Yalnız Mesajı Göster

Cevap : Atlantis - Kayıp Uygarlık

Eski 06-10-2009   #2
Verus_TR
Varsayılan

Cevap : Atlantis - Kayıp Uygarlık



ATLANTİS VE TUFAN - BÖLÜM 1' in DEVAMI


"`Bunun üzerine, aralarında yaşı oldukça ilerlemiş bir rahip ona "Ah Solon, Solon," demiş, "siz Helenler çocuksunuz, ulusunuzda yaşlı bir Helen yok" Bunun üzerine Solon:"Bununla ne demek istiyorsunuz?" diye sormuş Rahip, "Hepinizin ruhları çok genç," diye yanıt vermiş, "çünkü kafanızda eski bir geleneğe dayanan, öteden beri edinilmiş ne bir bilgi, ne de zamanla pekiştirilmiş bir ilim var Bunun sebebi sana anlatayım (22c) İnsanlar birçok şekilde yok eden felaketler olmuştur, daha da olacaktır En büyük kıyametler ve tufanlar ateşle ve sudan gelmişti, ama farklı sebeplerle meydana gelen daha küçük felaketler de vardır Örnek olarak, sizin ulusunuzda da, bir gün babasının koşu arabasını (gök yüzünde) koşturup onu aynı yoldan süremeyince yeryüzündeki her şeyi yakan, kendisi de yıldırımla vurulup ölen Helios'un oğlu Phaeton'un öyküsünde gerçekten bir (22d) masal gibi anlatılır, ama gerçek şudur ki, dünyanın etrafında dönen gök cisimleri bazen yollarından saparlar yeryüzüne düşerler, uzun aralıklarla meydana gelen çarpışmalarından kaynaklanan tutuşmalar yeryüzündeki her şeyi yakıp yok eder O zaman dağlarda, yüksek, kuru yerlerde oturanlar, şehirlerde, deniz kenarlarında oturanlara kıyasla daha çok yok olmaya maruzdurlar Fakat, her zamanki kurtarıcımız olan Nil, taşarak bizi bu felaketten de kurtarıyor Bunun aksine tanrılar, bir tufanla dünyayı yıktıkları zaman yalnız dağlardaki sığırtmaçlarla çobanlar kurtuluyor, ama sizin şehirlerin ahalisini nehirler alıp denize sürüklüyor Halbuki bizde sular hiçbir zaman ovalara yükseklerden gelmiyor, her zaman tabii bir şekilde toprağın altından çıkıyor İşte bu yüzden mabetlerimizin arşivlerinde korunan kayıtlar dünyanın en eskileridir Fakat gerçek şudur ki: kendilerini kaçıracak kadar şiddetli bir soğuğu da, yakıcı bir sıcağı da olmayan her yerde, her zaman az veya çok insan vardır (23a) Hem sizde olsun, bizde olsun, yahut da adını duyduğumuz dünyanın her hangi bir tarafından olsun, asil, büyük, yahut da başka bir bakımdan ilgiye değer bir şey meydana gelmişse bütün bunlar, en eski çağlardan beri burada, mabetlerimizin arşivlerinde duruyor Böylece de korunmuş oluyor Oysa, sizlerin ve başka ulusların kayıtları, ve gerçekten bütün uygarlıklarınız gökten bir veba gibi devre devre yağan suların etkisi ile yok olmuştur; içinizden okuyup yazması olmayanlarla cahillerden başkasının bu felaketlerden kurtulamamıştır (23b) O zamanda, sizler her şeyi yeniden başlamak zorundaydınız, çünkü ne ulusunuzun ne de başka yerlerin geçmişini bilmeyen küçük çocuklar gibi olmuştunuz Bize demin anlattığın soy kütüklerine gelince, Solon, bunlar çocuk masallarından başka bir şey değildir Her şeyden önce, siz tek bir tufanı hatırlıyorsunuz, oysa ondan önce birçok tufan olmuştur (23c) Sonra insanlar arasında görülen en güzel ve en asil soyun bir zamanlar ulusunuzda yer aldığını bilmiyorsunuz Kentinizi ahalisi ve sizin soyunuz felaketten kurtulan bir kaç kişiden gelmiştir Sizler bunları bilmiyorsunuz, çünkü felaketten kurtulabilenler, birçok nesiller boyunca, hiçbir yazı bırakmadan ölüp gittiler"

