Yalnız Mesajı Göster

Cevap : =>İslami Sözlük

Eski 01-04-2008   #156
gülgüzeli
Varsayılan

Cevap : =>İslami Sözlük




HİCRET:
Bir yerden başka bir yere göç etmek
1 Resûlullah efendimizin Mekke-i mükerremeden Medîne-i münevvereye göç etmesi
Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) elli üç yaşında iken, Allahü teâlânın izni ile Mekke-i mükerremeden Medîne-i münevvereye hicret eyledi Safer ayının yirmi yedinci Perşembe günü sabah erken evinden çıkarak, öğleden sonra Ebû Bekr-i Sıddîk'in evine geldi Birlikte Sevr dağındaki mağaraya gittiler Bu dağın yolu çok bozuk idi Peygamber efendimizin mübârek ayakları kanadı Mağarada üç gece kalıp, Pazartesi gecesi yola çıktılar Bir hafta yolculuktan sonra Eylül ayının yirminci ve Rebî-ul-evvelin sekizinci Pazartesi günü Medîne'de Kubâ köyüne geldiler Rebî-ul-evvelin on ikinci Cumâ günü Medîne'yi şereflendirdiler (Ahmed Cevdet Paşa, Kastalânî)
Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem Medîne'ye hicret edince; "Mü'minlere saldıran zâlimlerle cihâd yapmaya izin verildi" meâlindeki Hac sûresi 139 âyet-i kerîmesi geldi (Kâdı Beydâvî)
2 Müslüman bir kimsenin, dînini korumak için, kâfir memleketinden, İslâm memleketine göç etmesi
İşte ben de dînimi korumak için Allah yolunda hicret ediyorum Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak, anasını ağlatmak isteyen varsa önüme çıksın (Hazret-i Ömer)
Dâr-ül-harbde (müslüman olmayan memlekette) îmâna gelenin, Dâr-ül-İslâm'a (İslâm memleketine) hicret etmesi vâcib olur (İbn-i Âbidîn)
3 İslâm memleketinde fitne ve kötülük bulunan bir yerden iyi bir yere göç etmek
Herc (karışıklık) , fitne zamânında yapılan ibâdet, benim yanıma (Mekke'den Medîne'ye) hicret etmek gibidir (Hadîs-i şerîf-Müslim)
Dînini muhâfaza için hicret eden, Cennet ile müjdelendi Bir mahallede sâlih, ârif kimse kalmayıp, bozukluk ve bid'at, dinde olmayan şeylerin yapılması artınca, başka mahalleye hicret etmek veya böyle bir şehirden başka şehre hicret etmek vâcib olur (İsmâil Hakkı Bursevî)




HİCRÎ:
Resûlullah efendimizin hicreti ile başlayan hicrî kamerî veya hicrî şemsî takvime göre olan târih

Hicrî Kamerî Sene:
Resûlullah efendimizin hicret ettiği senenin 1 Muharrem gününü (Mîlâdî 16 Temmuz 622 Cumâ gününü) başlangıç olarak alan ve ayın dünyâ etrâfında on iki defâ dönmesini (354-367 güneş günü) bir yıl kabûl eden takvim senesi Muharremin birinci günü, hicr î kamerî yılbaşıdır

Hicrî Kamerî Takvim:
Peygamber efendimizin Medîne'ye hicret ettiği senenin Muharrem ayının birinci gününü başlangıç olarak alan ve gökteki ayın, dünyâ etrâfında on iki defâ dönmesiyle bir yılı tamamlayan takvim

Hicrî Sene:
Resûlullah efendimizin Mekke-i mükerremeden Medîne-i münevvereye hicret ettiği seneyi başlangıç olarak alan takvim senesi

Hicrî Şemsî Sene:
Resûlullah efendimizin hicret ederek Medîne'ye girdiği Eylül ayının 20'nci Pazartesi günü başlayan ve dünyânın güneş etrâfında bir defâ dönmesini (365,242 güneş gününü) esas alan takvim senesi

