Yalnız Mesajı Göster

Cevap : =>İslami Sözlük

Eski 01-03-2008   #50
gülgüzeli
Varsayılan

Cevap : =>İslami Sözlük



MUHARREMÂT:
1Yapılması dînen yasaklanmış, haram olan işler, haramlar
Muharremâttan bâzıları şunlardır:İnanmamak (küfür), kalp kırmak, büyüklenmek (kibir), yalan söylemek ve yalancı şâhidlik etmek, ayıplanmaktan korkmak, insanları çekiştirmek (gıybet), kıskançlık (haset), koğuculuk (nemmâmlık), söz taşımak, gösteriş, a lay etmek, kızmak, münâkaşa etmek, isrâf etmek, müstehcenlik ve fuhuş (Hâdimî)
2Nikâhlanılması (evlenilmesi) dînen haram kimseler Nikâh düşmeyenler
Yirmi beş kadın muharremâttan olup, bunlardan on sekizi ebedî mahremdir Yâni ölünceye kadar kendileriyle evlenilmez (Saidüddîn Fergânî)
Erkeğin ve kadının nikâhlanıp hiç evlenemeyeceği muharremâttan olan kimselerin yedisi nesepten (soydan), yedisi sütten, dördü de sıhriyyet (evlilik) ile olan akrabâlarıdır (M Mevkûfâtî, M Zihnî Efendi)

MUHÂSEBE:
Hesâblaşma, insanın nefsini hesâba çekmesi
Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem; "Hesâba çekilmeden evvel hesâbınızı görünüz" emirleri ile, bâzı insanlar, her gün ve her gece yaptıkları işlerden kendilerini muhâsebe ediyor Ben, hesâbda onları geçtim ve işlediklerimle berâber, dü şündüklerimde de kendimi hesâba çekiyorum (Muhyiddîn-i Arabî)
Amellerden sonra muhâsebe yapmalıdır Her gün yatarken, o gün yaptığı işler için nefsi hesâba çekmeli, sermâyeyi, kârdan ve zarardan ayırmalıdır Sermâye farzlardır Kâr da, sünnetler ve nâfilelerdir Ziyân ise, günâhlardır (İmâm-ı Gazâlî)
Yetmiş iki kadar güzel huydan biri de, insanın kendini her zaman muhâsebe etmesidir (Kudbüddîn İznikî)
Allah'a ve âhiret gününe îmânı olan herkesin, nefis muhâsebesinde bulunması, nefsini bir an ihmâl etmemesi ve bütün işlerinde onu sıkıştırıp göz altında bulundurması lâzımdır Çünkü, ömürden geçen her nefes, bahâ biçilmeyen bir cevherdir (İmâm-ı Gazâlî)
Ey insanoğlu! Aza kanâat et; malını hayırlı yerlere harca, yoksulluktan korkma, rızkına Allahü teâlâ kefildir Doğruluktan kalbini ayırma, nefsini Allah için muhâsebe et; çünkü nefis, kendi arzûlarını, sana faydalı ve iyi gösterir Hâlbuki onlar aslı nda günâhtır İşlerini Allah'ın rızâsına uydur Âhiret gününün sıkıntılarından kurtulmak için, kalbini Allahü teâlâya bağla (İmâm-ı Gazâlî)

MUHASSER VÂDİSİ:
Hicaz'da, Minâ ile Müzdelife'yi birbirinden ayıran ve hacıların Minâ'ya giderken durmamaları gereken yer
Hacılar, Muhasser vâdisinin başına ulaşınca, bir taş atımı yeri hızla geçer Çünkü burası Kâbe-i muazzamayı yıkmak için gelen Ebrehe'nin ordusunun durak yeridir Meşhûr târihçi Ezrâkî, Muhasser vâdisinin beş yüz kırk beş arşın olduğunu söylemiştir (İbn-i Âbidîn)

