Yalnız Mesajı Göster

Cevap : Peygamber Efendimizin Hayatı (detaylı Anlatım)

Eski 05-01-2009   #16
ysnkrks
Varsayılan

Cevap : Peygamber Efendimizin Hayatı (detaylı Anlatım)



Güruh, önce şaşırdı sonrra gazaba geldiler Bu nasıl tanrı ki Muhammed'i yüceltiyor O'nu şiirler ve güzel sözlerle kendilerine övüyor?

-İşte bu da Muhammed'in ayrı bir sihri!

der demez tanrılarını paramparça ettiler Söz dinlemeyen yaramaz bir tanrının sonu işte böyle olurdu Zavallı ağaç parçasını iyice kırdıktan sonra kainatın Seyyidine saldırdılar; bazısı tartaklıyor, bazısı taş atıyor; mübarek saçları darmadağınık oldu Adamlar kudurmuş Ağızları köpük içinde Biri de düşünemiyor ki "Biz Muhammed'in sahri" diyoruz ama bu nasıl ilah ki sihrin tesirinde kalarak ne diyeceğini şaşırıyor?

İnsanlığın en metin ve en sabırlısı, şu bir çift sözden gayri hiç bir şey demediler:

-Ey kureyşliler siz bana vuruyorsunuz ama; ben sizin peygamberinizim!

Bunak yaşta bir putperest, ucu sivri demirli bir değneği sevgili Peygamberimiz'in mübarek karnına saplamak üzereydi ki ihtiyarın "kütt" diye eli kırıldı Sürü, şaşkın halde donup kaldı Peygamberimiz ve hizmetçisi aralarından geçip gittiler



Hamza!!

Namlı bir insan Herkesin sayıp çekindiği birri Güçlü-kuvvetli pehlivan yapılı bir bahadır iyi ok çekip mükemmel kılıç kullanıyor Ava düşkün Vaktinin çoğunu da avlanarak geçiriyor Puta tapıcıların, Resulullahı hırpaladığı gün O, yine çölde ceylan peşindeydi Sürmeli gözlü bir ceylanın oradan oraya sekerek kaçışları kendisini haylice yormuştu ama av ihtirası hayvanı kovalamaktan caymasına mani oluyordu Bir yere geldiler ki ceylan artık kaçamaz oldu Hayvancık nefes nefese olduğu yerde durdu ve Yüce Allah'ın izni ile dile geldi:

-Ey Hamza; sen benimle uğraşıyorsun ama üzerime çevirdiğin o oku şu anda yeğenini öldürmek isteyenlere çeksen herhalde daha hayırlı bir iş yaparsın!

dedi Hamza'nın şaşkın bakışlarına ve iki yanına salınan ellerine aldırmadan bir sıçrayışta kaçıp canını kurtardı

Avcı ise başına gelenden ürkmüş halde karışık bir kafa ile evine döndü Aç olduğunu; yemek çıkarmalarını söyledi Hanımı O'na yemeğini hazırlarken aniden gözlerinden yaşlar boşandı Hamza, hayret dolu bakışlarla soruyor:

-Hayırdır; niçin ağlıyorsun?

-Hiç sorma! Muhammed'i çok fena dövdüler Yüzü gözü kan içinde, insan insana böyle muamele eder mi?

Hamza'nın tüyleri diken diken oldu Az sonra kopacak bir fırtına gibi

-Ebu Talib neredeydi?

-Hayvanları kırlara götürmüştü

-Ya Ebu Lehep!

-O mu? Ah o, ah o! "Öldürün şu yalancı sihirbazı" diyerek saldırganları kırıştırıyordu Düşmandan beter bir amca?

-Peki Abbas'a n'oldu?

-Ellerinden kurtarmak için haylı uğraştı ama

Hamza, yemeği bir kenara iterek öfkesinden hüngür hüngür ağlamaya başladı Ve:

-O'nun intikamını almadıktan sonra yiyip içmek bana haram olsun!

Diyerek acele zırhını giydi, kılıcını kuşandı, atına atladı ve yayı elinde olduğu halde bir yel gibi Safa Tepe'sini buldu Ucuz kahramanlar henüz dağılmamışlardı Hamza'nın gelişi dikkatlerini çekti Bir anda yüzleri donuklaştı Bütün bakışları ile O'nu izliyorlar:

-Eğer, dediler, önce gelip bizi selamlar sonra tavafa giderse korkacak bir şey yokAma ilkin tavafa yönelirse bu öç almak için geldiğini simgeler

Hamza, yanlarından hışımla geçerek tavafını yaptı ve az sonra çakmak gözler ve dağ gibi bir heybetle önlerine dikildi

-İnsafsızlar sizi! Vallahi o sırada burada olsaydım hepinizi gebertirdim!!! Muhammed'i kim dövdü?

