|
ysnkrks
|
Cevap : Peygamber Efendimizin Hayatı (detaylı Anlatım)
Hakikaten, Sevgili Peygamberimiz "Ya Ali Yatağımda yat Ben hicret edeceğim; gitme zamanım geldi" anlamında talimat verince, Hazreti Ali, her türlü korku hissine yabancı olarak denileni yaptı Çünkü O, Peygamber uğruna ölmenin yaşamanın ana gayesi olduğuna tam iman etmişti Hal böyle olunca kim, müşrikin kılıcından, hapsinden tehdidinden korkar  Nezarette bir mikdar kaldıktan sonra serbest bırakıldı Serbest kalır kalmaz da Efendimize bırakılan emanetleri sahiplerine götürdü İşte bu ahlâk İslâmiyeti yüzyıllardan yüzyıllara taşıdı O'na iman etmiyorlar; ama, mallarını emanet edecek tek insan olarak yine Muhammedül Emin'i görüyorlar O üstün ahlak sahibi Peygamberin ise en zor ânında ilk hatırladığı şey emanetler "Ya Ali emanetleri sahiplerine ulaştır!" Ve gerçekten Hazreti Ali serbest kalınca bir yolunu bulup kaçma yerine bu defa kendisine emanet edilmiş olan malları sahiplerine götürüyor  Bu ahlâkı, hangi kılıç yenebilir? Emanete titizlenen, en olmadık bir vakitte bile emaneti unutmayan görülmemiş bir üstün ahlâk
Büyük Peygamber, o gece meçhul bir yerde saklandıktan sonra ertesi gün ıssız bir ânda sevgili arkadaşının evine doğru geliyor Vakit öğlen  
Birisi Hazreti Ebu Bekr'e haber veriyor:
-Ebûl Kasım size geliyor Haberiniz olsun  
Ebu Bekr, radıyallahü anh, hayrette kalıyor ve mırıldanıyor;
-Sevdiklerim yoluna feda olsun; acaba niçin bu öğlen vaktinde teşrif buyuruyorlar
Zira; Efendimizin âdetleri, Ebu Bekr'in evine sabah veya akşam uğramak Bu güne kadar hep böyle olmuş  Herhalde mühim bir şey var ki âdetlerini bozmuşlar
Hazreti Ebu Bekr, kapıya fırlıyor:
-Buyur ey Allahın Resulü Buyur Hoşgeldin, şeref verdin
-Yabancı kimse var mı?
-Hayır ya Resulallah  
   
İçeri girdiler
Fahri kâinat apaydınlık bir ifade ile müjdeyi bildirdiler:
-Rabbimden haber geldi; hicret edeceğim
Sâdık dost, heyecanlandı;
-Ayağının tozları başıma tac, gözüme sürme olsun ey Allah'ın Sevgilisi,ben; bana da izin var mı?
Tebessüm buyurarak yumuşacık cevaplandırdılar:
-Evet
   
Ebu Bekr-i Sıddık sevinç ve heyecandan ağladı ve:
-Ya Resulallah, develer hazır, dedi İstediğini alabilirsin
Peygamberimiz:
-Bana ait olmayan deveye binmem  
Hicretin bütün nimetlerine kavuşmak için kendilerini taşıyacak bineğin parasını vermek istiyorlardı Bu sebeple:
-Bedelini kabul etmeni rica edeceğim dediler
Tam teslimiyet sahibi büyük insan ne diyebilir?:
-Nasıl emrederseniz Yeter ki mubarek gönlünüz hoşnud olsun
   
