gülgüzeli
|
Cevap : =>İslami Sözlük
MEDENİYYET:
Memleketleri îmâr edip, insanları râhat ve huzûra kavuşturmak
Medeniyyet; tâmir-i bilâd ve terfih-i ibâddır, yâni beldeleri îmâr etmek, binâlar, fabrikalar yaparak, memleketleri kalkındırmak ve fenni ve her çeşit gelirleri milletlerin hürriyetleri, râhat ve huzûr içinde yaşamaları için kullanmak demektir Bütün insanları rûh, düşünce ve beden bakımlarından râhat yaşatmaktır Medeniyet, yalnız ilim ve fen demek değildir İlim ve fen, medeniyyet için, ancak bir âlet bir vasıtadır İlimde, fende çok ileri olan milletlere, fen vâsıtalarını ne yolda kullandıklarını incelemeden medenî demek büyük gaflettir Pek yanlıştır Fabrikaların, motorlu vâsıtaların, gemi, tayyâre, atom cihazlarının çok olması, gözleri kamaştıran yeni buluşların artması, medeniyeti ve medenî olduklarını göstermez Bunları medeniyet sanmak her silâhlıyı gâzi, mücâhid sanmaya benzer Mücâhid olmak için en yeni harp vâsıtalarına mâlik olmak lâzımdır, fakat, bunlara mâlik olan, eşkıyâlık da yapabilir Medenî insan ve medeniyyet sâhibi toplum olmak için İslâmiyet; îmân, ibâdet, iş, ah lâk ve cemiyet hayâtında uyulması gereken her şeyi bildirmiştir Bunlar; Allahü teâlânın bildirdikleri, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmın öğrettikleri, Eshâb-ı kirâmın naklettikleri ve İslâm âlimlerinin açıkladıklarıdır İnsanlığın bunaldığı her şeyin, çözüm ve çâresi bunların içinde vardır (İmâm-ı Rabbânî)
MEDH:
Övme, iyi taraflarını anlatma; bir kimse hakkında iyi şeyler söyleme
Medh olunmağı sevmek, insanı kör ve sağır eder Kabâhatlerini, kusurlarını görmez olur Doğru sözleri, kendisine yapılan nasîhatları işitmez olur (Hadîs-i şerîf-Berîka)
Şâyet biriniz diğerini mutlaka medh edecek olursa; "Öyle sanırım ki, o şöyle iyidir, böyle iyidir  " desin ve bu sözü de medh ettiği adamda, bu sıfatların bulunduğunu zannederek söylesin (Hadîs-i şerîf-Riyâz-üs-Sâlihîn)
Kalb hastalıklarından biri de medh ve senâ olunmağı sevmektir Medh olunmağı sevmenin sebebi, insanın kendini beğenmesi, yüksek, iyi sanmasıdır Medh olunmak, böyle kimseye tatlı gelir Bunun hakîkî üstünlük, iyilik olmadığını, olsa da geçici olduğun u düşünmelidir (Muhammed Hâdimî)
Oğlum! Kaş göz işâretleri ile, hiç kimseyi küçük düşürecek hareketlerde bulunma! Başkasının yanında kendini veyâ âileni medhetme! (Lokman Hakîm)
Sizde olmayan meziyetlerle sizi medheden kimsenin, bir gün, sizde olmayan kötülüklerle kötüleyeceğini de unutmayınız (İmâm-ı Ahmed bin Hanbel)
MEDÎNE-İ MÜNEVVERE:
Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem Mekke-i mükerremeden hicret ettikten sonra, yerleştiği, ilk İslâm devletini kurduğu ve kabr-i şerîfinin bulunduğu şehir Hicretten önceki adı Yesrib olup, hicretten sonra Medînet-ür-Resûl (Peygamber ş ehri) veya Medîne-i münevvere (nurlu şehir) adıyla anılmıştır
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:
Onlar (münâfıklar) ; "Eğer Medîne'ye dönersek, andolsun en şerefli ve kuvvetli olanımız oradan en hakir ve zaîf olanı muhakkak çıkaracaktır" diyorlardı Hâlbuki şeref, kuvvet ve gâlibiyet Allah'ındır, Peygamberinindir, mü'minlerindir Fakat münâfıklar bunu bilmezler (Münâfikûn sûresi: 8)
Sizden biriniz Medîne-i münevverede vefât etmeğe gücü yetiyorsa, orada vefât etsin Çünkü ben Medîne-i münevverede vefât edenlere şefâat ederim (Hadîs-i şerîf-Mir'ât-ül-Haremeyn)
Medîne-i münevvereye Mesîh Deccâl'in (değil kendisi) kokusu bile giremeyecektir O fitne günlerinde Medîne'nin yedi kapısı olacak ve her kapıda muhâfız iki melek bulunacaktır (Hadîs-i şerîf-Ahbâru Mekke)
Medîne-i münevvere, Mekke-i mükerremenin batısında ve Kızıldeniz'in doğusunda yer alan kuzeye doğru meyilli çölün ve güneye doğru uzanan az dalgalı bir ovanın bittiği yerde kurulmuştur Çok verimli ve tarıma elverişli topraklarında her çeşit sebze, ç eşitli meyveler ile muz ve hurmanın en iyileri yetişir Arabistan yarımadasının diğer bölgelerine göre serin bir iklime sâhibdir (Eyyûb Sabri Paşa)
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem Mekke-i mükerremede insanları on üç sene müddetle İslâm dînine dâvet ettikten sonra Allahü teâlânın emri ile Medîne-i münevvereye 622 senesi Rebî-ul-evvel'in sekizinci Pazartesi günü hicret etti Burada İslâm iyet'i her tarafa yaydı On sene sonra yâni 632 senesi Haziran'ında, Rebî-ul-evvelin on ikinci Pazartesi günü Medîne-i münevverede vefât etti (Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî)
Peygamber efendimizin yaptırdığı Mescid-i Nebî içerisinde yer alan "Kabrim ile minberim arası Cennet bahçelerinden bir bahçedir" buyurarak medh ettiği Ravza-i mütahhera (Cennet bahçesi), Peygamber efendimizin kabr-i şerîfi, Uhûd şehidliği, başta hazr et-i Osman olmak üzere pekçok Sahâbe-i kirâmın (Peygamberimizin arkadaşları) kabirlerinin bulunduğu Cennet-ül-Bakî' kabristanı gibi mübârek yerler Medîne-i münevverededir (Eyyûb Sabri Paşa)
MEDLÛL:
Delîlin (alâmet ve işâretin) delâlet ettiği, gösterdiği şey
Delîl bulunmayınca, medlûlün de bulunmayacağı söylenemez Çünkü, Allahü teâlânın varlığına delîl olan âlem (Allahü teâlâdan başka her şey) yaratılmadan önce, medlûl olan yaratanın yok olduğu söylenmiş olur ki, bu bâtıldır, hükümsüzdür Çünkü, Allahü teâlâ, âlem yaratılmadan önce de vardı O'nun başlangıcı ve sonu yoktur Ezelîdir, ebedîdir O halde delîl olmadan da medlûl olabilir Duman olmadığı hâlde ateşin bulunması gibi (Fahreddîn Râzî)
MEDRESE:
İslâm medeniyetinde üniversite seviyesindeki eğitim ve öğretim müesseseleri
İnsanlığın bugün sâhib olduğu ilim ve teknik seviyedeki en büyük pay, İslâm memleketlerinde kurulan medreselerde yetişen müslüman âlimlerindir (İslâm Târihi Ansiklopedisi)