(23d)"`Solon'un anlattığına göre, bunları duyunca şaşakalmış, rahiplerden eski ataları hakkında bütün bildiklerini anlatmalarını rica etmiş Bunun üzerine ihtiyar rahip cevap vermiş: "İstediğinizi yerine getireceğim, Solon, bunu senin hatırın için olduğu kadar yurdunuzun hatırıiçin yapacağım(23e) kutsal kitaplarımıza göre, bizim ilin kuruluşundan beri sekiz bin yıl geçmiştir Demek oluyor ki sana dokuz bin yıl önceki yurttaşlarının kurumlarını, onların en şanlı başarılarını kısaca anlatacağım (24e) Gerçekten eski kayıtlar, ilinizin, büyük Atlas denizinin ötelerinden gelip Avrupa ve Asya’ya küstahça saldıran koskoca bir devleti durdurduğunu yazıyor (25a) O zamanlar Atlas okyanusu geçilebiliyordu; çünkü sizin Herakles sütunları dediğiniz [Cebelüttarık boğazı] o boğazın önünde bir ada vardı Bu ada Libya ve Asya’nın ikisinden daha büyüktü O zamanlar oradan başka adalara, ve onların da karşılarında uzanan ve gerçek denizi çevreleyen büyük kıtaya [Amerika?] ulaşılabiliyordu Çünkü sözünü ettiğimiz boğazın iç tarafı [Akdeniz], girişi dar bir limana benzer, dış tarafı ise büyüklüğü ile gerçek bir denizdir [Okyanus] Etrafını çeviren kara parçası da gerçekten kıta denilebilecek bir topraktır İşte bu Atlantis adasında, hükümdarlar, hakimiyetini bütün adaya, öteki adalara, hatta kıtanın [Amerika?] bazı parçalarına kadar uzatan büyük, hayranlığa değer bir devlet kurmuşlardı Bundan başka boğazın iç tarafında, bizim tarafta, Mısır'a kadar Libya'nın, Tyrhenia [Batı İtalya] ya kadar da Avrupa’nın hakimi idiler (25b) Bir gün bu devlet bütün kuvvetlerini bir araya toplayarak sizin yurdunuzu, bizimkini, boğazın iç tarafındaki bütün ulusları boyunduruğu altına sokmak istedi İşte o zaman, Solon, iliniz fazilet ve kuvvetini dünyanın önüne serdi Cesaretten, savaş bilgilerinden yana öteki illerin hepsinden üstün olduğu için Helenler’in başına geçti; ama ötekiler bırakıp çekilince tek başına kalan, (25c) böylece en tehlikeli duruma düşen iliniz saldırganları yendi ve bir zafer anıtı dikti, şimdiye kadar hiç kölelik etmeyenleri ve bizim gibi diğerlerini kölelikten kurtararak Herakles sütunlarının iç tarafında oturanları serbestliğe kavuşturdu Ama bundan sonra korkunç yer sarsıntıları, tufanlar oldu (25d) Bir korkunç yağmurlu gün ve bir gecenin içinde, bütün savaşçılarınız birden bir vuruşta toprağa gömülüp yutuldular Atlantis adası da, aynı şekilde, denize gömülerek yok oldu İşte bunun içindir ki, ada çökerken meydana getirdiği sığ bataklıklar yüzünden o deniz bu gün bile, geçilmez, dolaşılmaz bir haldedir"

(25e) "`İşte Sokrates, ihtiyar Kritias'ın Solon'dan duyup bana anlattıkları kısaca bunlardır(26b) dün buradan çıkar çıkmaz hatırlayabildiklerimi arkadaşlarıma anlattım Alt tarafı da bu gece düşüne düşüne aklıma geldi; çocuklukta öğrendiğimiz şeylerin şaşılacak kadar aklımızda kaldığını söylerler Sahiden çok doğruymuş Bana gelince, dün duyduklarını anlat deseler, hepsini hatırlayabilir miyim, bilmem Ama, ta eskiden duyduklarımdan bir şey unutuversem doğrusu buna çok şaşarım (26c) O zaman ihtiyarı dinlemek çok hoşuma gider, bundan çocukça bir sevinç duyardım; o da ardı arası kesilmeyen sorularıma o kadar iyi yürekle cevap verirdi ki anlattığı şeyler, çıkmaz, silinmez bir yazı gibi kafama yerleşip kalmış Ayrıca, dostlarımıza da, bu konuda konuşulup söyleyecek şeyleri olsun diye, bu sabah bütün bunları anlattım'

"SOKRATES: `Burada uydurma bir masalı değil, gerçek bir hikayeyi ele almamızın önemi de büyüktür'(11)

Timaios'de Atlantis konusunu içeren metinler bu kadar Atlantis konusunun devamı Kritias isimli diyalog'da bulunuyor Burada konu ikinci gün tekrar aynı şahısların toplanması ile Kritias tarafından ayrıntılı bir şekilde işleniyor, ancak eser tamamlanmadan ani bir şekilde sona eriyor Öyküyü Kritias'den devam ediyoruz:

