Yalnız Mesajı Göster

İslamiyet Öncesi Türklerde Toplum Yapısı Ve Devlet Yönetimi ..

Eski 11-25-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

İslamiyet Öncesi Türklerde Toplum Yapısı Ve Devlet Yönetimi ..



Sınıfsızlık

Bir toplumda sınıflar siyasî,dinî ve iktisadî sebeplerden ileri gelirEski Türk toplumlarının siyasî bakımdan aristokratik bir şekilde yapılandıkları ka*naati yaygındırBu kanaati paylaşanlara göre Türk toplumlarında halk ve beyler diye iki zümre bulun*maktaydıBir de bunların üstünde buyruklar,yük*sek rütbeli devlet ricali sayılan tutun,çur (çar),Tar*kan,Apa vardıSonra da hükümdar ailesinden tegin (tigin)ler,hakanın vekili yabgu,şad ve hepsinin üze*rinde hakan yer alırdıHalbuki ileriye sürülen bu unvanlar yönetime dair yetkileri ifade ederlerdiBa*ğımsız beylik sülâleleri hariç, beyliklerin babadan oğula geçtiklerine dair yeterli delil bulunamamış*tırTürklerde başarı kazanan-lara toplumda ve dev*let hayatında yükselme imkânı verildiği de kesindirMeselâ gerek destanlarda, gerekse Dede Korkut hi*kâyelerinde anlatılanlara göre,bir başarının veya topluma yapılan hizmetin karşılığı olarak beylik el*de edilirdiAbidelerdeki Kağan,Ailesi,Bodun,Şadapıt beyler, Tarkanlar,Büyük beyler,Dokuz Oğuz Bey*leri sıralamasının bir sınıf hiyerarşisinden ziyade,devlette idare edenlerden idare edilenlere doğru bir sıralama kabul edilmektedirBeyler vergilerden,ce*zalardan ve diğer yükümlülüklerden muaf değiller*di

Klâsik anlamda sınıflaşma olsaydı,sınıflar ara*sında geçiş söz konusu olmazdıAristokrasinin dar bir alana,sadece hükümdar ailesine ait bulunduğu görüşü de ileriye sürülmektedirOğuz Han soyu*nun ayrıcalığı kesin olmakla beraber,bu dar aristok*rasinin de klâsik anlamdakinden değişiklik arz etmesi gerekmektedirGök-Türk yazılı metinlerinde "kul" deyiminin on dört yerde geçtiği, bunların "mülk" ve "hak"tan mahrum kimseler olmayıp,esirlik ifade ettikleri,kö*le kelimesinin ise metinlerde geçmediği belirtilmek*tedir"Türk tarihinde genel bir niteleme ile köle sa*yılan Kölemenlerin köle değil de,gördükleri hizmet*ler karşılığı ücret alan (profesyonel) askerler olduk*ları ileriye sürülmektedirAralarında haşarı kaza*nanlar devlet kuruyorlar,hanedan tesis ediyorlardı Siyasî bakımdan sınıflaşmayı Türk devletlerin*deki liyakat anlayışı devamlı törpülemiştirYüksek kademelerin irsileşmemesine de dikkat edilirdiBir-iki olay dışında Selçuklu ve Osmanlı'da aynı yük*sek mevkilere aynı soydan ard arda tayin yapılmaz*dıHatta bir kişi eyalet valiliğinde ancak iki yıl kala*bilirdi