Şeytan zekalı Ebu Cehil, hemen lafın önüne geçti:

-Ben!

Hamza derhal atını O'na doğru sürerek elindeki yayı baş kafirin kafasına indirirken bir taraftan da:

-Böyle müstesna bir insana yaptıklarınızdan hiç mi utanmıyorsunuz? Sizi alçak reziller sizi Eğer O'nun dedikleri suçsa işte ben de Müslümanım ve buradayım! Var mı bir diyeceğiniz?

Kimse bir şey diyemiyordu Çünkü O'ndan ciddi şekilde korkarlardı Ebu Cehil'in kafası birkaç yerden yarılmış kanıyordu

Ses-soluk çıkmayınca Hamza, tekrar atını mahzumladı Cins arap atı, az sonra görünmez oldu Hamza, geldiğinde Alemlerin efendisi bir kenarda yüzünü Kabe'ye dönmüş olarak düşünceli bir halde oturuyordu

-Esselamü aleyke sevgili yeğenim!

Peygamberimiz, selamı aldıktan sonra hüzünle konuştular:

-Bu şahıs terket ki kimsesizdir Ne pederi, ne amcası, ne kardeşi, ne arkadaşı, ne de bir destekçisi var

Mukaddes insan, böylece amcasına sitem ediyordu Önce yakın akrabasın'n müslüman olması lazım gelmez miydi?

Hamza teselli etmek için:

-Üzülme! Sana zulmeden Ebu Cehil'in başını bir kaç yerinden yardım, düşmanlarını sindirdim intikamın alınmıştır

-Beni Hak Peygamber olarak gönderen Allah için söylüyorum ki kılıcınla bütün müşrikleri katletsen; vücudun da baştan aşağı kana bulanmış olsa kelime-i şahadet getirmedikçe bu yaptıkların Allah indinde hiç makbul olmaz

Hamza, duyduklarından irkilmiş olarak ve biraz da müdafaa kabilinden:

-Müsterih ol Artık sana ilişemezler

-Amca! Sen iman etmedikçe ben müsterih olamam İman etmen yeğenin için alacağın önceden daha üstündür

Hamza onun yanına otururken lafı değiştirdi:

-Kureyş arasında bir söz dolaşıyor Gökten sana bir kelam inmiş ki hayli çekiciymiş kimden öğrendin onları?

-Hiç kimseden Onlar Rabbim'in sözleri

-Biraz okusan

Sevgili Peygamberimiz, sallallahü aleyhi ve sellem, Ha-Mim suresinin başından bir kaç ayet okudular

-Efendimiz sustuklarında Hamza:

-Buradan anlaşılıyor ki, senin Rabbin "La ilahe illallah" diyenleri affediyor; doğru anlamış mıyım?

-Evet

-Galiba bunu söyleyenlerin pişmanlıklarını da kabul ediyor?

-Doğru

-"La ilahe illallah" demiyenlerse büyük azaplarla korkutuluyor

Evet

-Bir miktar da diğer ayetlerden okur musun?

Peygamberimiz, biraz da Taha Suresi'nden okumaya başladılar "Yerde-gökte ve bu ikisi arasında olanlar ve yerin altındakiler, hepsi O'nundur" ayetine gelince amcası Resulullah'ın okumasını kesti:

-Bizim Mekke'de binbeşyüz putumuz var Bunların üçyüzaltmışı Kabe'de, diğerleri etrafta bulunuyor Onların, tek karış toprağa bile hükmü geçmez Sen ne diyorsun: "Yerde ve Gökte olanlar benim Rabbimindir"

-Ta kendisi

-Bu gece bir düşüneyim yarın gelip iman ederim Şimdilik hoşça kal

Amcasının Müslüman olma vaadi Server-i alemi sevindirdi Çünkü onun Müslüman olması müminleri çok kuvvetlendirecekti



Hamza'nın oradan ayrılmasından hemen sonra, Sevgili Peygamberimiz'e dört melek geldi Habibine yapılan kötü muamele Yüce Allah'ı incitmişti melekler, selam vererek kendilerini ve ziyaret sebeplerini arz ettiler

-Ben, dede birincisi, denizler meleğiyim Emret bunları da Nuh ümmeti gibi sulara gömeyim!