Hicrî Şemsî Takvim:
Resûlullah efendimizin Medîne'ye hicreti esnâsında Kubâ köyüne ayak bastığı Rebî'ul-evvel ayının sekizinci Pazartesi gününe rastlayan mîlâdî Eylül ayının yirminci gününü başlangıç ve güneş yılını esas alan takvim


HİCV:
Birini şiirle yerme, kötüleme
Hassân bin Sâbit, bir defâsında kâfirlerin yüz karasını ortaya koyan bir hicvini okuduktan sonra, Peygamber efendimiz; "Ey Hassân! Müşriklerin, kâfirlerin yüz karalarını ortaya koy! Cebrâil seninledir Eshâbım silâhla harb ettikleri gibi sen de dil ile harb et" buyurdular (İbn-i Hişâm)
Bir kimsenin; kötü, çirkin, fâhiş ve hicvedici sözlerle, Allah'a, Resûlüne ve Eshâbına karşı yalan sözler söylemesi haramdır Dinleyen de söyleyen gibi günahkârdır Kâfirleri ve bid'atleri yermek câizdir Nitekim Hassân bin Sâbit, şiirleri ile Resûl- i ekremi över, kâfirleri yererdi Resûl-i ekrem de bunu ona emretmişti (İmâm-ı Gazâlî)
Başkalarını hicveden ve fuhuş, içki anlatan ve şehveti harekete getiren şiirleri tegannî ile makam ile okumak her dinde haramdır Harama sebeb olan şeyler de haram olur (Âlim bin Alâ)



HİDÂYET:
1 Doğru yolu gösterme, doğru, Allahü teâlânın râzı olduğu yolda bulunma
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:
Hidâyeti vererek, dalâleti satın aldılar Bu alışverişlerinde birşey kazanmadılar Doğru yolu bulamadılar (Bekara sûresi:16)
Hidâyet yolunu öğrendikten sonra, peygambere uymayıp mü'minlerin yolundan ayrılanı, saptığı yola sürükleriz ve çok fenâ olan Cehennem'e sokarız (Nisâ sûresi: 114)
İbâdetlerini ihlâs ile (Allahü teâlânın rızâsı için) yapanlara müjdeler olsun Bunlar hidâyet yıldızlarıdır Fitnelerin karanlıklarını yok ederler (Hadîs-i şerîf-Berîka)
İnsan yaratılışta; hidâyet ve dalâlet olmak üzere iki taraflıdır Ona hidâyet, üstünlük tarafını tanıtabilmek ve bunu kuvvetlendirmeye çalışmasını sağlamak için bir hoca, bir üstâd lâzımdır (Muhammed Hâdimî)
2 Cenâb-ı Hakk'ın insanın kalbinden her sıkıntı ve darlığı çıkarıp, yerine rahatlık, genişlik verip, kendi emir ve yasaklarına uymada tam bir kolaylık ihsân etmesi ve kulun rızâsını kendi kazâ ve kaderine tâbi eylemesi
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
Kendilerine ilim ve hidâyet verdiğimiz kimseler, ilimlerini insanlardan saklarsa, Allah'ın ve lânet edenlerin lânetleri bunların üzerine olsun (Nisâ sûre: 106)



HİDDET:
Öfke, kızgınlık (Bkz Gadab)
Bütün kötülüklerin anahtarı hiddettir (Ca'fer bin Muhammed Firyâbî)
Kibir; hiddet ve cehâletten doğar (S Abdülhakîm Arvâsî)
İslâmiyet'ten, kitaptan olmayıp da, kendi kafasından çıkarıp, sert, hiddetli vâz vereni dinlemek de, vâizin gadabına sebeb olur (Hâdimî)




