Konu
:
Tımarlı Sipahi..........
Yalnız Mesajı Göster
Tımarlı Sipahi..........
11-25-2012
#
1
Prof. Dr. Sinsi
Tımarlı Sipahi..........
Timarlı Sipahi
Timar sâhibi süvâri askeri
Osmanlı ordusunun esâsı ve en büyük kısmını timarlı sipâhi denilen atlı ordusu teşkil etmekteydi
Timarlı sipâhiler kapıkulu sınıfları gibi maaşlı değildi
Leventler ve akıncılar gibi ganimetlerle geçinmezler
yaşamaları için devlet toprak verirdi
Toprağın üzerinde köylü vardı
O köylüden vergiyi timarlı sipâhi toplar
Bununla hem kendini geçindirir
hem de atları ve silâhları devamlı hazır bulundururdu
Timar
ordunun er ve subaylarına sürekli askerlik hizmetlerine ve kendilerinin ve adamlarının harbe hazır olmaları
sefere çıkarıldığında hazineye yük olmadan getirdikleri silâh
malzeme ve yiyeceklere karşılık ödenen bir maaş gibiydi
Selçukluların Arapça ıktâ dedikleri böyle toprağa Osmanlılar
tâbiri Türkçeleştirerek dirlik demişlerdir
Dirlikler gelirleri bakımından üçe ayrılırdı
Yıllık geliri 19
999 akçaya kadar olan dirliğe
timar; 20
000 akçadan 99
999 akçaya kadar olan zeâmet; 100
000 akçadan îtibâren gelir getirene de has denilirdi
Burada gelir tamâmen vergi mânâsındadır
Yâni ürünün gerçek değeri değil
üründen köylünün devlete verdiği vergi değeridir
Bu vergiyi
diğer bâzı vergilerle berâber toplamak hakkı dirlik sâhibi sipâhiye âitti
“Ednâ” denilen küçük timar sâhipleri er ve erbaş; “evsâf” denilen orta timar sâhipleri astsubay; “âlâ” denilen büyük timar sâhipleri küçük rütbeli subay derecesindeydiler
Küçük zeâmet sâhipleri binbaşı
orta zeâmet sâhipleri yarbay
büyük zeâmet sâhipleri albay derecesinde yüksek rütbeli süvâri subaylarıydı
Bu sonunculara alay beyi deniliyordu ki
sonradan Farsçalaştırılarak miralay ve bugün aynı mânâda albay olmuştur
Sancakbeyi tümgeneral ve beylerbeyi orgeneral rütbesindeki kişilerin dirliğine “hâs” deniliyordu
Vezirlerin
hânedan üyelerinin de hâsları vardı
En büyük hâslar pâdişâha âitti
İki türlü tımarlı olurdu: aaakireli ve aaakiresiz
aaakireli tımarlılar
tımarı merkezden
yâni İstanbul’da Dîvân-ı Hümâyundan doğrudan doğruya alanlardır
aaakiresiz timarlılar ise dirliklerini Beylerbeyinin arzı üzerine alırlardı
Bir tımarın ilk üç bin akçalık çekirdek kısmına kılıç gerisine terakki denilirdi
Zîrâ her üç bin akça için sipâhi yanında kendisi gibi atlı ve teçhizatlı bir asker getirmeğe mecburdur
Cebeli denilen bu erler
sipâhinin çocukları
kardeşleri
akrabâsı olacağı gibi
toprağı işleyen herhangi bir kimse de olabilirdi
Bâzı tımarlarda kılıç iki bin akçaya
hatta daha aza düşebiliyordu
Bâzı timarlarda ise en çok altı bin akçaya kadar çıkabiliyordu
Sipâhi
timarın bulunduğu topraklarda yaşar
köylülerden vergisini genellikle mal olarak alır ve bu geliri kendisini ve cebelilerini geçindirmek için kullanırdı
Köylerdeki düzeni korurdu
Sipâhilerin
tımarları içindeki devlet topraklarını
çiftçilere dağıtırken
verdikleri vesikaya sipâhi senedi denirdi
Birinci Murâd Han zamânında tesis edilen sipâhilerin Anadolu ve Rumeli’nin Türkleşmesinde ve İslâmlaşmasında büyük hizmetleri görüldü
Rumeli tımarları
Anadolu tımarlarından dahaverimliydi
Anadolu’da üç bin akçaya kadar olan tımarlar orduya bir cebeli verdiği hâlde
Rumeli’de üç bin akçaya kadar olan tımarlardan iki
hatta üç cebeli çıktığı olurdu
Tabiî tımarların üzerinde yaşayan köylü çiftçilerin Anadolu eyâletlerinde büyük çoğunluğu Türk olduğu halde
Rumeli eyâletlerinde ancak yarıya yakını Türk
yarıdan fazlası
bâzı bölgelerde çok daha fazlası Hıristiyan Ortodoks
bâzı bölgeler de Katolikti
Sefer ilân edilince sipâhiler
Seraskerin bulunduğu yere gelir
yoklama olurlar
dirlik sipâhileri ve cebelileri ayrı ayrı deftere yazılırdı
“Sipâhi ve cebeli falanca paşanın defterlisidir” diye bilinirdi
Sefere dâvet olunup da sefere iştirak etmeyen sipâhinin elindeki timar zaptolunur
b
aşk
asına verilirdi
Kânunen götürmek mecburiyetinde oldukları cebeli ve gulâmı getirmeyenler ve götürüp de kaçanların yerlerine diğerlerini tedârik edemeyenler hakkında da aynı muâmele tatbik olunurdu
Yığınak emri gelince her tımar sâhibi
