Yalnız Mesajı Göster

Cevap : Soğuk Savaş Dönemi (1945-1960)

Eski 06-21-2009   #15
KRDNZ
Varsayılan

Cevap : Soğuk Savaş Dönemi (1945-1960)



Çin'de Komünizm

Sovyet Rusya 1946-47 yıllarındaki faaliyetleri ile Avrupadaki durumlarını iyice sağlamlaştırmışlardı O kadar ki, bir Sovyet tehdidi Avrupanın üzerine iyice çökmüş bulunmaktaydı Her ne kadar, Amerika 1947'den itibaren bu Sovyet tehlikesine karşı bir tepki göstermeye ve harekete geçmeye başlayacak ise de, bunun neticesini ancak 1949 yılında alabilecektir Fakat Amerika'nın tepkilerinin başladığı 1947 yılından itibaren de Asya'nın kaderi çizilmeye başlamıştı Zira Çin'de Milliyetçilerle Komünistler arasındaki mücadele 1948 den itibaren Milliyetçilerin aleyhine ve komünistlerin lehine dönmeye başlayacak ve Avrupada NATO ittifakının kurulduğu 1949 yılının sonbaharından itibaren Çin Komünist Partisi'nin kontrolu altına girecektir Bu ise, Uzak Doğu kuvvet dengesinin gayet ağırlıklı bir biçimde Sovyetler tarafına eğilmesi demekti


Japonya 1937 Temmuzunda Çin'e saldırmaya başlayınca, bu müşterek tehlikeye karşı Chiang Kai-shek'in milliyetçileri ile Mao Tse-tung'un komünistleri bir işbirliği içine girdiler İİ'inci Dünya Savaşı boyunca komünistler Çinin kuzey eyaletlerinde, milliyetçiler ise Çinin güney eyaletlerinde Japonlara karşı savaştılar Japonya 1945 Eylülünde teslim olduğunda durum böyle idi Bu sebeple Amerika komünistlerin kuzey Çin'e hakim olmasından endişe ederek, Amerikan uçakları 80000 kişilik bir milliyetçi kuvveti Shanghai, Nanking ve Peiping bölgelerine naklederek komünistlerin Kuzey Çin'e hakim olmalarını engellemek istedi

Milliyetçilerin durumu iyi idi Bu sebeple Sovyetler, 1945 Ağustosunda, Chiang Kai-shek ile bir anlaşma imzalayarak Chiang hükümetini Çinin resmi hükümeti olarak tanıdılar ve Çinin içişlerine karışmamayı taahhüt ettiler Buna karşılık Chiang Kai-shek de Moğolistan'ın bağımsızlığını tanıyor, Doğu Çin Demiryolları ile Güney Mançurya demiryollarının Sovyetlerle ortak olarak işletilmesini, Port Arthur ve Dairen limanlarını 30 yıl süre ile Sovyetlere kiralamayı kabul ediyordu Japonya'nın teslim belgesini imzalamasından üç hafta sonra da Sovyetler Mançuryayı tamamen boşaltacaklardı

Sovyetlerle anlaşan Chiang Kai-shek, Mao Tse-tung'a dönüp Komünistlerle de bir anlaşmaya girmek istedi Lakin mümkün olmadı Chiang Çin'de merkezi idare sistemi kurmak isterken, Mao Çinin gevşek bir federasyona sahip olmasını istiyordu Görüşmelerde anlaşma olmayınca, 1945 Ekiminden itibaren komünistlerle milliyetçiler tekrar birbirleriyle mücadeleye başladılar

