Yalnız Mesajı Göster

Atlantis - Kayıp Uygarlık

Eski 06-10-2009   #1
Verus_TR
Varsayılan

Atlantis - Kayıp Uygarlık



ATLANTİS VE TUFAN - BÖLÜM 1

Hazırlayan: Kemal Menemencioğlu
"Ve Rab gördü ki, yeryüzünde adamın kötülüğü çoktu, ve her gün
yüreğinin düşünceleri ve kuruntuları ancak kötü idi ve Rab dedi,
Yaratığım adamı ve hayvanları, sürünenleri ve göklerin kuşlarını
toprağın yüzü üzerinden sileceğim, çünkü onları yaptığıma pişman
oldum Fakat Nuh, Rab’ın gözünde inayet buldu"
Eski Ahit, Tekvin Bap 6
Tufan
Bir çok eski metinde ve halen eski geleneklerini koruyan toplulukta kadim geçmiş ile ilgili ortak bir efsane vardır Yıllardır belirli temalar kulaktan ağza dolaşıyor, çeşitli eserlere işleniyordu Bunlara göre, bir zamanlar dünyada farklı bir düzen varmış Bilmediğimiz ülkeler, kalabalık şehirler ve farklı kültürler varmış Bir gün kıyamet kopmuş Yanar dağlardan fışkıran alevli lavlar gök yüzüne kadar yükselmiş ve külleri güneşi örterek dünyayı karanlıklara boğmuş, sonra küller yeryüzüne yavaş yavaş yağmış Gökler kararmış, havalar soğumuş, şimşekler çarpışmış, kasırgalar insanları, ağaçları ve evleri uçurmuş, büyük depremler yerleri sarsmış Ondan sonra sular basmış, sanki bütün okyanus karaya binmişti, dağları yutacak büyüklükte dalgalar karalara yumruk gibi inmiş Şehirler sular altında kalmış, insanlar toplu halde boğulmuş Tonlarca su gök yüzünden yağmış Suların çekilmesi, gök yüzündeki kara lav bulutlarının dağılması ve yağmurun kesilmesi bazı yerlerde bir hafta sürmüş, bazı yerlerde kırk gün Felaketten kurtulanlar dehşet içinde etraflarına bakmışlar Kimisi gemilerdeydi, ama bunların pek azı, belki de tek bir gemi ile kurtulmuşlardı Nuh, Utnapiştem, Manu, Deukalion, Cemşid, Bergelmer, Coxcox, Yao, tek bir şahısa verilen değişik adlar mı, yoksa her biri ayrı kişiler miydi? Bilemeyiz Yeryüzünde değişik efsanelere göre tufandan kurtulanlar mağaralara inmişlerdi, yüksek dağlara, ağaçlara tırmanmışlardı, suda yüzen odunlara tutunarak kurtulmuşlardı (1)

Böyle bir felaket gerçekten oldu mı? Yoksa anlatılanlar hayal ürünü mü? Her şeyden önce unutmamak gerekir ki, yakın zamana kadar Troya (Truva), Pompei, Herkülüm, Knossus, Sodom, Gomorah şehirlerinin sadece efsanelerde yer aldıkları inanılırdı

1738 de Vesuvius Volkanın lavları kazılarak altında Herkülüm şehri bulundu 1748 de Herkülüm'ün yanı sıra Pompei şehri on metrelerce lav altında keşfedilmişti Vesuvıus yanar dağın ani patlaması, bu iki şehri 24 saat içinde sıcak küllerin altında gömüştü Pompei'de günlük hayatlarını yaşayan Romalılar ebediyen heykelleşmişti Kimisi mücevherlerini toplarken, kimileri cenaze töreninde veya kaçarken lavlara yakalanmıştı Bir Roma askeri üstüne karşı sadaklığını göstererek, ölümcül bir inatla nöbet tutarken heykelleşmişti Devasal yapılı bir adam karısını ve ön dört yaşındaki çocuğunu taşırken alevler içinde çökerek ebediyen lavlarla kalıplaşmıştı

