gülgüzeli
|
Cevap : =>İslami Sözlük
MİSVÂK:
Bir karış büyüklüğünde kesilmiş, dişleri temizlemek için kullanılan ve Erak denilen ağaçtan veya zeytin dalından yapılan ağaç fırça
Misvâk; ağzı temizlemeye, cenâb-ı Hakk'ın rızâsına kavuşmaya vesîledir (Hadîs-i şerîf-Beyhekî)
Misvâk kullanarak kılınan namaz, misvâk kullanmadan kılınan namazdan yetmiş kat üstündür (Hadîs-i şerîf-Reddülmuhtâr)
Abdest alırken misvâk kullanmak sünnet-i müekkededir (kuvvetli sünnettir) Misvâk, düz ve ikinci küçük parmak kalınlığında, bir karış boyunda olmalıdır Misvâk, Arabistan'da yetişen Erak ağacının dalıdır (Düzgün ucundan iki santimetre kadar, kabuğu soyulup, burası birkaç saat suda tutulur Sonra ezilince, fırça gibi açılır) Erak ağacı bulunmazsa, zeytin dalından yapılır Nar ağacından yapılmamalıdır (İbn-i Âbidîn)
Misvâk kullanmanın on beş faydası vardır Bunlar; sekerât-ı mevtte (son nefeste) Kelime-i şehâdeti söylemeye sebeb olur, dişlerin etlerini pekiştirir, safrayı keser, balgamı ve ağız kokusunu giderir, Allahü teâlâ ondan râzı olur, baş damarlarını kuvv etlendirir, gözleri nûrlanır, hayrı ve hasenâtı (iyilikleri) çok olur, sünnet ile amel etmiş olur, ağzı temiz olur, fasîh-ul-lisân yâni güzel konuşmaya vesîle olur, şeytan gamlanır, misvâklı olarak kılınan iki rek'at namazın sevâbı, misvâksız olarak kılınan yetmiş rek'at namazın sevâbından daha çok olur (Muhammed bin Kutbüddîn İznikî)
Hazret-i Ömer zamânında Şam civârında bir kal'a muhâsara edildi Öğleye kadar kal'a feth edilemedi Hazret-i Ömer gadaba geldi İslâm askerlerini huzûruna çağırdı "Kal'a feth edilemedi Kâfirler İslâm askeri karşısında bu kadar dayanamazdı Aramızda birisi bir kusur işlemiş olmasın" buyurdu Askerler hayret edip, tövbe ve istiğfâr etmeye başladılar O sırada bir kişi ağlayarak hazret-i Ömer'in huzûruna geldi "Ey mü'minlerin emîri! Bu gece teheccüde kalktığım zaman karanlık olduğu için misvâkımı aradım, fakat bulamadım Bu sebeble misvâksız namaz kıldım Sizin aradığınız kusuru ben işledim" dedi Hazret-i Ömer ona; "Tövbe ve istiğfâr etmeye devâm et" buyurdu O da tövbe ve istiğfar okumaya başladı Bir saat sonra kal'a fetholundu (Evliyâlar Ansiklopedisi)
MİSYONERLİK:
Propaganda yaparak belirli bir fikir ve inancı yayma işi Dar anlamda, henüz hıristiyanlığı kabûl etmemiş ülkelerde veya hıristiyan ülkelerde çeşitli isimler altında hıristiyanlığı yayma ve hıristiyanlık propagandası yapma faâliyeti Bu çalışmaları y ürüten râhib, papaz ve din adamlarına misyoner, bu çalışmaları yapan teşkîlâta da Misyonerlik teşkîlâtı adı verilir
Avrupalılar, hıristiyanlık inancını yaymak ve milletleri hıristiyanlaştırmak için misyoner teşkîlâtını kurdular İktisâdî (ekonomik) bakımdan dünyânın en kuvvetli teşkîlâtı hâline gelen kilise ve misyoner teşkîlâtları akıl almaz bir çalışmanın içine girdiler Hıristiyanlığı İslâm memleketlerinde yayabilmek için korkunç bir İslâm düşmanlığı başlattılar İslâm memleketlerinin her yerine hıristiyanlığı öven binlerce kitap, mecmûa ve broşür gönderdiler Bugün de güzel memleketimizde durmadan hıristiyanlığı anlatan kitap, mecmûa (dergi) ve broşürler, misyonerlik teşkîlâtı tarafından dağıtılmakta, posta ile yurt dışından adreslere gönderilmektedir (Muhammed Sıddîk bin Saîd)
