|
ysnkrks
|
Cevap : Peygamber Efendimizin Hayatı (detaylı Anlatım)
Tihame Bölgesi'nde yaşayan Huzaa Kabilesi' nin müslümanları gibi müşrikleri de Resûlullah'a hürmetkâr ve bağlı idiler
Bu kabilenin mensuplarından Mâ'bed bin Ebi Mâ'bed, bir iş için bazı adamları ile Mekke'ye giderken yolları üzerinde bulunan Hamrâ'ül Esed/Kızılaslan'a geldiğinde islâm ordugâhını gördü ve Uhud şehidlerinden dolayı Sevgili Peygamberimiz'e taziyetlerini bildirmek için ziyaretlerine geldi Mâ'bed henüz imân etmemişti:
-Yâ Ebel Kâsım! Uhud sebebiyle emin ol ki biz de çok üzüldük Ancak dileriz ki bundan sonra Kureyş'e karşı galip gelirsin
  dedi ve gitti
Mâ'bed ve arkadaşları şirk ordusu ile de Revha'da karşılaştılar Onlar da burada konaklamışlardı Bu sırada Kureyş'in önde gelenleri hâlâ ısrarla aynı fikrin peşindeydiler:
-Nice Muhammedî bahadırı öldürdük Bu işi neden yarına bırakıyoruz Köklerini kazımak varken bu ürkeklik neden? Hayır! Mekke'ye dönmeyeceğiz Medine'ye gidecek ve tarihi görevimizi yerine getireceğiz
Böyle bir hareketin bir mağlubiyete sebep olabileceğini ileri süren Safvan ibni Ümeyye ise Mekke yolundan dönmenin yanlış olacağını anlatıyordu Bu sırada Mâ'bed yanlarına vardı Mâb'ed'i farkeden Ebu Süfyan seslendi:
-Yâ Mâ'bed bin Ebi Mâ'bed! Geldiğin yollarda ne var-ne yok?
-Sizin için iyi haberler yok yâ Eba Süfyan!
-Ne gibi?
-Müslümanlar, Uhud'a katılmış olanı olmayanı yekvücut olmuş büyük bir ordu halinde üzerinize geliyorlar Ben ömrümde böyle kalabalık bir ordu görmedim
-Nasıl olur? Müslümanlarda harp edecek kuvvet kalmadı ki?
-Ben, onları Hamrâ'ül Esed'de gördüm; yakında siz de şu ufuktan atlarının alınlarını görürsünüz
-Eyvah yâ Mâ'bed sen ne diyorsun?
-Eğer bana inanmıyorsanız bekleyin ve bizzat görün
Safvan ibni Ümeyye lafa karıştı:
-İşte ne kadar haklı olduğum anlaşılıyor Haydi bir kazaya uğramadan Mekke'ye dönelim
Ebu Süfyan dahil müşrik önderlerini korku sardı Bu sebeple bir ân evvel toparlanarak Mekke yolunu tuttular Onlar, mü'min olmayan birinin müslümanları korumak için bu şekilde hareket edebileceğini hiç bir şekilde düşünememişlerdi  aslında her şey Allah'dan 'Allahü teâlâ, isterse bu dine kâfirler ve fasıklarla da yardım eder' değişmez kaidesi bir kere daha yaşanıyordu
Mâ'bed, kendi adamlarından birini gizlice İslâm ordugâhına göndererek Kureyş'in sıvışıp gittiği haberini Resûlullah Efendimize ulaştırdı Ebu Süfyan komutasındaki müşrik ordusu Mekke'ye dönerken, yolda Medine'ye gıda almak için giden Abdülkaysoğulları'nın ticaret kervanı ile karşılaştılar
Ebu Süfyan:
-Yolunuz açık olsun! Ne yana böyle?
Kervan reisi cevap verdi:
-Medine'ye gidiyoruz
-Yâ? Güzel Sizden bir ricam var
-Elbette yâ Ebâ Süfyan! Söyle lûtfen!
-Size bazı şeyler tenbih edeceğim Eğer bu sözlerimi Muhammed'e nakletmek için bize vekil olursanız, bunun bedelini Ukaz Panayırı'nda kuru üzüm olarak karşılarım
-Tabiî elbette yâ Ebâ Süfyan!
-Muhammed'e deyin ki: Şimdi gidiyoruz Ama yakında toplanarak yeniden öyle bir geleceğiz ki, kendisinin de, kendisine inanmış olanların da köklerini kazıyacağız
-Dediklerini aynen söyleyeceğiz
  