1868'de Heinrich Schliemann Troya'ı Batı Anadolu sahilinde Hisarlık tepesinde yaptığı kazıda bulduğunda bütün dünya şaşırmıştı ve en az 2800 yıllık Homeros destanları masal olmadığı anlaşılmıştır MÖ 14 asırlarda Troyalılar kayıp, zengin ve ileri Anadolu uygarlıklarını Grek istilacılara karşı direnerek korumuşlardı, ancak 11 senelik bir savaştan sonra Grekler hileye başvurarak, şehir surlarının içine girmeye başarmışlardı ve Kral Piram'ın Troya şehri yakılarak yerle bir edilmişti Dilere destan Helen, Odysseus, Akhilleus, Paris, Hektor ve Kassandra’nın dramları ne denli gerçeğe uydukları bilinmemekte, ancak tarihçiler kabul ederler ki bu savaş Greklerin Anadolu istilasının başlangıcıydı

1900 senesinde, Arthur Evans'ın Girit adasında yaptığı kazılarda Minoan uygarlığı ortaya çıkarmıştı (2) Son bulgulara göre Girit bir zamanlar büyük bir Minoan uygarlığn merkeziydi, ve Thera (Santorini) adasındaki yanar dağın patlaması ile bu medeniyet tamamen yok olmuştu Masal sanılıp jeolojik araştırmalar sonucu ortaya çıkan bir de Sodom (Sedum) ve Gomorra şehirlerini yok eden felaketin buluşu da vardı Lut kavimin ani bir felaketle üzerlerine taş yağarak yok oluşu, Kuran'da ve Tevrat'ta hemen hemen farksız bir şekilde yazılır Hatta, Kuran'da bu şehrin harabeleri ibret olarak yol üstünde görüldüğünü de belirtir (Hıcr: 15/76-77) Haran'ın oğlu ve Hz İbrahim'in yeğeni Hz Lut yerleştiği Sodom şehrinde her türlü ters ilişki yaygınmış Öyle ki, iki melek gelen felaketi haber vermek üzere, Haz Lut'un evinde misafirliğe geldiğinde, halk Hz Lut'un kapısına dayanarak onların kendilerine, çarpık ilişki de bulunmak için, teslim edilmelerini istemişlerdi ve Hz Lut onlara karşı direnmiş, onların yerine kızlarını vermeye önermişti Melekler Hz Lut'a Sedum ve komşu şehri Gomorra'nın günahlarından dolayı Tanrı tarafından tamamen yok edileceğini bildirdikten sonra, Hz Lut karısı ve iki kızını alıp hızla Sodom'dan kaçmıştı, ancak verilen ikazlara uymayan karısı şehrin akıbetini görmek için arkasına döndüğünde, aniden heykelleşerek bir tuz sütununa dönüşmüştü

Erich Von Daniken'e göre Hz Lut'u ziyaret eden melekler aslında uzaylıymış ve bu şehirleri nükleer bir silahla yok etmişler Hz Lut'un karısıda patlama anındaki radyasyonlar tarafından yok olmuştu Ancak, jeolojik incelemeler bu şehirlerin nükleer bir patlama değil, doğal bir afetten yok olduğunu gösteriyor Ürdün vadisinde ve Ölü Deniz kıyısında bu şehirlerin bulunduğu yerin MÖ 1900 civarlarında volkanik patlamalar eşliğinde aniden çöküp suların dibine indiği tespit edildi (3) Gomorra'nın anlamı "su altında kalan toprak"tır 2 asırda İskenderiyeli Astronom ve coğrafyacı Claudius Ptolemaios, ölü denize "Sodom Denizi" olarak yazmıştı Ondan önce coğrafyacı Strabo şöyle yazmıştı, "Yerlilerin bu bölgede vaktiyle 13 şehrin bulunduğu konusunda söylediklerini gerçek olarak kabul edebiliriz Denilir ki, Sodom'un surları halen duruyor Söylentilere göre, şehirleri büyük bir yer sarsıntısı ile oynadı, denizden alevler fışkırdı, ve kükürtlü sular öyle şiddetli yağdı ki taşlar bile tutuşmuştu Şehirler ya yerin içine gömülmüş, ya da yerlileri dehşet içinde kaçmışlardı" (4)

