Yalnız Mesajı Göster

Cevap : Türküler Ve Hikayeleri

Eski 05-22-2009   #2
GöKKuŞaĞı
Varsayılan

Cevap : Türküler Ve Hikayeleri



PENCEREMİN ALTINDA ZERDALİ DALI MISIN

Penceremin altında da a beyim
Zerdali dalı mısın?
Düşkün düşkün duruyonda a beyim
Benden sevdalımısın?

Hep kara leylide bakışır aman
Kaşları gözlere yakışır aman

Penceremin altında da a beyim
Kitap açmış okuyor
Perçemine yağ sürmüşte a beyim
Yel estikce kokuyor

Hep kara leylide bakışır aman
Kaşları gözlere yakışır aman

Pencereden bakıyor da a beyim
Şeker olmuş akıyor
Bu sevda nasıl sevda a beyim
Beni candan yakıyor

Hep kara leylide bakışır aman
Kaşları gözlere yakışır aman

toprağa bağlı bir aile vardır Bu ailenin Gülbahar isimli bir de güzel kızları vardır Henüz on beş yaşında olan Gülbahar'ın gönlünde köyün zenginlerinden bir ağanın oğlu Murat yatmaktadır Murat bu sevgiden habersizdi

Gülbahar her gün testisini alır çeşmeye giderGider ama düşüncesiyle Murat'ı da beraberinde götürür Testisini doldurur Penceresinin önündeki zerdali ağacını sular,ama bu işleri yaparken hep Murat'ı düşünmektedir Bir gün çeşme başında Murat'ı gördü Heyecanını gizleyemedi Gülbahar Elleri titriyor, yüzü durmadan renk değiştiriyordu Murat dayanamadı sordu

Beni sevdiğini söylüyorlar köyde doğrumu bu?

Gülbahar bu sefer daha da heyecanlandı, bir şey diyemeden kaçamak bir bakışla Murat'ın yüzüne baktı, hızla oradan uzaklaştı Bakış o bakış Murat'ında içine bir ateş düşmüştür Her gün çeşme başında buluşmaya başlarlar Murat'ın babası bunu duyar Oğlunun bir fakir kızıyla ilgilenmesini istemiyordur Komşu köyden bir kızla Murat'ın nikahını kıydırır Bütün umudunu yitiren Gülbahar ekmekten aştan kesilir Günlerce ağzına bir şey koymaz Artık her şeyin bittiğine kanaat getirir ve kendisini, büyük bir umutla beslediği zerdali ağacına asar Çünkü davul zurna sesleri köyün sessizliğini yıkmıştı, gelin geliyordu Her şeyden habersiz Murat pek düşünceliydi Haberi duyunca beyninden vurulmuşa döndü Kendisine ve insanlara dünyaya lanet ediyordu Çok geçmeden aklini kaybetti Bir daha da eski haline gelemedi

***
Hastane önünüde incir ağacı


Hastane önünüde incir ağacı
Doktor bulamadı bana ilacı
Baştabib geliyo zehirden acı
Garip kaldım yüreğime dert oldu
Ellerin vatanı bana yurt oldu

Mezarımı kazın bayıra düze
Benden selam söyleyin sevdiğim gıza
Başına koysun, karalar bağlasın
Gurbet elde kaldım diye ağlasın



Komşu kızı ile beşik kertmesi olan bir genç asker'de vereme yakalanır Hava değişimi olarak Yozgat'a (Akdağmadeni) gelir Sözlüsünün ailesi gence kızlarını göstermek istemez Genç tedavi için İstanbul'da hastaneye yatar, pencereden gördüğü incir ağacından aldığı ilhamla aşağıdaki türküyü söylerYakalandığı amansız hastalıktan kurtarılamayarak hastanede ölürAilesi şiiri askerin şapkasında bulurAilesi cenazesini Yozgat'a getiremez, İstanbul'da kalır

***
Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz
nefsime uydum Sebep oldu şeytan bir cana kıydım
Katil defterine adını koydum
Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz
Sen üzülme anam benim dertlerim çoktur
Çektiğim çilenin hesabı yoktur
Yiğitlik yolunda üstüme yoktur
Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz
Çok zamandır çektim kahrı zindanı
Bize de mesken oldu Sinop'un hanı
Firar etmeyilen buldum amanı
Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz
Sinop kalesinden uçtum denize
Tam üç gün üç gece göründü Rize
Karşı ki dağlardan gel oldu bize
Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz
Bir yanımı sardı müfreze kolu
Bir yanımı sardı Varilcioğlu
Beşyüz atlıylan kestiler yolu
Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz


Rize Yöresi
Rize yöresi Rize'nin şimdiki adı Portakallık olan Haldoz mahallesindeki bir düğünde kardeşinin bıçakla karnından yaralanması üzerine, kendisine haber verilen Sandıkçı Şükrü olay yerine giderek kardeşini kanlar içinde buluyor ve kardeşini yaralayan Abdi Ağa'nın uşağını (bir anlatıma göre de Abdi Ağayı) orada vuruyor Bu olay üzerine hapishaneye düşen Sandıkçı Şükrü bir süre sonra bazı arkadaşlarıyla birlikte hapishaneden kaçıyor ve dağa çıkıyor Sandıkçı Şükrü, dağa çıktıktan sonra, yönetimle işbirliği yaparak kendisini hileyle zehirlemek isteyen biriyle karısı Fadime'yi elinden almak isteyen başka birini öldürüyor Sandıkçı Şükrü'nün adı bu olaylardan sonra daha da yaygınlaşıyor Fakirlere bir şey yapmaması zenginlerle mücadele etmesi yüzünden halk tarafından da seviliyor ve destekleniyor Bu ve benzeri erdemleri yüzünden kendisine yardım edenler çoğalıyor Sandıkçı Şükrü'nün türküde adı geçen Perilizade adında zengin birine haberler göndererek, yoksullara mısır dağıtmasını istediği, yoksa kendisini cezalandıracağı tehdidinde bulunduğu söylenir Nitekim Sandıkçı Şükrü'nün isteğini yerine getirmeyen Perilizade'nin mısırlarını adamlarına toplattırdığı ve yoksullara dağıttırdığı yaşlılarca da anlatılır Rize'nin Camiönü (Arkotil) mahallesinden Hüseyin Kutlu adında Sandıkçı Şükrü dönemine yetişmiş bir yaşlı "Çevrede başı belaya giren Sandıkçı'nın yanına geliyordu Sandıkçı hem geleni koruyor, hem yardım ediyordu" diyor Kardeşiyle birlikte, türküde adı geçen Urusba (şimdiki adı Uzunkaya) köyünde eski bir kahvede otururken, zaptiyeler çevresini sarıyorlar Zaptiye Çavuşu Abbas Çavuş Sandıkçı'nın teslim olmasını istiyor, ancak Sandıkçı kabul etmeyerek Abbas Çavuş'tan çekip gitmelerini istiyor Zaptiye Çavuşu da bunu kabul etmeyince çatışma çıkıyor Sandıkçı ve kardeşi Zaptiye Çavuşu ile birkaç zaptiyeyi öldürerek kaçıyor Sandıkçı Şükrü'nün bu olaydan sonra bir ara yakalanıp zincire vurularak batıya gönderildiği fakat kapatıldığı yerden atlayıp Rizeli sandalcılar tarafından kurtarıldığı anlatılır Sandıkçı Şükrü'nün Sinop kalesinde tutukluyken denize atladığı ve kurtulduğu anlaşılıyor Sandıkçı Şükrü'nün yakalanmaması ve her geçen zaman içinde daha çok halk desteği sağlaması üzerine Trabzon Valisi Kadir Paşa önemli sayıda adam toplayarak Sandıkçı'nın üzerine gönderiyor Sandıkçı'nın üzerine gönderilen süvariler, Kolcu kayıklarının Reisi Varilcioğlu Sadık'ı da yanlarına alıyorlar Sandıkçı Şükrü Of ilçesinin İkizdere köyü yakınlarındaki Sanlı adlı bir mezrada bir yaşlı kadının evinde otururken ihbar ediliyor Çevresi atlılarca sarılıyor Varilcioğlu da yanlarında Sandıkçı Şükrü teslim olmak istemiyor Fakat eskiden tanıştığı Varilcioğlu Sadık teslim olursa öldürülmeyeceğini söyleyerek onu ikna ediyor Sandıkçı Şükrü de buna inanarak tüfeği elinden teslim oluyor Fakat Varilcioğlu ile zabtiyeler teslim olarak önlerinde yürüyen Sandıkçı Şükrü'yü arkadan kurşunlayarak öldürüyorlar Türkülerden, gövdesinin şehre getirilerek halka gösterildiği anlaşılıyor Sandıkçı Şükrü'yü doğrudan gören ve tanıyan Refii Cevat Ulunay, ondan "Yaptıklarına pişman olmuş, fakat affedilmeyeceğini bildiği için teslim olmayan mert bir insan" olarak sözediyor 1843-1909 yılları arasında yaşamış Rizeli Kahya Salih adında dinci ve tutucu bir şairin de Sandıkçı Şükrü'yle ilgili bir destanı bulunuyor Karadeniz Türkçesiyle yazılan destanda "Şükri dedikleri bir merd eşkıya"nın "Devlet hükümatina" kurşun attığı için öldürüldüğü anlatılıyor
Kaynak : Anonim Yıl 1341

