|
Mountain
|
Cevap : Kısa Keloğlan Masalları - Serdar Yıldırım
YUMURTACI KELOĞLAN
Bir varmış, iki yokmuş Eski zamanlarda bir Keloğlan varmış Tembellikte, sakarlıkta üstüne yokmuş Evlerinin bahçesindeki kümesin karşısında bütün gün yan gelir yatar, tavukları seyredermiş Sadece seyretse iyi, tavuklara taş atar, onları korkutur, bağırmalarını, kaçışlarını görünce keyiflenir, gülermiş Bazen hızını alamaz, kümese girer, tavukları kovalarmış Bu arada sakarlığını gösterir, yumurtaları kırarmış Gürültüyü duyan anası elinde sopasıyla koşup gelir, Keloğlan'ı kovalarmış
Günlerden bir gün sabah vakti anası bir sepet yumurtayı Keloğlan'ın koluna takmış ve şöyle demiş: " Bak oğlum, bu sepette yirmi yumurta var Götür bunları kasabada sat Tanesini on kuruştan verirsin Kazandığın parayla nohut, mercimek al Vur sırtına getir Haydi bakalım, pazar ola "
Bunun üzerine Keloğlan anasına, olur ana, yumurtaları satar, nohut, mercimekle geri dönerim, demiş ve kasabaya doğru yola koyulmuş Keloğlan öğle vakti kasabaya varmış Pazar yerine gitmiş Sepeti yere koymuş, duvar dibine çömelmiş ve müşteri beklemeye başlamış Zaman geçtikçe Keloğlan'ın içi bayılmaya başlamış Parası olsa şu ilerideki pideciden pide alır, yer, üstüne bir tas ayran içermiş ama satış yok, para yok Çaresiz sepetten iki yumurta alarak üstünden biraz kırıp içmiş de açlığını yatıştırmış
Aradan saatler geçmiş, akşam olmuş ama Keloğlan bir tane yumurta satamamış Pazar yerinde kimse kalmayınca yumurtaları alarak köyüne doğru yolu koyulmuş Karanlıkta ormanda giderken, düşüp yumurtaları kırmış Keloğlan'ın eli boş döndüğünü gören anası demediğini bırakmamış Keloğlan'ın üstüne yürümüş Keloğlan kaçmış, anası kovalamış Keloğlan o geceyi ormanda geçirmiş Ertesi gün evin kapısını çalmış, kapıyı anası açmış: " Ana, sana hoşçakal demeye geldim Ben padişahın kızıyla evlenmeye gidiyorum "
Anası gözlerini sekiz açmış: " A oğlum, sende hiç akıl yok mudur? Tembelsin, sakarsın, bir sepet yumurtayı satamadan kırar gelirsin Padişah, kızını sana verir mi? Hem o kız seninle evlenir mi? Çevresinde ne vezirler, paşalar, beyler vardır, sana dönüp bakar mı? Haydi, içeri gir de yemeğini ye, yat, uyu "
" Bilmez misin ana, ben olmazı oldurur, dönmezi döndürürüm O senin yumurta falan dediğin küçük işler Ben büyük işlerin adamıyım "
" İyi git o zaman, ne halin varsa gör Sen önce küçük işleri hallet de sonra büyük işlere bakarsın "
Keloğlan anasının hazırladığı yiyecek torbasını aldıktan sonra başkente doğru yola çıkmış Keloğlan günler sonra başkente varmış Şehrin sokaklarında gezmiş, dolaşmış Pazar yerine gitmiş Saraya bahçıvan arandığını öğrenmiş
Tecrübe demişler, tecrübe bende demiş
Ustalık demişler, ustayım ben demiş
Hırs, azim, irade demişler,
Hepsi bende mevcuttur demiş ve işe girmiş
Bir gün, iki gün derken, üçüncü gün saray balkonundan bahçedeki Keloğlan'ı gören padişahın kızı Ayşe Sultan merdivenlerden hızlı adımlarla inerek Keloğlan'ın yanına gelmiş:
" Affedersiniz, siz Keloğlan değil misiniz? " diye sormuş Keloğlan elindeki çapayı atmış Ellerini beline dayamış: " Tabi canım, ben Keloğlan'ım Siz de Ayşe Sultan olmalısınız Beni tanımasaydınız şaşardım "
Ayşe Sultan Keloğlan'ın yanına gelmiş:
" Keloğlanım, güzel adamım
Adını yıllardır duyarım
Hep seni tanımak isterdim
Bir yuva kurmak en büyük dileğim "
Bunun üzerine Keloğlan şöyle demiş:
" Ayşe Sultanım, güzel hanımım
Hep sizi merak ederdim
Görür görmez aşık oldum
Evlenip mutlu olmaktır dileğim "
Daha sonra Ayşe Sultan Keloğlan 'ın elinden tuttuğu gibi padişahın huzuruna çıkarmış
Ayşe Sultan: " Baba, Keloğlan geldi " demiş Padişah sağa bakınmış, sola bakınmış, ak sakalını kaşımış ve kızına dönüp, Keloğlan bu mu? diye sormuş
Bunun üzerine Ayşe Sultan: " Evet, baba, Keloğlan bu Benimle evlenmek istedi, ben de kabul ettim " demiş
Padişah: " Durun bakalım, kendi kendinize gelin güvey olmayın Keloğlan'ın nice zorlukların üstesinden geldiğini çok duydum Onun maceralarını duymayan, işitmeyen yoktur Ey Keloğlan, duymadıysan duy, işitmediysen işit Yıllardır bir hastalığın pençesinde kıvranmaktayım Uludağ'ın güneyindeki sarp ve yalçın kayalıklarda yaşamakta olan altın kartalın yumurtası beni iyileştirirmiş Yumurtayı çiğ olarak içmeliymişim "