Abdülkayslar, Hamrâ'ül Esed'den geçerken reisleri, ısmarlanmış haberi Peygamberimize nakletti:
-Sevgili Peygamberimiz:
-Hasbunallâh ve ni'mel vekil/Allah bize yeter; O, ne güzel vekildir, dediler
Ve devamla buyurdular ki:
-Varlığım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki; eğer, müşrikler, bizimle çarpışmak için tekrar gelirlerse taş kesilecekler ve mazi olmuş dünkü gün gibi silinip gideceklerdir
Sevgili Peygamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem Efendimiz ve cesur ve fedakâr ordusu aleyhimürrıdvan, Hamrâ'ül Esed'de üç gün kaldıktan sonra Medine'ye avdet ettiler Hamrâ'ül Esed seferi üzerine, yol gösteren, takdir eden ve müjdeleyen bir çok âyeti kerimeler geldi
  
  diğer taraftan Ebu Süfyansa hâlâ koyu bir gaflet içindeydi Mekke'ye dönünce ilk iş olarak Hübel putuna gitti:
-Uhud'a gitmeden önce falımı buldurarak öcümü almama imkân verdin Kalbim soğudu, içim ferahladı Teşekkürler ederim sana ey Hübel, dedi ve gidip başını tıraş ettirdi
     
Abdullah bin Übey, orası kendisine tapuluymuş gibi Mescid'de hep aynı yere otururdu Mevkiine ve sülalesinin hatırına binaen münafıklığı anlaşılıncaya kadar bu hareketi hoş görülüyordu İki Cihan Güneşi, cum'a günleri minberde hutbe irad ettikten sonra aşağı inince Abdullah bin Ubey her defasında ayağa kalkar ve cemaate hitaben:
-Ey insanlar! Allah'ın aranızda bulundurup sizi O'nunla gâlip ve üstün kıldığı ve O'nunla şereflendirdiği Resulüne yardımcı ve O'na hürmetkâr olunuz Sözlerini dinleyerek kendisine itaat ediniz, der ve yerine otururdu
  tâ Uhud savaşına giderken kendisine uyanlarla beraber yoldan geri döndüğü güne kadar ne oturduğu yer için, ne söyledikleri için kimsenin bir itirazı olmadı Ordu, Hamrâ'ül Esed'den döndükten sonraki ilk cum'a hutbesinden sonra, başmünafık yine ayağa kalkarak yukarıdaki benzeri sözlerle aslında hiç bir kalemin ve hiç bir kelamın övmeye gücünün yetmeyeceği aziz ve üstün Peygamberi methetmeye kalkışınca, bazı mü'minler eteklerinden aşağı çektiler:
-Otur yerine ey münafık! Sen en olmayacak şeyi yaptın! Bugün iki yüzlülükle övmeye kalkıştığın Peygamberi düşman karşısında zayıf bırakmak için adamlarınla cepheden kaçtın Sen ne oturduğun bu yere; ne de bu Mescid-i Nebi'ye layıksın! Defol!
Ebu Eyyûb El Ensari Halid bin Zeyd radıyallahü anh, sakalından çekiyor, Ubade bin Samit radıyallahü anh de O'nu dışarı itiyordu Sahabilerin elinden kurtulan münafık, kendini güçlükle kölelerin arasına attı  bir taraftan da yüksek sesle söyleniyordu:
-Ne yaptım ben? O'nu övmekten başka ne yaptım?
Münafık, mescidin kapısında Muavviz bin Afra'yla karşılaştı?
Hazreti Muavviz radıyallahü anh, Abdullah'ı bir telaş içinde aniden karşısında bulunca sordu:
-N'oldu? Ne var?
-Hiç Ben O'nu övdüm Eshabıysa hakaret ederek beni itip kaktılar Kötü bir şey mi dedim?
Hazreti Muavviz, öfkenin sebebini anlamıştı O da münafıkı paylamadan edemedi:
-Senin yaptığını kim yaptı ki? Bari Resûlullah'a git de senin için Allah'dan af ve mağfiret dilesin!
İşte bir zavallılık misali:
-Kimse benim için af dilemesin
Muavviz bin Afra radıyallahü anh, donup kaldı
     