Bunların haricinde unutmamak gerekir ki, bir zamanlar Halikarnaslı (Bodrumlu) Herodotos (MÖ 484-420) için "yalanların babası" denilirdi, şimdi ise, kendisi için "tarihin babası" denilir Venedikli Marko Polo (1254-1324) yaptığı 25 senelik Doğu seferinden döndüğünde, yazdığı seyahatnameyi kimse inanmamıştı Ölüm yatağında arkadaşları onun yalanlarını itiraf etmesini istemeleri üzerine, "gördüklerimin yarısını yazmadım" demişti Buna benzer bir çok örnek göstermek mümkündür (5)

Bir görüşe göre Tufan, Dicle ve Fırat nehirlerin taşması ile ortaya gelen bölgesel bir selden türemiş bir efsanedir Böyle bir sel felaketinin Sümer devrinde ortaya çıktığı Mezopotamya vadisinde yapılan kazılarla kanıtlandı Ancak, bu bölgesel bir felakettir, oysa evrensel bir sel felaket veya tufanın olduğunu gösteren kanıtlar da vardır Denizlerden uzak karalarda, ve hatta dağların tepelerindeki deniz canlıların fosillerini başka türlü nasıl açıklarız? Avrupa, Asya, Afrika, Kuzey ve Güney Amerika gibi Mezopotamya'dan uzak yerlerde Tufan efsanesinin bulunmasını nasıl açıklanır?

Tufan efsanelerden en ilgi çekiciler arasında Gılgameş destanıdır Gilgameş destanı Tevrat ve Kuran'da anlatılan tufan hikayesine yakın bir benzerliği vardır 1849 yılında Musul'a yakın Kuyuncuk'da İngiliz Austen Henry Layard tarafından yapılan kazılarda Assur başkenti Nineveh ortaya çıkmıştı Bu efsanenin tabletleri, Nineveh şehrinin sarayında bulunan hükümdar Assurbanibal'ın (MÖ 688-626) 30,000 "ciltlik" toprak çivi yazısı kütüphanesinde keşfedilmişti Bunlar George Smıth tarafından tercüme edilerek gün ışına çıkarıldığında, geniş yankılar uyandırmıştı (6) Bu efsanenin izleri Sümer kayıtlarında da gözükerek MÖ 3000 seneye kadar mevcut olduğu varsayılmaktadır Batı dünyasının en eski edebiyat eseri sayılan bu destanından Tufan konusunu içeren birkaç metin veriyoruz: "O günlerde insanlar durmadan arttı, yeryüzü dolup taştı ve yabanıl bir boğa gibi böğürdü, yüce tanrı da bu homurtudan tedirgin oldu Homurtuyu işiten Enlil, tanrıların danışma toplantısında şöyle konuştu, `İnsanoğlu çıkardığı bu kargaşalık çekilmez hale geldi Gürültü patırtıdan gözümüze uyku girmez oldu Bunun üzerine, tanrılar, insanoğlunu yok etmek konusunda anlaştılar" Sonraki metinlerde aynı Tevrat'ın Tekvin bölümünde yazdığı gibi, Tanrı Ea, Ut-napiştam'ı uyarıyor ve büyük bir gemi yapmasını; bu gemide bütün hayvanlar türlerin birer çiftini taşıması için odalar bulundurmasını bildirilyor Aynı Tekvin'de olduğu gibi geminin ölçüleri üzerinde önemler durularak ayrıntılı bilgiler veriliyor Destanın devamı şöyle: "Tan yeri ağarmaya başlarken ufuktan bir kara bulut ağdı Bu bulut, fırtınanın efendisi Adad'ın bulunduğu yerde gürledi Fırtınanın habercileri Şullat ve Haniş, dereyi tepeyi geçerek başı çektiler Daha sonra, uçurum tanrıları ortaya çıktı Nergal, alttaki suları tutan bentleri yıktı Savaş tanrısı Ninurta, setleri yerle bir etti Cehennemin yedi yargıcı, Anunnaki, meşalelerini kaldırıp ülkeyi kurşuni alevlerle boğdu Fırtına tanrısı, gün ışığının yerine karanlığı koyduğunda, ülkeyi bir çömlek gibi kırıp döktüğünde, umutsuzluğun yol açtığı bitkinlik gök kubbeye değin yükseldi Bütün gün boyunca bora azıttı durdu Yol aldıkça kudurdu, halkın üzerine düşman gibi saldırdı Kardeş kardeşi görmez oldu, insanlar gökyüzünden bile görülmüyordu Altı gün, altı gece boyunca yeller esti Sel, bora ve su taşkınları yeryüzünü kasıp kavurdu Yedinci gün ağardığında güneyde esen fırtına dinmeye yüz tuttu, deniz yatıştı Tufanın da hızı kesildi Yeryüzüne göz attığımda her yanı sessizliğin kaplamış ve bütün insanların da çamura dönüşmüş olduğunu gördüm sonra oturup ağlamaya başladım"(7)"

