Konu
:
Büyüklere Masallar İ: Araplar Osmanlı'ya İhanet Etti
Yalnız Mesajı Göster
Büyüklere Masallar İ: Araplar Osmanlı'ya İhanet Etti
11-25-2012
#
1
Prof. Dr. Sinsi
Büyüklere Masallar İ: Araplar Osmanlı'ya İhanet Etti
Hürriyet gazetesinin tarih yazarı Murat Bardakçıoğlu'nun bugün yayımlanan "Din birleştirici unsursa Osmanlı İmparatorluğu neden battı?" başlıklı yazısı
dikkat çekici
Bardakçı
Başbakan Erdoğan'ın "Türkiye'de din birleştiricidir" sözünü eleştirirken "Din meselesi bu kadar bağlayıcı ise
biz
Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecinde devletin hákim ve en kalabalık unsuru olan Müslümanlar’dan neden kazık yemiştik ve Anadolu’da cumhuriyetin ilk yıllarında çıkan ayaklanmaların bahanesi neden hep ‘din’ olmuştu?" diyor
Aslında Bardakçı yeni bir şey söylemiyor: Türklere 80 yıldır anlatılan bir masalı tekrar ediyor
Bu masal
"Araplar ve diğer 'Müslüman kardeşleriniz' I
Dünya Savaşı'nda sizi sattı" diye başlar ve "Türk'ün Türk'ten b
aşk
a dostu yoktur" diye de noktalanır
Türk'ün özellikle de Müslüman dostu yoktur
Masal budur
Peki gerçek nedir?
Gerçek şudur: Osmanlı'nın çöküş döneminde Türk olmayan Müslüman unsurlar arasında gerçekten isyanlar başgöstermişse de
bu unsurların bir bütün olarak "ihanet ettikleri" kesinlikle söylenemez
Hatta Araplar sözkonusu olduğunda
Osmanlı'ya isyan edenlerin küçük bir azınlık olduğunu
buna karşılık Arap kabilelerinin çoğunun Osmanlılık ve Müslümanlık bağıyla İstanbul'a sadakat gösterdiklerini söyleyebiliriz
Kürtler ise
daha da belirgin bir sadakatle önce Osmanlı İmparatorluğu'nu ardından da Milli Mücadele'yi desteklemişler ve Müslümanlık bağının getirdiği "kardeşlik"ten asla taviz vermemişlerdir
Ankara'nın kendisi bundan taviz verene kadar
Önümüzdeki Ocak veya Şubat ayında Doğan Kitap tarafından yayınlanacak olan "Kürtler Nereye? Türkiye'nin Kürt Sorununun Geçmişi
Bugünü ve Geleceği" isimli kitabımda
bu konuyu detaylı olarak inceliyorum
Burada
o kitabın ilgili bölümünden kısa bir pasaj aktarmakta yarar gördüm
Evet
gerçek
Murat Bardakçı'nın gösterdiği gibi değil
Aşağıdaki gibi
"Araplar" Osmanlı'yı Arkadan Vurdu mu?
