Konu
:
Göçebe Türklerin Uygarlığa, İslam'a Katkısı Olmadı Mı?
Yalnız Mesajı Göster
Göçebe Türklerin Uygarlığa, İslam'a Katkısı Olmadı Mı?
11-25-2012
#
1
Prof. Dr. Sinsi
Göçebe Türklerin Uygarlığa, İslam'a Katkısı Olmadı Mı?
Türk grup davranışının önemli bir bileşenini oluşturan ve modern zamanlarda halen de Türklerin davranışını belirleyen göçebe psikolojisi üzerinde çalışmalarımı
iki haftadır haber10 okuyucularıyla paylaşıyorum
Geçen hafta Türklerde halen süren göçebe psikolojisinin üzerine yükseldiği maddi anatomiyi net olarak ortaya koyabilmek açısından
Anadolu’ya gelmelerinden itibaren
Türklerin de ne ölçüde ve nasıl yerleşik hale geldiklerinin kısa bir hikayesini vermeye başlamıştık
Buna devam etmeden önce
yazılara gelen çok ciddi katkı ve eleştiriler üzerinde durmak isterim
Öncelikle Türklerin halen süren göçebe psikolojisine verdikleri örneklerle katkıda bulunan arkadaşlarımıza çok teşekkür ederim
Bu çalışmaların yapılma nedeni
Türklerin halen göçebe psikolojisinden nasıl etkilendiklerini gösterebilmek içindir
Ama henüz bu etkilerin neler olduğunu tartışmaya gelmedi sıra
Sanıyorum bu konuları konuşmaya başladığımızda arkadaşlarımızın bu katkılarından çokça yararlanacağız
Göçebe psikolojisinin süren etkilerini ele alan bu yazılarda
konuya doğrudan odaklandığımızda
bizim diğer alanlardaki görüşlerimizi bilmeyen arkadaşlarımızdan eleştiriler alacağımızı tahmin ediyorduk
Genel olarak uygarlık ve Türklerin uygarlık(lar)la ilişkisi ve uyarlık(lar) karşısındaki konumu üzerine b
aşk
a yerlerde ileri sürdüğümüz görüşlerimizi enine boyuna burada ortaya koymayınca
bir arkadaşımız haklı olarak şunları düşündüğünü söyledi:
“Selçuklu ve Osmanlının kurucu unsuru olan Türklerin
davranışlarında göçebe psikolojisini taşımaları; kas gücüne dayanan dayanıklı savaşçılar olarak iktidarı ellerinde tutmaları; buna mukabil
kentli Farisi-Grek-Ermeni nüfuzu karşısında itilmişlik duygusunu yaşamaları ilginç konular
Fakat Dücane Cündioğlunun
"İslam dünyasının merkezi" olarak nitelendirdiği
Selçuklu - Osmanlı coğrafyasında Türklere biçilen bu konum
kurucu unsurda sadece kası
savaşı
mücadeleciliği vurgulamak anlamına gelmez mi? 12
yy
dan sonra
İslam dünyasında kayda değer bir gelişme olmamış diyen müsteşrike hak verilmiş olunmaz mı?”
Bu soruya cevap verebilmek için genel olarak uygarlık ve Türklerin uygarlık(lar)la ilişkisi ve uygarlık(lar) karşısındaki konumu üzerindeki görüşlerimizi ortaya koymamız gerekir
Braudel gibi uygarlık tarihçilerine göre
Türklerin kendine özgü bir uygarlıkları yoktur; onların bu açıdan tarihteki rolleri uygarlıklar arasında aracı olmaktır
Türklerin kültürler ve dinler karşısında fanatik olmamaları
her türlü uygarlığı kolayca benimseyebilmeleri gibi özellikleri bu rollerini pekiştirmektedir
Uygarlıklar arasında aracı olma rolü
küçümsenecek bir rol değildir
hatta tam tersine “Türkler olmasaydı
uygarlıklar arasında etkileşim olmazdı
uygarlık tarihi olmazdı” denebilir
Benim uygarlık tarihçilerinin bu görüşlerine ilave olarak söylemek istediğim şey
henüz tam olarak başaramasalar
senaaacilikle yetinseler bile Türklerin tüm tarihleri boyunca kendi özgün uygarlıklarını oluşturmaya da giriştikleridir
Sürecin yönü bu doğrultudadır
Türklerin
mimari
şiir
musiki gibi alanlarda her zaman kendine özgü bir uygarlığın temelleri var olmuştur
Türklerin kendilerine özgü uygarlık kurmaya yatkınlıkları
İslam’la karşılaşmalarından sonra ayan beyan görülen bir olgudur
Öyle ki İslam’la ilk toplu karşılaşmaların olduğu coğrafya olan Maveraünnehir’de İslam düşünce külliyatına
mimarisine
müziğine Türk soylulardan çok önemli katkılar olmuştur
Türk tarihi açısından İslam olmanın heyecanıyla yerleşik yaşama ve uygarlığa yönelmenin ayırt edici biçimde kendini gösterdiği bu döneme “Maveraünnehir Aydınlanması” dense
yeridir
Müslüman Türklerin yerleşik ve uygar olma çabaları
yöneticilerin bazı aymazlıklarına rağmen Anadolu’ya geldikten sonra da
