'dan ayrılacakken, Şehzade Selim bu sefer oğlu için Kefe sancağını istedi Kefe Kırım'da bir liman şehriydi Kırım Hanlığı'na bağlı olmayan şehir doğrudan doğruya İstanbul'a bağlı idi Şehzade Selim'in düşüncesi kayınpederi olan Kırım hanı Mengli Giray'a yakın bulunabilmekti Zira Mengli Giray da damadını destekliyordu Bunun üzerine Şehzade Süleyman 1504 yılında ölen amcası Şehzade Mehmet yerine Kefe sancak beyi oldu
1511 yılında Şehzade Selim büyük bir maiyet ile Trabzon'dan gemi ile Kırım'a gitti Güya oğlu Süleyman'ı ve kayınpederini ziyaret edecekti Asıl amacı kayınpederi ile sıkı bir işbirliği yapmak ve oğlu Süleyman'a talimat vermekti Veliaht Şehzade Ahmet, Kırım Hanı'na bir mektup gönderdi ve kardeşi Selim'e yardımdan vazgeçmediği takdirde, padişah olduğu zaman Kırım tahtından ümit kesmesini açıkça söylüyordu Mengli Giray buna kulak asmadıysa da, kayınpederini müşkül durumda bırakmak istemeyen Şehzade Selim Kırım'dan ayrıldı Kardeşi Ahmet babasına baskı yaparak kayınpederini azlettirebilirdi
Selim Kırım'dan Trabzon'a dönmek yerine Rumeli'ye geçti ve artık Trabzon'a dönmeyeceğini ve kendisine Rumeli'de bir sancak verilmesini istedi Şehzadelere Rumeli'den sancak verilmesi yasalara aykırı olmasına rağmen ordu tarafından sevilen Şehzade Selim'e Semendire ve Vidin sancakları verildi
Bu arada Şehzade Korkut babasının üzerindeki baskısını arttırarak tekrar Manisa2 Temmuz 1511'de Konya sancak beyi Şehzade Şehenşah'ın 40 yaşında eceli ile vefatı üzerine taht adaylarının sayısı üçe indi sancağına atandı
Müstakbel padişah Yavuz Sultan Selim
1511 Temmuz'unda Şehzade Selim Vidin'den Edirne'ye geldi Bu şehri işgal ettikten sonra Çorlu'ya geldi Ancak 3 Ağustos günü babası II Bayezid tarafından karşılandı Birkaç dakikalık vuruşmadan sonra Şehzade mağlup oldu Kaçmak zorunda kalan Şehzade ihtiyatı elden bırakmamıştı Bulgaristan sahillerinde gemiler şehzadeyi bekliyordu Bu olaydan sonra tekrar sancağına dönemezdi Oğlunun yanına, Kefe'ye gelen şehzade orduyu elde etmeden taht yolunun zor olduğunu böylece anladı
Şehzade Ahmet
21 Ağustos 1511 günü II Bayezid büyük oğlu Ahmet'i tahta geçirmek üzere İstanbul'a çağırdı Veliaht Şehzade'nin Maltepe'ye kadar gelmesi üzerine Şehzade Selim'i destekleyen birlikler ayaklandı Bunun üzerine Şehzade İstanbul'a giremedi ve Maltepe'den geri dönmek zorunda kaldı Amasya'ya döneceği yerde Konya'ya geçen Şehzade Ahmet burada padişahlığını ilan ederek babasının orduya söz geçiremediğini iddia etti Şehzade Ahmet'in açıkca müddei sıfatını takınması üzerine ulema yüzünü Ahmed'den çevirdi
Bu arada Şehzade Korkut'un ansızın İstanbul'a gelmesi işleri iyice karıştırdı Ağabeyinin bu tavrı üzerine umuda kapılan Korkut babası ve paşalarla görüşmüş ve büyük saygı görmüştü fakat babasının hayatta olması nedeniyle paşalar Korkut'u desteklemediler
1512 yılının ilk günlerinde Kızılbaşlar Amasya, Tokat bölgesinde tekrar ayaklandılar Şehzade Ahmet'in orayı bırakması bölgede büyük bir boşluk oluşturmuştu Bu olay üzerine 6 Mart günü İstanbul'da Kapıkulu Ocakları isyan çıkardı Bu olaylar üzerine Şehzade Ahmet'i desteklemekten vazgeçen Sultan küçük oğlu Selim lehine bir name yazarak onu İstanbul'a davet etti
Tahttan feragatı ve vefatı
Şehzade Selim 19 Nisan'da İstanbul'a ulaştı Bu arada Şehzade Korkut da İstanbul'da idi Kendisinden üç yaş küçük kardeşinin padişahlığını tanıdı ve tebrik etti 24 Nisan1512'de II Bayezid oğlu Selim namına tahtan feragat ettiğini açıkladı Böylece babasının vefatından sonra yeniçerilerin desteği ile tahta çıkan II Bayezid uzun bir saltanatın sonunda yine yeniçerilerin baskısıyla tahttan çekilmiş oldu II Bayezid tahtını oğluna bırakırken şu sözleri söyler:
“ Adaletten ayrılma, acizlere ve biçarelere karşı merhametli ol Kimsesizlere şefkat göster, herkesin sana ram olmasını istiyorsan ulemaya çok saygı göster, zaruret olmadıkça kimseye sert davranma ” Yeni Sultan Selim'e Dimetoka'da çekilmek istediğini söyleyen sabık sultan, oğlunun culusundan 11 gün sonra kalabalık bir maiyet ile İstanbul'dan Dimetoka'ya doğru yola çıktı Yola çıktığında da çok hasta ve bitkin olan sabık sultan ata binemedi ve ancak tahtırevan ile seyahate devam edebildi Dimetoka'ya ulaşmaya ömrü vefa etmeyen II Bayezid, yola çıkışlarından 32 gün sonra 26 Mayıs 1512'de Edirne'nin güneydoğusundaki Havsa ilçesinin Abalar köyünde vefat etti