Her nedense, felaketi garip bir şekilde unutmuşlardır"
Platon, Kanunlar III


Kitlesel Hafıza Kaybı
Immanuel Velikovsky (1895-1979), tarih, biyoloji, hukuk ve psikanalizi Moskova, Vienna, Berlin ve Edinburgh üniversitelerinde okumuştu 1950'de yazdığı "Çarpışan Dünyalar"( adındaki eserinde büyük ilgi toplamıştı Bu kitapta ortaya atılan göksel mekanizma tezleri büyük çapta Carl Sagan, Isaac Asimov ve başka bilim adamları tarafından çürütülmüştü (9) Ancak, ortaya attığı bir çok orijinal tezlerde bir gerçek payı vardır Dr Velikovsky tufanla ilgili yazmaya tasarladığı eserlerini yetiştiremedi Onun kitlesel hafıza kaybı ile ilgili tezi konumuz açısından ilginçtir Kendisi psikanalizin kurucusu olan Sigmund Freud'den bizzat ders alarak, Freudcu açıdan hafıza kaybı olayını, bireysel açıdan ziyade toplumsal açıdan değerlendirmişti

Kendi kozmolojik tezlerine göre geçmişte yer aldığını inandığı ve kapsamlı bir şekilde belgelediği felaketlerinin örtbas edilmesini bu şekilde açıklıyordu: "Çocukların ve bazı durumlarda büyüklerin geçirdikleri en korkunç olaylarının unutularak ve silinerek şuurdan bilinçaltına itildiği, insan zihni ile ilgili, tespit edilmiş bir gerçektir Bunlar bilinçaltında garip korkular şeklinde yaşamaya ve ortaya çıkmaya devam ederler"


"İnsan geçmişinde en korkunç olaylardan biri yeryüzünün tutuşması idi Bununla birlikte gökyüzünde peyda olan korkunç görüntüler, binlerce volkanlar tarafından fışkırılan lavlar, yerlerin erimesi, denizlerin kaynaması, kıtaların batması, uçan kızgın taşlarla topa tutulan ilkel bir kaos, yarılmış arzın gümbürdemesi ve kül kasırgaların kükremesi idi"

"Platon'a göre, Solon'la görüşen Mısırlı rahibin varsayımına göre ateş ve selden oluşan felaketlerinin unutulmasının sebebi, o felaketlerde okumuş insanların bütün yapıtları ile birlikte yok olmasına bağlıydı Ve ayrıca, bu felaketler, "sizce fark edilmedi çünkü kurtulanlar kendilerini yazı ile ifade etmeye fırsat bulamadan ölmüşlerdi" Buna benzer bir fikir İskenderiye'de Philo tarafından da savunuldu O birinci asırda şöyle yazmıştı, "Sürekli birbirini kovalayan su ve ateşten felaketlerden dolayı nesiller birbirine olaylar serisini nakledememişlerdir"