HİKMET:
1 Nübüvvet (peygamberlik)
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
Allahü teâlâ ona (Dâvûd aleyhisselâma) saltanat ve hikmet verdi (Bekara sûresi: 251)
2 Faydalı ilim
Hikmetin başı Allah korkusudur (Hadîs-i şerîf-Beyhekî ve Deylemî)
Hikmet, mü'minin kaybettiği malıdır Nerede bulursa alsın (Hadîs-i şerîf-Kunûz-ül-Hakâyık)
3Edeb, ahlâk ve nasîhat ile ilgili güzel sözler
Şiirin bâzısı hikmettir (Hadîs-i şerîf-Tefsîr-i Mazharî)
Hikmet ve nasîhat bildiren şiirler yazmak ve sesle okumak helâldir Şehvete âit ahlâksız şiirler okumak haramdır Bunları okumak kalbde nifak, bozukluk yapar (Süleymân bin Cezâ)
Denildi ki, fazla yemekte beş zarar vardır: 1) Allah korkusu kalbden gider 2) Mahlûkâta (yaratılmışlara) karşı merhamet duygusu kalbden çıkar 3) Ağırlık verir, tâat ve ibâdete mâni olur 4) Hikmetli sözleri konuşsa da başkalarına te'sir etmez 5) M ühim hastalıklara sebeb olur (İmâm-ı Gazâlî)
4Gizli sebep, fâide
Gökyüzüne, yıldızlara, bunların hareketlerine, doğup-batışlarına, ay ve güneşe, doğuş ve batış yerlerinin her gün değişmesine mevsimlerin ayırımı için güneşin yüksek ve alçak olarak seyrine, gitmesine bir bak İyi bil ki, her yıldızın yaratılmasın da, şeklinde, renginde, bulunduğu yere konmasında binbir hikmet vardır Bedenindeki organların durumunu da buna göre düşün Onun da her parçasında ve her uzvun (organın) o yere konmasında pekçok hikmetler vardır Gökler ise bundan daha önemlidir (İmâm-ı Gazâlî) Müntezamdır cümle ef'âlin senin Aklı ermez, hikmetine kimsenin
(S Abdülhakîm Arvâsî)
5 Fıkıh ilmi, helâl ve harâmı bildiren din ilmi
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
Allahü teâlâ dilediği kimseye hikmet verir Hikmet verilen kimseye muhakkak çok hayır verilmiştir (Bekara sûresi: 269)
6 İlm-i Ledünnî, mânevî ilim
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
Biz, âl-i İbrâhim'e kitab ve (ondan ayrı olarak) hikmet verdik (Nisâ sûresi: 54)
Kırk gün ihlâs ile İslâmiyet'e uyan kimsenin kalbini Allahü teâlâ hikmet ile doldurur (Hadîs-i şerîf-İhyâ)
7 Peygamber efendimizin sünneti
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
Daha önce apaçık bir sapıklık içinde bulunuyorlarken, Allahü teâlâ içlerinden, onlara, âyetlerini okur, (îtikâd, amel ve ahlâk bakımından) onları tertemiz yapar, onlara Kitabı (Kur'ân-ı kerîmi) ve hikmeti öğretir bir peygamber gönderdiği gibi mü'minlere büyük bir lütûfta bulunmuştur (Âl-i İmrân sûresi: 164)

Hikmet-i Amelî:
İslâm ahlâkı
Hikmet-i amelî; iyi huyları ve yararlı işleri, kötü huylardan ve çirkin işlerden ayırır (Ali bin Emrullah)

Hikmet-i Nazarî:
Fen bilgileri
Hikmet-i nazarî, maddenin hakîkatini anlamağı sağlar (Ali bin Emrullah)

HİLÂF:
Karşı, muhâlif, âdet ve kâidenin aksine
Mucizelerin hepsi âdetin hilâfına olarak cereyân eder (Hindli Rahmetullah Efendi)

Hilâf-ı Evlâ:
Yapılması sevâb fakat yapmamakla günâha girilmeyen hareket
Müstehâbı terk etmek mekrûh değil, hilâf-ı evlâdır (İbn-i Âbidîn)