Bu mücadele milliyetçiler için hazin bir hikaye oldu Amerika'nın yaptığı geniş ekonomik ve askeri yardımlarla 1946 ve 1947 yıllarında milliyetçiler üstün duruma geçtiler Lakin Chiang Kai-shek ve generallerinin kötü idareleri ve Amerikan yardımlarını hem kötü kullanmaları ve hem de şahsi çıkarları için kullanmaları, 1948'den itibaren durumu değiştirmeye başladı Amerika'nın milliyetçilere yardımına karşılık, Sovyet Rusya da Chiang Kai-shek'den kiraladıkları Port Arthur ve Dairen limanlarından komünistlere yardım ediyordu 1948 sonunda Mançurya ve Yang-tze vadisi komünistlerin elinde bulunuyor ve Chiang rejimi de güneye çekilmeye başlıyordu 1949 Nisanında komünistler Nanking'e girdiler Ve Chiang da Canton'a çekildi
Mao Tse-tung bu zaferler karşısında 1 Temmuz 1949 da Çin'de Demokratik Halk Diktatörlüğünü ilan etti 1950 Mayısında Hainan adası dahil bütün Çin kıtası komünistlerin kontroluna girmişti Chiang Kai-shek mücadelesine devam etmek üzere Formosa (bugünkü Taiwan) adasına geçti Bu şekilde ortaya iki tane bağımsız Çin devleti çıkıyordu

1 Ekim 1949 da Mao Tse-tung Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşunu resmen ilan etti ve aynı gün Sovyet Rusya tarafından tanındı
Batılı devletlerden ilk tanıyan İngiltere oldu ve İngiltere Çin Halk Cumhuriyetini 1950 Ocak ayında tanıdı Böylece 1912 de Çin'de Mançu sülalesinin ve imparatorluğun yıkılması ile başlayan çalkantılar, Çin'de komünist bir rejimin kurulması ile sonuçlanmış olmaktaydı

Sovyet Rusya ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında 14 Şubat 1950 de bir dizi anlaşmalar imzalandı Bunlardan bir tanesi, "Dostluk, İttifak ve Karşılıklı Yardım" anlaşması, ikincisi, Sovyet Rusya'nın Çin'e 10 yılda ödenmek üzere 300 milyon dolarlık yardımını öngören bir anlaşma ve üçüncüsü de Sovyet Rusya'nın Doğu Çin demiryollarını, Port Arthur ve Dairen limanlarını Çin'e iade etmeyi öngören anlaşmadır

1949 yılı kapanırken, dünyanın global stratejisi Batılıların ve Batı dünyasının fevkalade aleyhinedir Sovyet Rusya Avrupada açık bir üstünlüğe sahip iken, şimdi Uzak Doğu ve Asya'da Çin gibi komünist devi ortaya çıkıyordu 1949 yılında NATO'nun kurulması ile Avrupa belki dengelenmişti, lakin Asya'da kuvvetler dengesinin durumu gayet açık bir şekilde komünist blokun lehine idi



Fin-Sovyet İttifakı

Sovyet Rusya Avrupadaki sınırları üzerinde bulunan ülkelerde komünist rejimleri kurarak bunları uydu haline getirdikten sonra, bir tek nokta açık kalmaktaydı Bu da Finlandiya ile olan sınırı idi

Finlandiya savaşta Almanya ile işbirliği yaptığı için yenilen devlet sayılmış ve kendisiyle müttefikler arasında 10 Şubat 1947 de bir barış antlaşması imzalanmıştır Bu barış ile Finlandiya, Petsamo bölgesini Sovyet Rusyaya terketti ve ayrıca Porkkala deniz üssünü de 50 yıl için Sovyetlere kiraladı Finlandiya Sovyetlere mal olarak ödenmek üzere, 300 milyon dolar tamirat borcu ödeyecekti

Barış Antlaşması esasen Finlandiyayı Sovyet Rusyaya karşısında esaslı bir şekilde zayıflamıştı Çünkü Sovyetler hem Petsamo'yu
ve hem de Porkkala'yı kontrollarına almışlardı Bu durum, Finlandiya üzerinde küçümsenemiyecek bir baskı idi Lakin Sovyetler bununlada yetinmek istemediler Durumlarını daha sağlamlaştırmak ve Finlandiyayı tesirsiz ve zararsız hale getirmeye karar verdiler Finlandiya ile bir ittifak antlaşması yapmak istediler Finlandiya 1940 tecrübesinden ve diğer sosyalist ülkelerin başına geleni gördükten onra, direnmenin faydasızlığını anladı ve Sovyet Rusya ile 6 Nisan 1948 de bir "Dostluk, İşbirliği ve karşılıklı yardım" antlaşması imzaladı Bu, esasında bir ittifak antlaşmasıydı Bu anlaşma ile Finlandiya Sovyet Rusya aleyhine olan hiç bir ittifak ve koalisyona katılmayacak ve iki devlet aralarındaki ticari ve kültürel münasebetleri sıkılaştıracaklardı


