|
[KAPLAN]
|
Cevap : Niçin Müslüman Oldular ?
ABDULLAH BATTERSBY (İngiliz)
Bundan tahmînen 25 sene evvel, Burmada bulunurken, ferâhlanmak için her gün nehrde bir Çinli kayığı ile dolaşırdım Benim kayığımın kürekçisi Doğu Pâkistânlı Şeyh Alî isminde bir müslimândı Müslimânlığın emr etdiği bütün dînî vecîbeleri, büyük bir gayret ile yerine getirirdi Onun, hiç bir vaktini geçirmeden büyük bir dikkat ile ibâdet etmesini hem takdîr ile karşılar ve beğenir, hem de müslimânlığın ne olduğunu merak ederdim Böyle basît bir insanı, bu kadar büyük îmân ve itâ’at altında tutabilen müslimânlığın hakîkatini anlamağa karar verdim Etrâfımızda bulunan insanların çoğu, Burma budistleri idi Onlar da, dinlerine son derecede bağlıydılar Zan ediyorum ki, Burmanın bütün insanları dünyâda en dindâr kimselerdir Fekat budistlerin ibâdet tarzında göze çarpan birçok noksanlar vardı Budistler, Pagoda adını alan ma’bedlerinde toplanıyor ve aşağıdaki sözleri durmadan tekrarlıyorlardı:
(Buda-karana-Gaçkami-Dama-karana-Gaçkami-sanga-karana-Gaçkami)
Bunun ma’nâsı, bana anlatdıklarına göre, (Buda, sen bize rehber ol! Sen bize kânûn ol! Sen bizim rûhumuzu yücelt) imiş Bu düâ çok sâde, fekat insânı tatmîn etmeyen, onun rûhuna hiçbir te’sîr yapmayan birkaç sözden ibâret idi Büyük bir hâlıkdan hiç bahs olunmuyordu
Hâlbuki, benim müslimân kayıkçımın ibâdeti, ne kadar güzeldi! Ben, bu sefer kayıkçım ile islâmiyyet üzerinde konuşmağa başladım Onunla berâber bulunduğum sâatlerde, kendisine müslimânlık hakkında pek çok süâller sordum Bu sâde adam, bana müslimânlık hakkında o kadar güzel, o kadar mantıkî cevâblar verdi ki, islâm dîni hakkında yazılmış kitâbları okumağa başladım Bu kitâbları okuyunca, Muhammed sallallahü teâlâ aleyhi ve sellemin Arabistânda, kısa zemânda neler yapmağa muvaffak olduğunu, hayret ve takdîr ile öğrendim Kendime müslimân arkadaşlar buldum Onlarla islâm dîni üzerinde mubâhaseler, sohbetler yapmağa başladım O sırada Birinci Cihân Harbi patlak vermişdi Bana derhal Arabistânda cebheye katılma emri verildi ve gitdim Burada artık budistler yokdu Etrâfımı müslimânlar çevirmişdi Arablar, ilk müslimânlardı Allahü teâlânın kitâbı olan Kur’ân-ı kerîm, Arabî olarak nâzil olmuşdu Arablarla olan temâsım, İslâmiyyete olan merâkımı dahâ ziyâde artırdı Harb bitince, Arabî öğrenmeğe başladım Bir tarafdan da, islâmiyyet hakkındaki eserleri okumağa devâm ediyordum İslâmiyyetde beni kendisine cezb eden en büyük husûs, müslimânların bir tek Allaha inanışları oldu Hâlbuki ben, hıristiyan olarak, tam üç dâne tanrıya inanmak zorundaydım Bu, bana hiç mantıkî gelmiyordu Bunu düşündükçe, yavaş yavaş islâmiyyetin çok dahâ doğru bir din olduğunu anladım Bir tek hâlıka inanan dînin hak din olabileceğini kabûl etmeğe başladım Nihâyet 1932 ile 1942 arasında, Filistinde, 10 sene vazîfe gördükden sonra, müslimân olmağa karâr verdim 1942 senesinde resmen müslimân oldum O zemândan beri, herşeyimle müslimânım
Arabların (Mukaddes şehr) adını verdikleri Kudüsde, müslimânlığımı resmen i’lân etmişdim O zemân, İngiliz ordusunda kurmay binbaşı idim Müslimân olduğumu i’lân edince, başıma bir takım nâ-hoş işler geldi Hükûmetim müslimân olmaklığımı hoş görmemişdi Ordudan ayrılmak zorunda kaldım Bunun üzerine, evvelâ Mısra, sonra Pâkistâna giderek müslimân kardeşlerimle birlikde yaşamağa başladım İslâmiyyet hakkında yazılar yazdım Bugün dünyâda 500 milyondan fazla müslimân vardır ve bunlar birbirinin kardeşidir Müslimân olmak demek, hakîkî ma’bûd olan Allahü teâlâya îmân etmek ve Ona bağlanmak demekdir Ona bağlanmak için de, Onun büyük Peygamberi Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği şeklde olmak lâzımdır Şimdi, bana islâmın nûrlu yolunu, hâlis ibâdeti gösteren ve beni Allahıma kavuşduran o basît zan etdiğim, mütevâzi’ kayıkcının hâtırasını hurmet ile yâd ediyorum Hayâtımda onun gibi, hâlis bir müslimân olmağa çalışıyorum Böyle yapdıkça, insanın zararlı şeylerden kendini kurtardığını görüyorum
Müslimânlar arasında şimdi ben de, Elhamdülillâh, bir müslimânım Her ibâdet edişimde, belki de, Allahü teâlânın rahmetine kavuşmuş olan, mürşidim, eski kayıkcım Şeyh Alî efendiye düâ etmeği, onun mübârek rûhu için fâtiha okumağı da hiç unutmuyorum
|