Bundan sonra Efendimiz, Zeyneb binti Huzeyme/Huzeyme kızı Zeyneb ile evlendi Hazreti Zeyneb radıyallahü anha, kocası Abdullah bin Cahş radıyallahü anh'ın Uhud'da şehid olmasından sonra dul ve korumasız kalmıştı Üstün ve güzel özellikleri vardı Çok ibadet eder daima fakir fukarayı görüp gözetir; onların dertleri ile dertlenir; sıkıntılarına çare olurdu Bu yüzden insanlar, O'na "Ümmü'l Mesakin" mişkinlerin / yoksulların annesi lakabını takmışlardı İşte bu yoksullara annelik hasleti Hazreti Zeybeb'i bir hanımın varabileceği en yüksek yere; Resulullah'a kadınlık ve dolayısıyla bütün ümmete annelik makamına yükseltmişti
Mubarek annemiz, Resûlullah ile evlenmesinden sadece sekiz ay sonra hayata veda ettiler; radıyallahü anha
     
Putları ilâh sayarak yüce Allah'a şerik/ortak koşmak gibi bir bahtsızlık içinde olan Kureyş kâfirleri, Uhud'u hâlâ kendileri için bir zafer sanarak o sarhoşlukla birbirlerini öven; mü'minleri yeren şiirler yazıp meydanlarda okuyorlardı  Mü'min şairleri, bunlara hemen gerekli karşılığı veriyorlardı
     
KATAN SEFERİ  Tayyi Kabilesi'nden Züheyroğlu Velid, Tuleyb bin Umeyr'in hanımı olan yeğenini ziyaret için Medine'ye gelmiş Tuleyb radıyallahü anh'ın evinde misafirdi Velid, sohbet esnasında Necd taraflarından ilgi çekici haberler veriyordu
Velid'in haberleri Esedoğulları kabilesi merkezliydi
Esedoğullarından Tuleyha bin Huveylid ile kardeşi Seleme bin Huveylid, kendi kabileleri ile kendilerine bağlı daha küçük kabileleri Uhud'dan henüz ve yorgun dönmüş müslümanlar üzerine kışkırtarak Medine'yi basmak gibi tehlikeli bir faaliyet içindeydiler
  
Tuleyha ve Seleme, kavim ve kabilelerinden insanlara sesleniyorlardı:
-Aldığımız haberlere göre müslümanlar, Uhud çarpışmalarından bitkin, yorgun ve çoğu yaralı dönmüşler Bu bir fırsattır Bugüne kadar atalar dininden ayrılan bu insanları kimse hakkıyle cezalandırıp yok veya ıslah edemedi
Dinleyenlerden biri atıldı:
-Bu şeref belki bize ait olur
Bir başkası onu destekledi
-Hem dediklerine göre Kureyş, müslümanları perişan etmiş Darma-dağınık imişler  derlenip toparlanma ümidleri yokmuş
Aşka gelen bir başkası ortaya bir teklif attı:
-Hem Yesrib'de koyun, deve, at ne varsa sürülerini de yağmalar buraya getiririz!
Yine Esedoğullarından birisi Kays bin Haris, onların görüşlerine karşı çıktı:
-Şu dedikleriniz hiç de kabul edilecek görüşler değil
Sesler yükseldi:
-Niçin, niçin?
-Bir kere Yesrib bize çok uzak Yağma yapmamız çok zor olur Ayrıca bizim, Kureyş gibi asker toplamamız da mümkün değildir Kureyş, uzun bir hazırlık döneminden sonra ve arap kabilelerinden yardım ve destek alarak üçbin kişilik atlı-develi bir orduyla müslümanların üzerine yürüdü Siz üç yüz kişiden fazla bir kalabalığı bile bir araya getiremezsiniz Şahsen ben, zafer ve talih rüzgârının üzerinize eseceğine ihtimal vermiyorum
Bu soğukkanlı değerlendirmeye karşı çıkanlar oldu:
-Ama şimdi müslümanlar, hayli hırpalanmış vaziyetteler  
Bu ısrar karşısında sözlerinin faydası olmayacağını anlayan Kays, ancak şu cümleyi mırıldanabildi:
-
Heveslerin tatmini için yapılan savaşların sonu hüsran olur
     
Tuleyb, Velid'den öğrendiği bu çok mühim haberi zaman kaybetmeden hemen Sevgili Peygamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem Efendimiz'e ulaştırdı
Ne çetin imtihandır ki mücadelenin biri bitmeden; veya biter bitmez hemen bir başkası başlıyordu
     
