Şengül Şirin
|
…Şamanizm…
…Şamanizm…
(Genel Bilgiler - 1) Şamanizm ya da Kamcılık (şamanlar tarafından “deneyim” olarak ifade edilir), varlığı tüm insanların tarihinde erken taş devrine ve daha da geriye kadar kanıtlanabilen, inisiyasyon içeren bir vecd ve trans tekniği
Şamanizmi en uzun süre ayakta tutmuş olan toplulukların arasında hiç şüphesiz Türkler de vardır Eski Türk inancı Tengricilik’te de hep varolmuş olan şamanizm geleneği, Kuzey ve Orta Asya’nın bazı Türk topluluklarında hâlâ sürdürülmektedir
III ŞAMANİZM VE ESKİ TÜRK İNANÇ SİSTEMİNE BİR (EZOTERİK ) YAKLAŞIM VE SEMAVİ DİNLERE ETKİSİ
Tarihçi ve yazar Enver Behnan Şapolyo, ‘Tarih Boyunca Türk Tefekkürü Şamanizm Tefekkürü” adlı kitabını Şamanizm ve Türk tefekkürüne ayırmış ve Şamanizm ile Türk inanç sistemini eş kabul ederek, bu inanç sisteminin semavi dinlerdeki ( Musevilik, Hıristiyanlık, İslam ) günümüze kadar gelen oluşum ve etkilerini incelemiştir :

İNANÇLA İLGİLİ DÜŞÜNCELERİN DOĞUŞ YERİ
İlk inanç tefekkürü Asya’da yaşamakta olan insanlar arasında doğup gelişmiştir İnsanlığın ilk ulu tefekkürü Orta Asya’da Tanrı Dağı sakinlerinde doğmuştur Bu ülkede yaşayanlar yalnızca Türkler’di Türkler bu ilk yurtlarına “Günortaç”, doğu kesimine “Hatay Ülkesi”, batı kesimine “Horasan İli”, kuzey kesimine de “Kıpçak Ülkesi” adını vermişlerdi Bu ülkede doğan inanç sistemi üç merkezde kendini göstermiş ve temelleşmiştir : Birincisi Günortaç’ta “Şamanizm” ; ikincisi Orta Asya’dan Mezopotamya’ya göç eden Sümerler’in inancı ; üçüncüsü ise yine göçün sonucu, Mısır’da Menfıs mevkiindeki “hermetizm” tefekkürüdür
1 Şamanizm
Şamanizm ; evrenin yaradılış düşüncesidir Bu ilk düşünceler Orta Asya’daki Eski Türkler tarafından ele alınarak yaradılış sırları çözülmeye çalışılmıştır Sonunda bütün varlıkların, evreni kaplayan bir nur olduğu, bu nurun da “Hüsn-ü Mutlak” (mutlak güzellik) olduğu inancına varılmıştır

Yaradılış Efsanesi
Kainat (evren) henüz yaratılmadığı zamanda, yukarıda gök, aşağıda yer ve canlı mahluk ta yoktu Kainatı yaratan Hüsn-ü Mutlak bu güzelliği tecelli ettirmeyi düşündü, bu güzellikten bütün varlıklar bir anda hasıl oldu Bunlar arasından insan, evrenin özvarlığını düşündü, bunun Nur-u Ziya olduğu sonucuna vardı Gök alemini kaplayan “yaratıcı ve yaşatıcı”, nur-u ziyayı dünyaya hayat vermek üzere Güneş’i bahşetti, ayı da ona eş olarak yarattı Güneş’e inananlar “Şamanizm” inanç sistemini oluşturdular Böylece Şamanizm Türk tefekkürü olarak ortaya çıktı Şamanizmde güneşe gün ana denmekte ve göğü ve yeri aydınlatmaktadır Ay ise ay ata’dır Bunlar nur-u ziya varlığının kutsallarıdır Şamanizmde güzelliğin timsali güneş olduğu için kutsaldır, tan yeri ağarırken ona ibadet edilir
