Yalnız Mesajı Göster

Cevap : Hukuki Ve Mali Yönleriyle - Adi Ortaklık

Eski 05-12-2009   #2
Şengül Şirin
Varsayılan

Cevap : Hukuki Ve Mali Yönleriyle - Adi Ortaklık



11Kuruluşu Borçlar Kununu�muzun ilgili maddelerinde adi ortaklığın kuruluşu belli bir şekle bağlanmamıştır Bu açıdan baktığımızda ortaklığın kurulması için gerekli unsurlar üzerinden tarafların yapmış oldukları sözlü ya da yazılı anlaşma yeterli olmaktadır Adi ortaklığı meydana getiren tarafların hukuki nitelikleri önemli değildir Diğer bir anlatımla ortaklar gerçek yada tüzel kişi olabilirler Borçlar Kanunu hükümlerine göre adi ortaklığın kuruluşunun yazılı ya da sözlü yapılması fark etmemektedir Uygulamada da adi ortaklıkların sözlü olarak yapıldığına çok fazla rastlanmaktadır Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta sözlü yapılan sözleşmelerde, taraflar arasında mutabık kalınan unsurlar üzerinde ispat gücü zorluğudur Bir ihtilaf halinde tarafların yazılı olmayan sözleşmeden anladıklarını ispat etmeleri güç olmakta, sorun mahkemeye kadar yansımaktadır Bu açıdan kurulacak adi ortaklığın yazılı olarak yapılmasında yarar bulunmaktadır Adi ortaklığın sözleşmesinde, ortaklığın kuruluş gayesi, tarafların beyanları ve ortak amaçlar çok açık ve hiçbir yoruma ihtiyaç göstermeksizin belirgin olmalıdır Sözleşmede adi ortaklığı tarafların yapacakları sermaye katkılarının nasıl olacağı bunun ödenme şekli ve ortaklık içindeki pay oranları belirgin olmalıdır Bu safhada gizli ortaktan söz etmek gerekmektedir Ticari hayatımızda görülen uygulamada adi ortaklığa ayni veya nakdi katkıda bulunan kişi veya kuruluşlar bulunmaktadır Bunlar adi ortaklığın dışarıya karşı görünümünde açıkça belli olmamakta fakat hissedilmektedir İç işlerde ise çoğunlukla gizli ortağın yapmış olduğu katkının adi ortaklıktaki gücünü göre değişiklik göstermektedir 12Sermaye Adi ortaklığın sermayesi gayenin gerçekleşebilmesi için gerekli miktarda nakdi veya ayni olarak konulabilir Borçlar Kununu�nun Sermaye başlıklı 521 Maddesinde konu Madde 521 - Her şerik nakit, alacak veya diğer mal veya say olarak bir sermaye koymakla mükelleftir Hilafına mukavele olmadıkça sermayeler şirketin gayesinin icabettiği ehemmiyet ve mahiyette ve yekdiğerine müsavi olmak lazımdırSermaye, bir şeyin menfaatından ibaret ise adi icar akdinde ve bir şeyin mülkiyetinden ibaret ise beyi akdinde hasar ve tekeffüle dair muayyen olan hükümlere tabi olur şeklinde açıklanmaktadır Kanun maddesinde ortakların sermaye payları aksi kararlaştırılmadıkça eşit olmasının gerektiği bildirilmektedir Buna göre adi ortaklıkta paylar tarafların isteğine göre belirlenebilmektedir 13Konu Kanunda adi ortaklığın konusu ile ilgili açık bir hüküm bulunmamaktadır Bu sebeple genel hükümler çerçevesinde konunu tespiti gerekmektedir Ancak tespit edilecek konunun kanuna, kamu düzenine şahıs haklarına ve genel adaba aykırı olmamasına dikkat etmek gerekmektedir 14Kar ve Zarar�ın