|
su perisi
|
Kerbela'dan Gelen Mektup...
Ben Sakine'yim  Bugün Âşurâ günü, burası da Kerbelâ   Öğle vaktinden bir saat geçmiş olmalı  Bilemiyorum  Fakat bize bir ömür kadar uzun geldiğini biliyorum şu birkaç saatin Özellikle babamın savaş meydanına gittiği şu lahzalar  Babamın savaş meydanında bulunduğu şu dakikalarda hiçbir şey yapamadan meydanın dört bir yanını saran toz bulutuna göz dikmek ve düşmanların vahşi naralarını işitmek çok zor geliyor bana  Çok zor  
Savaş köslerinin sesi ve vahşi düşmanların naraları yüreklerimizi titretmede  
Dört bir yanımız kan, havaya yükselen yoğun toz ve bastığımız topraksa tandırdan farksız  
Susuzluk  Susuzluk  Canımıza tak etti, ciğerlerimiz yanıp kavrulmada susuzluktan  Suya hasret çöl gibi çatlak çatlak olmuş dudaklarımız Susuzluktan dilimiz damağımıza yapışmış iyiden iyiye  Susuzluk hepimizi sarartmış hazan yaprağı gibi  Dünden beridir düşmanın kuşatması altındayız Yezid'in on binlerce kişilik ordusuna karşı babam İmam Hüseyn'in sadece 72 savaşçısı var
Sabahtan bu yana babamın adamları birer birer er meydanına çıkıp o büyük ordunun karşısına dikildiler eşsiz bir cesaretle  Tek başına düşmanlara saldırıp yiğitçe vuruşarak her biri onlarca düşmanı öldürdüler  Ve hepsi de vuruşa vuruşa şehid oldu sonunda  
Babam onca düşmana karşı tek başına şimdi  Yapayalnız kalmış durumda  
Savaş meydanıyla çadırlarımız arasındaki mesafe böylesi uzak olmasaydı keşke  Keşke görebilseydim babamı düşmanla savaşırken Hep onunla birlikte olmama izin verseydi Babam savaş meydanında düşmanla çarpışırken benim gibi minik bir kız çocuğunun tedirginlik ve endişeden kahrolmaması mümkün mü? Buradan görebildiğim tek şey, ortalığı kaplayan yoğun bir toz bulutu sadece  Karmakarışık sesler, gürültü ve uğultular kulaklarımızı tırmalıyor Meydanda olup bitenleri buracıktan kestirebilmek mümkün değil Dün babamın yüzünde yorgunluk belirtilerini apaçık gördüm Kufe ve diğer şehirlerden binlerce kişi babama mektup yazarak zalim Yezid iktidarına karşı kıyam etmesi halinde kendisini destekleyeceklerini bildirmiş, söz vermişlerdi Fakat şu 72 kişiden başka babamın yardımına koşan olmadı Bu 72 kişi babam için çok azizdi Nitekim babam onlara dedi:
-Sizler devranın en iyilerisiniz Sizden daha iyi, sizden daha vefalı dost görmedim ben Böyle dostlar, böyle vefakâr yardımcılar kimseye nasib olmamıştır
Bu değerli insanlar şehid düştüğünde hepimiz ağladık, fakat babam zerrece sarsılmadı, asla  
Ağabeyim Aliekber vurulup attan düşünce hepimizin yüreği parçalandı, fakat babam dağ gibi dimdikti yine  
Düşmanın oku, babamın kollarındaki minik kadeşim Aliasker'in boğazını parçaladığında bizim feryadımız arşı inletmiş, fakat babam zerrece sarsılmamıştı yine  
72 kişilik ordumuzun sancaktarı, çadırlarımızın koruyucusu, Kerbela'nın "Sakka"sı yiğit amcam Ebu'l Fazl Abbas vurulup attan yere düşünce, düşmanlar bedenini lime lime doğrayıp paramparça edince babam yine sabretmesini bildi, fakat onun bu defa pek üzüldüğünü hepimiz hissettik Beli bükülmüş gibiydi Gözleri doldu, elini beline götürerek "Abbas'ım"  dedi, "Canım kardeşim  Belim kırıldı gidişinle"  
Dostları, arkadaşları gözünün önünde birer birer şehid düşünce babam da savaş meydanına gitmek üzere hazırlandı Ancak, gitmeden önce kadınları ve çocukları etrafına toplayıp tam bir soğukkanlılıkla dedi ki:
-Şimdi bela ve felakete hazırlayın kendinizi Biliniz ki Allah Tealâ sizi korur, gözetir, kısa zamanda düşmanın şerrinden kurtaracak sizi, akıbetiniz hayırlı olacak Allah Tealâ, düşmanlarınızı türlü azaplara uğratacak
"Bu belalar ve felaketlere karşılık Allah Tealâ sizlere çeşitli nimetler ve kerametler verecektir "
"O halde sakın halinizden şikayette bulunmayın; kadrinizi alçaltacak, değerinizi düşürecek sözler söylemeyin Sabredin"  
Bunları duyunca babamın mutlaka şehid olacağını anladık
Ben:
-Baba! diye haykırdım Ölüme teslim mi oldun?