Evi bir ânda bir heyecandır doldurdu  İşte yol azığı hazırlanıyor: Et, ekmek ve yola dayanıklı yiyeceklerden bir çıkın  Hatta Ebu Bekr'i Sıddık'ın kızlarından Esma, çıkının ağzını bağlamak için bir ânda belinden kuşağını çıkartıp ortadan ikiye yardıktan sonra bir parçasını tekrar beline bağladı; ikinci parça ile çıkının ağzını sıkı sıkıya sardı Bu güzel günün ve bu güzel tezcanlılığın hâtırasına Esma radıyallahü anh'ın ismi o günden sonra "Çifte Kuşaklı Esma" oldu  Bir küçük bez parçası ile gönüller fethetmişti Hem de son Peygamberin gönlünü  Ana zamanlama ne kadar isabetli, ne kadar denk
   
   daha sonra Abdullah bin Üreyket'i çağırdılar Meşhur bir kılavuz olan bu şahsın, gayrımüslim olmasına rağmen meslekî terbiyesinden dolayı sır verme ihtimali yoktu Ücret üzerinde anlaşmaya varıldıktan sonra her iki deveyi üç gün sonra Sevr mağarasına getirmesi hususunda talimat verilerek yollandı  
Büyük Peygamber, o gece meçhul bir yerde saklandıktan sonra ertesi gün ıssız birânda sevgili arkadaşının evine doğru geliyor Vakit öğlen  
Bilahare Hazreti Ebu Bekr'in çobanı Âmr bin Fehr'e güneş çekilince sürüyü otlatarak Sevr'e doğru getirmesi tenbih edildi ki koyunların sütünden yararlanalar
Ebu Bekr'in oğlu Abdullah'ın vazifesi ise bilgi toplamak Gündüz, müşriklerin arasında dolaşarak, konuşmalara kulak kabartacak; akşam olunca bunları mağaraya gizlenmiş olan Sevgili Peygamberimizle, babasına getirecek
Bütün bu tedbirlerden başka Hazreti Ebu Bekr, yanına beşbin dirhem de para aldı Safer ayının yirmiyedinci Pazartesi gecesi evin arka penceresinden çıkarak Sevr mağarasına yöneldiler Sanki ayak parmakları üzerinde yürüyorlardı Bazan da Ebu Bekr, ileri geri, sağ sola gidiyordu İzler, takipçileri şaşırtsın; nereye gittikleri belli olmasın, diye
   
Gözü dönmüş kâfirler, Peygamber Efendimiz yerine Hazreti Ali'yi bulunca her tarafı didik didik aramaya başladılar  ellerinden gelse kuş uçurtmayacaklar Çünkü korkuyorlar; hem de çok korkuyorlar Ya ellerinden kurtulur da Medine'yi arkasına alarak kendilerinden, yaptıklarının hesabını sorarsa?
   
Bu korkunun sevki ile girip çıkmadıkları yer kalmadı Hazreti Ebu Bekr'in evine de geldiler Kapıyı yumrukluyorlar:
-Ya Eba Bekr! Ya Eba Bekr! Peygamberin nerede? Ya Eba Bekr Peygamberin nerede?
Sese Esma, radıyallahü anha, geldi Kapıyı açtı Müşriklerin karşısında dimdik "Ne istiyorsunuz?" Dercesine onlara bakıyor Vakur ve heybetli Soruyor:
-Efendim?
Müşrikler, Eba Ber efendimizi bulacakları zannı ile gelmişler; başka bir sürpizle sarşılaşıyorlardı Şimdi Ebu Bekr de yoktu Hakaret edercesine sordular:
-Baban nerede?
Sualin üzerinden kurşun gibi ağır bir-iki saniye geçti:
-Bilmiyorum
der demez Esmacığın gül yüzüne şiddetli bir tokat ve sert tokatın sarsması ile küpesi yere uçtu  
    
