gülgüzeli
|
Cevap : =>İslami Sözlük
NÂ-MAHREM:
Yabancı, kendisiyle evlenilmesi haram olmayan kimse
Nikâhı câiz olmayan yirmi beş kadın dışında kalan kadınlar nâ-mahremdir Nâ-mahrem kadınlarla nikâhlanmak câizdir (Saîdüddîn Fergânî)
Kadınlar nâ-mahrem erkek ile hacca gidemez Giderse, haccı kabûl olur ise de haramdır Hacca giden bir erkek ile muvakkat (geçici) nikâhlanmaları da câiz değildir (Nablüsî, Kâşânî)
NÂDÂN:
Câhil Ey, insan adını taşıyan varlık, Kendine gel, uyan gafletten artık! Seâdet yolun, göremezsen nâdân, Niye vermiş sana, bu aklı Yezdân?
(M Sıddîk bin Saîd) Devr-i zamâne cünbüşi nâdânlık üzredir Nâdân komaz ki merdüm-i dânâ huzûr ede
(Bâkî)
(Zamânın işlerinin yapılması nâdânlıkladır Âlim kimsenin huzûrlu olmasına nâdân fırsat vermez )
NAFAKA:
İnsanın yaşayabilmesi için, yiyecek, giyecek ve ev gibi lâzım olan şeyler
Herhangi bir müslüman kendi ehline (âilesine) , Allahü teâlânın rızâsını umarak infâk (zarûrî ihtiyâçlarını te'mîn) ederse, bu nafaka onun için sadaka olur (Hadîs-i şerîf-Sahîh-i Buhârî)
Gazâ için sarf edilen, köle âzâd etmek için, fakire sadaka vermek için ve evindekilerin nafakası için, sarf edilen altınların en üstünü ve sevâbı çok olanı, evin nafakasına verilen altının sevâbıdır (Hadîs-i şerîf-Kimyây-ı Seâdet)
Farzları yapamıyacak kadar az yimek, câiz değildir Kendinin ve çoluk-çocuğunun nafakasını kazanacak ve borçlarını ödeyecek kadar, çalışıp kazanmak farzdır (Abdullah-ı Mûsulî)
Allahü teâlâ, kullarına ıyâlim demiş yâni çok merhametli olduğu için, herkesin rızkını nafakasını kendi üzerine almıştır Allahü teâlâ bu ıyâlinden birkaçının rızıkları, nafakaları ve bunların yetişmeleri, rahat yaşamaları için, bir kulunu görevlendi rirse, bu kuluna büyük ihsân etmiş olur (İmâm-ı Rabbânî)
Zevcenin nafakasını sıkmamalı, isrâf da etmemelidir Âilenin nafakası için verilen paranın sevâbı, sadaka sevâbından daha çoktur (İmâm-ı Gazâlî)
NÂFİ' VE DÂRR (En-Nâfi' ve'd-Dâr):
"Fayda ve zarar, iyilik ve kötülük kendisinden olan" mânâsına Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden)
NÂFİLE:
Farz ve vâcib olmayan ibâdetler
Kulum farzları yapmakla bana yaklaştığı gibi başka şeyle yaklaşamaz Kulum nâfile ibâdetleri yapınca, onu çok severim Öyle olur ki, benimle işitir, benimle görür, benimle her şeyi tutar, benimle yürür Benden her ne isterse veririm Bana sığınınca, onu korurum (Hadîs-i kudsî-Buhârî)
Farz namazı kılmamış olanın nâfile namazları kılması, vakti tamam olmuş hâmile kadına benzer Çocuğu olacağı günlerde, çocuğu düşürür, aldırır Çocuğu yok olduğu için, bu kadına, hâmile denemez Ana da denemez Bu kimse de böyledir Farz namazlarını ödemedikçe, Allahü teâlâ, nâfile kabûl etmez (Hadîs-i şerîf-Fütûh-ül-Gayb)
Beş vakit namazın sünnetleri ve diğer vâcib olmayan namazlar hep nâfiledir Müekked olan ve olmayan bütün sünnetler nâfiledir (İbn-i Âbidîn)
