Konu: Tarihçe
Yalnız Mesajı Göster

Cevap : Tarihçe

Eski 05-25-2009   #9
Şengül Şirin
Varsayılan

Cevap : Tarihçe



1915 yılında Einstein, Hilbert'le yarışını önde bitirerek, Genel Relativite Kuramı'nı yayınladı Şansı yardım etmiş ve kuramı çok geçmeden, Merkür gezeninin güneş etrafındaki hareketinden ve yıldızlardan gelen ışığın güneş tarafından saptırılmasından kaynaklanan kanıtlarla desteklenmişti 1919 yılında Francis WAston, kendi geliştirdiği kütle spektrografisini kullanarak, aynı atom numarasına sahip farklı atomların, yani izotopların varlığını keşfederken, Rutherford da değişik atomlarda protonun izlerine rastlamıştı Ancak, aynı elementin izotopları arasındaki kütle farkına neyin yol açtığı ve çekirdeğin, protonların birbirini itmesine karşın nasıl bir arada durduğu, hala anlaşılamamıştı 1921 yılında James Chadwick ve ES Bieler, çekirdeğin çok güçlü bir kuvvet tarafından bir arada tutulduğu önerisinde bulundu Kuvvetlerin işleyiş biçimi merak konusu olmaya başlamıştı Aynı yıl Theodor Kaluza, Einstein'ın önerisi üzerine, kuvvetlerle ilgili bir çalışmasını yayınladı Kaluza bu çalışmasında, Maxwell'in elektrik ve manyetik olayları tek bir denklem sisteminde birleştirme başarısını bir adım daha öteye götürerek, kütleçekimiyle elektromanyetik kuvvetleri birleştirmeyi amaçlıyordu Alışılmışın dışında bir yaklaşımda bulunmuş ve uzaya, minik bir daire üzerine kapanan bir boyut daha eklemişti Daha sonra 'Kaluza-Klein kompaktlaştırması' adını alan bu yaklaşım, 60 yıl sonraki parçacık kuramı çalışmalarında temel olarak kullanılan verimli bir konu haline gelecekti




1922 yılında Niels Bohr, elementlerin kimyasal davranışlarını, atomlarının yapısındaki elektronların, birbirini izleyen yörünge kabuklarıyla ilişkilendiren modelini geliştirdi Model, atomların ışıma spektrumundaki kesikliliğin yanında, elementler tablosundaki periyodikliği de açıklamıştı Buna göre; her enerji düzeyine karşılık gelen yörünge; birinci kabuk 2 ve ikinciler 8'er olmak üzere, yalnızca belli sayıda elektron barındırabiliyordu Kabuklardan biri dolunca, elektronlar bir üst kabuğa yerleşiyordu Kimyasal özellikleri dış kabuktaki elektron sayısıyla açıklamak mümkündü
Dış kabuğu dolu olan elementler tepkimeye girmezken, diğerleri dış kabuklarını doldurmak üzere, elektron alıyor veya veriyordu Model, atom numarasına göre yeniden düzenlenmiş olan elementler tablosundaki periyodiklik açığa kavuşturmuş olmakla beraber; elektronların neden belli enerji düzeylerinde bulunmak zorunda oldukları ve niye sürekli ışıyıp enerji kaybederek çekirdeğe düşmedikleri gibi yanıtlanmamış sorulara, bir yenisini daha eklemişti: Neden birinci kabukta sadece iki ve sonraki kabuklarda sadece 8'er elektron bulunuyordu? Modelde bir şeyler eksikti


1923 yılında Arthur Compton, x-ışınlarının elektronlardan saçılmaları sırasındaki frekans değişimlerini inceliyordu Işığın dalga davranışından yararlanan bir deneyle, fotonlarının parçacık gibi davrandığını kanıtladı Çelişkili görünen bu deney aslında, fotonların ikili davranışına işaret ediyordu O sıralar doktora çalışmasını yapmakta olan Louis de Broglie, elektronların da ışık gibi, hem parçacık ve hem de dalga gibi davranabileceğini düşündü Çünkü Einstein'ın 1905 yılında ortaya attığı relativite kuramı, kütleyle enerjinin birbirine dönüşebilir olduğunu ve bir parçacığın toplam enerjisinin, momentum p cinsinden, E2=mc2+p2c2 şeklinde yazılabileceğini göstermişti Fotonlar için kütle sıfır olduğundan, bu ilişki E=pc biçimine indirgeniyordu





__________________
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır
Alıntı Yaparak Cevapla