MUHAYYERLİK:
Satan ve satın alanın alış-verişten vaz geçebilme hakkı
Müşteri iki veya üç maldan birini seçmek için üç günden fazla muhayyer olabilir Üç maldan fazlasını seçmek için ise üç günden fazla muhayyer olamaz (Dâmâd)
Bir kimse satın aldığı bir malda kusur bulsa, tam fiyatı ile almakta veya red etmekte muhayyerdirSatan râzı olursa fiyatını düşürerek satın alabilir (Dâmâd)

MUHAYYİRE (Dâlle):
Âdet zamânını unutan kadın (Bkz Dâlle)

MUHÂZÂT:
Kadının aynı imâma uymuş olan erkeğin önünde veya hizâsında bulunması
Muhâzât hâlinde erkeğin namazı bozulur (Tahtâvî)

MUHBİR-İ SÂDIK:
Hep doğru söyleyici, doğru haber verici mânâsına Muhammed aleyhisselâm
Muhbir-i sâdık aleyhi minessalevâti etemmühâ buyurdu ki: "Kıyâmet günü, şehîdlerin kanını, âlimlerin mürekkebi ile tartarlar Mürekkeb ağır gelir" (İmâm-ı Nevevî)
Muhbir-i sâdık ne bildirdi ise ve Ehl-i sünnet âlimleri rahmetullahi teâlâ aleyhim ecmâ'în kitablarında ne yazdı ise onları yapmağa canla-başla çalışmalıdır (İmâm-ı Rabbânî)
Muhbir-i sâdık Muhammed aleyhisselâm; "Helekel müsevvifûn" buyurdu Yâni; "Sonra yaparım diyenler helâk oldular" (İmâm-ı Rabbânî)

MUHDİS:
Namaz abdesti olmayan kimse
Muhdisin Kur'ân-ı kerîmi tutması haramdır Ezberden okuması câizdir, olur Yatağa abdestli girmek sünnettir (İbn-i Âbidîn)
Muhdisin Kur'ân-ı kerîmi yatakta, yatarak ezberden okuması câizdir ve sevâbdır Fakat başını yorgandan dışarı çıkarmalı ve bacakları bitiştirmelidir (Seyyid Alizâde)
Cünüb ve hayızlının câmiye girmesi harâmdır Muhdisin girmesi mekrûhtur (Molla Hüsrev)

MUHÎT (El-Muhît):
Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden) İhâta eden, çeviren, ilmi her şeyi kuşatan
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır Allahü teâlânın ilmi ve kudreti her şeyi muhîttir (Nisâ sûresi: 126)
Allahü teâlâ muhîttir, her şeyi ihâta etmiştir Fakat bu ihâta, çevirmek, bizim anladığımız gibi değildir (İmâm-ı Rabbânî)

MUHKEM:
Sağlam kılınmış, tahkîm edilmiş İçinde hüküm bulunan, mânâsı açık olan âyet Çoğulu muhkemâttır (Bkz Muhkemât)

MUHKEMÂT:
Kur'ân-ı kerîmdeki mânâsı açık, meydanda olan, anlaşılabilen âyet-i kerîmeler Muhkemin çoğulu (Bkz Âyet)
Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki:
(Ey Habîbim!) Sana Kur'ân'ı, Allahü teâlâ inzâl etti (indirdi) Onun bir kısmı muhkemât olup, bunlar Kur'ân'ın esâsıdır Bir kısmı da müteşâbihtir (mânâsı açıkça belli değildir) Fakat kalblerinde eğrilik bulunanlar (muhkem âyetleri bırakırlar da) fitne aramak (hakkı karıştırmak, halkı şüpheye düşürüp doğru yoldan saptırmak kastıyla) ve isteklerine göre te'vil etmek (asıl mânâsından başka mânâ vermek) için müteşâbih olan âyetlerine tâbi olurlar Halbuki onun te'vilini Allahü teâlâdan başka kimse bilmez İlimde rüsûh sâhibi (derin) âlimler: "Biz ona inandık, muhkemi, müteşâbihi her biri Rabbimiz Allahü teâlâ tarafındandır, hepsi haktır (doğrudur) " derler Bunları kâmil (olgun) akıl sâhiplerinden başkası düşünemez Yâhut bunlardan yalnız kâmil akıl sâhipleri öğüt kabûl eder (Âl-i İmrân sûresi: 7)
Muhkemât; İslâm bilgilerinin ve ahkâmının (hükümlerinin) kaynağıdır (Ahmed Fârûkî)
Kur'ân-ı kerîmdeki, helâl, haram, namaz, oruç, zekât ve hac gibi hükümlere âit kısımlar muhkemâttandır (İmâm-ı Süyûtî)
Muhkemâtı öğrenmeden ve muhkemâtın emirlerini yapıp yasaklarından kaçmadan, müteşâbihâta mânâ vermeye kalkışan câhildir Hem de kendi cehlini anlamayan kara câhildir (Ahmed Fârûkî)

