Yalnız Mesajı Göster

Cevap : =>İslami Sözlük

Eski 01-03-2008   #46
gülgüzeli
Varsayılan

Cevap : =>İslami Sözlük



MÜSTEKAR:
1 Karar kılınacak, yerleşilecek yer
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
O (cehennem) ne kötü bir müstekar ve kalınacak yerdir (Furkân sûresi: 66)
2 Sâbit, hiç değişmeyen, yerleşmiş, değişmez
İslâmiyet, insanların mukadderâtını (işlerini) belli müstekar bir adâlet temeline bağlamış, diktatörlerin, zâlimlerin, câhillerin, şahıslar ve zümreleri kayıran veya ezen, birbirine uymayan ahkâm (hükümler) yapmalarına hâcet bırakmamıştır Halkın muk adderâtını tesâdüfe, şansa değil, beyâza-siyaha ve doğuya-batıya yayılan eşit haklara, âdil hükümlere bağlamıştır Fıkıh kitabları, her ilerlemedeki zorlukları çözen, her çağda huzûr ve seâdeti sağlayan ilâhî hükümleri bildirmektedir (Abdülhakîm Arvâsî)

MÜSTEKÎM:
Doğruluk üzere olan, doğru yolda yürüyen Doğrulukla sıfatlanmış kimse (Bkz Sırât-ı Müstekîm ve İstikâmet)
Müstekîm ol, hazret-i Allah utandırmaz seni (Diyâr-ı Bekrli Saîd Paşa)

MÜSTE'MİN:
Eman dileyen, sığınan
Kendi memleketinden başka bir devletin topraklarına izinle giren kimse

Müste'min Kâfir:
Müslüman bir memlekete onların izni ile giren müslüman olmayan kimse
Dâr-ül-İslâm'a (İslâm ülkesine) müste'min olarak gelen bir kâfir, burada yaşamakta olan bir zımmî gibi, yâni gayr-i müslim vatandaş gibi korkusuz yaşar Onun haklarına mâlik olur Müste'mine veya zımmîye olan borcunu ödemeyen müslüman hapsolunur (İbn-i Âbidîn)
Dâr-ül-İslâm'da bulunan müste'min kâfirin yalnız muâmelâttaki (İslâm hukûkunun alış-veriş, kirâ, şirketler, fâiz, mîrâs gibi hususlardaki) hükümlere uyması lâzımdır İslâm memleketinde, müste'min ile de, müslümanlar ile yapılması câiz olan sözleşmele r yapılır Alınması dînimizde lâzım olmayan malları alınamaz Âdet olsa da, alınması yine câiz olmaz Meselâ Meryem anayı ziyâret için Kudüs'e gelenlerden ve turistlerden ayakbastı parası veya başka isimlerle bir şey almak câiz olmaz (İbn-i Âbidîn)

Müste'min Müslüman:
Dâr-ül-harbe (müslüman olmayanların ülkesine) onların izni ile giren müslüman
Dâr-ül-harbde bulunan bir müste'min müslümanın, kâfirlerin mallarını, onların rızâsı ile alması câizdir Fakat, gadr, yâni sözünde durmamak, hıyânet etmek, her yerde haramdır Gönül rızâsı ile malını almak, gadr değildir Malına, canına, kadınına, kı zına saldırmak gadr olur Haram olur Fakat, müslüman memleketinde bulunan müste'min kâfirin malını, gönül rızâsı ile olsa bile, câiz olmayacak yol ile almak gadr olur Çünkü, İslâm memleketinde, şerîatin emirlerine uygun hareket edilir (İbn-i Âbidîn)

MÜSTEŞRİK:
Doğu memleketlerini, din, dil ve târihleri başta olmak üzere her yönden araştırıp tesbite çalışan batılı ilim adamı Garplı bilgin, oryantalist, şarkiyâtçı
Meşhûr İngiliz müsteşriki George Sale, Kur'ân-ı kerîmi İngilizce'ye tercüme ettiği eserinin önsözünde diyor ki: "Hicretten evvel, Medîne-i münevverede müslüman olmayan hiçbir ev kalmamıştı Yâni Medîne'de her eve İslâmiyet girmişti Eğer bir kimse; " İslâmiyet diğer memleketlere ancak kılıç kuvveti ile yayıldı diye bir iddiâda bulunursa; bu kuru bir suçlama ve cehâlettir Çünkü İslâmiyet'i kabûl eden ve kılıcın ismini bile işitmeyen pekçok memleket vardır Bunlar kalblere te'sir eden Kur'ân-ı kerîmi işitmekle müslüman olmuşlardır (Harputlu İshâk Efendi)