HİLÂFET:
Halîfelik, emirlik, imâmlık (devlet reisliği)
1 Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) sonra bütün müslümanlara imâmlık ederek İslâmiyet'in emirlerinin tatbik edilmesine nezâret edip, İslâmiyet'e ve müslümanlara karşı yapılan her türlü müdâhaleye cevap vermek vazîfesi (Bkz Halîfe)
Benden sonra hilâfet otuz senedir Sonra melik-i adûd olur (ısırıcı sultanlar gelir) (Hadîs-i şerîf-Tirmizî)
Biz bu işe, Peygamberlikle ve Allah'ın rahmeti ile başladık Bundan sonra hilâfet ve rahmet olur Ondan sonra melik-i adûd olur Ondan sonra da ümmetimde zulüm, işkence ve karışıklık olur (Hadîs-i şerîf-İzâlet-ül-Hafâ)
Dört büyük halîfenin birbirinden yükseklikleri hilâfetleri sırası iledir Çünkü İslâm âlimlerinin sözbirliğine göre; peygamberlerden sonra insanların en üstünü Ebû Bekr-i Sıddîk hazretleri, ondan sonra Ömer-ül-Fârûk hazretleri sonra hazret-i Osman, s onra hazret-i Ali'dir (İmâm-ı Rabbânî)
2 İnsanları doğru yola sevk eden bir velînin, bir talebesinin mânen yetiştiğine ve başkalarını da yetiştireceğine dâir izin vermesi
Kendisine hilâfet verilecek zâtın bâtınının (yâni kalbi ve diğer âzâlarının) nisbete ve hallere kavuşmuş olması, kötü huylardan temizlenmiş, iyi huylarla süslenmiş olması ve sabr, tevekkül, kanâat, rızâ, teslim sâhibi olması dünyâya düşkün olmaması l âzımdır (Abdullah-ı Dehlevî)
Ahmed-i Yekdest hazretleri Serhend'de Muhammed Ma'sûm-i Fârûkî'nin hizmeti ile şereflendi On bir sene kahvesini pişirdi Sonra hilâfet verilip Mekke-i mükerremede irşâda, insanları doğru yola dâvete memur oldu Otuz dokuz sene bu vazîfeyi yaptıktan sonra 1707'de Mekke'de vefât etti (Seyyid Yahya Efendi)

Hilâfet-i Mutlaka:
Tasavvufta bir velînin bir talebesinin mânen yetiştiğine ve başkalarını da yetiştirebileceğine dâir verilen mutlak izin
Ahmed Sa'îd-i Serhendî, babası ile birlikte Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinin sohbetinde bulunup Nakşibendî yoluna girdi On beş yaşında bu sohbetlerle kemâle geldi Abdullah-ı Dehlevî hazretleri evlenmemiş idi Bunu oğulluğa kabûl buyurdu Hilâfet-i mutlaka ile şereflendirdi Çok velî yetiştirdi 1861'de Medîne-i münevverede vefât etti (Ebû Zeyd Fârûkî)




HİLÂLLEMEK:
Abdest alırken, el ve ayak parmakları ile sakalın ve kadınlarda sık saçların arasına ıslak parmaklarını sokarak hareket ettirmek
Parmaklarınızın arasını hilâlleyiniz ki, Allahü teâlâ da onları kıyâmet gününde ateşle hilâllemesin (Hadîs-i şerîf-Taberânî, Câmi-üs-Sagîr)
Abdest alırken ayak parmaklarını hilâllemeye ehemmiyet vermeli, müstehab deyip geçmemelidir Müstehabları hafîf görmemelidir Bunlar, Allahü teâlânın sevdiği, beğendiği şeylerdir (İmâm-ı Rabbânî)



HÎLE:
Sahtekârlık, hud'a Aldatmak, yanıltmak
Hîle ile rızık artmaz Malın bereketini giderir Hîle ile azar azar biriktirilen şeyler, ansızın gelen bir felâketle, birden bire giderek geride yalnız günâhları kalır Her san'atta hîle yapmamak farzdır Çürük iş yapmak ve gizlemek haramdır (Muhammed Gazâlî)

Hîle-i Bâtıla:
Haramı helâl ve helâli haram yapmak veya farzı kendisine uygun gelecek şekilde yapmak yâhut birinin hakkına mâni olmak veya haksız mal ele geçirmek için yapılan hîle
Farz olduktan sonra zekât vermemek için hîle-i bâtıla yapmak haramdır (İmâm-ı Gazâlî)
Haramı helâl yapmak için hîle-i bâtıla yapmak yahûdîlerin âdetidir (Abdülganî Nablüsî)