II Bayezid'in cenazesi İstanbul'a getirildi, Fatih Camii'nde kılınan cenaze namazındanBayezid Camii'ndeki türbesine defnedildi 62 yaşında vefat eden II Bayezid'in padişahlık süresi 31 yıldan 9 gün eksikti Ölümü tüm İslam âleminde üzüntü ile karşılandı Kahire'de ölümü işitilince başta Sultan Kansu olmak üzere çok sayıda kişinin katıldığı gıyabi cenaze namazı kılındı Ayrıca İslam dünyasının başka yerlerinde de gıyabi cenaze namazları kılındı sonra kendi yaptırdığı
İlginç diyalogları
Kristof Kolomb ile diyalogu
Kristof Kolomb
Amerika kıtasını keşfeden İtalyan denizci Kristof Kolomb, yaklaşık 14 yıldır tasarladığı okyanus ötesinde yolculuğu 1484'de Portekiz Kralına sundu ama reddedildi Destekleyecek bir finansör bulamayınca maddi zorluklara giren Kolomb, Avrupa ile Osmanlı arasında ticaret ile uğraştı Bu dönemde, 1484'de Sultan II Bayezid'e bir papaz eşliğinde başvurdu ve bu isteği Osmanlı kayıtlarında
“ II Bayezid'den sultanın adına yeni ülkeler keşfedebilmek için emrine gemiler vermesi istedi ” şeklinde geçti
Sultan, karşısına çıkan bu delidolu insanı ciddiye almadı ve talebini reddetti Kolomb, Bayezid'den iki yıl sonra İspanyol kral ve kraliçesine müracaat etti, ve 1492'de de Amerika'yı farkında olmadan keşfetti Geldiği yeri Hindistan zannederek karşılaştığı halka Hindistanlılar (Indian) dedi
İlerki yıllarda Kolomb ile üç kez Amerika'ya gitmiş bir İspanyol, bir savaş sonrasında Piri Reis'in amcası Kemal Reis'e esir düştü ve Kolomb'un keşfettiği Amerika kıyılarının haritasını amcasına verdi Piri Reis bu haritadaki bilgilerden yola çıkarak 1513'de ilk dünya haritasını çizdi [21]
Leonardo Da Vinci ile diyalogu
Leonardo da Vinci'nin 1502 yılında tasarladığı Galata köprüsü
1502 yılında, tarihin en büyük mucitlerinden ve sanatçılarından biri olarak gösterilen İtalyan Leonardo Da Vinci II Bayezid'a, Haliç üzerine yapılması için 240 metre uzunluğunda bir köprü projesi sundu [22] Ancak Da Vinci'nin bu sıradışı projesi II Bayezid tarafından kabul edilmedi ve yıllar sonra benzeri bir köprü 2001 yılında Norveç'de yapıldı
Gül Baba ile diyalogu
Evliya Çelebi'nin anlattığına göre, Sultan II Bayezid 1481 yılının bir kış günü Galatagüllerle süslü bir bahçe ve içinde köhnemiş küçük bir kulübe gördü Kulübede mola veren Sultan, buranın sahibi Gül Baba ile tanışır ve onu, bahçeye gösterdiği özenden dolayı ödüllendirmek istediğini söyledi Gül Babasarı ve kırmızı iki adet gül vererek, bu bahçeye bir okul ve hastaneGalata Sarayı Ocağı (günümüzde Galatasaray Lisesi) böylece kuruldu ve Yavuz Sultan Selim'in oğlu Kanuni Sultan Süleyman da dahil olmak üzere tüm şehzadeler, şehzadelerin çocukları ve önemli devlet görevlileri ilk ve orta eğitimlerini burada aldılar [23] sırtlarında avlanırken son derece bakımlı ve da padişahına yaptırmasını istedi
Şahsiyeti ve tarihe bıraktıkları
II Bayezid'in Bursa'da yaptırdığı Koza Hanı'nın avlusundaki mescid
II Bayezid Külliyesi
II Bayezid uzun boylu, yağız çehreli, ela gözlü ve geniş göğüslüydü Yumuşak bir tabiata sahipti Gençliğinde serbest bir hayat sürdüğü halde padişahlığında ibadete ve hayır işlerine yöneldi Bu sebeple de Bayezid-i Veli ismiyle anıldı Mecbur olmadıkça savaştan uzak kalmaya dikkat etti Ayrıca ülke yönetimine verdiği önem nedeniyle çoğunlukla İstanbul'da kalmayı tercih etti
Şehzadeliğinden beri ünlü bilginleri etrafına topladı ve kendini yetiştirmeye çalıştı Zamanında yetişen pek çok alim, sanatkar ve şaire çalışmalarından dolayı ihsanlarda bulundu, hediyeler verdi
II Bayezid oldukça dindar bir insandı İstanbul'da kendi adına yaptırdığı Bayezid Camii'nin inşası bitince Padişah
“ Her kim ömrü boyunca ikindi ve akşam namazlarınınsünnetlerini terk etmemiş ise, ilk Cuma namazında imam olsun ” demişti Bu hususta kendisinden başka kimse çıkmamış, savaşta ve barışta hiçbir sünneti bırakmadığı için namazı kendisi kıldırmıştır
Edebiyata yoğun bir ilgi duyan Bayezid'in mührünü taşıyan bir çok eser hâlen Türkiye ve Avrupa kütüphanelerinde mevcuttur Hatta, okuduğu kitaplar hakkında düşüncelerini de yazmaktaydı Namına çok eser yazılmıştır Bunun yanısıra, Türk dili'nin gelişmesi için büyük hizmet verdi O, eserlerin açık ve anlaşılır bir dil ile yazılmasını isterdi II Bayezid musiki ile de ilgilendi Sultan'ın eserlerinden yalnız 8 tanesinin notası zamanımıza kadar gelebilmiştir Bunların hepsi saz eserleridir:
- Fahte usulünde Neva Peşrevi
- Neva Saz Semaisi
- Çifte-Düyek usulünde Rahatu'l-Ervah Peşrevi ve Rahatu'l-Ervah Saz Semaisi
- Ağır düyek usulünde Aşiran-Buselik Peşrevi
- Düyek usulünde Evc Peşrevi
- Evc Saz Semaisi ve Sakıyl usulünde Nişabur Peşrevi