MÜŞÂHEDÂT:
Kalb gözüyle görmeler veya bu yolla görülen şeyler Müşâhede kelimesinin çoğuludur
Ahvâl ve mevâcid (hâller ve kendinden geçme) ve müşâhedât ve tecelliyât (hakîkatlerin kalbe yerleşmesi) tasavvuf yolunun başlangıcında ve arada meydana gelir (İmâm-ı Rabbânî)
Dünyâda vâki olan müşâhedât tamâmen zıllere, gölgelere bağlıdır ve hayâl kaydından, bağından kurtulmuş değildir (Muhammed Ma'sûm)

MÜŞÂHEDE:
Görme, anlama Kalb gözü ile görme
Kalbde tevhîdin yâni tek olan Allah'a inanmanın bulunduğunun alâmeti; O'nunla berâber bir ikincisinin olmadığını her an müşâhede etmektir (Ebüssü'ûd Ebü'l-Aşâir)

MÜŞÂHİN:
Müslümanların cemâatini terk eden, bid'at sâhibi, mezhebsiz kimse
Allahü teâlâ, Şa'bân'ın (Şa'bân ayının) on beşinci gecesi (Berât gecesi) bütün kullarına merhamet eder Yalnız müşrik (Allahü teâlâya ortak koşanı) ve müşâhini affetmez (Hadîs-i şerîf-Taberânî)

MÜŞÂRATA:
Şartlaşma, sözleşme Nefs muhâsebesinin (nefsi hesâba çekmenin) ilk basamağı olup, Allahü teâlânın beğendiği işleri yapma, beğenmediklerinden sakınma ve âhirete hazırlanma husûsunda nefsle sözleşme
Din büyükleri, dünyânın bir pazar yeri gibi olduğunu ve burada, nefs ile alış-verişte olduklarını anlamışlardır Bu ticâretin kazancı Cennet'tir Ziyânı (zarârı) da Cehennem'dir Yâni kârı, ebedî seâdet (kurtuluş), ziyânı da sonsuz felâkettir Din bü yükleri, nefslerini, ticâretteki ortak yerine koymuşlardır Ortak ile önce müşârata yapılır Sonra, işlerine, sözünde durup durmadığına dikkat edilir Nihâyet hesâblaşılıp, hıyânet yapmışsa (sözünde durmamışsa) mahkemeye verilir Din büyükleri de, nefsleri ile müşârata edip şirket kurmuşlar, onu murâkabe edip gözetmişler, hesâba çekmişler, cezâlandırmışlar, onunla uğraşmışlar ve onu azarlamışlardır (İmâm-ı Gazâlî)

MÜŞÂVERE:
Aklı, fikri kuvvetli, ileriyi gören kimseler ile bir konu üzerinde konuşma, görüşme, danışma, meşveret etme, görüşüne baş vurma (Bkz Meşveret)
Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki:
(Ey Resûlüm!) Eshâbın ile müşâvere et Onlara danış (Âl-i İmrân sûresi: 159)
İslâm halîfelerinin hepsinin müşâvirleri (her işte danışacakları kimseler), meclisleri, ilim adamları vardı Müşâvere etmeden bir şey yapmazlardı (Muhammed Hâdimî)
Müşâvere yapılacak kişide şu beş şart bulunmalıdır: 1) Akıllı ve tecrübeli olmalıdır 2) Dindar ve takvâ sâhibi (Allahü teâlâdan korkarak haramlardan kaçan olmalıdır 3) Nasîhat eden bir dost olmalıdır 4) Zihnini meşgul eden bir sıkıntısı olmamalıdı r 5) Kendisine danışılacak işte onu ilgilendiren bir maksâdı ve onu etkileyecek bir arzu ve menfeat olmamalıdır (Mâverdî)
Müslümanlığın çok mantıkî oluşu ve sâdeliği, câmilerin insanı kendine çeken câzibesi, bu dîne mensûb olanların dinlerine büyük bir ciddiyet ve muhabbet ile bağlanmaları, işlerde müşâvere edip, insanlara dâimâ merhamet ve şefkat ile muâmelede bulunmal arı, yoksullara yardım etmeleri ilk defâ olarak kadınlara da mal sâhibi olma hakkını vermeleri gibi pekçok şeyler, o zamâna göre yapılan en muazzam medenî inkılablar benim üzerimde çok büyük te'sirler yaptı (Donald Rockwell)