Hîle-i Şer'iyye:
Şer'î (dînî) çâre Müslümanların, İslâmiyet'e uymaları ve haram işlememeleri için ihtiyatlı yol aramaları Herhangi bir hususta İslâmiyete uymağa mani bir durum bulununca o şeyi yapabilmek için kolay olan bir çâre aramak veya bu sûretle bulunan çıkış yolu
Âciz olanın, zarûrete düşenin, ibâdetini kaçırmamak veya haram işlememek için hîle-i şer'iyye yapması lâzım olur (Süleymân bin Cezâ)



HİLL:
Hac veya umre için ihrâma girilen mîkât denilen yerler ile Harem yâni Mekke şehri sınırı arasına verilen ad Harem adı verilen yerde ihramlı iken yapılması haram (yasak) edilen şeyler, burada helâl olduğu için Hill adı verilmiştir Hill'in Mekke-i mü kerremeye en yakın yeri batı taraftaki Ten'im denilen yerdir
Mîkâttan (ihrâma girilen yerden) geçerken bir iş için Hill'de kalmayı niyet edenlerin ve Hill'de oturanların hacdan başka niyetle ihrâmsız (iki parçadan meydana gelen dikişsiz elbise olmaksızın) Harem'e girmeleri câizdir Meselâ Cidde şehri Hill'dedi r Hac için, Hill'de oturanlar Hill'de; Harem'de oturanlar Harem'de ihrâma girerler (MMevkûfâtî)
Hac etmemiş fakîrin başkası yerine hacca gitmesi câiz ise de, Hill'e gidince, kendisine de hac etmek farz olur Mekke'de kalıp sonraki senede kendi haccını yapması lâzım olur (İbn-i Âbidîn)


HİLKAT:
1 Yaratılış, yaratılma
Üzerinde yatıp kalktığınız, yiyip içtiğiniz, gezip dolaştığınız, gülüp oynadığınız, dertlerinize devâ, korkulara, sıcağa-soğuğa, açlığa-susuzluğa, yırtıcı ve zehirli hayvanlar ile düşmanların hücumlarına karşı koyacak vâsıtaları bulduğunuz şu yer kür esi yapılırken, taşları, toprakları hilkat fırınlarının ateşlerinde pişirilirken, suyu ve havası kudret kimyâhânesinde imbiklerden çekilirken, siz nerede idiniz, ne içinde idiniz, hiç düşünüyor musunuz? (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî)
İslâmiyet'i işitmeyen çok kimse vardır ki, önceleri bozulmuş, uydurulmuş dinlerin mensuplarına aldanmışlar, astronomide ve fen mensuplarına ve bilhassa tıb ilminde gördükleri nizamlı hâdiselerin birbirlerine bağlantılarını düşünerek, hilkatin sırları nı bu hesaplı düzenin hakîkatini anlamak istemişlerdir Bunlar yine akl-i selîmleri ile İslâmiyet'in bildirdiği güzel ahlâkın bir çoğunu bulup müslüman gibi yaşamış, kendilerine ve başkalarına faydalı olmuşlardır (M Sıddîk bin Saîd)
İnsanın hilkatından maksat, kulluk vazîfelerini yapmaktır (İmâm-ı Rabbânî)
2 Doğuştan gelen vasıf, cibiliyet, fıtrat (Bkz Fıtrat)



HİLLET (Hullet):
Halîl (dost) olmak, dostluk Halîlullah İbrâhim aleyhisselâma mahsûs bir makâm
Hillet makâmı, asâleten İbrâhim aleyhisselâma mahsûstur (İmâm-ı Rabbânî)



