Can acısın görmez imiş


Diye bir söz söylenmiş

Gerçektende evliyalar ölmüyor

İşte Hacı Bayram Veli! Aşağı yukarı beş yüz kırk altı yıl evvel, Ankara'da, bu dünyadan, öteki dünyaya göçmüş



Beş yüz kırk altı yıl bu! Dile kolay



Ankara'da, anasının, babasının mesarını bilmeyen çok insan vardır, Hacı Bayram'ı bilmeyen, bir kere türbesinin önünden geçmeyen, bir defa işi düşüp de kapısına yapışmayan bir Ankara'lı düşünülebilir mi? Daha, türbeler kapatılmadan evveldi



Diye anlatırlar

Solfasol köyünden çok temiz, çok saf bir genç, askere gidiyormuş

Babasından kalma bir kaç altını, anasından kalma birkaç mücevheri varmış

Delikanlının derdi asker dönüşü evlenmek; servetini içine koyduğu küçük sandığını emanet edeceği, güvenip, bırakacağı kimseciği de yok

Düşünüyor, tasınıyor, acaba ne yapsam, diye sızlanıyor



Derken, bir gece rüyasında Hacı Bayram'ı görmez mi? "A! be Salimcik, ne düşünüp duruyorsun getir sandığını, bana bırak!" diyor

Selim oğlan, ertesi günü, sevine sevine Ankara'ya geliyor,doğru türbedarın önüne dikiliyor, hal, keyfiyet böyle, böyle



diye meseleyi anlatıyor

Türbedar da uyanıklardanmış, gece o da haberini almışmış

Getiriyorlar sandığı, Hazretin başucuna bırakıyorlar

Sandık deyince, öyle koca bir şey sanılmasın, ancak bir çanta kadar

Delikanlı askere gidiyor; gidiyor ama dönmek bilmiyor

Yemen ellerinde Uveys El-Karani gibi



Gez babam gez

Tam sekiz yıl!

Bu sekiz yıl içinde ahval değişmiş, türbedar ölmüştür

Yeni gelen, Bayram Velî'nin başucundaki bu acayip sandığın hikmetini bir türlü anlayamamış

Kaldırıp, bir kenara koymak istiyor, ne mümkün? Yerinden kımıldatmanın ihtimali yok

Bu işe pek şaşıran türbedar, yanına bir yardımcı çağırıyor

Bir derken, üç oluyor



Nafile, sandık ne açılıyor, ne kımıldıyor

Sonunda:"Buişin içinde bir hikmet var" diyorlar!
Gel zaman, git zaman bizim Solfasol'lu, askerden kurtulup dönüyor

Ama artık o taze delikanlı değildir

Gene saftır, gene tertemizdir

Doğruca Hacı Bayram türbesine varıyor, bakıyor ki, türbedar değişmiş

Ama hiç umursamıyor, Ben malımı türbedara değil, doğrudan ona, Bayram Veli'ye emanet etmiştim" diyor ve sandığı almak üzere huzura varıyor

Üç ihlâs, bir fatiha okuduktan sonra "Hazretim!" diyor, "Ver bakalım emanetimi! Hani, ben askere giderken getir, saklayayım demiştin ya!"
Türbedar ve sandığı yerinden oynatamayan üç arkadaşı, merakla, konuşan adama bakıyorlar

O bir şeyin farkında değil sandığı kucakladığı gibi yola revan oluyor



Ankara'lılar bu hikayeyi, emanete sadakatin tatlı bir örneği diye fırsat düştükçe anlatırlar