Kominform'un Kuruluşu
Sovyetlerin savaş biter bitmez, bir yandan İran, Türkiye ve Yunanistan üzerinde baskıya geçmesi ve öte yandan da işgalleri altındaki Avrupa ülkelerinde komünist rejimleri baskı ve tehdit metodları ile kurmaları, bilhassa Birleşik Amerika'nın, Sovyet Rusya ile barışta da işbirliği yapabileceği hususundaki ümitlerinin çabucak kaybolmasına sebep oldu Amerika, tekrar Monroe Doktrinine dönmek için Avrpadan çekilmek şöyle dursun, Sovyet Rusya'nın şimdi yaratmaya başladığı tehlike ve tehdidi gayet açık olarak görmeye başladı Bundan dolayı, 1947 Martında Truman Doktrinini ve 1947 Haziranında da Marshall Planı'nı ortaya attı Truman Doktrini, Amerika'nın Sovyet tehdidine maruz kalan ülkeleri destekleme kararını ve Marshall Planı da hür Avrupa'yı ekonomik bakımdan kalkındırma ve güçlendirme kararını ifade ediyordu


Savaştan sonra Amerika'nın tekrar kendi kabuğuna çekilerek meydanı Sovyetlere bırakacağına kesinlikle inanmış olan Moskova için, Amerika'nın bu yeni tutumu bir süpriz oldu ve Sovyetleri telaşlandırdı Uydu ülkelerle Moskova arasındaki bağları daha da güçlendirmek ve aynı zamanda da milletlerarası komünist faaliyet ve hareketlerini bir merkezden idare etmek için yeni tedbirlere başvurmaya karar verdiler

1947 Eylül ayında Sovyet Rusya, Yugoslavya, Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Polonya, Çekoslovakya, Fransa ve İtalya komünist partilerinin liderleri Polonya'nın Szklarska Poreba Şehrinde toplandılar ve yayınladıkları belgelerle 5 Ekim 1947 de Cominform'un (Communist Information Bureau) kurulduğunu ilan ettiler Gerek belgelerde, gerek verilen demeçler ve yapılan konuşmalarda, Birleşik Amerikaya, Truman Doktrinine ve Marshall Planına çatılması, Kominform'un kuruluş sebebini açıklayan bir husus olsa gerektir

Yayınlanan belgelere göre, kurulan bu milletlerarası komünizm teşkilatının amaçları şunlardı:
1) İşçilerin yegane vatanı olarak Sovyetler Birliği'nin savunulması
2) Birleşik Amerika tarafından temsil edilen emperyalizme karşı mücadele
3) Bütün dünyayı kapsayacak olan bir Sovyetler Cumhuriyeti'nin kurulması

Bu amaçların gerçekleşmesi için kullanılacak vasıtalar olarakda, proleter hareketleri, sömürgelerin bağımsızlık hareketlerinin desteklenmesi ve köylüler arasında propaganda gösterilmekteydi Yayınlanan bir "Beyanname"de de dünyanın artık iki bloka ayrılmış olduğu bildirilmekteydi

Kominform, 19'uncu yüzyılda gördüğümüz II'inci ve II'inci internasyonallerin devamından başka bir şey değildi Lenin 5 Mart 1919da III'üncü Enternasyonal'i, yani Komünist Enternosyonali'ni (Comintern) kurmuş ve bu teşkilat 1943 Mayısında Stalin tarafından lağvedilmişti Kominform şimdi bir çeşit IV'üncü Enternasyonal olmaktaydı