Resulullah Efendimiz, Muhacirîn ve Ensar'dan yüzelli kişilik bir birlik toplayarak üç bölük teşkil ettiler ve başlarına kendisine sancak da verdikleri Ebu Seleme bin Abdul'Esed'i tayin ettiler ve buyurdular ki:
-Yâ Ebu Seleme! Seni bu mücahidlerin başına kumandan tayin ettim Esedoğulları henüz hazırlık halindeyken sen onlara baskın ver ve sürülerini yağmala Çünkü onlar, müslümanların canlarına ve mallarına zarar vermek azmindeler Ancak Allah'ın emir ve yasaklarına uy ve emrin altındakilere şefkatle muamele et
Efendimizi can kulağı ile dinleyen Ebu Seleme, tam bir teslimiyetle cevap verdi:
-Başüstüne yâ Resûlallah 
İslâm bölüğünün kılavuzluğunu, haberi getiren Velid bin Zübeyr, yapıyordu
     
Mücahidler, başlarında komutanları Ebu Seleme bin Abdül'Esed önlerinde kılavuz Velid bin Zübeyr olduğu halde Esedoğulları'nın yaşadığı Necd'e doğru yol aldılar Issız ve sapa yolları takip ediyorlardı  bu sırada müşrikler, Katan denilen yerde toplanmışlardı Burası Esedoğulları'na ait bir su başıydı Müslümanlar Katan'a yaklaşırken sürülerini yayan Esedoğulları çobanlarını gördüler Çobanlardan üçü yakalandı; sürülere el kondu Bir kısım çobanlarsa kaçarak Katan'a vardılar Bir İslâm birliğinin yaklaşmakta olduğu ve hayvanlarını yağma ve bazı çobanları esir ettiği haberi düşmanı hayli sarstı: "Muhammedîler Uhud'da mağlub olmuş ve kendilerine gelemez haldeler  bir daha toparlanamazlar" diyorlardı Halbuki onlar, şimdi Katan'a kadar gelmiş; rahat durmayan ve Medine'ye karşı hasmâne niyetler içinde olanların kafasına balyoz gibi inmek üzereydiler
Esedoğulları, büyük-küçük savaşabilecek kim varsa olanca güçleri ile silahlanarak Katan önündeki su başına dizilip islâm kuvvetlerini beklemeye koyuldular Medine'yi basmak isteyenler şimdi ancak kendi şehirlerini müdafaa için hazırlanıyorlardı O da müdafaa edebilirlerse
Ebu Seleme radıyallahü anh kuvvetleri, Katan'a vardığında şafak vaktiydi  kumandan askerlerini hücum nizamına soktuktan sonra onlara kısa bir konuşma yaptı:
-Ey mücahidler! Allah'ın yüce emirlerine aykırı bir davranışın olmasın Düşmanı elinizden kaçırmamak için dikkatli olunuz Bize kendisi ve Habibi yolunda çarpışma şerefi veren Allah'a hamdü senalar olsun Haklarınızı bana ve birbirinize helâl ediniz! Haydi ey Allah'ın seçkin kulları hücum!!!
Mü'minler, alacakaranlıkta alevden oklar gibi düşmana doğru atıldılar Sa'd bin Ebi Vakkas radıyallahü anh, bir düşman kâfirini ânında haklarken; bir bedevi de Urve bin Mes'ud'u şehid etti, radıyallahü anh  ancak düşman, dehşetli mücahid taarruzu karşısında duramayacağını anlayınca yüz-geri edip kaçtı ve çil yavrusu gibi her biri bir tarafa dağıldı Savaş sadece bir şehidle bitmişti
     
Esedoğulları kaçınca aynı su başına müslümanlar karargâh kurdular Ebu Seleme'nin emriyle bir bölük karargâhta kaldı İki bölükse çevreyi tarayarak düşmanın kalan koyun ve develerini de yağmaladılar
  İslâm birliği, aynı gün Medine'ye dönmek için yola çıktı Bir gece yol alındıktan sonra bir mola ânında komutan, ganimet taksimi yaptı En evvel Başkumandan hakkı olarak Resûlullah Efendimiz'in hissesi ayrıldı: Bir köle ve diğer malların beşte biri  Her mücahide yedi deve ve bir mikdar küçük baş hayvan düştü 
Sefer on gün sürmüştü
|