Türkler’e göre evrende bütün varlıklar dört eşit parçaya bölünmüştür Dört’te manevi cevher vardır; dört yön de dört renk te ( gök - kızıl - ak - kara ) kutsaldır Şamanizmin din adamlarına “şaman” veya “kam” denir Şamanın ayin yönetmek yanında, sihirle ilgili bazı görevleri de vardır Şaman kırmızı külah giydiğinden “kızılbaş” “diye de anılır, kopuz, tef, davul çalar, raks eder Şaman olmak birçok şarta ve merasime bağlıdır Bunlar kainatın sırlarını çözen tefekküre sahiptirler Bu tefekkür sisteminin izlerine İslamiyet te tasavvufta rastlıyoruz Türkler Müslüman olduktan sonra Şamanizm, tasavvuf şeklinde Horasan Erenleri vasıtasıyla Anadolu’ya yayılmıştır Horasan Erenleri’nin en büyüğü mutasavvuf Ahmet Yesevi’dir Onu izleyenler Hz Mevlana, Hacıbektaşı Veli, Ahi Evren Veli, Hacı Bayram Veli Mir Bu kişiler tasavvuf yoluyla Şamanizmi Türk tarikatları bünyesinde asırlarca yaşatmış ve günümüze kadar gelmesine sebep olmuşlardır
2 Sümer Medeniyeti ve İnanç Tefekkürü
Güneşe yani Nur-u Ziya denilen ebedi güzelliğe inanan dini sistem Şamanizm tefekkürü, M Ö 5000 dolaylarında Türkler’in Orta Asya’dan Mezopotamya’ya göç etmeleri sonucunda Sinear bölgesinde yerleşen Sümerler tarafından taşınmıştır “Güneş Sistemi” olarak gelişen bu inanç sisteminde, Sümerler’in en ulu ilahı Güneş’ti Güneş inancı, Şamanizmden kaynaklanan ve Orta Asya’dan göç etmiş Türkler’ce oluşturulan bir inançtı Sümer Türkleri’nin büyük bir medeniyet merkezi olan Uruk’ta yeni bir inanç gelişti : Bu yeni inanç düşüncesini Uruk’lu bir heykeltraş olan Azer’in oğlu İbrahim oluşturdu Bu ilk tek tanrı fikridir Bu tek tanrı tefekkürü Sümer Türkleri medeniyetinin mirasçısı olan Sami kavimlere geçti Museviler Hıristiyanlar ve Müslümanlar tek tanrı inancını kabul ederek üç büyük (semavi) din doğdu
3 Mısır Medeniyeti ve İnanç Tefekkürü
Şamanizm tefekkürü Sümerler’le beraber Mısır’a yerleşen Türkler kanalıyla Hermetzim ( Hermestod ) Tefekkürünü oluşturdu Mısır’ın deltasına yerleşen oymaklar “nom” adı ile siteler kurdular Bunların içinde Türk oymaklarının isimlerini taşıyanlar vardır: Bunlardan birinin adı “Yuf’tur ki bu ada halen Orta Asya’nın bir çok yerinde rastlanmaktadır Tenis şehri de “Tan” oymağının adını taşımaktadır Nom sitelerinin devlet başlarına “sanı” denirdi Saru eski Türkçe’de “nur” anlamındadır Hükümdarlar güneşin nurundan unvanlarını almışlardır Mısırlılar, güneş mabetlerine de “het saru” (nur şatosu) derlerdi
Saru Sümer dilinde “hükümdar, prens” anlamındadır İbranice’de “şaru” kelimesi “prens” demektir Mısırlılar’da ilk medeniyet kuranların dilleri de Ural-Altay dilinden doğmuş bir karışım olduğu anlaşılmaktadır Özellikle din, tefekkür ve ahlaka ait sözcükler Türkçe köklüdür Mısır dini (inancı) Şamanizme pek benzemektedir: Eski Türkler’de olduğu gibi Mısır’da da güneş ve onun nuru ilahlarıdır, bu nuru kaplayan da göktür Mısır inancında en önemli rol sahibi güneştir Bu düşünce sistemi hermetizm olarak adlandırılan tefekkürü oluşturmuştur
HERMETİZM ( HERMESTOD ) TEFEKKÜRÜ
