Yalnız Mesajı Göster

Cevap : =>İslami Sözlük

Eski 01-04-2008   #182
gülgüzeli
Varsayılan

Cevap : =>İslami Sözlük




HÂBİL (VE KÂBİL)

Kur'an-ı Kerîm'de kıssaları yeralan, Hz Âdem (as)'ın iki oğlu Kur'an'da bu isimler zikredilmeden, tafsîlâta yer verilmeden kıssanın sadece ibret alınacak tarafları anlatılır
İslâm dini etrafa nur ve huzur saçtıkça, putperestler kadar yahudî ve hristiyanların da yeni dine ve daha genel olarak, yeni olan herşeye düşmanlık duyguları kabarıyor, hasetleri sınır tanımıyordu Bazı Yahudîler İslâm'a ezici bir darbe vurmak için Hz Peygamber (sas) ve önde gelen bazı sahabîleri öldürmek için tuzak kurmuşlardı Yemeğe çağırma bahanesiyle biraraya toplayıp yok edeceklerdi Fakat Allah'ın (cc) lütfuyla Hz Peygamber'in bu suikastten haberi oldu ve yemeğe gitmedi Buna rağmen Hz Peygamber onlara kahır elini değil, lütuf elini uzattı Bilhassa onların neslinden gelecek müslümanlar olacağı umuduyla, affetme büyüklüğünü gösterdi
Hâbil ve Kâbil kıssası, yahudîlerin Hz Peygamber'e karşı düzenledikleri suikast planlarıyla büyük benzerlik gösterdiğinden, Kur'an onları ince ve anlamlı bir şekilde kınamaktadır Kıssanın önemli tarafları anlatılarak, hikmetini anlamak müslümanlara bırakılıyor Zaten Kur'an'da uygulanan ilâhî metodlardan biri de budur
Siyer müelliflerinden çoğu ve İbn İshâk'ın rivayetine göre Hz Havva yirmi batında, ikizler hâlinde kırk çocuk doğurmuştur Bu ikizlerden biri oğlan, diğeri kız oluyordu Allah Teâlâ Âdem (as)'a, bu ikizlerden her birinin kız ikizini, diğer ikizin erkeği ile evlendirmesini vahyetmişti Bu hükme uyularak, Âdem (as)'ın büyük oğlu Kâbil ile daha küçük oğlu Hâbil de birbirinin kız ikiziyle evleneceklerdi Fakat Kâbil'in ikizi olan kız (Aklimâ), Hâbil'in ikizinden daha güzeldi Bu sebeple Kâbil bu değişmeye razı olmamış, Aklima ile kendisi evlenmek istemişti Âdem (as) bu isteğin gayr-i meşrû olduğunu ne kadar izah etti ise de Kâbil'e söz dinletemedi Sonunda Kâbil'in ikizi Aklimâ hakkında birer kurban takdim etmelerini, hangisinin kurbanı kabul görürse Aklimâ ile onun evlenmesini çare göstermiş, bunun üzerine birer kurban takdim etmişlerdi (Tecrid-i Sarîh terc, IX, 84)
Tefsirlerde ve diğer İslâmî eserlerde geçtiği gibi Kâbil ziraatçı, Hâbil ise çobandır Kâbil'in kurbanı değersiz cılız başaklardan oluşan bir demetti Üstelik cılız başaklar arasındaki dolgun bir başağı kurban etmeğe kıyamayarak yemiş, Hâbil ise beğendiği bir koyunu, hem de geciktirmeden, kurban etmişti (Hasan Basri Çantay, Kuran-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm, I, 162) Hâbil'in kurbanı kabul görmüş, o zaman âdet olduğu üzere gökten inen beyaz bir ateş parçası Hâbil'in kurbanını yakmıştı (Tecrîd i Sarîh tercümesi, IX, 84; İbn Kesir, Tefsir, III, 76-79)