cebelileriyle berâber
kendi kazâsının belirli yerinde toplanırdı
O kazâdaki timarlılar
çeribaşı denilen sipâhi yüzbaşısının emrinde bulunurlardı
Çeribaşı da alay beyinin emrine giriyordu
Alayını toplayan alay beyi
sancak beyine gidip hazır olduğunu bildiriyordu
Kendi mâliyet askerini de alan sancak beyi
bu sipâhi alayıyla berâber
beylerbeyine katılmak üzere harekete geçiyordu
Bu iş büyük bir süratle yapılıyordu
Beylerbeyilerin izin vermesiyle sancak beyleri tarafından bir kısım sipâhiler memleket muhâfazası için yerlerinde bırakılabilirdi
Sipâhi sefere gittiğinde yerine vekil olarak bıraktığı korucu
dirlik sâhibinin yokluğunda toprağın muntazaman işlenmesine nezâret ederdi
Eğer sipâhi harbin uzaması hâlinde kışı hudutta geçirmek emri alırsa
dirliğine harçlıkçı denilen bir vekil göndererek
yıllık gelirini bulunduğu yere getirtirdi
Timar ve zeâmet; sâhibi ölünce
ekseriya büyük oğluna
yoksa kardeşine veya yeğenine verilirdi
Fakat bunun için timar ve zeâmetin bağlı olduğu alay
vârisin toprağı idâre edebilecek kâbiliyet ve şartlara hâiz olduğuna şehâdet ederlerdi
Zâten bir sipâhi subayı
yerine geçecek birini yıllar boyunca hazırlayıp
yetiştirirdi
Bu sûretle dirlik tecrübesiz insanların eline geçmezdi
Timar ve zeâmet sâhipleri
arâzileri üzerindeki toprakları üç yıldan fazla işlemezlerse
dirliklerini kaybederlerdi
Toprak işlememek
Allahü teâlâya karşı bir günah sayılırdı
Zîrâ toprak sâyesinde Allahü teâlânın kulları beslenirdi
Timar her eyâlette bulunmazdı
Meselâ Cezâyir
Tunus
Trablusgarb
Mısır
Yemen
Bağdat gibi eyâletlerde timar ve zeâmet yoktu
Çoğunlukla Türk nüfûsunun bulunduğu eyâletlerde timar ve zeâmet teşkilâtı yapılmıştır
Timarlı sipâhi tamâmen Türk soyundan gelirdi
Sultan Birinci Süleyman Han (1520-1566) zamânında timarlı sipâhiler
en parlak devrini yaşadı
Bu zamanda 166
200 timarlı sipâhi vardı; bunun 74
000’i Rumeli
91
600’ü Anadolu timarlı sipâhisiydi
Bu sûrette Türk atlı ordusu
iki orduya ayrılırdı: Rumeli atlı ordusu ve Anadolu atlı ordusu
Meydan muhârebelerinde ordu düzeninin sağ ve sol kanatlarını bu iki ordu teşkil ederdi
Kapıkulu askerleri merkezde bulunurdu
İlk zamanlarda
Rumeli timarlı ordusunun kumandanı Rumeli Beylerbeyi
Anadolu timarlı ordusunun kumandanı da Anadolu Beylerbeyi idi
Fakat sonradan bu iki kanada da pâdişâh tarafından seçilen vezirler kumanda etmeye başladı
Sultan Süleyman Han devrinde bu iki ordu o derece büyüdü ki
sefer Avrupa’da olduğu zaman çok defâ Anadolu sipâhi ordusu çağrılmaz veya bâzı birlikler çağrılırdı
Sefer Asya’da ise
Rumeli askerleri ya çağrılmaz veya bâzı birlikleri sefere katılmak için istenirdi
Timarlı sipâhiler 17
yüzyıla doğru bozulmaya başladı
Kuruluşlarından beri Osmanlı Devletinin târihinde büyük bir rol oynayan timarlı sistemi
yeniçeriler için olduğu gibi kanlı ve ızdıraplı bir tasfiyeden ziyâde
sessiz sedâsız bir sûrette ve herhangi bir sarsıntıya sebep olmadan ortadan kalktı
Asırlar boyunca sipâhiler
memleketin en uzak köşelerine kadar yayılıp
köylüyle iç içe yaşadı ve uzun müddet zirâî iktisâdiyatın ve devlet toprak siyâsetinin faal mümessilleri rolünü oynamıştı
Pâdişâhın
devletin en ücrâ köşelerindeki sâdık temsilcileriydiler
Köylerin şenlenmesinde
bayındır hâle gelmesinde her türlü yardımda bulunurlardı
Timarlı sipâhilerin 17
asrın son yıllarında
hele 18
asırdan îtibâren sayıları önemli ölçüde azaldı
Kapıkulu süvârilerinin ehemmiyet kazanması ile Sultan Abdülmecîd Han (1839-1865)
19 Ocak 1841 fermanı ile birçok timarlı sipâhiyi emekliye sevk etti
Fakat timarlarını hayatlarının sonuna kadar ellerinde bıraktı
1844’te bir kısım timarlı sipâhisi
atlı jandarma olarak hizmete alındı
Zâten uzun müddetten beri ne sipâhi olarak
ne saray mensubu olarak kimseye timar verilmiyordu
Ölen timarlı sipâhilerin çocukları İstanbul’a getirilip
askerî mekteplere veriliyordu
1850’den sonra timar da
sipâhi de kalmadı
Prof. Dr. Sinsi
Kullanıcının Profilini Göster
Prof. Dr. Sinsi Kullanıcısının Web Sitesi
Prof. Dr. Sinsi tarafından gönderilmiş daha fazla mesaj bul