MUHLAS:
Devamlı ihlâs sâhibi olan Her şeyi Allahü teâlânın rızâsıyla yapan (Bkz İhlâs)
Âyet-i kerîmede meâlen buyruldu ki:
İblis; "Senin mutlak kudretine and olsun ki, onlardan (Allahü teâlânın kullarından) muhlas olanlar hâriç, hepsini mutlaka azdıracağım" dedi (Sâd sûresi: 82, 83)
Uğraşmadan, zorlamadan, külfetsiz ele giren ihlâs, devamlıdır ve Hakk-ul-yakîn mertebesinde ele geçer Devamlı ihlâs sâhibi muhlastır Muhlas olana, ibâdet yapmak, tatlı ve kolay olur Çünkü bunlarda, nefislerinin arzusu ve şeytanın vesvesesi kalmamı ştır Böyle ihlâs, insanın kalbine ancak bir velînin kalbinden gelir Muhlaslar ile ihlâsı çalışarak elde eden muhlisler arasında çok fark vardır Tasavvuf yolunda ilerleyenlerin, ilimde ve amelde öğrenmekle, anlamakla, hâsıl olan bilgiler, bunlara k eşf yolu ile hâsıl olur Ameller, ibâdetler kolayca, seve seve yapılıp, nefisten ve şeytandan hâsıl olan tembellik ve gevşeklik kalmaz Günahlar, haram olan şeyler çirkin, iğrenç görünür (İmâm-ı Rabbânî)

MUHLİS:
İhlâs sâhibi Niyetini ve ihlâsını düzeltmeye uğraşan kimse (Bkz İhlâs)
Bütün mü'minler, ibâdet yaparken, Allahü teâlâ emrettiği ve beğendiği için yapmağa niyet ediyorlar Böylece ihlâs ile yapıyorlar Fakat bütün işlerin, iyiliklerin hep ihlâs ile yapılması ve bu ihlâsın kalbden gelmesi lâzımdır İbâdetlere başlarken ya pılan niyet, ihlâs; zahmet çekerek, kendini zorlayarak hâsıl oluyor ve kısa bir zaman devâm ediyorSonra kalbe nefsin arzûları geliyor Muhlis, niyetini ve ihlâsını devamlı düzeltmeğe çalışır (İmâm-ı Rabbânî)

MUHSAN:
Evli veya dul olan iffetli müslüman erkek Evli olan iffetli kadına muhsana denir
Âyet-i kerîmede meâlen buyruldu ki:
Bugün size temiz ve iyi şeyler helâl kılınmıştır Kendilerine kitap verilenin (yahûdî, hıristiyan vb) yiyeceği size helâldir, sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir Mü'min kadınlardan muhsan olanlar ile daha önce kendilerine kitap verilenlerden muhsan kadınlar da, nâmuslu olmak, zinâ etmemek ve gizli dost tutmamak üzere mehirlerini vermeniz şartıyla size helâldir (Mâide sûresi: 5)
Zinâ haddi iki çeşittir Birisi muhsan olan kişi içindir Haddi (cezâsı) bir meydanda ölünceye kadar taşlanmaktır İkincisi muhsan olmayan kimse içindir Haddi (cezâsı) yüz sopadır (Molla Hüsrev, Alâüddîn-i Haskefî)
Dünyâda yapılan işin karşılığının nasıl olacağını, Allahü teâlâdan başka kimse bilmez İnsan bilgisi bunu anlıyamaz Meselâ muhsan olan bir kimseyi kazf edene (zinâ lafı atana) seksen sopa vurulmasını emreylemiştir (Ahmed Fârûkî)
İslâmiyet'te muhsan olan erkek veya kadına zinâ lafı atmak büyük günahtır (Alâüddîn-i Haskefî)
MUHSÎ (El-Muhsî): Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden) Bütün mahlûkâtın sayısını, miktârını bilen ve kendisine hiçbir şey gizli olmayan
Muhsî ism-i şerîfini söyliyen kimse, Allahü teâlânın izniyle başkalarını cezbeder, itâati altına alır (Yûsuf Nebhânî)