***
Kırmızı Gül Demet Demet

Kırmızı Gül Demet Demet
Sevda Değil Bir Alamet (Balam Nenni Yavrum Nenni)
Gitti Gelmez O Muhannet
Şol Revanda Balam Kaldı (Yavrum Galdı Balam Nenni)

Kırmızı Gül Her Dem Olmaz
Yaralara Merhem Olmaz(Balam Nenni Yavrum Nenni)
Ol Tabipten Derman Gelmez
Şol Revanda Balam Kaldı (Yavrum Galdı Balam Nenni)

Kırmızı Gülün Hezeli
Ağaçlar Bekler Gazeli (Balam Nenni Yavrum Nenni)
Karayağızın Güzeli
Şol Revanda Balam Kaldı (Yavrum Galdı Balam Nenni

Ali diye bir oglan varmis zamaninda Ali anasini cok sever ve her anasinin yanina geldiginde kirmizi bir gul getirirmisSavas patlak vermeden evvel gönül vermis bir güzele, evlenmis ve evliliginin daha kirki çikmadan askere çagrilivermisAli sevdigini anasi ile bir basina birakivermis ve askere gitmisAli askere gitmesinden epey bir süre geçmesinden sonra savasin bittigi haberi gelmis köye Ali'nin anasi ile sevdigi mutluluk sarhosu olmuslarAli'nin içinde bulundugu grubun sehre dönüs tarihi belli olmus bunun üzerine anasi ve karisi baslamislar hazirligaVe o gün geldiginde anasi demis ki:

"Kizim ben gidip tren istasyonunda bekleyeyim oglumu sende hazirliklari tamamla evde" deyip tren istasyonun yolunu sabahin köründe tutmusAnasi baslamis beklemeyeBir tren gelir biri gider ve oglan gelmezmisAnasi hava kararincaya kadar beklemis ve oglan gelmemisUmudunu kesen ana evin yolunu tutmus

Eve geldiginde gelinin odasinda sesler geldigini duyup kapiya yanastiginda içerde bir erkek oldugunu anlarBizim Anadolu'nun anasi namusunu kirli birakir mi içerden tüfegi kaptigi gibi odaya daliverir ve yorgana dogru bosaltir mermileriOrtalik kan gölüne dönmüstürO arada yorgan siyriliverir yatagin üstündenBirde ne görsün iki yildir askerde olan ogulcugu ile ona gözü gibi bakan gelini yatagin içersindedir Ve aynanin yaninda da bir adet kirmizi gul Megersem anasi istasyonda beklerken görememistir oglunu, oglanda kostura kostura eve gitmis Bundan sonra ana az olan aklini da yitirip yollara düser agzinda bir türkü

***
Yörük Ali

Kahvenin önü şimşir
Kahveci kahve pişir
Yörük de Ali geliyor
Aklını başına devşir

Kale yaptım hanoldu
Yörük Ali Avrupa'ya şan oldu

Aydın dağını oydular
İçine çete koydular
Yörük de Ali'nin ismini
Hazret-i Ali koydular

Ördek gitti kız geldi
Yörük Ali'ye gavur İzmir az geldi

Tencerem dolu ayran
Gezerim seyran seyran
Yörük Ali'nin arkadaşı
Ödemişli Kör Bayram

Bayram aman değil mi
Ali Efe'm seyran değil mi

Ödemiş'i bastılar
Çalıya da martin astılar
Yörük Ali'nin kurbanına
Bin Yunanlı kestiler

Ördek gitti kız geldi
Yörük Ali'ye gavur İzmir az geldi

Dağları da oydular
İçine çete koydular
Yörük de Ali'nin adını
Hazret-i Ali koydular

Değil aman değil mi
Yörük Ali'm aslan değil mi

Yörük Ali'm aslan değil mi
Malgaç çayında durdum
Otuz düşman ben vurdum
İki çete ile ben
Aydın'ı Yunan 'dan aldım