paylaşılması Borçlar Kanunu�nun Kar ve Zarara İştirak başlıklı 523 Maddesi bu konuya açıklık getirmektedir Buna göre Hilafına mukavele olmadıkça her şerikin, kar ve zarardan hissesi, sermayesinin kıymeti ve mahiyeti ne olursa olsun müsavidir Mukavelede şeriklerin yalnız kardan veya yalnız zarardan hisseleri tayin edilmiş ise bu tayin kar ve zararın ikisini de şamil sayılır Şeriklerden biri sermaye olarak yalnız sayını ortaya koymuş ise, zarara ortak olmayarak yalnız kara iştirak ettirilmesi şart edilebilir Bu hükümlere göre adi ortaklığın kuruluşunda yapılan sözleşmede aksi kararlaştırılmadığı takdirde koymuş olduğu sermaye miktarı ne olursa olsun eşit olmak durumundadır Bu nedenle sözleşme de kar ve zarar iştirakin belli edilmesinin yararı bulunmaktadır Bununla beraber adi ortaklığa sadece emeğini sermaye olarak koymuş olan ortağın sadece kara iştirak edeceği ve zarara iştirak etmeyeceği sözleşmede belirtilebilir 15Adi Ortaklığın İdaresi -Adi Ortaklıkta kararlar bütün ortakların (İttifakı) oy birliği ile alınır Sözleşmede oy çokluğu ile karar alınması belirtilmiş ise bu çoğunluk ortakların adetleri ile belli olur (BK Md: 524) -Sözleşme hükümleri veya sonradan alınacak bir karar ile münhasıran bir ortağa veya birden çok ortağa bırakılmadığı takdirde Adi Ortaklığın idaresinden bütün ortaklar sorumlu bulunmaktadır (BK Md: 525, Cümle:1) Bu hükümler çerçevesinde sözleşme ile veya sonradan adi ortaklık ortakları tarafından alınacak bir karar ile yönetim yetkisi tek bir ortağa veya birden çok ortağa veya ortak olmayan her hangi bir kişiye bırakılabilmektedir -Adi ortaklığın idaresi ortakların tamamına veya bir kaçına bırakılmış ise bunlardan her biri diğerlerinin iştiraki olmaksızın ortaklığı yönetebilirler Ancak bu durumda adi ortaklığı yönetmeye yetkili her bir ortak diğer yönetici ortakların yaptığı her işlemde bu işlemin tamamlanmasından önce itiraz etme hakkına sahip bulunmaktadır (BK Md: 525, Cümle:2) -Ortaklığa yeni bir ortağın alınması ancak ortakların oy birliği ile olur Ortaklardan birisi diğer ortaklara haber vermeksizin adi ortaklıktaki hissesinin bir kısmını veya tamamını üçüncü bir şahsa sattığı takdirde bu kişi ortak sıfatını alamaz Bu kişinin adi ortaklık hakkında bilgi isteme hakkı doğmaz (BK Md: 532) Konu ile ilgili Yargıtay 13 Hukuk Dairesinin 21111986 Tarih ve E1986/4471, K: 1786/5704 kararı aşağıya alınmıştır TC
YARGITAY
13 HUKUK DAİRESİ
E 1986/4471
K 1986/5704
T 21111986
� ORTAKLIĞIN TESPİTİ ( Adi Ortaklıktaki Payın Devrinin Diğer Ortakların Muvafakatına Bağlı Olması )
� ADİ ORTAKLIKTAKİ P
AYIN DEVRİ ( Ortakların Muvafakatine Bağlı Olması )
� ÖLÜMLE ŞİRKETİN SON BULMASI ( Adi Ortaklık Sözleşmesinde Hüküm Olmaması Durumunda )
� ZAMANAŞIMI ( Adi Ortaklık Ortakları Hakkında Açılan Davaların Beş Yıllık Süresinin Olması )
818/m126,531,532,535