Sovyetlerin İran'a Yerleşme Çabaları

Almanya'nın 22 Haziran 1941 de Sovyet Rusya'ya saldırması üzerine, İngiltere ve Amerika Rusya'ya askeri yardım yapmaya karar verdiler Yalnız bu yardım hangi yoldan yapılacaktı?
Almanya 1940 Nisanında Danimarka ve Norveç'i işgal ettiği için Kuzey Denizi ile Baltık Denizi'nin girişi Almanya'nın kontrolu altında idi Buradan yardım yapmak imkansızdı Öte yandan, Almanya 1941'in ilkbaharında Yugoslavya ve Yunanistan'ı işgal ederek bütün Balkanlara yerleşmiş ve Ege Denizi de Almanya'nın kontrolunda idi Bu sebeple Türk Boğazlarından da Rusya'ya yardım gönderilemezdi Kuzey kutbu üzerinden de yardım mümkün değildi, çünkü Murmansk limanı yılın çok büyük bir kısmında buzlarla kaplı idi
Geriye bir tek Basra Körfezi ile Kuzey İran kalıyordu Amerika ve İngiltere bu yoldan Sovyet Rusyaya yardım yapmaya karar verdiler İran bu sırada Almanya taraftarı bir politika takip ettiğinden Rusyaya yapılacak yardımın kendi toprakIarından geçirilmesine izin vermedi ve bunun üzerine Sovyet Rusya ile İngiltere İran'a asker sevkedip bu ülkeyi işgalleri altına aldılar Lakin bu işgal de iyi bir görüntü vermediğinden, Sovyet Rusya ve İngiltere 29 Ocak 1942 de İran'la bir ittifak antlaşması imzaladılar Güya İran bu ittifak çerçevesinde
Sovyet ve İngiliz askerlerinin topraklarında bulunmasına ve Sovyetlere yapılan yardımın kendi topraklarından geçirilmesine izin vermekteydi
Yalnız ittifak antlaşmasının 5'inci maddesine göre, savaşın sona erdiği tarihten itibaren 6 ay içinde Sovyet ve İngiliz askerleri İran topraklarını boşaltacaklardı
Savaş resmen 2 Eylül 1945 de, yani Japonya'nın teslimi ile, sona erdiğine göre, İran'ı boşaltma işinin de en geç 2 Mart 1946'ya kadar tamamlanması gerekmekteydi Gerçekten, savaş biter bitmez Amerika ve İngiltere askerlerini İran'dan çekmeye başladılar Sovyetlerde bir hareket görülmediği gibi, 1945 Kasımında İran Azerbeyca'nında Cafer Pişaveri adında bir komünist bir ayaklanma çıkardı Sovyet askerlerinin de yardımı ile Pişaveri, İran'ın komünist Tudeh Partisi üyeleri ile birlikte 12 Aralık 1945 de Tebriz valisini indirip, Muhtar Azerbeycan Cumhuriyetini ilan etti İran hükümeti bu ayaklanmayı bastırmak için Tebrize asker göndermek istediğinde, Sovyet askerleri bunu engellediler
Yine aynı anda, Sovyetlerin ve komünistlerin yardımı ile daha güneyde Mehabad'da da bağımsız bir Kürt Cumhuriyeti kuruldu
Daha güneyde Abadan petrolleri bölgesinde de komünist Tudeh Partisi halkı tahrik ederek karışıklıklar çıkarmaktaydı
Bu arada dikkati çeken bir nokta da, Kürt Cumhuriyeti ile Muhtar Azerbeycan Cumhuriyeti'nin hemen bir ittifak imzalamaları idi Kısacası, Sovyetler, İran'ın bu topraklarını kontrolları altına sokarak Basra Körfezine inmeye kararlıydılar
Bu gelişmeler üzerine İran meseleyi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine götürdü Lakin Amerika ve İngiltere, yeni kurulmuş olan Birleşmiş Milletlerin böyle ciddi bir mesele ile prestijinin sarsılmasını istemediklerinden İran'ı pek desteklemediler Bunun üzerine İran, Sovyetlerle olan meselesini görüşme yoluyla halletmeye karar verdi Bu görüşmeler sonunda, gizli olarak, İran ile Sovyet Rusya arasında 4 Nisan 1946 da bir anlaşma yapıldı Bu anlaşma ile Sovyetler İran'dan askerlerini çekmeyi lakin buna karşılık İran da kuzey İran petrollerini Sovyetlerle beraber işletip % 51 hissesini de Sovyetlere vermeyi kabul ediyordu
Bu anlaşma üzerine Sovyetler 1946 Mayısında İran'ı tamamen boşalttılar Lakin bu anlaşmanın İran Meclisi'nce tasdik edilmesi gerekiyordu Bu sebeple anlaşma açığa çıkınca, İran kamu oyu hükümetin yaptığı bu anlaşmaya büyük tepki gösterdi Bilhassa İngiltere'nin de kışkırtması ile güney İran'daki kabileler hükümete karşı cephe aldılar
Anlaşmanın tasdiki tehlikeye girince Sovyetler İran'a baskı yapmaya başladılar Amerika da hem hatasını anlamıştı ve hem de şimdi Sovyetlerin savaş sonrası niyetlerini görerek Sovyetlerin karşısına dikilmeye karar verdi Amerikan hükümeti, 20 Eylül 1947 de yaptığı bir açıklamada, petrol anlaşmasını reddetmesinden dolayı İran beklenmedik neticelerle karşılacak olursa, İranın toprak bütünlüğünü koruyacağı hususunda teminat verdi Bunun üzerine İran Meclisi 22 Ekim 1947 de anlaşmayı ittifakla reddetti Sadece 2 komünist milletvekili müsbet oy vermişti
Amerika'nın bu tutumu karşısında Sovyetler, Amerika ile bir çatışmayı göze alamadıkları için gerilemek zorunda kaldılar Bu mesele de şimdilik böyle kapanmış oldu