M Ö 5000 ile 3000 yıllarında Türklerin Orta Asya’dan göçü olmuştur Bu göçün bir kısmı Mezopotamya ‘ya yerleştikleri tarihlerde bir kısmı da Nil deltasına yönelmiştir Tarih öncesi devir yaşanmakta olan Mısır’da birden tarih çağı başlamıştır Mısır’ın eski tarihi incelendiğinde halkın Afrikalı, Arap ve Kafkas Ari kavimlerinden olmadığı, dilinin de Arapçayla ilgisi olmadığı anlaşılır Mezarlardan çıkarılan mumyaların beyaz ırktan olduğu, sima, dil ve dini düşüncelerin eski Türkler’le pek benzeştiği görüldüğünden bu halkın Orta Asya’dan göç eden Türkler’den olduğu sonucu çıkmaktadır Mısır tanrısı nur ilahıdır, güneşin timsalidir Horus, “hor” sözcüğünden gelmekte, hor sözcüğü Türkçe’de “nar-ı beyza” anlamını taşımaktadır Ayrıca, Mısırlılar’ın savaş ilahı “kurf’tur Bunlar, Mısır dininin, Orta Asya kabileleri tarafından Nil vadisine getirildiğinin işaretleridir
Mısır’ın manevi kitapları Hermes’e aittir Hermes’in ne zaman yaşadığı kesin olarak bilinmemektedir, 42 tomar yazı yazdığı rivayeti vardır Hermes’in oluşturduğu tefekkür, evrenin sırlarını aramaktır Buna Hermetizm adı verilmiştir Bu sırlara vakıf olmak isteyenler esrarengiz törenle “gizli mabede” alınır, orada eğitilir, aydınlatılırdı Hermetizm ne bir din, ne de mezheptir Yalnız tefekkür cemiyetidir, doğanın sırlarını araştırma yoludur Bu yolda çalışanlar müspet bilimlerin köklerini keşfetmişlerdir : Astronomi, fizik, geometri, felsefe, ahlak ve teoloji bilimlerinin kökenine inilmiş, gelecek nesillere önderlik edilmiştir Bu mabette yetişenler Mısır’da devlet idaresi ve firavunluk mertebesine erişmişlerdir Hermetizm, Şamanizmin Mısır’da oluşan en gelişmiş şeklidir
KABBELA TEFEKKÜRÜ

Şamanizmin bir tekamülü olan Hermetizm, Mısır’da kapalı bir tefekkür olarak yaşamış, sonunda Mısır’daki İbraniler vasıtasıyla Filistin’e geçerek Kabbela Tefekkürü olarak gelişmiştir Kabbela “gelenek” anlamının taşımaktadır Hz Yusuf vasıtasıyla Mısır’a gelip yerleşen (M Ö 1650) İbraniler ( İsrailoğulları ) zamanla çoğaldılar Mısırlılar tarafından hakir görülerek zulmedilmeye başlanan İbraniler’i, II Ramses’in yeğeni olan (Hz ) Musa kurtarmaya ahdetti Musa, Kermes Mabedinde yetişmiş üstadlardandı Hermes tefekkürünü İbraniler arasında gizlice öğretti, 70 kişi yetiştirdi Mısır’dan ayrılan İbraniler tarafından oluşturulan bu düşünce sistemine Kabbela Tefekkürü denildi Musa bu tefekkürünü “Zohar” adlı bir kitapta toplamıştır Zohar “Nur Kitabı” anlamına gelmektedir Bu kitapta yıldızlar aleminin gizleri yazılıdır, başta güneş ve ay gelmektedir Bu da Şamanizmin hermetizmden sonraki şeklidir Zoharda dört esas vardır : İlahi ruh, nesih (hava), su ve ateştir
Evrenin sırları, Yahudilerin kutsal kitabı Tevrat’ta değil, Zohar’da yer almıştır Zohar’ın içeriği Şamanizmin “hüsn-ü mutlak” tefekkürüne dayanmaktadır Tevrat’a inananlar Yahudi cemaatini oluştururlar Tevrat’ın, Yahudilerin Babil esaretinden sonra yazıldığı anlaşılmaktadır Çünkü Tevrat’ta yer alan birçok olayın Sümerler’den alındığı anlaşılmaktadır: Tufan olayı Sümer kitaplarında aynen mevcuttur Hermes ve Kabbela tefekkürü Musevilik ve Hıristiyanlık dinleri içinde yer almamıştır Dinlerin itikatları dogmatik olduğundan, düşünce hürriyeti taşıyan