Vaziyet anlaşılmıştı Ebül Kasım, Ebu Bekr'i de alarak gitmişti İz takibinde şöhretli Ebu Kürz'ü buldular Bir kâfir konuşuyor:
-Ya Eba Kürz Muhammedle Eba Bekr kaçmışlar!
Diğeri lafı kaptı
-İstikbal iyi görünmüyor Onları mutlaka bulup geri getirmemiz lâzım
Üçüncü müşrik diş gıcırdattı:
-Ne getirmesi! Gördüğümüz yerde işlerini bitireceğiz
Ebu Kürz, kafasından boca edilen bu haberlerle aptallaşmıştı Bir ona bir diğerine bakıyordu
Azgın bir müşrik, hançeresini yırtarcasına Ebu Kürz'e bağırdı:
-Bre ahmak ne duruyorsun kımıldasana!
-He, he, hemen Hemen yola çıkalım, haydi  
Sevr mağarasına yaklaştıklarında Peygamberimizin nalini parçalanmış mubarek ayağı kanıyordu Hazreti Ebu Bekr, Kâinatın Sultanını sırtına alarak mağaranın kapısına kadar getirdi
Ay, her tarafı gündüz gibi aydınlatıyordu
Aziz dost, Efendimizden müsaade rica ederek mağaraya önce kendisi girdi Maksadı, yılan, çiyan gibi haşerat varsa onları zararsız hale getirmekti
Mağaranın içinde her hangi bir haşerat görünmemekle beraber duvarlarda yılan delikleri vardı Ebu Bekr, radıyallahü anh, gayet pahalı bir kumaştan dikilmiş olan gömleğini hemen üstünden çıkartıp parçalayarak bu delikleri tıkamaya başladı Az sonra bütün delikleri tıkamış fakat yere yakın noktadaki birine çaput yetmemişti
Bu son deliği de ayak tabanı ile kapattıktan sonra Resulullahı içeriye davet etti Çok yorgun düşmüş olan Sevgili Peygamberimiz, arkadaşının dizine başını koyarak uyumaya başladı Serveri âlem böylece uyurken bir nice zamandır Peygamberimizi görme arzusuyla bu mağarada bekleyen bir yılan, dışarıya çıkacak başka hiçbir delik bulamayınca içeriden Hazreti Ebu Bekr'in ayağını soktu Ebu Bekr'in canı öylesine yandı ki kendini ne kadar sıktıysa da zehirin etkisinden göz yaşlarını tutamadı Gayri ihtiyari akan damlalardan bir ikisi de Efendimizin mubarek yüzünü ıslattı   hemen uyandılar ve yarı-ı ğara/mağara arkadaşına niçin ağladığını sordular
-Yılan dedi, Hazreti Ebu Bekr, ayağımı yılan soktu ya Resulallah  
Sevgili Peygamberimiz, yaraya mubarek tükrüklerinden birazcık sürdüler; acı derhal dindi
    
Bu esnada Ebu Kürz ve peşindeki müşrik gurubu Sevr'e çıkan izleri tesbit etmiş geliyorlardı  
-Ey Ebu Kürz nerde kaldı senin hünerin? Hâlâ bulamadık
-Yanılıyor olmayasın Bu izlerin yeni olduğundan emin misin?
-Şüpheniz mi var?
-Eminsin yani
-Evet, eminim İşte bakın mağaraya doğru çıkıyor Yukarı tırmanıyoruz Takip edin beni Ben, demedim mi, "kimse elimden kurtulamaz" diye
    
Mekke müşrikleri, Resulullah'la arkadaşı Ebu Bekr'in saklandıkaları Sevr mağarasına tehlikeli şekilde yaklaşırken Vahiy Meleği Cebrail aleyhisselam, Allahü Teâlâ'ya bir dileğini sundu:
-Ya İlâhî Şayet müsaade buyurursan mağaranın ağzını kunutlarımla kapatmak istiyorum Düşmanları Habibinle Ebubekr'e iyice yaklaştılar
Rabbimizden nida geldi ki:
-Ya Cebrail! Saklamak/settarlık bana mahsusdur Ben, sevdiklerimi küçücük bir örümcekle düşmanlarının gözünden saklayacağım
    
Mağara ağzına gelen bir örümcek, çok kısa bir zamanda kapıyı ağları ile tamamen örttü Sonra bir güvercin, bu ağlara hemen bir yuva yaptı; yuvaya yumurtladı ve üzerine yattı Ve kapının önünde âniden "Mugilan" isminde bir ağaç yükseldi  
  derken, Allah düşmanları, yirmi metre kadar yaklaştıklarında sesleri işitilmeye başlandı  
-İşte aradıklarınız bu mağarada olmalı Daha öteye gidemezler
-Aferin Ebu Kürz Sözlerin doğru çıkarsa mükafatı fazlası ile hakettin demektir Ama orada da yoklarsa
-Canım ne yapayım Ben saklamadım ya  
Sesler yaklaşıyordu
|