Türkiye Üzerinde Sovyet Tehdidi
Daha Potsdam Konferansı sırasında Türkiye üzerinde bir Sovyet tehdidi açık olarak ortaya çıkmıştı Bu tehdit, bu devletin, Boğazlarda üs istemesi ve Kars ve Ardahan bölgelerinin Rusyaya terkini ileri sürmesi ile ağır bir nitelik kazanmıştı Fakat 1946 yılında, Türkiye üzerindeki bu tehdidin ağırlığı daha da artmıştır Potsdam kararlarına göre, her üç devletin Boğazlar hakkındaki görüşlerini Türk hükümetine bildirmeleri gerekiyordu Bu karara ilk uyan Amerika oldu ve 2 Kasım 1945 de Türk hükümetine verdiği notada bu konudaki görüşlerini açıkladı Bu görüş Amerika tarafından daha Potsdam'da da belirtilmişti Birleşik Amerika Boğazlarda, ticaret gemileri için tam serbesti, Karadeniz'e kıyıdar devletlerin savaş gemilerinin geçişi için geniş serbesti ve Karadeniz'e kıyıdar olmayan devletlerin savaş gemilerinin ise, Karadeniz devletlerinin muvafakkatiyle ve sınırlı tonilato ile geçiş hakkına sahip olmasını istiyordu Hemen aynı nitelikteki İngiliz görüşü de 21 Kasım 1945 de Türk hükümetine bildirilmiştir Dışişleri Bakanı Bevin'in 21 Şubat 1946 da Avam Kamarasında "Şunu açıkça söylemeliyim ki, Türkiye'nin bir peyk devlet haline geldiğini görmek istemem İstediğim şey, Türkiye'nin bağımsız ve hür bir devlet olarak kalmasıdır", demesi İngiltere'nin boğazlar konusunun en esaslı noktası hakkındaki görüşünü açıklıyordu
Sovyetlere gelince, bu devlet Boğazlar hakkında görüşünü ancak bir yıl sonra bildirecektir Lakin Sovyetlerin 1925 tarihli Türk-Sovyet tarafsızlık ve saldırmazlık paktını 1945 Martında feshetmesindenberi Türk-Sovyet münasebetlerinde gittikçe artan soğukluk, İstanbul'da meydana gelen bir olayla gerginliğe dönmüştür Bir süredenberi İstanbul'da yayınlanmakta olan birkaç gazete solcu yayında bulunmaktaydılar Buna sinirlenen İstanbul Üniversitesi gençliği, 4 Aralık 1945 günü yaptığı büyük bir yürüyüşte, Yeni Dünya, Tan ve fransızca çıkmakta olan La Turquie gazetelerinin idarehaneleriyle, Beyoğlu'nda bir Sovyet vatandaşına ait bulunan Berrak Kitapevi'ni tahrip etti Sovyet hükümeti bu olayı protesto ederken, olaylarda Türk polisinin de işbirliği yaptığı iddiasını ileri sürüyor ve sorumluluğun Türk hükümetine ait olduğunu bildiriyordu
Bu olaydan sonra, TBMM'nde Dışişleri Bakanlığı bütçesi görüşülürken, İstanbul Milletvekili General Kazım Karabekir, 20 Aralık 1945 de Meclis'de yaptığı konuşmada, "Boğazlar milletimizin hakikaten boğazıdır Ortaya el saldırtmayız Fakat şu da bilinmelidirki, Kars yaylası da milli belkemiğimizdir Kırdırırsak yine mahvoluruz"
demiş ve Meclis ve kamu oyu tarafından heyecanla alkışlanmıştı Bu konuşmanın ertesi günü 21 Aralık 1945 de başlıca Moskova gazeteleri bir Gürcü profesörünün mektubunu yayınlamışlardır Bu mektuba göre, Giresun, Gümüşhane ve Bayburt'a kadar olan Doğu Anadolu, Gürcistan topraklarından olması hasebiyle, bu bölgelerin Gürcistan Cumhuriyetine iadesi gerekiyordu Şimdi Sovyet basını ilk defa olarak Sovyet vatandaşlarının ağzından Türk toprakları üzerinde istekler ileri sürüyordu Türk basını Sovyet basınının bu gibi baskılarını tabiatiyle cevapsız bırakmadı
Türk-Sovyet münasebetlerinin bu gergin durumu 1946 yazına kadar devam etti Fakat 1946 yazında yeniden şiddetini arttırarak bir buhrana girdi Potsdam kararlarına uygun olarak Sovyetler Boğazlar hakkındaki görüşlerini, Türk Hükümetine 7 Ağustos 1946 da verdikleri bir nota ile açıkladılar Notada, Türkiye'nin IIDünya Savaşı sırasında Boğazlardaki yetkilerini kötüye kullandığı ve Mihver'in savaş gemilerine geçiş verdiği belirtildikten sonra, yeni Boğazlar