Ve dayanamayıp ağlamaya başladım, tepeden tırnağa bir hüzün dolmuştu yüreğime
Sabırsızlık göstermek, üzüntümü belli edip ağlamak istememiştim; fakat yapamamıştım işte, elimde değildi ki! Hem sonra, herkes en az benim kadar kederli ve muzdaripti Hatta onca soğukkanlılığına rağmen Zeyneb halam bile bir yandan bizi teselli etmeye çalışırken, bir yandan da sessizce boşanan gözyaşlarını siliyordu
Babam beni sımsıkı kucaklayıp bağrına basarak:
-Yavrucuğum! dedi, yardımına koşacak kimsesi kalmayan biri ölüme nasıl teslim olmaz?
Hıçkırıklarımı kontrol edemiyor, şiddetle ağlıyordum şimdi:
-Babacığım! diye sarıldım var gücümle ona: Bizi kime bırakıp da gidiyorsun?
Elleri ve dudaklarıyla güzyaşlarımı kuruladı, ıslak kirpiklerime buseler kondurduktan sonra:
-Allah'a  diye cevap verdi Hepinizi Allah'a emanet ediyorum; O'nun rahmet ve inayetine  Unutmayınız ki Allah Tealâ dünya ve ahirette sizinledir daima!
"O halde Allah'ın olmasını istediği şeye rıza göster, sabırlı ol canım kızım! Halinden şikayet etme sakın; çünkü dünya yok olup gider, ahiretse ebediyen kalacaktır"
Babamın sözünü dinledim; halimden şikayette bulunmadım ve Allah'a karşı nankörlüğe yeltenmedim
Fakat yine de ağladım  Tutamadım gözyaşlarımı bir türlü
Ağlamamak elde mi?!
Babam; dünyanın en iyi babası, babaların en güzeli olan biricik babam hiçbir yardımcısı olmaksızın onbinlerce katile karşı tek başına savaşmaya giderken nasıl ağlamam ben?!
Babam herkesle vedalaştı Çocukları sevip okşadı Zeyeb halama birşeyler söyledi, fakat ne konuştuklarını biz anlayamadık Sonra, Zeyneb halama, eski bir gömlek getirmesini rica etti
Hepimiz şaşırdık Eskimiş gömleği ne yapacağını sorduk Babam cevap verdi:
-Karşımdaki düşman pek namert  Beni öldürdükten sonra üzerimdeki elbiseleri bile soyup yağmalayacaklar, şehadetimden sonra vücudumun örtülü kalması için elbiselerimin altına köhne bir şey giymek zorundayım
Babam, görkemli bir davete katılıyor, önemli bir misafirliğe gidiyormuşçasına özenle giyinip hazırlandı Zırhının gevşek taraflarını sıkıca gerdi, kılıcını yeniden kuşanıp kemerini iyice sıktı Yüzünün terini sarığının ucuyla temizleyip kuruladı Kırlaşmaya yüz tutan sakalını ihtimamla sıvazladı Ve  Gitmek üzere ilk adımını attı Vahşice naralar savurarak kendisini bekleyen düşman denizine doğru bir an önce dalkılıç saldırıp görülmemiş bir fırtına koparmak üzere dağları imrendiren bir heybet ve iradeyle, hızlı adımlarla atına doğru yürüdü
Bu azimli ve kararlı gidişten hiçkimse, hiçbir güç caydıramazdı onu Kaldı ki; onun gitmemesi halinde düşman ona doğru gelecek, çadırlara saldıracaktı O halde en iyisi şeref ve azimle davranıp tam bir şecaat ve mertlikle düşmanın tâ kalbine dalmaktı
Evet  Onu bu kararlı ve azimli gidişten alıkoymak mümkün değildi asla  Zira bizzat kendisi, çok daha önceden beri şehid olacağını bize söylemiş ve İslam'ın varlığını sürdürebilmesinin ancak onun şehadetiyle mümkün olacağını anlatmıştı
Hiçkimse ona:
-Babacığım gitme!
-Amcacığım gitme!