Keloğlan: " Merak etmeyin padişahım İki günde gider, dört günde dönerim Altın kartal yumurtayı vermezse, tüylerini yolar alırım "
Padişah: " Kulağına küpe olsun, altın kartal kanatlarını açtığında on metre oluyormuş "
Keloğlan: " Ne, on metre mi? O kadar büyük mü? "
Padişah: " Evet, büyük Keloğlan hem de çok büyük "
Keloğlan'ın bir adım gerilediğini gören Ayşe Sultan Keloğlan'ın yanına gelmiş: " Ne o Keloğlan, yoksa korktun mu? " diye sormuş
Keloğlan: " Ne korkması? Korku da neymiş? Sultanım, sen benim bugünkü düşkünlüğüme bakma Yiğidin harman olduğu yerden geldim ben buraya Korku bir zamanlar benden korkardı Sonradan korkuyu çöp sepetine attım Açıl altın kartal, Keloğlan seni kucaklamaya geliyor "
Ertesi gün padişahla ve Ayşe Sultan'la vedalaşan Keloğlan yola çıkmış İki günde Uludağ'ın zirvesine ulaşıp, güneydeki altın kartalın yuvasını bulmuş İşte, kocaman yumurta yuvada duruyormuş Keloğlan yumurtanın yanına gelmiş: " Enayi altın kartal, yumurtasını korusa ya? Yumurta burada, altın kartal nerede? " diye söylenmiş Söylenmiş söylenmesine de anında sert bir ses Keloğlan'ın kulaklarında yankılanmış: " Enayi altın kartal burada Yumurtasını koruyor "
Keloğlan hızla geriye dönmüş Burnunun dibinde koca bir kafa varmış Bu, altın kartalın kafasıymış Gözleri çakmak çakmakmış Ama Keloğlan nereye kaçacakmış? Önünde altın kartal, arkasında uçurum varmış Keloğlan üstten alsa olmaz, altın kartalla vuruşamaz O zaman alttan almaya karar vermiş: " Sayın altın kartal, sizi saygıyla selamlarım Bendeniz Keloğlan, kel kafalı bir oğlan İsmim isminizin yanında sönük kalır Güneşin yanında mum ışığının değeri olmaz Kartallar dünyasında altın kartaldan değerlisi bulunmaz Büyük, görkemli altın kartal Dünyadaki kartalları toplasan bir altın kartal etmez Yüz yıl, bin yıl, yüz bin yıl geçse bir altın kartal daha dünyaya gelmez "
" Sen neler diyorsun Keloğlan? Beni çok övüyorsun Keloğlan Bu kadar büyük olduğumun farkında değildim Sana yüz bin üstünden milyon verdim " demiş altın kartal, kanatlarını çırpmış ve kendini uçurumdan aşağı bırakmış Önce düşmüş, sonra yükselmiş Çeşitli akrobasi hareketleri yapmış, taklalar atmış İnanılmaz bir uçma yeteneğine sahip olduğunu ispatlamış
Altın kartal daha sonra Keloğlan'ın yanına yumuşak iniş yapmış Keloğlan altın kartalı çılgınca alkışlamış Bunun üzerine altın kartalın göğsü gururla kabarmış
Keloğlan: " Altın kartal artık bana müsaade, demiş, izin ver gideyim "
Altın kartal: " İzin senin Keloğlan Git ve beni anlat, gördüklerini anlat İnsanlar beni tanısın, altın kartal kimdir, bunu bilsin Yıllardır insanlara görünmemeye çalıştım Yabancı gözlerden uzak kalmayı diledim Artık değiştim, bambaşka oldum Buralarda sessizce yaşayıp yok olmak istemiyorum Git ve beni dünyaya tanıt "
Keloğlan: " Seni herkese anlatırım, dünyaya tanıtırım ama şu yumurtayı bana vermelisin Bir padişah var, senin yumurtanı çiğ olarak içerse sağlığına kavuşacak ve kızını bana verecek, evleneceğim İnsanlar, bravo altın kartal diyecek, senin adını yüzyıllarca saygıyla anacak "
Altın kartal: " Yumurta senindir Keloğlan, al yumurtayı ve padişah sağlığına kavuşsun " demiş Keloğlan yumurtayı almış ve oradan ayrılmış Padişah, altın kartalın yumurtasını içmiş Kısa zamanda iyileşmiş ve kızını Keloğlan'a vermiş
Düğün günü sarayın bahçesinde davetliler eğlenirken, gökyüzünde altın kartal belirmiş Kanatlarıyla Keloğlan'ı, Ayşe Sultan'ı, padişahı ve davetlileri selamlayan altın kartal gökyüzünde inanılmaz motifler sergilemiş, davetliler kendisini çılgınca alkışlamış
Keloğlan ile Ayşe Sultan evlenmişler, mutlu olmuşlar Kızı evlendi diye padişah mutlu olmuş Meşhur oldum diye altın kartal mutlu olmuş Serdar Yıldırım bu masalı yazdı diye mutlu olmuş Sen sayın okuyucu bu masalı okudum diye mutlu ol, istersen Belki de asıl mutlu olması gereken sensin Okuyucu olmasa yazar ne yazmış kıymeti olmaz Yazıyı burada kesmesem bu masal bitmez Keloğlan ermiş muradına bu masal da burada bitmiş
SON
|