Eğer sizden biriniz, iki rek'at nâfile namazın sevâbını bilse idi, onu dağlardan daha büyük görürdü Farz namazlarına gelince, artık onun sevâbını anlatmak mümkün değildir (Kâ'b-ül-Ahbâr)
Farz ibâdet yanında, nâfile ibâdetlerin hiç kıymeti yoktur Deniz yanında damla bile değildir Mel'ûn şeytan, mü'minleri aldatarak, farzları küçük gösteriyor Nâfile ibâdetlere yol gösteriyor Zekât verdirmeyip, nâfile sadakaları güzel gösteriyor Hâ lbuki zekât niyetiyle fakire bir altın vermek, yüz bin altın sadaka vermekten daha sevâbdır (İmâm-ı Rabbânî)
NÂFİZ:
Sahîh, geçerli Başkasının hakkı bulunmayan Başkasının hakkını tealluk etmeyen
Bâliğ olan (ergenlik çağına, evlenecek yaşa gelen) akıllı insanın bey'i (alış-verişi) her zaman nâfizdir Bâliğ olmayan akıllı, çocuğun bey'i, velîsinin izin vermesi ile sahîh olur Velî babadır; anne, babanın tâyin etmesiyle velî olur (İbn-i Âbidîn)
NAĞME:
Sesi mûsikî perdelerine uydurmak Tegannî
Hadîs-i şerîfte buyruldu ki: "Kur'ân-ı kerîmi Arab şîvesi ile onların sesi ile okuyunuz Fâsıklar şarkıcılar gibi okumayınız " Şarkı okur gibi okuyan kimsenin imâm olması haramdır Onun arkasında kılınan namaz sahîh olmaz Çünkü nağme yapmak harf ekl emektir ki, bunlar insan sözü olur Kur'ân-ı kerîm olmaz (Muhammed bin Ahmed Zâhid)
Kur'ân-ı kerîmi güzel ses ile okumalıdır Tegannî ile nağme ile okumak haramdır Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem şiir dinlemiştir Fakat bu, şarkı, nağme dinlemeye izin değildir (Alâüddîn Haskefî)
Nağme bulunmayan güzel sesi dinlemek mübâhtır Sıkıntı gidermek için nağme ile kendi kendine okumak câiz diyenler vardır Fakat başkalarını eğlendirmek veya para kazanmak için okumak haramdır Nağme üçtür Birincisi insan sesi; ikincisi hayvan sesi, kuşların ötmesi gibi Bunları dinlemek helâldir Üçüncüsü, cansızlardan (bütün çalgılardan) vurmak, üflemek, sürtmekle çıkarılan seslerdir Bu sesleri dinlemek haramdır Suyun akması, dalgaların çarpması, rüzgâr, yaprak seslerini dinlemek günâh değildir (Mazhar-ı Cân-ı Cânân)
NAHL SÛRESİ:
Kur'ân-ı kerîmin on altıncı sûresi
Nahl sûresinin son üç âyeti Medîne'de, diğer âyetleri Mekke'de nâzil oldu (indi) Yüz yirmi sekiz âyet-i kerîmedir Altmış sekizinci âyette bal arısından söz edildiği için, Sûret-ün-Nahl denilmiştir Sûrede; Allahü teâlânın kudretini gösteren yaratık lardan bahsetmek sûretiyle insanlar gafletten uyanmaya dâvet edilmekte, bu âlemdeki nice varlıkların insanlara hizmetçi ve fayda verici olduğu bildirilmekte, insanların seçkin bir varlığa sâhib oldukları ve insanoğlunun doğru yola ve hidâyete kavuşabilmeleri için, kendilerine vahy gönderilen peygamberlere muhtâc oldukları bildirilmektedir (İbn-i Abbâs, Râzî, Taberî, Ebû Hayyân)
Allahü teâlâ Nahl sûresinde meâlen buyuruyor ki:
Allahü teâlâ kullarına zulm etmez, haksızlık etmez Onlar kendilerini azâba, acılara sürükleyen bozuk düşünceleri, çirkin işleri ile kendilerine zulm ve işkence ediyorlar (Âyet: 30)
Kim Nahl sûresini okursa, Allahü teâlâ onu dünyâda verdiği nîmetleri için hesâba çekmez (Hadîs-i şerîf-Kâdı Beydâvî Tefsîri)