Her Türk genci "Araplar'ın I
Dünya Savaşı'nda bize ihanet ettiğini" öğrenerek büyür
Oysa bu
ancak kısmen doğrudur
I
Dünya Savaşı'nda Mekke Şerifi Hüseyin'in İngilizler ile anlaşarak Osmanlı'ya isyan ettiği ve ordumuzu arkadan vurduğu doğrudur
Ama hep atlanan nokta Şerif Hüseyin'in "Araplar"ın tümünü temsil etmediği
aksine bir istisna olduğudur
Ortadoğu uzmanı tecrübeli gazeteci Cengiz Çandar
"Arapların ihaneti" söylemi ile tarihsel gerçek arasındaki önemli farka şöyle işaret ediyor:
"Mekke Emiri Şerif Hüseyin'in Hicaz'da bazı Arap bedevi kabilelerini ayaklandırarak 1916'da İngilizlerle işbirliği yaptığı doğrudur
Ancak
Birinci Dünya Savaşı hususunda genel bir bilgisi ve fikri olan herkes
bunun 'askeri açıdan' tayin edici bir değer taşımadığını bilir
İngilizlerin daha sonra yerine getirmediği 'bağımsızlık vaadi' ile işbirliğine çektikleri Şerif Hüseyin'in ve oğullarının komuta ettiği bedevi kabileleri
Mekke-Maan hattında
yani 'asıl cephenin gerisi'nde İngiliz kuvvetlerine yardımcı olmuştur
'Asıl cephe'
önce Şüveyş Kanalı ve Kanal Harbi'nde Türk-Osmanlı kuvvetlerinin geri çekilmesinden sonra Filistin'de kurulmuştur
Filistin'de tek bir Arap ayaklanmamıştır
Suriye'de
Irak'ta
Lübnan'da Türk kuvvetlerini 'arkadan vuran' herhangi bir olay olmamıştır
Arapların ezici çoğunluğu
İstanbul'a yani Türkiye'ye sadık kalmıştır
Arabistan Yarımadası'nın Hicaz bölümünden Akabe'ye kadar olan 'cephe gerisi' dışında
Arapların Türkleri arkadan vurduğuna dair tarihte herhangi bir kayıt yoktur
"(1)
Aynı gerçek
American-Israeli Cooperative Enterprise (Amerikan-Israil İşbirliği Girişimi) adlı düşünce kuruluşunun b
aşk
anı
Ortadoğu analisti Mitchell G
Bard tarafından da
sözkonusu kuruluşun sitesinde şöyle vurgulanıyor:
"O dönemin romantik kurgusunun aksine
Arapların çoğu I
Dünya Savaşı'nda Türklere karşı müttefiklerin yanında savaşmadılar
İngiliz Başbakanı David Lloyd George'un belirttiği gibi
Arapların çoğu
Türk yöneticileri için savaştı
[Osmanlı İmparatorluğu'na isyan eden] Faysal'ın Arabistan'daki taraftarları
bir istisnaydı
"
Araplar'ın topluca ihanet etmesi bir yana
bazıları Osmanlı ordularını fiilen desteklemiştir de
Konu hakkındaki uzmanlardan biri olan Dr
Zekeriya Kurşun'un ifadesiyle
"I
Dünya Savaşı'nda Türk ordusu ile beraber çeşitli cephelerde Türklerle omuz omuza çarpışan Arapların büyük yararlıklar gösterdikleri bir hakikattir
" (2)
Arap Milliyetçiliğinin Öncüsü Hıristiyan Araplardı
Üstteki hakikati teslim etmekle birlikte
Arap milliyetçiliğinin Osmanlı'da Türk milliyetçiliğinden daha önce geliştiğini belirtmek gerekir
Arap milliyetçiliği
1860'larda
Suriyeli Arap entellektüeller arasında doğmuştu
Osmanlı İmparatorluğu'na ve yönetimindeki "Türklere" karşı ciddi bir antipati besleyen bu entellektüellerin dikkat çekici bir yönü ise
çoğunun Hıristiyan oluşuydu
Butros El-Bustani
Faris Şadyak
Nakkaş
Corci Zeydan gibi Hıristiyan Arapların öncülüğünde başlayan bu harekete katılan Müslüman Araplar ise
çoğunlukla Batılı fikirleri benimsemiş seküler aydınlardı
Arap milliyetçiliğini geliştirirken "Arapların İslam öncesi tarihlerine" ilgi duymaları
bundan kaynaklanıyordu
Buna karşılık muhafazakar Müslüman Arapların çoğu
Osmanlı'ya sadakat duyguları içindeydiler
Hatta sadece Sünni Araplar değil