Târih göstermiştir ki, misyonerler gâyelerine erişmek için her türlü vâsıtayı mübâh (sakıncasız) gören bir zihniyete sâhib olmuşlardır Asya ve Afrika milletlerini, asırlar boyu sömüren devletlerin en büyük yardımcıları misyonerler ve misyonerlik teş kîlâtları olmuştur Misyonerler, girdikleri memlekette sâdece kendi dinlerini yaymakla meşgûl olmazlar O memleketteki milleti meydana getiren maddî ve mânevî değerleri tahrib ederler Tahrîb ettikleri millî duyguların enkazı üzerine kendi inançlarını binâ etmeye çalışırlar Ellerinde bulunan bütün imkânlarını bu yolda kullanırlar (Yeni Rehber Ansiklopedisi)
MİŞNÂ:
Yahûdîlerin Tevrât'tan sonra mukaddes kabûl ettikleri Talmûd kitâbının iki kısmından biri
Mişnâ, İbrânice "tekrar" demektir Sözlü emirlerin kânun hâline getirilmiş ilk hâlidir Yahûdî îtikâdına göre, Allahü teâlâ Mûsâ aleyhisselâma, Tûr dağında Tevrat kitabını (Yazılı emirleri) verdiği gibi, bâzı ilimleri yâni (sözlü emirleri) de söyledi Mûsâ aleyhisselâm bu ilimleri Hârûn, Yûşâ ve Elîazar'a aleyhimüsselâm bildirdi Bunlar da kendilerinden sonra gelen peygamberlere bildirdiler Elîazar, Şuayb aleyhisselâmın oğludur Bu bilgiler hahamlardan hahamlara rivâyet edildi Mîlâddan önce 538 ve mîlâddan sonra 70 senelerinde çeşidli Mişnâlar yazıldı Bunlara Yahûdîlerin âdetleri, kânun müesseseleri, hahamların bir mevzudaki tartışmaları ve şahsî görüşleri de karıştırıldı Böylece Mişnâlar, hahamların indî görüş ve münâkaşalarını ifâde eden kitablar hâline geldi Diğer Mişnâları içinde toplayan en son ve en meşhur Mişnâ, mîlâdın ikinci asrında yahûdî hahamlarından Yehûda tarafından yazıldı Yehûda'dan sonra gelen hahamlar, Mişnâ'ya ilâveler ve şerhler yapmışlardır Mişnâ'nın lisanı, kendisinde Yunanca ve Latincenin tesiri görülen Yeni İbrânicedir Mişnâ'nın yazılmasından maksat, yazılı emr kabûl edilen Tevrat'ı tamamlayıcı olan sözlü emirleri tanıtmaktır Mişnâlar, Tevratlardan daha basît olup, kelime ve cümle şekilleri onlarda n çok farklıdır Emirler, umûmî kâideler şeklinde bildirilmiştir Dikkat çekici misâller verilmiştir Vâki' olmuş hâdiselere bâzan rastlanır Emirler beyan edilirken kaynak olarak Tevratların âyetleri verilir Mişnâ altı kısımdan meydana gelir: 1)Zerâim (tohumlar), 2)Moed (Mübârek günler Bayram ve oruç günleri gibi), 3) Nâşim (Kadınlar), 4)Nezikin (Zararlar), 5)Kedaşim (Mukaddes şeyler), 6)Tehera (Tahâret, temizlik) Bunlar altmış üç risâleye, risâleler de cümlelere ayrılmıştır (Harputlu İshâk Efendi)
Mİ'YÂR:
1-Ölçü âleti
Akıl; his kuvveti ile anlaşılabilen veya hissedilenlere benzeyen ve onlara bağlılıkları bulunan şeyleri birbirleri ile ölçerek, iyilerini kötülerinden ayırmaya yarayan bir mi'yârdır O hâlde, peygamberlerin bildirdikleri şeylere, akla danışmaksızın i nanmaktan başka çâre yoktur Peygamberlere tâbi olmak, aklın gösterdiği bir lüzûmdur ve aklın istediği, beğendiği bir yoldur (İmâm-ı Gazâlî)