MUHSİN:
İyilik ve ihsân eden
Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki:
(O takvâ sâhipleri ki); bollukta ve darlıkta harcayıp yedirenler, öfkelerini yenenler, insanların kusurlarını bağışlayanlardır Allah muhsinleri sever (Âl-i İmrân sûresi: 134)
Sana nasîhat şudur ki, dört huy ile huylan böylece muhsinler zümresinden (kısmından) olursun
1) Genişlikte (zenginlikte) zekât, darlıkta sadaka ver
2) Gazâb (öfke) zamânında gazâbını ve hırsını yen
3) Başkasının aybını görünce, onu açmayıp, kapatmaya çalış
4) Hizmetçiye, ehline (hanımına) evlâd ve akrabâya ihsân ederek onları hoş tut (İmâm-ı Gazâlî)

MUHTÂC:
İhtiyâc sâhibi Akşam evinde yiyecek bulamayacak derecede fakîr kimse
Her kim ihtiyâcından fazla bir suyu, muhtac olanlardan esirgerse, kıyâmet gününde Allahü teâlânın kerem ve ihsânına kavuşamaz (Hadîs-i şerîf-Nasb-ür-Râye)
Ey falan! Dünyâdaki nasîbin ne ise ve nerede olursa gelip seni bulacaktır Sen ise, dünyâdaki nasîbinden daha çok âhirettekine muhtâcsın Âhiret nasîbini, dünyâ nasîbine tercih et! Dünyâ nîmetleri geçicidir Âhiret için elde ettiklerin ise, nerede ol ursa olsun senindir (Mu'âz bin Cebel)

MUHTÂR:
Serbest Söz ve fiillerinde serbest olup, istediği gibi davranan ve dilediğini yapan
Kullar istekli hareketlerini yapıp yapmamakta muhtardırlar Kul bir işi önce ihtiyâr eder (ister) diler, Allahü teâlâ o işi yaratır (Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî)
Allahü teâlâ adle yâni adâlet yapmağa mecbûr değildir Mecbûr olsaydı, işlerinde muhtâr olmazdı İrâdesi isteği bulunmazdı (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî)

Muhtâr Kavl:
Bir mes'elede, bir mezhebin âlimlerinin çoğu tarafından mezhebin içinde mevcûd ictihâdlardan (büyük âlimlerin kitâb ve sünnetten çıkardıkları hükümlerden) seçilen ve bu seçime göre üstün tutulan ve fetvâya esâs alınan kavl, söz
Kitaba ve sünnete yâni Kur'ân-ı kerîme ve hadîs-i şerîflere uygun îtikâd (îmân etmek) lâzım olduğu gibi, müctehidlerin (büyük din âlimlerinin) kitâb ve sünnetten çıkardıkları hükümlere uygun işleri yapmak da lâzımdır Mukallidlerin (müctehid olmayanı n), bir müctehide uyması yâni bir mezhebe bağlı olması lâzımdır Bulunduğu mezhebin muhtâr olan kavline uymalıdır (İmâm-ı Rabbânî)

MUHTÂRİYYE:
Şia fırkasının kollarından biri Bu fırkaya Keysâniyye ve Bedâiyye de denir Kurucusu Muhtâr bin Ebî Ubeyd es-Sakafî'dir (Bkz Şia, Keysâniyye)
Muhtâriyye fırkası, İmâm-ı Zeynelâbidîn'e inanmadı İmâmiyye fırkası Zeyd-i Şehîd'e, İsmâiliyye fırkası da Mûsâ Kâzım'a inanmadı (İmâm-ı Rabbânî)