İktisadî bakımdan doğacak sınıflaşmayı da gö*çebe hayatları,dinleri ve boy anlayışları ilk dönem*lerde önlemiştirHer boyun "yer-su" adında bir mabudu vardıBoyun tasarruf ettiği yerin ve suyun asıl sahibi bu mabuttuBunun için ferdî mülkiyete konu olamazlardı: sular,yaylalar,kışlaklar boyun malı idiZiraat yapılan yerlerde de,araziler boyların manevî şahsiyetine aitti; boy beyleri bu tarlaları ailelere ki*ra bedeli ile dağıtırlardıYeni bir aile kurulurken ona da müşterek araziden bir parça verilirdiBun*dan dolayı İslâmiyet öncesi Türk toplumlarında ne toprağa dayalı aristokratlar,ne de topraksızlıktan köleliğe düşmüş yoksullar zümresi vardı[3]Türk devletinde herkes kabiliyet ve çalışkanlığına göre her makama yükselebilirdiBunun tek şartı beye (devlete,millete) hiz*met idiSöylediğimiz gibi kölelik,menşeini,"yerleşik" kültürlerden alan ve orman cemiyetlerinde mevcut bir müessese olup aslında bozkırlara yabancı*dır[4]

Zorlamacı Din Anlayışı Yoktu

Üçüncü yüzyılın sonlarına kadar çok tanrılı dinlere inanan ve bu dönemde Hıristiyanlığı kabul eden halka,akla hayale sığmayan eziyetleri lâyık gören Roma imparatorları,Hıristiyanlığın 388’de devlet dini olmasından sonra kendilerini Hıristiyanlığın bayraktarları olarak görmeğe başladılarBizans İmparatorluğu döneminde,Hıristiyanlık devletin işleyişinde önemli bir prensip haline geldi ve yeni memleketler fethedilir edilmez halk zorla Hıristiyan yapılmağa çalışıldıBizans İmparatorluğu bu kez Hıristiyanlığın temel prensip ve kaidelerine yönelerek,bu dine inananları esas almış ve bundan başka dinlere inananlar,dinlerini değiştirmeğe zorlanmışlardırİnançlarından dönmeyenler ise insafsızca cezalandırılmışlardır

Eski Türk devletlerinin halkları dinî bakım*dan bütünlük arz etmezlerdiDeğişik dinlere mensup insanlar bir arada yaşarlar,ibadetlerini serbestçe ya*parlardıHakimiyeti elinde bulunduranlar, hiçbir za*man halkı kendi inançlarına zorlamadıklarından Orta Asya Türk devletlerinde "Halk dini" ile "Devlet di*ni" çoğunlukla birbirlerinden ayrılmıştıHalk dini daha çok hastalıkların tedavisinde,fala bakmakta,si*hirbazlık gibi hususlarda geniş tabakaların günlük ihtiyaçlarına cevap veren ve onları manevî bakım*dan tatmin eden ilkelerdiBu dinin esası cin ve peri*lere,ölülerinin ve hayvanların ruhlarına inanmaktıRuhlara,şaman denil en rahipler kendi ruhlarını gön*dererek veya onları kendi içlerine alarak ilişki kurar*lar ve böylece de onlara inananları etkilerlerdi[5]

Kölesiz Toplum Yapısı

İlk Türk devletlerinde kağanın yetkileri yasa*larla belirtilmemişti,anane halinde yaşıyorlardı Bu*nunla beraber Katip Çelebi'den öğrendiğimize göre Karahıtayların yasalarında,Cengiz Yasasında,Ti*mur'un Tüzükleri’nde kağanın görevlerine dair hü*kümler bulunmaktadırTürk devlet geleneğince Kağanın görevi daha devlet kurulmadan başlamakta idiTürk ulusunu devletsiz bırakmamak,boylarını bir araya toplamak en önemli göreviydiBu görevin hukukî veya idarî ol*maktan ziyade sosyal bir karakteri vardıOrhun Abidelerinden de milleti çoğaltmak,açı doyurmak,çıplağı giydirmek gibi görevleri olduğu anlaşılmakta*dırYusuf Has Hacib ise hakanların görevlerini esas*ta ikiye ayırmaktadır,dışardan gelen tehlikelere kar*şı kılıcı,iç huzuru sağlamak için de töresi vardırYu*suf Has Hacib'e göre gerçek iç ve dış barısın sağlana*bilmesi,iç ve dış ilişkilerin adalete dayanmasıyla mümkündürOrdulara kumanda etmek hak ve göre*vini töre hakana vermektedirYasaların baş uygulayıcısı O idiHakana herkes itaat etmekle mü*kellefti Başbakanı,yüksek memurları o tayin eder O azlederdiDevlet mahkemesi(yargı)nın başka*nıydı: toyu,kurultayı toplantıya o çağırır,törede ya*pılması gerekli değişikliklere dair tekliflerde bulu*nurdu[6]