rejiminin alması gereken şeklin esasları olarak şunlar belirtiliyordu:
1) Ticaret gemilerinin barışta ve savaşta tam geçiş serbestisine sahip olması 2) Karadeniz'e kıyısı olan devletlerin savaş gemilerine her zaman geçiş serbestisi tanınması 3) Karadeniz'e kıyısı olmayan devletin savaş gemileri için, -istisnai bazı haller dışında barışta ve savaşta geçiş yasağı konması
4) Yeni Boğazlar rejiminin yalnız Karedeniz'e kıyısı olan devletler tarafından düzenlenmesi
5) Ticaret ve geliş-geçiş serbestliği ile Boğazların güvenliğinin, en ziyade ilgili ve bu işe en liyakatli devletler olan Sovyet Rusya ile Türkiye tarafından ortak vasıtalariyle sağlanması
Bu suretle Sovyetler Boğazların kontrolunu ellerine almak hususundaki isteklerini resmen açıklamış olmaktaydılar Bunun için Birleşik Amerika 19 Ağustos 1946 da Sovyet Hükümetine verdiği bir nota ile, 4 ve 5'inci Sovyet isteklerine itiraz ederek, kendisinin bunu kabul edemiyeceğini bildirdi İngiltere de 21 Ağustosta Sovyet Hükümetine verdiği notada 4 ve 5'inci Sovyet isteklerini kabul etmedi ve "Boğazlardaki yegane kara kuvveti olması hasebiyle, Türkiye Boğazların kontrol ve savunmasının sorumlusu olarak kalmakta devam etmelidi" dedi
Sovyetlerin 7 Ağustos notasına Türk Hükümeti 22 Ağustos 1946 tarihli bir nota ile cevap verdi Cevapta IIDünya Savaşında Boğazlar Statüsünün Türkiye tarafından iyi korunmadığına dair ithamlar çürütüldükten sonra, Sovyet isteklerinin 4 ve 5'inci maddeleri reddedilerek, beşinci madde hakkında, bu Sovyet teklifinin "Türkiye'nin hiçbir bakımdan feragat edemiyeceği ve takyidini kabul edemiyeceği egemenIIk haklarına ve güvenliğine aykırı" olduğu bildiriliyor ve bunun Türkiye'nin güvenliğinin imhası demek olacağı belirtildikten sonra şöyle deniyordu: "Tarih Türkiye'nin dahil olup Türk Milletinin memlekete karşı vazifesini yapmadığı hiçbir savaş misali kaydetmemiştir" Bu sonuncu cümle, Türkiye'nin Sovyet tehdidine karşı açık bir meydan okumasıydı Bununla denilmek isteniyordu ki, Sovyet Rusya Boğazlar üzerindeki ihtiraslarını gerçekleştirmek için kuvvete başvuracak olursa, Türk Milleti buna aynı şekilde karşı koymaktan kaçınmıyacaktır Bu, Türk Hükümetinin Sovyet tehdidine, her ne şekilde olursa olsun, karşı koyma azminin bir ifadesiydi
Türkiye'nin bu notasına Sovyetler 24 Eylül 1946'da bir cevap verdiler Birinci notadaki ithamlar tekrar ediliyordu Türk Hükümeti 18 Ekimde verdiği ikinci cevapta, 22 Ağustos notasındaki görüş ve azmini tekrar belirtti
Sovyet Rusya'nın Türkiyeye 24 Eylül notası üzerine, Amerika ve İngiltere 9 Ekimde Sovyetlere verdikleri notalarda, Potsdam kararlarına göre, tarafların Türk Hükümetine ancak birer nota vererek görüşlerini bildireceklerini, yoksa cevaplaşma suretiyle meselenin tartışılmasına girişilemiyeceğini bildirdiler ve Türkiye'nin, Boğazlar savunmasının tek sorumlusu kalması gerektiği hususundaki gürüşlerini tekrar ifade ettiler
Bu suretle Boğazlar konusundaki tartışma sona eriyordu Şimdi meselenin bir konferansta görüşülmesi gerekmekteydi Lakin bu konferans bugüne kadar toplanmamıştır ve Boğazlarda Montreux rejimi egemen olmakta devam etmektedir Fakat olayın önemli tarafı, şimdi Sovyet tehdit ve tehlikesinin Türkiye'nin üzerine en ağır bir şekilde çökmüş olmasıydı Sovyetler, Türkiye'nin hem bağımsızlık ve egemenliğine ve hem de toprak bütünlüğüne yönelen istekler ileri sürmüşlerdi Türkiye tarihinin en buhranlı zamanlarından birini geçiriyordu