MUHTEKİR:
İnsan ve hayvan yiyecek maddelerini piyasadan toplayıp pahalanınca satan kimse Karaborsacılık yapan (Bkz İhtikâr)
Muhtekir ne fenâ bir kuldur Allahü teâlâ fiyatları ucuzlatırsa adamın keyfi kaçar, yükseltirse o zaman ferahlar (Hadîs-i şerîf-Taberânî)
Muhtekir mel'ûndur (Hadîs-i şerîf-İbn-i Mâce)
Hazret-i Ali radıyallahü anh, bir muhtekirin sakladığı malların hepsini yaktırdı (İmâm-ı Gazâlî)

MUHTESİB:
Eskiden İslâm devletlerinde iyiliği emredip, kötülüğü yasaklayan, engel olan ve cemiyette güzel ahlâk ve fazîletlerin korunmasına ve dînî hükümlerin uygulanmasına, çarşı ve pazarların düzenine bakmakla vazîfeli, ilim, fazîlet ve kuvvet sâhibi kimse (Bkz Hisbet)
Hisbet; iyilikler yapılmaz olduğunda iyiliklerin yapılmasını emretmek, kötülükler yapılır olduğunda yapılmasını önlemek, nehyetmektir Âyet-i kerîmede de meâlen; "Sizden, insanları iyiliğe çağıran bir cemâat olsun ki, ma'rûfu (yâni kitab ve sünnete uymayı) emreder ve münkeri (kötülükleri) yasak eder hâlde bulunsunlar" (Âl-i İmrân sûresi: 104) buyrulmuştur Bu farz olan işleri yaptırmak muhtesibin görevidir (İmâm-ı Mâverdî)
Hadîs-i şerîfte; "Günâh işleyeni gören, eli ile mâni olsun Buna gücü yetmezse, dili ile mâni olsun" buyruldu Emr-i ma'rûf ve nehy-i münkeri el ile yapmak hükûmet adamlarına yâni muhtesib ve kâdılara, dil ile yapmak, din adamlarına, kalb ile yapmak da her müslümana farzdır (Abdülganî Nablüsî)

MUHYÎ (El-Muhyî):
Allahü teâlânın ism-i şerîflerinden Yaratıcı, hayat verici, diriltici
El-Muhyî ismi şerîfini söyleyen kimsenin korktuğu kimselerle arasında ülfet meydana gelir (Yûsuf Nebhânî)

MU'ÎD (El-Muîd):
Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (ism-i şerîflerinden) Mahlûkâtı (yaratılmışları) dünyâdaki hayatlarından sonra öldürüp, ölümden sonra onları tekrar dirilten, hayât veren

MU'ÎN (El-Muîn):
Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (ism-i şerîflerinden) Yardım eden, yardımcı
Âişe'den (ranhâ) şöyle dediğini rivâyet ettik: "Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem bir savaşta idi Dönüp eve girdiği zaman onu karşıladım ve elinden tutarak: "Sana muîn olan ve sana ikrâm eden Allahü teâlâya hamd olsun" dedim" (İbn-i Sünnî)
Allahü teâlâ sıhhat ve âfiyet versin Nefsin esiri olmaktan muhâfaza buyursun Elinizden geldiği kadar Allahü teâlânın emir ve yasaklarına sarılınız Haram işlemekten, kötü arkadaştan çok sakınınız Allahü teâlâ muîniniz olsun (İmâm-ı Rabbânî)

MU'ÎZZ (El-Muizz):
Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (ism-i şerîflerinden) Kullarından bâzılarını, maddî ve mânevî mülk ve saltanat vermek sûretiyle, azîz (üstün) kılan
El-Muizz ismi şerîfini akşam namazından sonra veya cumâ gecesi kırk defâ söyliyen, başkalarına heybetli görünür (Yûsuf Nebhânî)