HİLM:
Yumuşak huylu olmak, kızmamak Gücü yettiği halde affetmek
Yâ Rabbî! Bana ilim ver Hilm ile zînetlendir Takvâ (haramdan kaçmayı) ihsân eyle! Âfiyet ile beni güzelleştir (Hadîs-i şerîf-Berîka)
Allahü teâlâ, hayâ, hilm ve iffet sâhiblerini sever Fuhuş (çirkin) söyleyenleri ve sarkıntılık yaparak dilenenleri sevmez (Hadîs-i şerîf-Berîka)
İlim, öğrenmekle; hilm de gayretle hâsıl olur Allahü teâlâ hayırlı iş için çalışanı, maksâdına kavuşturur Kötülükten sakınanı, ondan korur (Hadîs-i şerîf-Berîka)
Hilmi sebebiyle kul, gündüzleri oruç tutan, geceleri namaz kılanların derecesine kavuşur (Hadîs-i şerîf-Mektûbât-ı Ma'sûmiyye)
Öfke ânındaki hilm, zâlimlerin gazabından korur (Hazret-i Ali)
Allahü teâlânın hilmi o kadar çoktur ki, kullarının cezâlarını vermekte acele etmiyor (İmâm-ı Rabbânî)




HİLYE-İ SEÂDET:
Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem görünüşü veya O'nun görünen bütün uzuvlarının şeklini, sıfatlarını, isimlerini ve güzel huylarını anlatan yazılar Süslü levhalar üzerine yazılan bu yazılara Hilye-i şerîf de denir
Pek çok siyer kitabında Peygamberimizin Hilye-i seâdeti geniş ve açık olarak senedleri ve vesîkalarıyla yazılmıştır Peygamber efendimizin Hilye-i seâdeti kısaca şöyledir: Mübârek yüzü ve bütün âzâ-i şerîfesi (organları) ve mübârek sesi, bütün insanl arın yüzlerinden, âzâlarından ve seslerinden güzel idi Mübârek yüzü bir miktâr yuvarlak idi Neş'eli olduğu zaman mübârek yüzü ay gibi nurlanır, parlardı Gündüz nasıl görürse gece de öyle görürdü Önünde olanları gördüğü gibi, arkasında olanları da görürdü Yana ve geriye bakacağı zaman bütün bedeni ile dönüp bakardı Mübârek gözleri büyük idi Mübârek kirpikleri uzun idi Mübârek gözlerinde bir miktâr kırmızılık vardı Mübârek gözlerinin karası gâyet siyâh idi Alnı açık, kaşları ince idi Kaşları arası açık idi Mübârek burnu gâyet güzel olup, orta yeri bir miktâr yüksek idi Ağzı küçük değildi Mübârek dişleri beyaz olup, ön dişleri seyrek idi Söz söylediği zaman sanki dişleri arasından nûr çıkardı Mübârek sözleri gâyet kolay anlaşıl ır, gönülleri alır, rûhları cezbederdi Güler yüzlü olup, tebessüm ederek gülerdi Mübârek parmakları iri idi Mübârek kolları etli idi Avuçlarının içi geniş idi Bütün vücûdunun kokusu miskten güzel idi Mübârek kolları, ayakları ve parmakları uzun idi Mübârek karnı geniş olup, göğsü ile karnı berâber idi Göğsü geniş idi Çok uzun boylu olmayıp, kısa da değildi Mübârek saçları ve sakallarının kılı çok kıvırcık ve çok düz değil yaratılıştan ondüle idi Kırmızı ile karışık beyaz benizli olup, gâyet güzel, nûrlu ve sevimli idi Güzel huyların hepsi Resûlullah'ta sallallahü aleyhi ve sellem toplanmıştı (Muhammed Sıddîk bin Saîd)


HİMMET:
1 Kast, irâde, kuvvetli istek, arzu Allahü teâlânın velî kullarından bir zâtın, kalbinde yalnız bir işin yapılmasını bulundurup, başka bir şeyi kalbine getirmemesi ve Allahü teâlâdan o işin olmasını dileyerek, bu şekilde mânevî yardımda bulunması Evliyânın himmeti, yaktı beni kül eyledi Sofiyim buldum safâyı dü cihanım kalmadı Ahmedî der; "Yâ ilâhî! Sana şükrüm çok durur Hamdülillah aşk-ı Hak'tan gayrı vârım kalmadı
(Sultan Birinci Ahmed Han)
2 Gayret
Kişinin kıymeti, himmetine göredir Eğer onun himmeti dünyâ için ise, onun hiçbir kıymeti yoktur Eğer Allahü teâlânın rızâsı ise, onun kıymetine ulaşmak pek zordur (Ebû İshâk el-Kassâr)
Kişinin himmeti dağları yerinden söker (Ubeydullah-ı Ahrâr)