Yunanistan İç Savaşı
Yunanistan'dan Alman kuvvetlerinin çekilmesi ile birlikte, Almanlara karşı mücadele eden Yunan çetecileri arasında da bir sağ-sol çatışması çıkmıştı ve solu EAM'cılar (Milli Kurtuluş Cephesi), sağı da EDES'ciler (Yunan Milli Demokratik Ligi) temsil etmekteydi EAM'ın askeri kuvvetini ELAS, yani Milli Halkçı Kurtuluş Ordusu teşkilediyordu Kurtuluştan sonra bu mücadele sağ ve sol partiler arasındaki mücadele şeklini aldı Fakat bu arada 1944 sonlarından itibaren Yunanistana İngiliz kuvvetleri çıkmaya başlamıştı 1945 Ocak ayında Yunanistan'daki İngiliz kuvvetleri Yunanistan'ı kontrolu altına almaya başladığı zaman, komünistler ve bilhassa Tito'nun Yunan Makedonyasını ele geçirmek için kurup Yunanistana sevkettiği Slav Milli Kurtuluş Cephesi (SNOF) da Yugoslavyaya sığınmak zorunda kalmışlardı

1946 Martında Yunanistan'da genel seçimler yapıldı ve solcu partilerin birliğini temsil eden EAM seçimleri boykot etti Tabii seçimleri sağcılar kazandı Bu durum sol için ilk hezimetti Bunun arkasından Kralın Yunanistana dönmesi hususunda yapılan plebisitte de yine monarşi taraftarları kazandı Bu gelişmeler üzerine, General Markos (Markos Vafiedes) adındaki bir komünistin liderliğindeki komünistler kuzey Yunanistan'da ayaklandılar