-Ağabey, gitme! diyemezdi
Çünkü o herkesin imamıydı ve imamın, herşeyi Allah'ın emrine göre yapacağını herkes biliyordu Buna rağmen yine de herkes bir lahzacık olsun daha fazla görmek, biraz daha dinlemek istiyordu onu  Hepimiz niceden beridir hasretmişçesine biraz daha konuşmak istiyorduk onunla  
O sırada yaşlı gözlerle onu izleyen Zeyneb halam hıçkırmamaya çalışarak:
-Ağabey!  diye haykırdı, acele etme e'mi?  
Babam yavaşça döndü Gözyaşları arasında kendisini izleyen kederli, tedirgin, susuz ve perişan çocuklarla kadınlara bir kez daha şefkatle baktı Küçücük yavruların içler parçalayan hıçkırıkları karşısında kim olsa mutlaka adımları gevşer, tereddüde kapılırdı
Onun yerine kim olsa, bu sahneye dayanamaz, duraklayıverirdi Ancak, babamın imanında, irade ve kararlı adımlarında zerrece sarsılma olmadı, bir lahza olsun tereddüde kapılmadı Sevgi ve şefkat dolu bir hareketle hepimize el sallayıp aynı kararlı adımlarla atına doğru yürüdü!
Böylesine bir babayı birkaç dakika sonra kaybedecek ve artık hep yetim bir çocuk olarak kalacak olan benim içinse bu kadarı çok, ama çok azdı elbet  
Dayanamadım  Gayri ihtiyari bir hareketle atılıp babama farkettirmeksizin atın yanına koştum
Babam dağları imrendirecek bir irade ve azimle atına bindi Gitmek istedi  
Fakat at kımıldamadı bile  
Çünkü ben var gücümle ayaklarına sarılmıştım atın; içimden "Gitme ne olur" diye yalvarıyordum ona
At gözlerini bana dikti; ağladığımı görünce benimle birlikte o da sessizce ağlamaya başladı
Atın zamansız yere duraklaması ve yerinden kımıldamaması babamı pek şaşırtmıştı Atın ayağına sımsıkı sarıldığımı gördüğünde ise şaşkınlığı bir kat daha arttı
Atından inerek beni bağrına bastı, gözyaşlarımı silip:
-Kızım!  dedi, canım benim!  Birtanem!  
Ben hıçkırığımı tutamayarak:
-Baba! dedim, Müslim amca şehid olduğunda sen onun yetim kızını şefkatle bağrına basıp saçlarını okşadın  Sen gidersen  Ben yetim kalırsam  Bağrına basacak, saçlarımı okşayacak kimim var benim?
Babamın gözleri doldu  Handiyse ağlayacak gibiydi Kalbini kırmıştım onun  Şefkatle gözlerimin içine bakarak:
-Sakine'm  dedi, biricik kızım benim  Ağlama  Ben şehid olduktan sonra yeterince ağlayacaksın zaten  Fakat ben halâ hayattayken, ruhum bedenimdeyken ağlayıp da gözyaşlarınla yüreğimi dağlama e'mi? 
Evet yavrum  Ey dünyanın en tatlı ve en iyi Sakine'si  Birtanem  Benim gidişimden, şehid oluşumdan sonra herkesten daha çok senin hakkın var ağlamaya  
Mümkün değildi, biliyorum  Fakat nedendir bilmem "Babacığım"  dedim birden, "Beni Medine'ye geri götür, dedem Resulullah'ın (s a a) makberinin yanına"  
Babam mazlum bakışlarını düşmanlara dikerek:
-Bunu yapabilmek mümkün değil birtanem  dedi, görüyorsun ya  
Düşmanların vahşi naraları, kana susayan haykırışları giderek artıyordu Babam savaş meydanına gitmek zorunda  
Babamın susuzluktan çatlak çatlak olmuş dudaklarının sıcaklığını halâ yanaklarımda hissediyordum ki, o sırada atını bir şimşek hızıyla dolu dizgin düşmana doğru sürdüğünü gördüm
Savaş meydanından korkunç naralar, at kişnemeleri ve kılıç şakırtıları geliyor kulağa şimdi
Biz çadırlarımızın önünde durmuş, nefes almaksızın öylece beklemedeyiz  Bir ben değil, bütün çocuklar ve kadınlar yaprak gibi titremede  korkuyoruz hepimiz  
Eyvah! Kanlara bulanmış yelesiyle çadırlara doğru doludizgin yaklaşan bu binicisiz at babamın atı değil mi?!
Aman Allah'ım!
Babam?!! 
Kanlı gözyaşları arasında yükselen bu acı feryatlar benim mi, Rukeyye'nin mi yoksa Fatıma'nın mı?! Bilemiyorum artık  
__________________
|