2 Kendisinde yalnız bir vâcibin (farzın) edâ edildiği, başka bir vâcibin edâ edilemediği vakit
Ramazan ayı bu aydaki farz orucun mi'yârıdır Bu ayda Ramazân orucundan başka bir oruç tutulamaz Bunun içindir ki, Hanefîlere göre bir kimse Ramazân-ı şerîfte nâfile oruca niyet etse, o yine Ramazan orucundan sayılır (Serahsî)
MİZÂC:
Huy, tabîat, bir kimsenin yaratılıştan gelen özelliklerinin hepsi (Bkz Huy)
Gadaba gelen (kızan, öfkelenen) insan, aklın kontrolünden çıkmış olduğundan; bu kimsede basîret (kalb gözü, derin ve ince anlayış), düşünce, irâde (kendine hâkim olma) ve fikir diye bir şey kalmaz Nice insanlar var ki, yaratılış îtibâriyle çabuk kız arlar Hattâ, yüzünden gadab (kızgınlık) akar Kalbin harâret mizâcı da buna yardımcı olur Zîrâ gadab, ateştendir Nitekim, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Mizâcın burûdeti (soğukluğu); gadabı (kızgınlığı) söndürür ve şehveti kırar (İmâm-ı Gazâlî)
MİZÂH:
Latîfe, şaka
Ben mizâh konuşurum, fakat doğru konuşurum (Hadîs-i şerîf-İhyâu Ulûmiddîn)
Alay, şaka ve mizâhtan kaçınınız Zîrâ insanın şerefini kırar, vekarını (ağırbaşlılığı) azaltır (Hazret-i Ömer)
Az olmak şartı ile arada bir mizâh mübâhtır (serbesttir) Ancak mizâhı âdet ve meslek hâline getirmemeli ve doğru söylemelidir Çünkü fazla şaka, mizâh vakti öldürür ve çok güldürür Çok gülmek ise, kalbi karartır Heybet ve vekarı giderir (İmâm-ı Gazâlî)
Mizâhın azı kötü değildir Çünkü mizâh, gönül açıcı ve kalb temizleyicidir Mizâhta aşırılığa kaçmamalı ve devamlı olmamalıdır Mizâhta aşırılığa kaçılırsa, çok gülmeğe sebeb olur Çok gülmek ise kalbi karartır (Muhammed Hasan Can)
MÎZÂN:
1 Terâzi, ölçü âleti
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:
  (Şuayb aleyhisselâm), Kavmine şöyle dedi: Rabbiniz tarafından size açık mûcize geldi Artık kileyi, mîzânı tam tutun İnsanların haklarını yerine getirmekte noksanlık yapmayın (Peygamberler ve onlara tâbi olanların vâsıtasıyla) ıslâh olan yeryüzünü (küfür ve hîlelerinizle) fesâda vermeyin Eğer benim sözümü tasdîk ederseniz, (bu söylediklerim) sizin için hayırlıdır " (A'râf sûresi: 85)
Şuayb aleyhisselâm Eyke halkını; ölçüyü ve mîzânı tam yapmaya, insanların hukûkuna riâyet etmeye, yeryüzünde fesâd çıkarmamaya, Allahü teâlâdan korkmaya ve takvâ üzere olmaya dâvet etti (Fahrüddîn-i Râzî)
2 Kıyâmet günü insanların günâh ve sevâbını tartan ve nasıl olduğu bilinmeyen terâzi
Alahü teâlâ, Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:
Biz kıyâmet gününe mahsûs adâlet mîzânları kurarız Artık hiç kimse hiçbir şeyle haksızlığa uğratılmayacaktır (Yapılan amel) hardal tânesi kadar bile olsa, onu getiririz (mîzâna koyarız) Hesâb gören olarak biz (herkese) yeteriz (Enbiyâ sûresi: 47)
Artık kimin (sevâb) mîzânı ağır gelirse onlar korktuklarından emîn, umduklarına kavuşanların tâ kendileridir Kimin de mîzânı hafif gelirse, onlar kendilerine yazık edenlerdir (Onlar) Cehennem'de ebedî kalıcıdırlar (Mü'minûn sûresi: 102, 103)