Bu dağların efesi
Yörük Ali'm, Aydın'dan gelir sesi



hikayesi:
Yörük Ali
Bu türkünün daha bir çok kıtaları, Ege havalisinde söylenmekte ise de, muhite göre değişmeler olmaktadır Biz, buraya meşhur olmuş on kıtasını aldık (Efelerin efesi) kelimeleri üzerinde dikkatle durulacak olursa, Yörük Ali'nin muhiti dahilinde olan ve tarihi eserleriyle meşhur (Efes) meydana çıkmaktadır Yörük Ali (1896-1953) İstiklal Savaşımızın başlarında birçok yararlıklarıyla meşhur olmuş efelerdendir Nazilli köylülerindendir Ailesi Sarı Tekeli adlı bir Türk aşiretinden olup, Ayvazoğulları lakabıyla anılır Üç sene çetecilik ettikten sonra, hükümete dehalet etmiş, Yunanlıların İzmir'i ve Aydın'ı işgal etmesi üzerine, Çine'nin Yağcılar köyünde tekrar bir küçük çete kurmuştur 15 Haziran 1920'de Menderes nehrini 50 arkadaşıyla sallarla geçerek Malkoç tren köprüsünü muhafaza eden Yunan karakolunu imha etmiş ve silahlarını almıştır ki, Aydın ve Köşk cephesinde bir buçuk sene kadar vuruşan ve Aydın'ın içindeki savaşta çok yararlığı görülen bu alay'ın adı, 57 nci Tümende (37 nci Yörük Ali Efe Alayı) ismi ile hala anılır Efe'ye İstiklal madalyası ve Milis albaylığı rütbesi verilmişti Milli Mücadele'den sonra, çiftlik ve ticaretle meşgul olan Efe, altısı erkek olmak üzere dokuz evlat yetiştirmiştir 1953 yılında vefat etti
***
Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar

Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler
Annesinin bir tanesini hor görmesinler

Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim
Hem annemi hem babamı hem köyümü özledim

Babamın bir atı olsa binse de gelse
Annemin yelkeni olsa uçsa da gelse
Kardeşlerim yolları bilse de gelse

Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim
Hem annemi hem babamı hem köyümü özledim

Bu öykü Malkara köylerinden alınmış olup belli bir kişinin dilinden yazıya geçirilmiş değildir Çevrede herkes tarafından bilinen bir öyküdür Söylentiye göre, çok eskiden köyün birinde Zeynep isimli çok güzel bir kız vardır Onaltıya yeni bastığında Zeynep'i köylerindeki bir düğünde aşırı (yabancı) köylerden gelen Ali isimli bir genç görür Ali Zeynep'i çok beğenir ve köyüne döndüğünde kızın babasına hemen görücü gönderir Zeynep'i Ali'ye verirler Kısa bir zaman sonra düğünleri olur Ali, Zeynep'i alıp aşırı köyüne götürür

Zeynep'in gelin gittiği köy ile kendi köyü arası üç gün üç gece çeker Bu kadar uzak olduğundan dolayı Zeynep, anasını babasını ve kardeşlerini tam yedi yıl göremez Bu özlem Zeynep'in yüreğinde her gün biraz daha büyüyerek dayanılmaz bir hal alır Köyün büyük bir tepesinde bulunan evinin bahçesine çıkarak kendi köyüne doğru dönüp için için kendi yaktığı türküyü mırıldanır ve gözleri uzaklarda sıla özlemini gidermeye çalışırmış

Oysa kocası, Zeynep'in bu özlemine pek aldırış etmez Kaldı ki eski sevgisi de pek kalmadığından kendini fazlaca horlamaya, eziyet etmeye başlar Sonunda bu özlem ve kocasının horlaması Zeynep'i yataklara düşürür

Gün geçtikçe hastalığı artan Zeynep'in düzelmesi için, köyden gelip gidenler de anasının babasının çağrılmasını salık verirler Başka çare kalmadığını anlayan Zeynep'in kocası da anasına babasına haber vermeye gider Altı gün altı gecelik bir yolculuktan sonra bir akşam üstü Zeynep'in anası babası köye gelirler, Zeynep'i yatakta bulurlar Perişan bir halde Zeynep hala türküsünü mırıldanmaktadır Aynı türküyü anasına babasına da söylemeye başlar Çevresindeki bütün köy kadınları duygulanıp göz yaşı dökerler Annesi fenalıklar geçirir ve bayılır

Zeynep hasretini giderir, giderir ama artık çok geç kalınmıştır Bir daha onmaz, sonu ölümle biter Herkes Zeynep için göz yaşı döker İşte o gün bu gündür bu türkü ayrılığın türküsü olarak söylenip durur



__________________
Bıçak soksan gölgeme, Sıcacık kanım damlar
Girde bak bir ülkeme: Başsız başsız adamlar
NFK





GaLiBa Bu GeCe YaĞMuRDa GöKKuŞaĞı MiSali
GüLeRKeN aĞLaMaNıN ZaMaNı
Alıntı Yaparak Cevapla