Kıssanın bundan sonrası Kur'an-ı Kerîm'de şöyle ifade edilir: "Onlara Âdem'in iki oğlunun kıssasını hakkıyla oku (çünkü onlar bu kıssanın tıpatıp uyduğu kimselerdir) Hani Âdem'in iki oğlu birer kurban takdîm etmişlerdi de (her nedense) birinden kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti (Kurbanı kabul edilmeyen, diğerine; Ahdim olsun) seni katledeceğim' dedi Diğeri ise, Allah ancak muttakîlerden (kurban) kabul eder Öyleyse Allah'tan kork, niyetini düzelt Eğer sen, beni öldürmek için elini kaldırsan bile, ben seni öldürmek için elimi kaldıracak değilim Çünkü ben Rabbü'l-âlemîn olan Allah'tan korkarım Dilerim ki sen, kendi günâhınla birlikte benim günâhımı da yüklenesin ve de cehennemlikler den olasın İşte zalimlerin cezası budur' dedi
Nihayet (Kâbil Hâbil'i) öldürmekte nefsine uydu ve onu öldürerek zarara uğrayanlardan oldu
Sonra Allah kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini ona göstermek üzere, yeri eşeleyen bir karga gönderdi (Çünkü ilk defa bir ölüm oluyor ve Kâbil gömmeyi düşünemiyordu Yapacağı işi bir kargadan öğrenince) "Bana yazıklar olsun! Kardeşimin ölüsünü örtmek konusunda, bu karga kadar (bile) olamadım' dedi de ettiğine yananlardan oldu" (el-Mâide 5/27-31)
Bazı rivayetlere göre, karga başka bir kargayı öldürdü veya bir karganın leşini buldu ya da beraberinde getirdi, yeri eşeleyerek gömdü ve Kâbil'e örnek oldu
Kâbil'in duyduğu pişmanlık "tövbe pişmanlığı" değildi Yapmaya cesaret topladığı hâdisenin, karşılığını görmediği, katlanmak zorunda kaldığı vicdanî eziyyet ile çektiği sinir yorgunluğu içindi
Bu fecî hâdise cereyan ettiği sırada, Hz Âdem bütün oğullarını Kâbil'e emânet etmiş ve başka bir yere gitmişti Dönüşünde hâdiseyi duyunca çok üzüldü ve Kâbil'e lânet-beddua etti Bunun üzerine Kâbil de kızkardeşini alarak babasının yanından uzaklaştı, Yemen taraflarına giderek ölünceye kadar oralarda kaldı (Taberi, Tarih, I, 80)
Sonuç olarak, denilebilir ki daha önce "yeryüzünde fesat çıkarıp kan dökecek olanları mı yaratacaksın?" (el-Bakara 2/30) diye, hayretle soran meleklerin ifadeleri ilk defa gerçekleşiyor; insanları iğfal edeceğini söyleyen şeytan yeryüzünde ilk başarıyı kazanıyordu Bu mücâdele, insanlar için imtihan yeri olarak yaratılan dünya hayatının tabiî bir gerçeğiydi
Hz Osman'ın şehid edilmesi hâdisesi üzerine Sa'd b Ebî Vakkâs, "Şehadet ederim ki Hz Peygamber şöyle buyurdu: "Öyle bir fitne gelecek ki oturan, ayakta olandan, ayaktaki yürüyenden, yürüyen koşandan daha hayırlı olacak" Hz Sa'd, "Eğer evime girer beni öldürmeye yeltenirse ne yapayım' der Hz Peygamber, "HzÂdem'in oğlu gibi ol' buyurur" (Ahmed b Hanbel, I, 185)
Kur'an ı Kerîm'de kısaca temas edilen bu kıssa ile ilgili İsrailiyyat çeşitli kaynak ve araştırmalara yansımıştır (Bu konudaki geniş bilgi için bk A Aydemir, Tefsirde İsrailiyyat s 272 vd)