"Kritias: `Her şeyden önce şunu aklımıza getirelim ki, Herakles'in sütunlarının iç tarafında yaşayan kavimlerle dışında yaşayanlar arasında savaşın üzerinden dokuz bin yıl geçtiği söyleniyor İşte şimdi size uzun uzadığa bu savaşı anlatacağım Bu yanda komutayı elinde tutan, savaşın ağırlığı başından sonuna kadar çeken, bizim şehirmiş Öte yandan da savaşı idare edenler

Atlantis adasının krallarıymış O ada ki, söylediğimiz gibi, Libya’dan, Asya'dan daha büyük olduğu halde, yer depremleri sonunda suya gömülerek, burada açık denize çıkmak isteyen gemilerin geçmesine engel bir balçık yığından ibaret kalmış[Burada birçok satırlar konunun dışında, eski Yunanistan'ın halini açıkladığı için çıkarılmıştır] Dokuz bin yıl içinde, o günden bugüne kadar bunca yıl geçti, birçok büyük tufanlar olmuştur Bütün bu zaman içinde, bütün bu olaylar sırasında yükseklerden kayan topraklar, başka yerlerde olduğu gibi, geçtiği yerlerde söze değer bir parça bırakmayarak, ilin her ucundan denize yuvarlanmışlar, döne döne derinliklerde kaybolup gitmişlerdir Bugün kalan topraklar, o zamankinin yanında tıpkı küçük adalarda fark edileceği gibi, kadid haline gelmiş bir hasta vücuduna benzer Yumuşak ve verimli toprakların hepsi çökmüş, geriye ancak ilin bir iskeleti kalmıştır

"`Ama, meselenin özüne girmeden önce, Helen adlarının barbarlara verildiğini görerek şaşmamanız için, size, anlatacağım bir nokta daha var Bunun sebebini şimdi öğreneceksiniz Solon bu hikayeden kendi şiirleri için faydalanmağı düşündüğünden, adların anlamlarını araştırdı, bu adları ilk defa olarak yazmış olan Mısırlıların, onları kendi öz dillerine çevirmiş olduklarını gördü Bu sefer kendisi de, her adın anlamını ele alarak, onu kendi dilimize çevirdi ve öylece yazdı Solon'un bu el yazmaları dedemin elinde bulunuyordu, şimdi de bendedir, onları daha çocukken ezberledim Onun için bizdeki adlara benzer adlar duyarsanız hiç şaşmayın: sebebini öğrendiniz

"`Bakınız bu uzun hikaye aşağı yukarı nasıl başlıyordu Tanrıların kendi aralarındaki toprak seçiminden konuşurken, bütün dünyayı küçük büyük parçalara ayırdıklarını, kendi adlarına tapınaklar kurup kurbanlar kesilmesini adet haline koyduklarını daha önce söylemiştik İşte Poseidon da, böylece payına düşen Atlantis adasının şimdi size söyleyeceğim bir yerine, ölümlü bir kadından olan çocuklarını yerleştirdi Denize bakan tarafta, adanın ortasında, boydan boya bir ova uzanıyordu, bu ova bütün ovaların en güzeli, en verimlisi olarak biliniyordu Ortalarında, aşağı yukarı elli stadion (200 metre) uzaklıkta, her yanı orta yükseklikte bir dağ görünüyordu Bu dağda o kökü topraktan gelme adamlardan biri oturuyordu Adı Euenor'du, Leukippe adında karısıyla yaşıyordu Bir tek kız çocukları oldu Kleito gelinlik çağına varınca anasıyla babası öldüler Poseidon bu kızı çok beğendiğinden onunla birleşti, kızın oturduğu tepenin etrafını bir sıra denizden, bir sıra karadan yapılmış ve en büyükleri en küçüklerini içine alan, halkalardan ikisini denizden, üçünü karadan oluşturdu ve onlara adanın ortasından başlayarak, her taraftan aynı uzaklıkta bir dire şekli verdi; Böylece oralara insanların ayak basmasına olanak bırakmamış oluyordu, çünkü o zamanlarda gemiden de, gemicilikten de kimsenin haberi yoktu Ortadaki adayı kendi eliyle güzelleştirdi, bir tanrı olduğu için bunda hiçte zorluk çekmedi Topraktan biri soğuk, biri sıcak, iki kaynak çıkardı, çeşit çeşit, bol bol yiyecekler yetiştirdi Beş kere ikiz erkek çocukları oldu Onları büyüttü ve Atlantis adasını on parçaya ayırarak ilk ikizlerden önce doğana, anasının eviyle dolaylarındaki toprak payını verdi; bu pay en geniş, en iyi toprak parçasıydı; Onu bütün kardeşlerinin üstüne kral olarak getirdi Ötekilere de idare edecek birçok adam, geniş topraklar bağışlayarak, birer hükümdarlık verdi Hepsine birer ad taktı En yaşlıları, Kral Atlas adını aldı; bütün ada ile Atlantikon denilen deniz, adlarını bu ilk kraldan aldılar Kendisinden sonra doğan kardeşinin payını adanın Herakles sütunları tarafından, bugün orada Gadeiros ülkesi denilen yere doğru uzanan ucu düşmüştü Bu hükümdarın Helen'lerce Eumelos, yerlilerin dilin de Gadiros'tu; bu yere verilen ad da her halde bundan gelmiş olmalı Poseidon ikinci ikizlerden birine Ampheres, ötekine Evaimon adını verdi Üçüncü ikizlerden ilk doğan Mneseus, arkasından gelen de Autokhthon adlarını aldılar Dördüncü ikizlerden ilk dünyaya gelene Elasippos İkinciye Mesot: beşinci ikizlerden birincisine Azaes, ikincisine de Diaprepes adları verildi Poseidom'dan bütün bu oğulları ve onların çocukları birçok nesiller boyunca bu memlekette yaşadılar Daha önce de söylediğim gibi onlar, Okyanusunun daha birçok adaları üzerinde de hüküm sürüyorlar, ayrıca egemenliklerini bu tarafa, boğazın içlerine, Aigyptos [Mısır] ile Tyrhenia'ya kadar yürütüyorlardı