MUKÂBELE:
Ramazân-ı şerîf ayında câmide her gün Kur'ân-ı kerîmden bir cüz (yirmi sayfa) olacak şekilde cemâatin huzûrunda Kur'ân-ı kerîm okumak
Ramazan ayında mukâbele sûretiyle Kur'ân-ı kerîm okumak, orucun sünnetlerindendir (İmâm-ı Gazâlî)

MUKADDERÂT:
Allahü teâlânın olacak şeyleri ezelde (sonsuz öncelerde) bilip takdîr ettiği şeyler, kader, alın yazısı (Bkz Kazâ ve Kader)
Kul yetmiş sene Cennetliğin ameli gibi amel eder Hattâ herkes onun Cennetlik olduğunu söyler Öyle ki aralarında (yâni Cennet ile o kimse arasında) mânevî yönden bir karış fark kalmaz Sonra mukadderâtı galebe çalar da Cehennem ehlinin işini yapar ve Cehennem'e gider (Hadîs-i şerîf-İhyâu Ulûmiddîn)
Sâlihlerden birisi yere yıkılmış bir sarhoşun yanından geçerken kendi hâlini düşünerek böbürlendi Sarhoşa göz ucuyla bile bakmağa tenezzül etmedi Sarhoş başını kaldırarak âlime dedi ki: "Ey iyi zât! Kavuştuğun bu nîmete şükret Sakın büyüklenme Zî râ kibirden (büyüklenmeden) mahrûmiyet hâsıl olur Birini zincire vurulmuş görürsen gülme Senin de başına gelebilir Mukadderâtın belli olmaz Belki bir gün sen de sarhoş olup yerlerde sürünebilirsin" (Sâdî-i Şîrâzî)

MUKADDES:
Mübârek, kutsal Ayb, çirkin ve kötü şeylerden uzak; temiz
Ey ihlâsla Allahü teâlânın yolunda bulunmak arzûsunda olan sâdık talebe! Zâhir ve bâtınını (dışını ve içini) temizle Bu temizlik olmadıkça mukaddes ve ulvî yüksekliklere ulaşılamaz (Necmeddîn-i Kübrâ)
Mukaddes dînimizi, şanlı ve şerefli ecdâdımızın mübârek elleri ile yazdıkları hâlis ve afif (temiz) kitaplarından okuyup öğrenmelidir (M Sıddîk Gümüş)

Mukaddes Âlem:
Görülemeyen ve hissedilemeyen mânâ âlemi
Müslümanın birinci vazifesi îtikâdı düzeltmektir Ehl-i sünnet vel-cemâat âlimlerinin bildirdiklerine uygun olarak inanmaktır İkinci olarak lâzım olan şey fıkıh bilgilerini öğrenmek ve her şeyi bu bilgiye göre yapmaktır İki kanat gibi olan bu îtikâ d ve amel elde edildikten sonra mukaddes âleme uçmalıdır (İmâm-ı Rabbânî)

Mukaddes Kitablar:
Allahü teâlânın Cebrâil aleyhisselâm vâsıtasıyla peygamberlerine gönderdiği kitâblar (Bkz Semâvî Kitablar)
Allahü teâlâ tarafından nesh edilmiş (hükmü kaldırılmış) ve kullar tarafından değiştirilmiş mukaddes kitablara hakâret etmek, alay etmek ve bunları okumak, dinlemek câiz değildir (Muhammed Hâdimî)

MUKADDESÂT:
Ta'zîm ve hürmet edilmesi lâzım olan şeyler, kıymetler
Îmânıma ve mukaddesâtıma saldıranları görünce söğüt yaprağı gibi titriyorum (İmâm-ı Rabbânî)

MUKADDİM (El-Mukaddim):
Allahü teâlânın ism-i şerîflerinden: Mahlûklardan (yaratılmışlardan) bâzısını bâzısından önce var ve yok eden; dilediğini kendine yakınlaştıran, dilediğini uzaklaştıran, kendisine yakın kıldığı meleklerini, peygamberlerini aleyhimüsselâm ve âlimlerin i üstün kılan
Muhârebe ânında bir kimse el-Mukaddim ism-i şerîfini söylediğinde kuvvet ve zafer bulur (Yûsuf Nebhânî)

__________________
Alıntı Yaparak Cevapla