Peygamberimiz:

-La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim, dediler

İkinci melek söz aldı:

-Ben rüzgar ve fırtına meleğiyim İzin ver; Ad milleti gibi Mekke'yi de içindekilerle beraber havaya savurup yele vereyim

Peygamberimiz aynı sözü tekrarladılar:

-La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim

Üçüncüsü:

-Ya Resulallah! Ben Güneş meleğiyim Sen buyur ben, güneşi onların tepesine yaklaştırayım; cümlesini kavurup kömür etsin

-La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim

Sonuncu melek:

-Ben Dağların meleğiyim Şayet sen istersen Ebu Kubeys dağını yerinden alıp mekke'nin üzerine bırakayım; ne şehir kalsın ne içindekiler

Mübarek dudaklarda hep değişmez karşılık:

-La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim ve devam buyurdular:

-Ey melekler! Siz benim ricamı kırmazsınız değil mi?

-Elbette ya Resulallah!

-Gelin öyleyse ben dua edeyim siz de "amin" deyin

Ve mübarek ellerini semaya açarak yalvarmaya başladılar

-Ya Rabbi! Üzerimden azabı kaldır Milletimize iyilikler ver Onları doğru yola getir Milletim Peygamberliğimi bilmiyor Sen onlara hidayet ver; azap eyleme

Melekler hayret içindeler:

-Amin, amin, amin, amin Allahü teala, sana güzel karşılıklar versin Evvelki Nebiler güç durumda kaldığı vakit yardımlarına koştuğumuzda; onlar beddua eder ve kavimleri helak olurdu Sense şu kadar kötülüklerine rağmen bunların iyilik ve kurtuluşları için dua ediyorsun?

Diyerek Hatemül Enbiyadaki üstün ve güzel ahlaka hayret ve hayranlıklarını gizleyemediler

-Hak teala hazretleri, beni alemlere rahmet olarak gönderdi Ben, azap sebebi değil, ebedi saadet vesilesiyim, buyurdular

Melekler sevinerekk ayrıldı



Sevgili Peygamberimizin nnur kaynağı kalbleri o gece hep amcası Hamza'nın Müslüman olması için dua ile meşgul oldu

Peygamber duası, kalbden kalbe aksediyordu Hamza, Efendimize duyduğu sevgi ve O'nu korumak için gösterdiği gayret yüzünden, eşikten atlamak üzereydi ve son tereddütlerden de kurtulması için kendisine rahmet yağmurları gibi dua yağıyordu Üzerine çisil çisil dökülen bu dualar sebebi ile Hamza, kalbini dolduran aşk ve iştiyakdan dolayı o gece tam kırk kere Resul-i Ekrem'in kapısına geldi geri döndü gitti geri geldi med-cezir halindeki engin bir deniz gibiydi Resulullah ay O, deniz gibiydi

uykusuz geçen bir geceen sonra nahayet son gelişinde yeğeninin kapısını çaldı Artık sabah olmuştu Büyük Peygamber O'nu içeri alıp münasip şekilde ağırladıktan sonra söze girdiler:

-Hatırlayacağın gibi aramızda bir ahd vaki oldu İman edecektin Vaadine vefa göstermeni bekliyorum

-Doğru Ancak biraz daha Kur'an okusan!

Peygamberler peygamberi Rahman suresinin başından bir mikdar okumuşlardı ki amcası durdurdu

-Yeter! En ufak şüphe ve tereddüdüm kalmadı La ilahe illallah Muhammedün Resulullah!

Evet, beyaz köpüklü o dalgalı denizin gel-gitleri bitti; Hamza müslüman oldu ve Hazret-i Hamza oldu Mü'minlere müjdeler olsun Hazret-i Hamza, radıyallahü anh, otuzdokuzuncu müslüman Bu demektir ki kırka bir şey kalmadı Kırkı bulunca da rakamları makara ipliği gibi çözülecek

Bu büyük insanın islam saflarına iltihakı, küfrün cesaretini kırdı O'ndan duyulan korku yüzünden müşrikler şimdi eskisi kadar saldıramıyor

Yarınlar, iman ehline tebessüme hazırlanmakta

40veya meydanlar selama dursun!

BENİ BİLEN BİLİR

BİLMİYEN BİLSİN Kİ

ÖMER İBNİ'L HATTABIM !