Irak ve Suriye'deki Şii Araplar arasında bile Osmanlı'ya ve Hilafet'e bağlılık duygusu vardı
(3) Bu konuda büyük bir otorite olan Prof
Kemal Karpat
Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Arap milliyetçiliğinin
Hıristiyan Araplarınki hariç
aslında en son noktaya kadar "ayrılıkçı" olmadığına dikkat çekerek şöyle demektedir:
“Görülüyor ki Arapların 'milli' hareketi esasında ayrılıkçı bir hareket değildi
Arapların birçoğu Osmanlı hükümdarlarını yabancı bir sömürgeci güç olarak değil
sadece Arap kökeninden olmayan
iktidarda bir hanedan olarak görüyorlardı ve Osmanlı Devleti ve hanedanı Müslüman kaldıkça ve Arapların hayat tarzına saygılı oldukça
özlemlerini yerine getirmeye söz verdikçe ve onları Avrupa işgaline karşı korudukça
itaat etmekten geri kalmıyorlardı
Geçmişte şan ve şereflerini ilk hatırlayan veya hayal edenler ve tarihlerinin modern bir versiyonunu yaratmaya çalışanlar Müslüman değil Hıristiyan Araplardı
(4)
Abdülhamid'in Bilgeliği
İngiliz tarihçi Peter Mansfield'e göre
Osmanlı'daki Arap milliyetçiliğinin sınırlı kalmasının iki nedeni vardı: "Birincisi
bu Avrupa kökenli milliyetçilik fikirlerinin bu yerlere (henüz) işlememiş olması; ikincisi de
Sultan II
Abdülhamid'in İmparatorluğun elinde kalanını bir arada tutmak için uyguladığı başarılı ve kurnazca yöntemlerdi
"(5)
Tarihçi Zekeriya Kurşun da "Abdülhamid'in saltanatı boyunca Arap milliyetçiliğinin
önceki hızını kaybettiğine" dikkat çeker ve "Abdülhamid
Arap milliyetçiliğinin harekete geçmesini geciktirmiştir" yorumunu yapar
(6)
Sultan Abdülhamid'in politikasının temeli
19
yüzyılda hâlâ devam eden dini bağlılık ve geleneksel siyasi sadakat faktörünü canlandırarak Osmanlı devletini ve ülke bütünlüğünü kurtarmaktı
Kürtler arasında kurulan Hamidiye Alayları bu büyük siyasetin uygulamalarından biriydi
Sultan
alaylar yoluyla "Kürtlerin babası" olarak anıldığı gibi
Arapların da hamisi oldu
Abdülhamid
uyruğundaki Arapların kalbini kazanmak için Arap ülkelerindeki dinsel kuruluşlara
tarihi camilerin onarım ve süsleme işlerine önemli bir fon ayırmış
çevresindeki danışmanları arasında Arap düşünürlerine her zaman iyi davranmış
değer vermişti
Bedevi Şeyhlerinin çocuklarını eğitmek için özel okullar açmış
bu yolla onlara Osmanlılık bilinci aşılamıştı
Bu politikanın siyasi meyvelerini de almıştı
Örneğin Peter Mansfield'a göre:
"1904'te Osmanlı Padişahı Sina üzerinde hak iddia ettiğinde
Mısırlı milliyetçi lider Mustafa Kamil
İslamcılık ruhu içinde
onun yanında ve Mısır'ın çıkarlarını savunan Lord Cromer'in karşısında yer almıştır
" (7)
Kurtuluş Savaşı'nda da ne kitlesel bir "Arap ihaneti" ne de "Kürt ihaneti" yaşandı
Aksine Kürtler
Kurtuluş Savaşı'nı canla başla desteklediler
Mustafa Kemal Paşa
"Müslüman kardeşliği" temasına dayalı propagandasıyla onları kazandı
Murat Bardakçı'nın sözünü ettiği Şeyh Said isyanı ise
ancak Kurtuluş Savaşı'nın bitmesi ve "Müslüman kardeşliği" temasının hızla yok olup
yerine "herkes Türk'tür" anlayışının belirmeye başlamasından sonra patlak verdi
Kısacası yakın tarihimiz
"Türk'ün Türk'ten b
aşk
a dostu yoktur" anlayışını doğrulayacak şekilde gelişmedi
Prof. Dr. Sinsi
Kullanıcının Profilini Göster
Prof. Dr. Sinsi Kullanıcısının Web Sitesi
Prof. Dr. Sinsi tarafından gönderilmiş daha fazla mesaj bul