"Felaket hatırlardan silinmişti Bunun sebebi yazılı kayıtların bulunmayışı değildi, fakat bütün milletlerin, bilginleri ile beraber bu kayıtlarda açıkça belirtilen kozmik kargaşalar yerine onlarda alegorik ve mecazi anlam okumalarına yönelen karakteristik davranıştı

"Geçmişle ilgili en ürkütücü olayların, hem kişilerin, hem milletlerin hayatlarından silindiği veya bilinçaltına gönderildiği bir psikolojik fenomendir Sanki unutulmaması gereken olaylar yok olmuş gibidir Bunların kalıntılarını ve tahrif edilmiş kayıtlarını tekrar hayata döndürmenin tek kişide hafıza kaybını tedavi etmekten farklı bir işlem değildir" (10)

"İnsan aklı kolayca büyük bir felaketin inancına kapılabilir Büyük, küçük tüm hayvanların
Güney Patagonya'dan, Brezilya'dan, Peru'nun Cordillera'sına kadar yok olması için, ancak
yerkürenin tümüyle temelinden sarsılmış olması gerekir"
Charles Darwin, Türlerin Kökeni

Atlantis
Plutarkhos (46-126), yazdığı "Hayatlar" eserinde Solon (MÖ 640-560)'a yer vermişti Bu büyük Atina'lı kanun koyucusu, şair ve gezgin Grek'lerin "Yedi Bilgeler”den biri olarak anıldı ve onun kanunları demokrasinin kurulmasında temel oluşturmuştu Solon yaşlığında etrafındaki fazla ilgi ve kanunların yaratığı yoğun tartışmalardan kaçmak için on sene süren gezilerini Mısır'da başlamıştı Plutarkhos bu konuda şöyle yazıyor, "Mısırlıların en bilgili rahipleri olan Heliopolis'li Psenophis ve Sais'li Sonchis'in altında eğitim gördü ve felsefe tartıştı Platon'a göre kayıp kıta Atlantis'i onlardan öğrenip, Greklere bir şiir halinde anlatmaya çalışmıştı, ancak bu girişimden vazgeçmişti Sebep olarak Platon'un dediği gibi vakti olmadığından değil, fakat fazla yaşlılıktan dolayı bu girişimin ona fazla geleceğindendi"

Atina'lı filozof Platon (Eflatun, MÖ 429-347) Timaios ve Kritias adındaki diyaloglarında (konuşmalar) efsanevi kayıp uygarlık Artlantis'in öyküsünü dile getirmişti, ancak onu bitirmeden ölmüştü O zamanlardan bu yana Atlantis tartışma konusu olmuştur Kimisine göre bu öyküyu Platon uydurmuştu Oysa, tarihte gelmiş geçmiş en büyük filozof olarak görülen Platon'un, yazdığı 25 diyalog halinde eserlerinde, Sokrates başta olmak üzere gerçek kişilerin yer aldığı ve konuşmaların ve olayların gerçeğe uygun olarak yazdığı görülmüştür Atlantis öyküsünde herhangi bir siyasi veya felsefi görüş savunulmuyor, o halde Platon'un böyle fantastik bir hile yapması için hiç bir neden olmadığı gibi, bu diğer yazılarındaki mantık ve gerçekçiliğe ters düşerdi Ayrıca tarihçi Halikarnas'lı Herodotos (MÖ 484-420), gezilerinde kendisine Mısırlılar tarafından kadim tarihleri konusunda Solon'a anlatılanlara benzer şeylerin anlatıldığını kaydetmişti

MÖ 421 yılın Ocak ayında, Sokrates'in Atina'daki evinde dört kişi bir araya gelmişti Bunların başında Platon'un hocası meşhur filozof Sokrates'in kendisi Tanınmış Atina'lı devlet adamı ve yazar Kritias, Lokris'li zengin ve asil bir filozof ve astronom olan Timaios ve Syrakruz'lu bilgin Hermokrates Aralarında geçen konuşma Platon tarafından kaleme alınarak Timaios ve Krıitıas

adlı eserlerinde yer almıştı Bu iki diyalog'dan Atlantis konusundaki bölümleri kısmen aşağıda aktarıyoruz Bazı metinlerin başlarında görülen sayı ve harfler Platon diyaloglarında kullanılan "Stephanus" ayraçlarıdır, ve yorumlarda ilgili metinleri kolayca bulmaya yarar