Adlî mahlası kullanarak Türkçe ve Farsça şiirler yazdı II Bayezid'in yazdığı şiirlerden meydana gelen küçük hacimli bir divan Rumi 1308 tarihinde İstanbul'da basıldı Kendisi hat sanatında da oldukça yetenekliydi
Hükümdarlığı süresince barışı ve sakinliği tercih etmişti Osmanlı donanması döneminde yenilendi, Piri Reis de tüm Dünya'da nam saldı Donanmanın yenilenmesi sırasında; yelkenli savaş gemilerini uzun menzilli toplarla yaparak Osmanlı'nın Akdeniz'de tek hâkim olması sağlandı Döneminde Yeniçeri Ocağı'nı genişletildi ve ağa bölükleri kuruldu
Sultan II Bayezid otuz seneden fazla süren saltanatı boyunca, barış ve sükûnu tercih etmesi, donanmayı yenileyip hazırlıklar yapması, kendisinden sonra tahta geçen oğlu Yavuz Sultan Selim'in fasılasız seferlerle meşgul olmasına neden oldu Tımarcamiler, medreseler kuruldu Yaptırdığı eserlerden günümüzde hâlâ varlığını sürdürenler arasında: teşkilatında değişiklik yapıldı Ülkenin bir çok yerinde okullar, hastaneler, - İstanbul: Bayezid Camii
- İstanbul: Bayezid Medresesi
- Tokat: Hatuniye Camii
- Çemberlitaş: Atik Ali Paşa Camii
- Amasya: İkinci Beyazıt Külliyesi[24]
- Edirne: İkinci Beyazıt Külliyesi[25]
- Edirne: İkinci Beyazıt Köprüsü
- Osmancık: İkinci Beyazıt Köprüsü
- Geyve: İkinci Beyazıt Köprüsü
- Bursa: Koza Hanı
- Bursa: Pirinç Han
sayılabilir
Ailesi
Eşleri
- Nigâr Hatun; Şehzade Korkut ile Fatma Sultan’ın annesi ve Abdullah Vehbi’nin kızı