HABÎS

Bozuşmuşluk, kokuşmuşluk ve değersizlik nedeniyle kendisinden iğrenilen şey; Kur'anî anlamıyla ise, itikadî bâtıl, sözde yalan ve davranışlarda çirkinlik demektir
Cenâb-ı Allah, şu imtihan dünyasında iyinin kötüden, güzelin çirkinden ve temizin kirliden ayrılması için izafî gerçekler ve birtakım şerlerde yerleştirmiştir İnsanların ve hayvanların gıdalarını aldıkları yiyecekleri metabolizma sindirimle ayrıştırır ve yararlılarını ve temizlerini alarak hayatın kaynağı hâline getirirken, işe yaramaz olan posalarını ise dışarı atar Bu bakımdan, posası var diye ne hayata gıda olan yiyecek ve içeceklere itiraz edilir, ne de insan yemek ve içmekten vazgeçebilir Hatta öyle ki, metabolizma gıda olacak bölümle posayı ayırma işleminden bir lezzet alır ve yaptığı bu işlem sonucu hayatiyet ve canlılık kazanır Yine, sözgelimi altın madeni toprakta som altın şeklinde bulunmaz; belki o çok kıymetli altının bir gramını elde etmek için kilolarca ağırlıktaki taş-toprak fazlası diğer tarafa ayrılır Aynen bunun gibi, insanın yaratılışına da, bedenî, zihnî ve kalbî melekelerini işletsin, hem bu çalışmasının sonucunda manevî bir zevk duysun ve hem de sonuçta altın olan gerçek insaniyetini elde etsin diye birtakım şerler, posa olup atılacak nitelikler yerleştirilmiştir Yaratılışındaki bu aslî değil, şerlere ve çirkin görülen yönlere meyleden insan, sonunda inancıyla, sözüyle ve davranışlarıyla altın niteliğini yitirip, posa yığını hâline gelir; buna karşılık, insana yakışır zihnî ve kalbî bir mücâhedeyle şer cihetine galip gelen insan ise, mücâhedesinin derecesine göre belli ayar da altın olur İşte, fıtratın ve kalb-i selîmin de onayladığı bu altın özellikler, itikad, söz, davranış ve sonuçta bizzat insanın kendisi- Kur'an'da "tayyib' kelimesiyle nitelenir ve kökü yerde sağlam, dalları göklerin derinliğine uzanmış ve her yıl meyvesini düzenli veren bir ağaca benzetilirken; posa olan özellikler ve posalaşmış insanlar ise, kökünü kurtların kestiği veya hiç kök atamamış, gövdesi sürünüp duran ve dolayısıyla meyve vermek şöyle dursun, ancak yakılacak odun özelliği kazanmış bir ağaca benzetilir; böyle bir ağaç ve bu ağacın hâli de "habîs' kelimesiyle adlandırılır (İbrahim 14/24-26)
Bu bağlamdan olmak üzere, gönüle ferahlık ve zihne açıklık veren "tayyib' beldenin ve toprağın bitkisi, ürünü, meyvesi Allah'ın izniyle en tatlı ve yararlı şekilde çıkarken; "habîs', yani çürümüş, kokuşmuş ve biteklik özelliğini kaybetmiş belde ve toprakta ise çer-çöpten başka birşey bitmez (el-A'râf 7/58) İyi-kötü tüm yönleri ve hâdiseleriyle hayat insanlar için, altını tortusundan ve taş-topraktan ayıran bir kazan gibidir ve bu kazanda kaynayan insanların "tayyib'iyle" habis'i birbirinden ayrılır; "tayyib"le "habis", bir başka deyişle "temiz"le "murdar" bir arada bulunamaz (el-Mâide 5/100) Zinâ ve zinâ iftirası gibi ameller "habîs' amellerdir ve habislere yakışır; mü'minler ise tertemiz olarak her türlü habislikten uzaktır; bu nedenle habis kadınlar habis erkekler tayyib kadınlar da tayyib erkekler içindir (en-Nur 24/26) Resulullah da müminlere habislere haram kılarken, tayyibleri helâl kılar; dolayısıyle her helâl tayyib, her haramsa habîstir (el-A'raf 7/157)




__________________
Alıntı Yaparak Cevapla