(20e) "KRİTİAS `O halde, Sokrates size anlatacaklarım garip gelebilir, oysa bu öykü, Yedi Bilgeler’in en bilgesi olan Solon'un söylediği gibi, baştan başa gerçektir Solon, şiirlerinde belirttiği gibi, büyük dedem Dropides'in akrabası ve yakın dostuydu(21b) Size bir yaşlı adamdan dinlemiş olduğum bu eski öyküyü anlatacağım Kritias [Kritias'ın aynı isimde dedesi ve Dropides'in oğlu], o zamanlar, dediğine bakılırsa, doksanına basmak üzereydi, bense on yaşlarında, ya vardım, ya yoktum Apaturios'lar bayramının Kureotis günündeydik Geleneklerimize göre, babalarımız, biz çocuklar için, şiir okuma yarışmaları düzenlerdiler Birçok şairlerin çeşitli şiirleri okundu; Solon'un şiirleri o zamanlar daha yeni sayıldığından çoğumuz onlardan okuduk Arkadaşlarımdan biri ya gerçekten zevk aldığı için, yahut da Kritias'ın hoşuna gitsin diye, Solon'un, kendisince yalnız insanların en bilgesi olmakla kalmadığını, şiirdeki değeriyle de bütün şairlerin en asili olduğunu söyledi (21c) Çok iyi hatırlıyorum, ihtiyar bundan pek hoşnut oldu ve gülümseyerek dedi ki: öyledir, Amymandros, Solon sadece vakit geçirmek için şiir yazmıştı, bu işe ötekiler gibi sarılsaydı, Mısırdan getirdiği öyküyü bitirseydi, buraya dönüşünde karşılaştığı zorluklar, ve ülkedeki karışıklar yüzünden şiiri ihmal etmek zorunda kalmasaydı bence ne Hesiodos, ne Homeros, ne de her hangi başka bir şair onunla boy ölçüşemezdi (21d) Amymandros, "Peki ama, Kritias, bu şiirin konusu ne idi?" Kritias'ın yanıtı,"Bu şiirin öyküsü bu ulusun şimdiye kadar başardığı en büyük, en ünlü olmaya değer işin öyküsü idi; fakat zaman ve kahramanlarının ölümü onun bize kadar gelmesine engel oldu" Öteki, "Bu öyküyü bize baştan anlatın, Solon bu konuda neler diyordu ve onu gerçek bir olay olarak kabul etmesi için ona bu öyküyü kim aktarmıştı?", diye sordu

(21e) "`Solon'un anlattığına göre Mısır'ın deltasında, Nil'i ikiye ayrın yerde Saitikos denilen bir bölge vardı; bu ülkenin en büyük şehri de, kral Amasis'in memleketi olan Sais'ti Halkına göre şehirlerini kuran bir tanrıçaydı; onun Mısır dillerinde adı Neith'dir, ve o Helenlerin Athena tanrıçası ile aynıdır Şimdi, bu halk Atinalıları pek severler ve onlarla her nasıla akrabalıkları olduğunu söylerler Solon onların ülkelerine varınca büyük bir ilgi ile karşılandığını söylemişti (22a) Onların en bilge rahiplerine geçmiş zamanları sorduğu zaman, ne kendisinin ne de başka bir Helenin bu konuda hemen hemen hiçbir şey bilmediğini anladı Bir seferinde de, onları eski şeyleri anlatmaya yönlendirirken, bizce bilinen en eski olayları anlatmaya koyulmuştu Onlara ilk insan olarak anılan Phoroneus'tan, Niobe'den, tufandan kendilerini kurtaran Deukalion ve Pyrrha'dan, onların doğuşu hakkında anlatılan mytoslardan ve onların soylarından söz etti (22b) Bu olayların geçtiği tarihleri belirlemeye çalışarak anlatmıştı

__________________

Alıntı Yaparak Cevapla