Mîzânda güzel ahlâktan daha ağır gelecek hiçbir şey yoktur (Hadîs-i şerîf-Edeb-ül-Müfred)
Bir kimse kıyâmette mîzâna getirilir Sonra her birinin büyüklüğü, gözün görebileceği uzunlukta olan doksan dokuz amel defteri getirilir Bu defterlerde o kimsenin iyilik ve kötülükleri yazılıdır Günâhı sevâbından çok gelip, Cehennem'e gönderilir Cehennem'e giderken, Allahü teâlâ katından bir ses duyulur; "Acele etmeyiniz Onun tartılmayan bir şeyi vardır" der Baş parmağı ucu kadar bir şey getirilir Üzerinde Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah yazılı olur Sevâb kefesine konur Böylece sevâbı, günâhından ağır gelir ve Cennet'e gitmesi emrolunur (Hadîs-i şerîf-Ahlâk-ül-Ulemâ)
İyi ameller güzel sûretlerle, kötü ameller de çirkin kıyâfetlerle gelecek, mîzâna konacaktır (İbn-i Abbâs) Ömür tamam olup defter dürülür Sırat Köprüsü ve mîzân kurulur Hakk'ın dergâhında elbet durulur Buyruğu tutulur ferman eğlenmez
(Aziz Mahmûd Hüdâyî)
MİZMÂR:
1 Her türlü çalgı âleti, ney türünden, biri kamış, diğeri ağaçtan olmak üzere iki parçadan meydana gelmiş olan âlet, düdük, kaval, fülüt
Bir zaman gelir ki, müslümanlar birbirlerinden ayrılır, parçalanırlar İslâmiyet'i bırakıp kendi düşüncelerine, görüşlerine uyarlar Kur'ân-ı kerîmi mizmârlardan yâni çalgılardan şarkı gibi okurlar Allah için değil, keyf için okurlar Böyle okuyanlara ve dinleyenlere hiç sevâb verilmez Allahü teâlâ bunlara lânet eder, azâb verir (Hadîs-i şerîf-Müsâmere)
Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem kıyâmet alâmetlerini sayarken buyurdu ki: "Hâkimler rüşvet alarak haksız karar verir Adam öldürmek çoğalır Gençler ana-babalarını, hısım-akrabâsını aramaz, saymaz olur Kur'ân-ı kerîm mizmârdan, yâni çalgı âletlerinden okunur Tecvîd ile güzel okuyanları, İslâmiyet'e uyan hâfızları dinlemeyip, mûsikî ile şarkı gibi okuyanları dinlerler " (Hadîs-i şerîf-Tergîb-üs-Salât)
Keyf ve eğlence için her mizmârı çalmak ve dinlemek haramdır Çalgı, içki içenlerin âdetidir İçki ise, nefsin arzûlarını yâni şehveti harekete getirir Yalnız muhârebede (savaşta) askerin moralini kuvvetlendirmek için bando, mızıka çalmak ve bunlara sulh zamânında da hazırlanmak ve düğünlerde davul def çalmak, her müslümana câizdir (İmâm-ı Gazâlî)
2 Güzel ses
Bir gün Resûlullah efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem Ebû Mûse'l-Eş'arî'nin Kur'ân-ı kerîm okumasını dinledi ve buyurdu ki: "Ebû Mûsâ'ya Âl-i Dâvûd'un mizmârlarından verilmiştir (Hadîs-i şerîf-İhyâu Ulûmiddîn)
Kur'ân-ı kerîmi mizmâr ve tecvîd ile okumalıdır Tegannî ile yâni kelimeleri değiştirip nağmeye uydurarak okumak haramdır (Abdullah-ı Dehlevî)
MU'ACCEL:
Peşin olarak verilen Acele ödenen şey (Bkz Mehr)
Nikâh akd edilirken (yapılırken) tek mehr söylenip, ne kadar mu'accel olduğu bildirilmedi ise, âdete ve zevcinin emsâline (akranlarına) göre söylenilenin bir miktârı mu'accel olur Mehrin hepsi mu'accel denildi ise mu'accel olur (Fetavâ-yı Hindiyye)
MUÂHEDE:
Andlaşma (Bkz Ahd)