NAHLE:
Hurma ağacı
Bu ağacın yaratılışında topluluk ve adâlet vardır İnsanın yaratılışı da böyledir Bunun içindir ki, Peygamber efendimiz nahle ağacına âdemoğullarının halasıdır, derdi: "Halanız olan nahleye saygı gösteriniz Çünkü bu ağaç, Âdem aleyhisselâmın çamurundan kalan artıktan yaratılmıştır " buyurdu Görülüyor ki nahle, Âdem aleyhisselâmın çamurundan yaratılmıştır Nahleye bereket buyurması, bunda her şeyin bulunduğu için olsa gerektir Bunun için, nahlenin meyvesi olan hurma yiyince, insanın parçası, dokusu olur Böylece hurmada bulunan her şey, insana da aktarılmış olur (İmâm-ı Rabbânî)
NAHR:
Kurbanlık deveyi göğsü üstünden (evdâcını yâni iki büyük damarını) kesmek (Bkz Kurban)
Deveyi kesmekte sünnet olan nahrdır Sığır nev'i (çeşidi), koyun gibi kesilir Deveyi zebh (boğazlamak, kesmek) ve sığırı ve koyunu nahr etmek mekruh olur (M Zihni Efendi)
NÂHÛR:
İbrâhim aleyhisselâmın amcası ve üvey babası olan Âzer'in asıl ismi
Nâhûr, dedelerinin hak dîninde idi Nemrûd'un vezîri olunca, dînini dünyâya değişerek kâfir oldu Fahreddîn Râzî ve selef-i sâlihînden (ilk asırda gelen büyük âlimlerden) çoğu, onun, İbrâhim aleyhisselâmın babası değil amcası olduğunu bildirdiler (Senâullah Pânî Pûtî)
İbrâhim aleyhisselâmın öz babası Târûh ölünce, Nâhûr, İbrâhim aleyhisselâmın annesini aldı Böylece üvey babası oldu (Senâullah Pânî Pûtî)
NAHV İLMİ:
Cümle bilgisi Kelimelerin cümle içinde fiil, fâil (özne), mef'ûl (nesne, tümleç) olma gibi durumlarından ve buna göre sonlarının aldıkları i'râbdan (harekelerden) bahseden ilim (Bkz İlm-i Nahv)
NÂİB:
1 Hac ibâdetinde birine vekâlet eden Vekil
Allahü teâlâ bir hac ibâdeti ile üç kişiyi Cennet'e koyar: 1) Haccı vasiyet edeni, 2)Vasiyeti infâz edeni (yerine getireni) , 3)Nâib olarak hacca gideni (Hadîs-i şerîf-Beyhekî
Nâib olarak hacca giden masraftan fazla bir şey alamaz Nâiblik ticârî maksatla olmaz Nâib olarak hacca gideceklere yakışan esas maksat; Beyt-i muazzamayı (Kâbe'yi) ziyâret ve dolayısıyla öteki kişiyi borçtan kurtarmak için ona yardımcı olmaktır (İbn-i Hümâm)
Hacda nâibliğin şartlarından biri de, nâibin, hacca gidip gelmekten âciz olanın parasıyla haccetmesidir (M Zihni Efendi)
Nâib, hacda isrâf ve cimrilik etmemek şartıyla yerine hac yaptığı kimsenin parasını sarf eder ve hac dönüşü de artan parayı kendisine veya vârisine iâde eder (verir) (M Zihni Efendi)
2 Kâdı vekîli
Osmanlı Devleti'nde Mevâlî adı verilen büyük kâdılar (hâkimler), bâzan hizmetlerinin bütününü, bâzan da bir kısmını, yerine getirmek için yerlerine kâdı evsafını (şartlarını) taşıyan ehliyet (bilgi ve tecrübe) sâhibi birini tâyin ederlerdi Bu sebebl e bulundukları beldelerin kazâlarına nâibler gönderirlerdi Nâibler vazîfelerine göre; Arpalık nâibi, Ayak nâibi, Bâb nâibi, Kazâ nâibi, Mevâlî nâibi gibi kısımlara ayrılmışlardır (İslâm Târihi Ansiklopedisi)
__________________
|