"`Atlas'ların soyu gitgide çoğaldı ve egemenliğin şerefini korudu İçlerinden hep en yaşlıları kıral oluyordu Krallık her zaman çocukların en büyüğüne kaldığından, krallıkları nesillerce sürdür Kendilerinden önce hiçbir kral soyunda görülmeyen, kendilerinden sonra da kolay görülmeyecek olan pek büyük zenginlikler topladılar Kendi şehirlerinin bütün kaynaklarından faydalanıyorlardı Yayılmış olan kuvvetlerinden ötürü, birçok şeyler dışarıdan alıyorlar, fakat yaşayışları için lüzumlu olan şeylerin çoğunu kendi adalarında elde ediyorlardı En başta, ocaklardan çıkarılan, eritilebilen yahut eritilmeyen bütün madenler, ve en çok, bugün ancak adı kalan, ama o zamanlar kendi de bilinen bir nevi maden geliyordu Adananın birçok yerlerinde çıkarılan oreikhalkon adında bu maden, o zaman bilinen madenlerin, altından sonra en değerlisiydi Bunun gibi ada, dülgerlerin işine yarayan ve ormandan çıkan her şey de bol bol yetişiyordu Ada hem evcil, hem de yaban hayvanlarının yeterince besliyordu Hatta fil cinsine bile orada bol rastlanıyordu; çünkü ada ada, yalnız bataklıkların, göllerin ve ırmakların kenarında, yahut dağlarda, ovalarda otlayan bütün öteki hayvanlara değil, yaratılışta hayvanların en büyü, en doymak bilmeyeni file de bol otlaklar sağlıyordu Bundan başka, şimdi dünyanın her tarafında çıkan bütün kokulu şeyler, kökler, otlar, ağaçlar, çiçeklerden yahut meyvalardan çıkarılan özler adada pek de güzel yetişiyordu Ayrıca meyve ağaçlarıyla yemek için kullandığımız, bazılarından un yaptığımız ve çeşitlerine zahire adını verdiğimiz bütün toprak ürünleri de yetiştiriliyordu Bizce içki, yiyecek maddeler ve kokular veren ağaç nevinden meyveleri, zevk ve eğlencemize yarayan o kabuklu, muhafazası güç meyveyi [Hindistan cevizi?], akşam yemeklerinden sonra hazımsızlık çekenlerin mide ağırlıklarını hafifletmek, onlara rahatlık vermek için kullandığımız bütün bu sevilen yenişleri, o zamanlar güneş gören bu kutsal ada, görülmemiş güzellikte, sayısız denecek kadar bol yetiştiriliyordu Ada halkı, topraktan elde ettikleri bütün bu zenginlikleri tapınaklar, kral sarayları, limanlar, gemi tezgahları yaptılar İlin başka yerlerini de aşağıda anlatacağım sırayı güderek güzelleştirdiler [Platon'un Atlantis öyküsünün devamı ayrı bir bölümde verilecektir] (12)

"Dünyanın uygar toplulukların hepsi eski çağlardan bazı şeyler öğrenmişlerdir
Aynı bütün yolların Roma'ya çıkması gibi büyük uygarlıklar da Atlantis'i işaret
etmektedirler"
Ignatius Donelly

__________________

Alıntı Yaparak Cevapla