Hazret-i Ömer radıyallahü anh

Kureyş, Hazret-i Hamza radıyallahü anh'ın müslüman olma şokunu henüz atlatmış değil Ama asıl şok; daha doğrusu büyük darbe geride Ummadıkları biri müslüman olmak üzere Bu beklemedikleri şahsın müslüman olması ile küfrün dünyası başına yıkılacak



Ömer, Kureyş'in şöhretli isimlerinden

İri yarı, heybetli görünüşü, kızıl gür saçlı, sık sakallı bir insan

Tehlikeleri hiçe sayan bir tabiatı var Ticaretle uğraşıyor

O'nu Kabe yolunda görüyoruz Niyeti Peygamberimizi uyarmak "Vazgeç bu ettiklerinden diyecek Dinimize, yolumuza ilişme Eğer insanları kendine çekmeye devam edersen bunun hesabını verirsin!" ihtarını yapacak Aksi halde şu cemiyet çözülecek, gemi su alacak, asırlık çınar kurumaya yüz tutacak, töre bozulacak

Hayır! Ömer, yanılıyor Kız çocuğunu diri diri toprağa gömerken nasıl hata ediyorsa öyle yanılıyor Asırlık çınar yani Kureyş, yani bütün arap milleti, yani bütün yeryüzü kurumuşken; görünüşteki aldatıcı canlılığa rağmen ölmüşken; O'nun sallallahü aleyhi ve sellem, getirdiği ebedi nizamla dirilecek

Bir dağ gibi yolları doldura doldura yürüyen Hattaboğlu'nun Kabe'ye vardığı esnada Resul-i Ekrem, oradaydı ve Elhakka Suresi'ni okuyordu "Okuması bitsin, dikkatini çekerim" diye niyetlendi ve bir kenara saklanarak dinlemeye başladı Fakat dinledirçe kendine birşeyler oluyordu; Kur'an-ı Kerim'e karşı hayranlık duyguları kabardı Bunun üzerine şöyle düşündü; "Evet; galiba doğru, O, Kureyşin söylediği gibi şair"

Niçin şair?

Çünkü, Ömer İbni'l Hattab'ın o anki mantığına göre; "Bu kadar güzel cümleleri ancak bir şair kurabilir Şu sözlerde ne kadar güzellik ve çekicilik var Bu denli güzel kelimeler yalnızca bir şairin dudaklarından dökülebilir" O, saklandığı köşede, içinden bu muhakemeyi yaparken Sevgili Peygamberimiz, surenin kırk ve kırkbirinci ayetlerine gelmişlerdi:

"-Muhakkak ki, O Kur'an, Allah katında çok şerefli bir Resulün (Cebrail'in) sözüdür O, bir şair sözü değildir Siz ne az inanır kemselersiniz!"

Ömer, hayretler içinde kaldı "Tamam" dedi kendi kendine "Zihnimden geçenleri anladığına göre aynı zamanda bir kahin" Ama bu yorum da cevabını aldı Efendimiz, okumaya devam ediyorlar:

-"O, bir kahin kelamı değildir O Kur'an, Alemlerin Rabbinden inzal olmuştur Eğer, Peygamber, indirmediğimiz bazı sözleri bize karşı kendiliğinden uydurmuş olsaydı, biz onu kuvvetle yakalar ve hayatına son verirdik! Hiç biriniz de onu muhafaza edemezdiniz Doğrusu Kur'an, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir nasihattır İçinizde yalanlayanlar bulunduğunu elbette bilmekteyiz Kur'an münkirler için bir iç yarasıdır O, hiç şüphesiz tam bilginin kesin gerçeğidir Öyle ise, O büyük, O Yüce Rabbinin ismini an!"

Ömer; o heybetli adam, işittikleriyle alt-üst olmuş ve kalbinin şuracığı yumuşayıvermişti O kadar hislendi ki gözlerininyaşlanmasına mani olamadı Ama çevere yok mu, çevre? Kötüler! Kötüler, dört yanı kuşatmışken Allah'ın izni olmadan onları aşarak zulmet bölgesini geçip ışığa varmak ne mümkün! Nitekim Hattaboğlu'da hakikate bu kadar yaklaşmışken; imanla arasında handiyse bir tül perdelik mesafe kalmışken küfür yine arayı derinleştirdi, ortalık yine zifiri karanlığa boğuldu

Alıntı Yaparak Cevapla