Din ilimlerinden başka, hey'et (astronomi), hesab (matematik), hendese (geometri), hikmet, tıb gibi ilim dallarına da mühim yer veren medreseler; din ve dünyâ ilimlerini, birlikte yürütürdü İnsanı dünyânın esiri yapmadan, dünyânın fâtihi ve sâhibi y apmak maksadıyla, devletin temel taşı olan din ve devlet adamlarını en mükemmel şekilde yetiştirmeyi sağlardı (İslâm Târihi Ansiklopedisi)
İmâm-ı Rabbânî, zamânının fen bilgilerinde en mütehassıs idi Bir mektûbunda; "Oğlum Muhammed, bu günlerde Şerh-i mevâkıf kitâbını tamamladı Yunan felsefecilerinin hatâlarını anladı" buyuruyor Bu kitab, İslâm medreselerinin yüksek kısmında son zama nlara kadar okutulan bir fen kitabıdır (M Sıddîk Gümüş)
MEDYÛN:
Borçlu, borçlanmış kimse
Dâyine (alacaklıya), medyûnun medyûnu hasm olmaz Yâni bir kimse ölendeki alacağını, ölene borçlu olandan isteyemez (Mecelle)
Medyûna zekât verilir (İbn-i Âbidîn)
MEFHAR-İ MEVCÛDÂT:
Mahlûkâtın (yaratılmışların) övündüğü Muhammed aleyhisselâm
Mefhar-i mevcûdât efendimizin, güzel huylarından, edeblerinden bâzıları şunlardır:
İnsanların en rahat davrananı, en kahramanı, en adâletlisi, en çok affedeni, en cömerdi idi
Kendisinden bir şey istendiğinde, "yok" dediği görülmemiştir
İnsanların en doğru konuşanı idi
Kendi evinde iken, tek başına kalkar, yiyeceğini alır yerdi İstediği bir şeyi yemek için evdekileri zorlamazdı
Suyu oturarak, üç yudumda ve süzerek içerdi Ağzını doldura doldura yutmazdı Bunun için şöyle buyururdu: " Ciğer hastalığı ağzını doldurup yutmaktan gelir " (El-Hadâik-ul-Verdiyye, Abdülmecîd Hânî)
Mefhar-i mevcûdât efendimiz, bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurdular: "Peygamberlere minberler kurulacak üzerine oturacaklar Benim minberim olacak, ben üzerine oturmayacağım Rabbimin huzûrunda ayakta dikileceğim Bunun üzerine Allahü teâlâ şöyle buyuracak; "Ümmetine ne yapmamı istiyorsun?" "Yâ Rabbî! Hesâblarını hemen görüver" diyeceğim Hemen çağrılıp hesapları görülecek; kimi O'nun rahmetiyle, kimi de benim şefâatimleCennet'e girecek Şefâat etmeye öylesine devâm edeceğim ki, elime isimleri Cehennemliktir diye yazılı bir liste verilecek ve Cehennem hâzini (bekçisi) şöyle diyecek: "Ey Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) ! Ümmetin hakkında Rabbimin gazabı için, hiçbir şey bırakmadın " (Şifâ-i Şerîf, Menâhil)
Mefhar-i mevcûdât Muhammed-i Mustafâ'ya salevât (Süleymân Çelebi)
MEFHÛM-I MUHÂLİF:
Lafızda zikredilmeyen mânânın, bizzat zikredilen mânâya, hükümde zıt olan mânâ Mefhûm-ı muhâlif; Şâfiîlere göre, hüküm için sahîh, mûteber bir delîl olduğu hâlde, Hanefîlere göre böyle değildir
Mefhûm-ı muhâlifi kabûl edenlerin delîllerinden birisi şudur: Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem: " Sâimede (yılın ekserisini çayırlarda otlayarak beslenen deve, koyun gibi hayvanlara) zekât vardır" buyurmuştur (Hadîs-i şerîfe göre Sâime olmayanlarda zekât yoktur Böyle olduğunu Hanefîler dâhil, bütün âlimler kabûl etmiştir Ancak, İmâm-ı Mâlik (r aleyh), sâime olmayan hayvanlar için de zekât lâzım geldiğini söylemiştir (Serahsî)
__________________
|