Yugoslav lideri Tito, bu sefer Milli Kurtuluş Cephesi (NOF) adı ile teşkil ettiği ve komünistlerden müteşekkil bir kuvveti Markos'un yardımına gönderdi Tito'nun arkasından Arnavutluk ve Bulgaristan da Markos'a yardıma başladı Markos'un ayaklanması Yunanistanı bir iç savaşa sürüklemiş olmaktaydı
İşin dikkati çeken tarafı da, daha Yunanistan iç savaşa sürüklenmeden önce, 1946 Ocak ayında, Sovyet Rusya'nın BM Güvenlik Konseyine başvurup, Yunanistan'daki İngiliz kuvvetlerinin milletlerarası barış ve güvenliği tehdit ettiğinden şikayet etmesi ve İngiliz kuvvetlerinin Yunanistan'dan çekilmesini istemesiydi Sovyetlerin herşeyi önceden planladığı ve İngiliz kuvvetlerinin bu planların gerçekleşmesine engel olduğu anlaşılıyordu

Markos'u Yugoslavya, Bulgaristan ve Arnavutluk'un desteklemesi dolayısiyle Yunanistan 1946 Aralık ayında Güvenlik Konseyine
başvurarak bu üç komşusundan şikayette bulundu Güvenlik Konseyi konuyu incelemek üzere bir soruşturma komisyonu kurdu Komisyon aylarca süren ve Yunanistan'ın üç komşusu ile sınırlarında yapılan soruşturmalardan sonra 767 sayfalık bir rapor hazırladı ve bu raporda bu üç devletin Markos'a yardım etmesi dolayısiyle bölgede barışı ihlal ettikleri ve dolayısiyle suçlu oldukları bildirildi Lakin bu rapor Güvenlik Konseyinde Sovyet Rusya tarafından veto edildi Bunun üzerine mesele 1947 Eylülünde BM Genel Kuruluna havale edildi Bu ise meselenin sürüncemede kalması idi

Yunan iç savaşını sona erdiren iki hadise olmuştur Birincisi, 2 Mart 1947 tarihli Truman Doktrini'dir Bir yandan Türkiye'nin, diğer yandan Yunanistan'ın, uğramış olduğu bu Sovyet baskı ve oyunları arşısında Amerika Başbakanı Truman'ın Yunanistan'a 300 milyon dolarlık ve Türkiyeye de 100 milyon dolarlık askeri yardım kararı Sovyetleri gerilemek zorunda bırakmıştır

Diğer taraftan, 1948 Martından itibaren Tito'nun Moskova ile arasının açılması ve Sovyet blokundan kopması, Markos'u gayet mühim Bir dayanaktan yoksun bırakmaktaydı Bu sebeple Markos, 1948 Haziran ve Temmuz aylarında Yunan hükümeti ile anlaşmaya teşebbüs ertti ise de, kendisini dinleyen olmadı ve Kuzey Yunanistanı terkederek Yugoslavyaya sığınmak zorunda kaldı

Böylece, Sovyetlerin Yunanistanı komünizmin kontrolu altına sokma teşebbüsleri de başarısızlıkla neticelenmiş olmaktaydı

__________________

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?




Ey ŞaiR! Bana Yağmurdan bahsetme, yağdır
Alıntı Yaparak Cevapla