İslâm halîfeliğinin bir an evvel kaldırılması İngilizlerin birinci düşünceleridir Kırım muhârebelerine sebeb olmaları ve burada Türklere yardım etmeleri hilâfeti mahv etmek için bir hîle idi Pâris muâhedesi bu hîleyi açıkça ortaya koymaktadır (Abdürreşîd İbrâhim Efendi)
MUÂHEZE:
Azarlama, darılma, paylama, cezâlandırma
Allahü teâlâ âyet-i kerîmelerde meâlen buyurdu ki:
Allahü teâlâ sizi yemîn-i lağv (geçmiş bir şey için zan ile yanlış yemin etmek) ile muâheze etmez Fakat (kasıdla, bilerek) akd ettiğiniz yeminlerde (geçmişte bir şey için yalan söyleyerek veya ilerde yapacağım yâhut yapmayacağım diye yalan yere yemi n etmekte) muâheze eder Onun keffâreti, çoluk-çocuğunuza yedirdiğinizin orta hâli ile on fakiri doyurmaktır Veya çoluk-çocuğunuza giydirdiğinizin orta hâliyle birer elbiseyi on fakire giydirmektir veya bir köle âzâd etmektir Bu üçünden birini yapmaya gücü yetmiyenin üç gün müteâkiben (peşpeşe) oruç tutmasıdır İşte bunlar sizlerin yeminlerinize keffârettir Lisânlarınızı yemininizi bozmaktan hıfz ediniz (koruyunuz) (Mâide sûresi: 89)
Allah hiç kimseye gücü yetmeyeceği bir şeyi teklif etmez Herkesin kazandığı kendi lehine, yüklendiği vebâl de aleyhinedir "Ey Rabbimiz! Eğer unuttuk veya hatâ ettikse, bizi muâheze etme Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme! Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmiyeceği şeyleri de yükleme Günâhlarımızı affet Bizi bağışla Bize merhâmet eyle Sen bizim mevlâmızsın Artık kâfirler gürûhu (topluluğu) üzerine bize yardım et (dediler) " (Bekara sûresi: 286)
Bir ümmet içerisinde, her gün yirmi beş kişi; Allahü teâlâya yirmi beş defâ istiğfâr ederse (günahlarının bağışlanmalarını dilerse) Allahü teâlâ o ümmeti umûmî azâbla muâheze etmez (Mekhûl eş-Şâmî)
MUAHHİR (El-Muahhir):
Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden) Peygamberlerini, evliyâsını, sevdiklerini kendine yaklaştırıp, kâfirleri (inanmayanları), fâcirleri, düşmanlarını, sevmediklerini kendisinden uzaklaştıran, hor ve hakîr edip alçaltan
El-Muahhir ism-i şerîfini söyleyenin tövbe etmesi kolay olur (Yûsuf Nebhânî)
MU'ÂMELÂT:
İnsanların birbirleri arasında olan işler Alış-veriş, kirâ, şirketler, fâiz, mîrâs gibi insanlar arasında meydana gelen işler Fıkıh ilminin dört kısmından biri
Mu'âmelâtta bir fâsıkın (açıkça günâh işleyenin) veyâ müslüman olmıyanın sözü de kabûl edilir Akıllı olan çocuk ve kadın da mu'âmelâtta erkek gibidir (Alâüddîn-i Haskefî)
MU'AMMÂ:
1 Gizli, örtülü, anlaşılmaz veya anlaşılması güç şey
Allahü teâlâyı mü'minler Cennet'te görecektir Fakat, nasıl olduğu bilinmeyen bir görmekle göreceklerdir Nasıl olduğu bilinmeyeni, anlaşılmayanı görmek de, nasıl olduğu anlaşılmayan bir görmek olur Belki gören de, nasıl olduğu bilinmeyen bir hâl alı r ve öyle görür Bu, bir muammâ, bir bilmecedir ki, bu dünyâda evliyânın büyüklerinden seçilmişlere bildirilmiştir (İmâm-ı Gazâlî)
2 Edebiyâtta bir ad sorulacak şekilde düzenlenmiş manzûm bilmece
On altıncı asrın büyük muammâ şâirlerinden biri de Emrî'dir (Yeni Rehber Ansiklopedisi)
__________________
|