ÖZET : Adi ortaklıktaki payın devri diğer ortakların muvafakatına bağlıdıradi ortaklık sözleşmesinde bir hüküm yoksa ölümle ortaklık son bulurortaklar arasında açılmış bulunan davalar beş sene geçmekle zamanaşımına uğrarlar
DAVA : Taraflar arasındaki ortaklığın tesbiti davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü :
KARAR : Davacılar, davalı ile un fabrikası kurmak üzere adi ortaklık kurduklarını ve fabrikanın 1977 yılında faaliyete geçtiğini, bu arada ortak ( HY )'ın hissesini oğlu davacı ( YY )'a hibe ettiğini ve 1978 yılı içerisinde öldüğünü, bütün belgelerin kendisinde olmasından yararlanan davalının, davacıların ortaklığına karşı koyduğunu ileri sürerek adi ortaklığın ve paylarının saptanmasını ve adi ortaklıktaki hisselerine vaki davalının el atmasının önlenmesini istemişlerdir
Davalı, adi ortaklık sözleşmesinin kağıt üzerinde kaldığını ve tatbik edilmediğini ve böylece adi ortaklığın kendiliğinden sona erdiğini ve zamanaşımı süresinin geçtiğini savunarak davanın reddini dilemiştir
Mahkemece sabit görülmeyen davanın reddine karar verilmiş ve hüküm davacı yanca temyiz edilmiştir
Bir tarafta ( HY ) ve ( MY ) diğer tarafta davalı ( MZ ) olduğu halde taraflar arasında küçük çapta un fabrikası tesis edilmek üzere adi ortaklık kurulduğu dosya içerisinde bulunan ve yukarıda adları yazılı taraflarca imzalı sözleşme içeriğinden anlaşılmaktadır Öte yandan davalının ortak ( HY )'a Emet Noterliği aracılığıyla gönderdiği 11111977 tarih ve 3634 sayılı ihtarnamesiyle de anılan ortaklığın kurulduğu kabul edilmektedir Ne var ki
( HY ) 411978 günlü hibe senediyle un fabrikasındaki hissesini mülkiyet ve işletme haklarıyla birlikte ( YY )'a hibe etmiştir Davalının ortak ( HY )'ın ortaklık hissesini ( YY )'a devrine muvafakatı olmadığı anlaşılmaktadır O halde üçüncü şahıs durumunda olan ( YY ), adi ortaklığa şerik sıfatını ibraz edemez ve hususiyle şirket işleri hakkında malumat isteyemez ve ortaklığa dayanarak böyle bir dava da açamaz ( BK md 532 ve 531 )
Öte yandan ortak durumu da olan ( HY ) 1978 yılında ölmüştür Bu yön taraflar arasında uyuşmazlık dışıdır Ortaklardan birinin ölümü halinde mirasçılar ile şirketin devam edeceğine ilişkin adi ortaklık sözleşmesinde hiçbir kayıt mevcut değildir Öyleyse Borçlar Kanunu'nun 535/2 nci maddesi uyarınca adi ortaklık kendiliğinden sona ermiştir Bu tarih ile dava tarihi olan 1761985 tarihi arasında beş yıldan fazla bir süre geçmiş bulunmaktadır Borçlar Kanunu'nun 126/4 üncü maddesinde, ( ticari olsun olmasın bir şirket aktine dayanan ve ortaklar arasında veya şirketle ortak arasında açılmış bulunan bütün davalar ) beş sene geçmekle zamanaşımına uğrarlar
Davalı ( MZ ) de süresinde verdiği 171985 günlü cevabında zamanaşımı def'inde bulunmaktadır O halde ortak
( MY ) ile davalı arasındaki dava zamanaşımı nedeniyle reddedilmesi gerekir Ne var ki hüküm sonucu itibariyle doğru olduğundan kararın gerekçesi değiştirilmeli ve karar bu değişik ve düzeltilmiş gerekçe ile onanmalıdır
( HUMKmd 438/son fıkra )

Alıntı Yaparak Cevapla