ve doğa olaylarını akıl yoluyla izleyen düşünce sistemleri, dinler dışında gizli-kapalı şekilde devam etmiştir Hermetizm ve kabbela Suriye ve Anadolu’da gizli mezhepler şeklinde yaşamış, Filistin’de taşçılık yapan Kenanlılar arasında yaşatılmış, Haçlı Seferleri ile Anadolu, Suriye ve Filistin’e gelen Hıristiyanların bir kısmı, bu kapalı- gizli tefekkür ve Ahilik’le tanışmıştır Bu yolla, eski Orta Asya dini düşüncelerini taşıyan ahiliğin, anılan temaslarla Hıristiyanlar kanalıyla Avrupa halklarına ulaşmış olduğu anlaşılmaktadır
Şamanizm ; Hermestod, Kabbela ve Epifani tefekkürü ile olgunlaşmıştır Mısır (Menfıs) gizli mabedinden geçen bu tefekkür (Epifani ile) İtalya’ya, oradan da Fransa’ya ve İngiltere’ye geçmiştir Bu tefekkür Orta Çağda uyumuş, haçlı seferleri ile yeniden uyanmıştır
TASAVVUF TEFEKKÜRÜ
Tarih boyunca insanlığın tefekkürü Şamanizm, Hermetizm, Kabbela ve Epifani olmak üzere dört devre geçirmiştir Budizm, Konfıçyüs dini ile Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık bu dört tefekkürden ilham almış fakat ayrı bir yoldan insanlığı aydınlatmışlardır Bu dört tefekkür bütün dinlerin dışında kalmış, insanlığı akıl ve hikmet, vicdan ve güzellik duygularıyla etkilemeye çalışmışlardır Bu tefekkürler İslam aleminde tasavvuf kisvesiyle temelleşmiştir Uzun ve kanlı savaşlardan sonra 10 Asırdan itibaren Müslümanlığı kabul eden Oğuz Türkleri, Şamanizm tefekkürünün yüksek tesirinden ayrılamamışlardır : İslamiyet bir dindir ve felsefesi olmaz İslamiyet uluhiyet tanıyor, ahlak telkin ediyor ve bir hukuk müessesesi oluşturuyordu Her din gibi o da dogmatik idi ve hür bir tefekküre meydan vermiyordu Dinin emirlerine kayıtsız şartsız uymak imanın şartı idi Fakat akıl ve hikmet ; insanlığı, ileriyi, yeniyi, güzeli düşünüyordu Bu yola giren Müslümanlar İslam ın felsefesi olan “kelam”ı oluşturdular Kelam İslami felsefedir Bu felsefe konu olarak mezhep ve tarikatların ayrı ayrı görüşlerini incelemiştir
Dini konular ele alınarak Kur’an ve hadisler incelenmiş, ayrı yollar oluşmuştur Bunlar mezhep olarak adlandırılır Bu mezheplere girenler sofi olarak anılmışlardır Arap, Hint ve İran Müslümanlarında mezhep var, tarikat yoktur Tarikat yalnız Türkler’de doğmuştur Türk tarikatları Şamanizmden kaynaklanır Şamanizm, İslamiyette “tasavvuf olarak temelleşmiştir Bütün Türk tarikatları tasavvufa dayanmaktadır İlk mutasavvuf Ahmedi Yesevi’dir Şamanizmi İslami akidelerle birleştirerek İslam tasavvufunun kurucusu olmuştur Ahmedi Yesevi müritlerine “Horasan Erenleri” adı verilmiş ve bunlar, Anadolu Türkler tarafından fetholunca Anadolu’ya göç etmeye başlamışlardır Göç edenlerin en önde gelenleri : Mevleviliği kuran Mevlana Celaleddini Rumi, Bektaşiliği ve Kızılbaşlığı kuran Hacı Bektaşi Veli, Ahiliği kuran Ahi Evran Veli’dir Özellikle Bektaşilik’te ve Kızılbaşlık’ta Şamanizm tamamen yaşamaktadır Ahilik te Şamanizmden doğmuştur Haçlı Seferleri ile Anadolu’ya gelen Hıristiyanlar ahiliği incelemişlerdir
|