MÜŞEBBİHE:
Allahü teâlâyı cisim ve varlıklara benzeten, Kur'ân-ı kerîmdeki müteşâbih (mânâsı kapalı) âyetleri görünen lugat mânâsına göre açıklayıp, Allahü teâlânın el ve yüz gibi organlarının olduğunu iddiâ eden bozuk fırka
Müşebbihe bozuk yolunu ilk defâ ortaya çıkaran aslen bir yahûdî olan Abdullah bin Sebe'dirHicrî birinci asrın başlarında yaşayan Hişâm bin Sâlim el-Cevâlikî ve Hişâm bin Hakem gibi kimseler de müşebbihedendirler Müşebbiheye göre; "Mâbûdları (ibâdet ettikleri tanrı) cisimdir, sonu ve sınırı vardır Uzunluk genişlik ve derinlik sâhibidir O, parlak bir ışıktır Her tarafına ışık saçan yuvarlak bir inci misâli parlayan saf altın gibidir Rengi, tadı, kokusu vardır Mâbûd bâzan hareket eder, bâzan hareketsiz durur O, kendi karışıyla yedi karıştır" (Abdülkâhir Bağdâdî)
Müşebbihe esasta ikiye ayrılır Birincisi Allahü teâlânın zâtını insana benzetenlerdir İkincisi ise, Allahü teâlânın sıfatlarını insanların ve diğer yaratılmışların sıfatlarına benzetenlerdir (Şehristânî)
Kendilerine selefiyye adını veren ve bulundukları memleketlerdeki Ehl-i sünnet (Peygamberimizin ve Eshâbının yolunda olan) din adamlarını her fırsatta kötüleyen kimseler, bugün müşebbihe ve mücessimeye âit fikirleri benimsemekte ve yaymaya çalışmakta dır Kendilerine haşevî adı verilen, Allahü teâlâyı, yarattıklarına benzeten, madde ve cisim diyen kâfirlerin büyük bir kısmı müşebbihe ve mücessimedirler (Ebû Zühre, İbn-i Cevzî)

MÜŞEKKİK:
Bir cins içindeki ferdlerin hepsinde eşit miktârda bulunmayan sıfat, özellik
İlim, âlimlerin bâzısında az, bâzısında çok olan bir sıfattırBu sebeple din bilgilerinde, ilmi en çok olan âlime güvenilir Akıl da ilim gibi müşekkik olup, insanlarda eşit olarak bulunmaz Hiç yanılmayan, hatâ etmeyen selîm akıl, peygamberlerde ale yhimüsselâm bulunur Peygamberlerin akıllarına yakın olan akıllar, Eshâb-ı kirâmın (Peygamberimizin arkadaşlarının), Tâbiîn'in (Eshâb-ı kirâmı görenlerin), Tebe-i tâbiîn (Tâbiîn'i görenlerin) ve diğer din büyüklerinin akıllarıdır (Abdülhakîm Arvâsî)

MÜŞFİK:
Şefkatli, merhametli, acıyan
Merhametli ve müşfik bir rehber olmadıkça, çocuk, ilim ve ahlâk edinemez, yükselemez İyi rehber, yâni ilim ve ahlâk sunan zât, çocuğu felâketten kurtarıp, seâdete kavuşturur (İmâm-ı Gazâlî)
Hoca müşfik ve mâhir; talebe zekî ve çalışkan olursa öğrenilmeyecek bir mes'ele yoktur (Abdülhakîm Arvâsî)
Müşfik ve şefkatli rehber yâni mürşid, talebesini alçak dünyâ için kızıp azarlamaz Onların azarlamaları dünyâ için değildir Zîrâ dünyânın, onların yanında sivrisinek kadar kıymeti yoktur (Abdülmecîd Şirvânî)

MÜŞRİK:
Allahü teâlâya şirk (ortak) koşan Allahü teâlâyı mâbûd bildiği hâlde put veya benzeri şeyleri de ilâh, tanrı edinen (Bkz Şirk)
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:
Mekke kâfirleri, Muhammed ölecek, O'ndan kurtulacağız diyorlardı Allahü teâlâ da evet sen öleceksin Fakat, o müşrikler de, elbette ölecekler Kendileri elbet ölecek olan kimselerin, başkasının ölümünü beklemeleri, açık bir câhilliktir (Zümer sûresi: 30)
Müşriklerin kendileri değil, îtikâdları ve kalbleri pistir Îtikâdları düzelirse, kendileri de temiz olur (İmâm-ı Rabbânî)
Müşrik, Hak teâlâdan başkasının ibâdetine tutulmuştur (Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî)

__________________
Alıntı Yaparak Cevapla