- Şirin Hatun; Abdullah kızı ve Şehzade Abdullah’ın annesi

- Gülruh Hatun; Abdülhay’ın kızı ve Alemşah ile Kamer Sultan’ın annesi

- Bülbül Hatun; Abdullah kızı ve Şehzade Ahmed ile Hundi Sultan’ın annesi

- Hüsnüşah Hatun; Karamanoğlu Nasuh Bey’in kızı

- Gülbahar Hatun; Abdüssamed’in kızı ve bir görüşe göre Yavuz’un annesi

- Ferahşad Hatun; Kefe sancak Beği Mehmed’in annesi

- Ayşe Hatun; Zülkadiroğlu Alaaüd-devle Bozkurd Bey’in kızı ve bir görüşe göre Yavuz’un annesi

Erkek çocukları
- Şehzade Sultan Abdullah Han
- Gevher Müluk Sultan
- Şehzade Sultan Korkut Han
- Şehzade Sultan Ahmet Han
- Şehzade Sultan Selim Han (Osmanlı Padişahı)
- Şehzade Sultan Şehenşah Han
- Şehzade Sultan Mahmut Han
- Şehzade Sultan Mehmet Han
- Şehzade Sultan Alem Şah Han
Kız çocukları
- Selçuk Sultan
- Hatice Sultan
- Ayşe Sultan
- Hundi Sultan
- Ayn-i Şah Sultan
- Fatma Sultan
- Hüma Sultan
- Kamer Sultan
- Meliha Sultan
__________________
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır
|