HİSÂB (Hesâb):
Öldükten sonra, dünyâda yaptıkları işlerden dolayı insanların sorguya çekilmesi (Bkz Hesâb)


HİSBET:
İyiliği emr edip kötülükten alıkoymak husûsunda, hükûmet adamlarının bizzat işe karışıp gerekeni yapmaları İhtisâb da denir (Bkz Muhtesib)
Emr-i ma'rûf ve nehy-i münkeri el ile yapmak hükûmet adamlarına, dil ile yapmak din adamlarına, kalb ile yapmak da her müslümana farzdır El ile yapmağa, hisbet denir Dili ile yapmağa, vâz ve nasîhat denir Hisbet yaparak çalgıları, içki şişelerini kırmak yalnız hükûmet me'murlarının vazîfesi olduğu için, başkaları kırarsa öderler Hisbet yapmak, el ile mâni olmak din adamlarına farz değil ise de, günâh işlenirken engel olmaları câizdir Fakat din adamı, hisbet yaparken fitne uyandırmamalıdır Yâni, kendinin ve müslümanların dînine veya dünyâsına zarar gelecek olursa, hisbeti terk etmesi vâcib olur Hisbet yaparken kendinde kibr, riyâ (gösteriş), sû-i zan (kötü zan), meşhûr olmak düşüncelerinin hâsıl olması ve müslümana hakâret ve onu câhillikle itham etmesi fitne olur (Abdülganî Nablüsî)


HİSSE:
Bölünebilen bir mal veya şeyin her ortağa âit olan kısmı, ortaklardan her birinin hakkı, payı
Bir sığırı veya deveyi, yedi kişiye kadar müslüman, bâliğ kimseler, ortak olarak satın alıp kesebilirler Sekiz kişinin yedi sığırı ve iki kişinin iki koyunu ortak satın almaları câiz olmaz Çünkü her birinin her hayvanda hissesi vardır (Fetavâ-i Hindiyye)
Yedi kişi ortaklaşa bir sığırı kurban ettikten sonra, ortakların hisselerini ayırmadan önce, hiç kimseye hediye etmeleri câiz değildir (Ahmed Zühdü Efendi)

Hisse-i Şâyia:
Bir şeye ortak olanların taksim edilmemiş paylarından her biri; ortak mülkiyet
Bir kimse evini iki kişiye hediye etse, câiz olmaz Çünkü taksimi mümkün olmayan şeyi hisse-i şâyia olarak vermek câiz değildir (İbn-i Âbidîn)
Bir binânın yarısı Ahmed'in, üçte biri Ömer'in, altıda biri Ali'nin olsa; Ahmed, hisse-i şâyiasını satsa, Ömer ve Ali almak isteseler, yarısını Ömer, yarısını da Ali alır Ömer, hissesine göre iki misli alamaz (İbn-i Âbidîn)