Kitabelerde bodun sözü bazen "kara" sıfatı ile birlikte kullanılmıştırBuna karşılık bir de ak-beğ deyimi,Türk cemiyetinde bir "asîller" sınıfı*nın varlığı hususunda yoruma sebep olmuş gibidirDevlet idaresinde ha*kana büyük yardımcılar durumunda olan beylerin idare edilen halka nispetle üstün tutulması tabiî ise de,bundan imtiyazlı bir sınıf hükmünün çıkarıl*ması müşküldürNitekim kitâbeler-deki hitaplarda,çok kere,devlette en yüksek icra makamlarım işgal eden "buyruk"lar (nazırlar,bakanlar) beylerden önce yer almaktadırTürkçe'de "kara" sıfatının,as*lında,aşağı bir dereceyi değil,aksine,büyük, kudretli,yüksek,saygı değer seviyeyi belirttiği hususuna da ayrıca dikkat çekilmiştirBuna göre,kita*bedeki "kara-bodun" ifadesini,"asıl,büyük,kalabalık bodun" diye mânalandırmak gerçeğe daha yakın görünmektedir ve ihtimal,sayısı az olanlar "ak" sayılmıştır Dede Korkut'da açıklandığına göre,bey olabilmek için,kan dökmek,aç doyurmak,çıplak giydirmek lâzımdırŞartlar bunlardan ibarettirHerhalde kitâbelerdeki şu hitap zinciri,Kağan,ailesi,bodun,şadapıt beyler,tarhanlar,buyruk beyleri,Dokuz-Oğuz beyleri,bir "sınıf hiyerarşisi değil,doğrudan doğruya devlet içinde idare edenlerden,idare edilenlere doğru bir sıralama olmalıdırBoz*kır kültüründe hâkim zihniyet de bunu gerektirir[7]

Devletin yalnız hükümdar ve ailesinden ibaret sayıldığı topluluklarda ("dominium") siyâsî hürriyet ve çalışma serbestliği yok gibidirDevlet idaresi ve ülke anlayışında idareci ile halk arasında ortaklık bulunan siyâsî teşekkül*lerde ise,durum başkadırEski Türk topluluğunda da insanın ferdî hukukla donatılmış ve iktisaden hür bir hayat düzeninde olduğu anlaşılmaktadırBu*nun tarihî vesikalarla ortaya konması mümkündürÖnce,ailede husûsî mül*kiyet mevcut idiBozkır Türk devletinde taşınır mallarda olduğu gibi ta*rım arazisi üzerinde de özel mülkiyet câri idiHusûsî mülkiyet kişi hakla*rının ve hürriyetinin teminatıdırİnsan şahsî mülke sahip olup,onu istediği gibi kullandığı veya değerlendirdiği sürece hürdür10asır Bulgarlarında fertler kendi arazilerinden elde ettikleri mahsûlden hükümdara bile bir şey vermeyebiliyorlardıHazar hakanı ve idarecileri tebaanın mülküne el uzatamazlardıOğuzlarda "bey"ler,hanın bazı aşırı davranışları karşısında seslerini Avrupa Hun imparatorlarından Attilâ'nın başkentinde bir Bizanslı,Bizans'ta insanın baskı altında ti tutmasına ve kanunların yürümemesine karşılık kendisinin Hun memleketinde hür olduğu ve korkusuz yaşadığını söylemiştiÇin'deki köleler,hürriyet ülkesi olan Asya Hım topraklarına kaçıyorlardıBozkır Türk topluluğunda "küçük aile" kuruluşundan gelen öyle bir hürriyet havası vardı ki,her aile başlı başına bir il sayılabilirdi

Alıntı Yaparak Cevapla