HİŞÂMİYYE:
Hazret-i Ali'yi sevdiğini iddiâ ederek diğer Eshâb-ı kirâmı (Peygamberimizin arkadaşlarını) kötüleyen şîanın kollarından olan bozuk bir fırka, topluluk
Şiîlik, hazret-i Ali zamânında ortaya çıktı İnsanlar arasında yayılması daha sonra başladı Hicretin altmış senesinde Kisâniyye, altmış altı senesinde Muhtâriyye ve yüz dokuz senesinde Hişâmiyye fırkaları ortaya çıktıysa da tutunamadılar, yok oldula r (Abdülazîz Dehlevî)
Hişâmiyye fırkası iki kısımdır Bir kısmı Hişam bin el-Hakem er-Râfizî'ye bağlanır Bunlara Hakemiyye de denir İkinci kısmı ise, Hişâm bin Sâlim el-Cevâlikî'ye bağlıdır (Abdülkâhir Bağdâdî)
Hişâm bin Hakem'in kurduğu Hişâmiyyeye göre; Allah sınırlı ve sonlu olan bir cisimdir Uzunluğu, genişliği ve derinliği vardır Gümüşten yapılmış, saf bir zincir ve her yanı yuvarlak inci gibi ışıldayan bir nûrdur İmâmlar günâhlardan korunmuş olduğu hâlde peygamberlerin günah işlemesi câizdir (Abdülkâhir Bağdâdî)
Hişâm bin Sâlim el-Cevâlikî'nin kurduğu Hişâmiyyeye göre; Allah insan şeklindedir O, et ve kandan olmayıp, yükseklerde parlayan yüksek bir nûrdur O'nun elleri, ayakları, gözleri, kulakları, burnu ve ağzı vardır Üst yarısı boş, alt yarısı ise dolud ur O'nun siyah saçları ve hikmet fışkıran bir kalbi vardır (Abdülkâhir Bağdâdî)



HİTÂB:
Söyleme, buyurma
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde Peygamber efendimize hitâb ederek; " Kur'ân-ı kerîm okuyacağın zaman, Eûzü söyle" buyurdu (Nahl sûresi: 97)

Hitâbe (Hitâbet):
Dinleyicilere bilgi vermek ve yol göstermek için yapılan konuşma
Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen, Şuayb aleyhisselâmın kavmi olan Medyen ahâlisine hitâbesini şöyle bildirmektedir:
Ey kavmim! Allah'a kulluk edin Sizin O'ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur Rabbinizden size apaçık bir burhân geldi Artık ölçeği tartıyı tam tutun İnsanların haklarını eksik vermeyin Yeryüzünü ıslâhından sonra fesâda vermeyin (A'râf sûresi: 85)
Peygamber efendimizin, akrabâsını dîne dâvet hitâbesi şöyledir:
Hamd, yalnız Allahü teâlâya mahsustur Yardımı, ancak O'ndan isterim O'na inanır, O'na dayanırım Şüphesiz bilir ve bildiririm ki, Allahü teâlâdan başka ilâh yoktur O birdir O'nun eşi ve ortağı yoktur Size aslâ yalan söylemiyorum Doğruyu bildiriyorum Sizi bir olan ve O'ndan başka ilâh olmayan Allahü teâlâya îmân etmeye dâvet ediyorum Ben O'nun size ve bütün insanlığa gönderdiği peygamberiyim Vallâhi siz, uykuya daldığınız gibi öleceksiniz, uykudan uyandığınız gibi diriltileceksiniz ve bütün yaptıklarınızdan hesâba çekileceksiniz İyiliklerinizin karşılığında mükâfât, kötülüklerinizin karşılığında cezâ göreceksiniz Bunlar da ya Cennet'te ebedî (sonsuz) kalmak veya Cehennem'de ebedî kalmaktır İnsanlardan, âhiret azâbı ile ilk korkuttuğum kimseler sizlersiniz (İbn-i Hişâm)



HİZB:
1 Bölük, taraftar
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:
Kim Allah'ı, Peygamberini ve mü'minleri yâr (dost) edinir yardımda bulunursa, şüphesiz onlar, Allahü teâlânın hizbidir Üstün gelecek olanlar onlardır (Mâide sûresi: 56)
2 Kur'ân-ı kerîmin yirmi sayfadan meydana gelen cüzlerinin dörtte biri olan beş sahife

Hizb-üş Şeytân:
Şeytânın aldatmalarına kapılan topluluk Şeytanın taraftarı, şeytana uyanlar
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:
Bunları şeytan kaplamış ve (dil ve kalpleriyle) Allah'ı hatırlamayı kendilerine unutturmuştur Bunlar şeytanın hizbidirler Hizb-üş-Şeytân muhakkak hüsrâna düşenlerdir (Mücâdele sûresi: 19)



__________________
Alıntı Yaparak Cevapla