kendine özgü bir rotada sürmüştür
Selçuklu ve Osmanlı Türkleri
İslam uygarlığına Arap
Fars
Bizans parçalarından oluşan senaaae dayalı katkılar yapmışlardır
Katkılar pek doğal olarak düşünce ve bilim alanında değil
devlet yönetimi
askerlik
mimarlık ve İslam sanatı alanında olmuştur
Pek doğal olarak diyorum çünkü Türklerin yıkılmakta olan İslam dünyasındaki misyonu
onu korumak ve kollamaktır
Ayrıca tüm uygarlıklara düşünce alanındaki katkılar kuruluş ve gelişme döneminde yapılır
bir süre sonra kötü-ünlü Toynbee’nin zeolitleşme (taşlaşma) dediği durum ortaya çıkar
Örneğin modern uygarlık en önemli düşünürlerini Aydınlanma döneminde vermiş daha sonra kendini tekrarlamaya başlamıştır
Bu senaaae dayalı uygarlık
Batı modernleşmesinin meydan okumasına cevap verememiş
yenilginin külleri arasından yeni bir uygarlaşma umudu olarak Türkiye Cumhuriyeti ile çıkılabilmiştir
Dünyada modern uygarlığın krizinden söz ettiğimiz şu sıralarda Türklerin uygarlıklarla ilişkilerindeki bu muazzam nitelikleri
yeni bir uygarlık için dikkatlerimizin onlara çevrilmesine neden olmaktadır
Kaldı ki Türklerin savaşçı nitelikleri de uygarlık(lar)la ilişkileri açısından küçümsenemez
Onların savaşçı nitelikleridir ki
onları İslam dünyasını kılıcı
koruyucusu haline getirmiştir
Gerek Selçuklu gerek Osmanlı dönemi
muhtemelen Türkler olmasaydı
kaybolup gidecek olan İslam dünyasının yeniden şahlandığı
İslam uygarlığına muhteşem katkılar yapıldığı dönemler olmuştur
Türklerin İslam’a girişleriyle ortalığın karıştığını ve İslamiyet’in safiyetinin bozulduğunu
dolayısıyla İslam dünyasının şimdiki geriliğinden Türklerin sorumlu olduğunu öne sürüp duran Arap kökenli İslamcılar
bu çirkin iftiralarını Türkler olmasa yitip gidecekleri gerçeğine gözlerini kapayarak yapmaktadırlar
Haçlı Seferleri’yle ilgili tarihçiler arasında yapılan şu tartışma
Türklerin uygarlık(lar)la ilişkisi ve uygarlık tarihindeki rolü hususunda oldukça ışık tutucu olabilir
Tarihçi Jacques Pirenne
Haçlı Seferleri’nden söz ederken Batı uygarlığının dünyaya yayılışını Türklerin dokuz yüzyıl geride bıraktığını söylemektedir
Ona göre
eğer Türkler tarih sahnesine karışmış olmasaydı Batılılar
çok daha önce Avrupa-Hint yolunu açmış ve büyük keşifler 900 yıl önce başlamış olacaktı
Bu aaain tam aksini savunun Şemsettin Günaltay ise I
Tarih Kurultay’ında
Türklerin İslam uygarlığını savunması olmasaydı
bu uygarlığın 9 ve 10
yy
da yıkılacağını
9 ve 13
yy
lar arasında Ortaçağ karanlığında yaşayan Batı’ya İslam uygarlığının eserleri aktarılamayacağı için Rönesans’ın ortaya çıkmayacağını ileri sürmüştür
Bu aaalerden hangisi doğrudur bilinmez ama her iki tarihçinin de hemfikir olduğu konu
Türk faktörü işe karışmadan önce yakın-Doğu barajının pek gevşek olduğudur
Bu nedenle Hilmi Ziya Ülken de
Türkler olmasaydı
pek rahatlıkla bu gevşek yakın-Doğu’ya yarı barbar Avrupalıların yerleşeceklerini ama kurulan Haçlı devletlerinde gördüğümüz gibi buralara kültür bakımından pek bir katkı getirmeyeceklerini bildirmektedir
Tam tersine Haçlılar Ortadoğu’dan bir şeyler almışlardır
Türklerin koydukları blok
çeşitli nedenlerle taşmak zorunda olan Avrupa’yı b
aşk
a yollar bulmaya
yeni kıtalar keşfetmeye sevk etmiştir
Türklerin uygarlık tarihindeki rolünü
bunun gibi
Bizans
Sasani
Hint
Çin arasındaki işlevlerinde de gösteren birçok b
aşk
a örnek verebiliriz
Hasılı kelam
Türkler olmadan uygarlık tarihi olmazdı diyebiliriz
Her neyse
bir b
aşk
a tartışma noktasına geçelim
Yazılarımızın ortaya çıkardığı tartışma noktalarından birisi de
göçebe Türklerin yerli halkla ilişkisi sırasında
tarihçilerin kaydettiği
gözle görülür bir mukavemet ve muhalefetin olmadığıdır
Elbette bu uzun yıllar boyunca Anadolu coğrafyasında pek çok savaş ve gerilim yaşanmıştır
Özellikle Selçukluların Moğolların denetiminde olduğu zamanlarda Ermenilerin Moğollarla işbirliği neticesi ciddi kargaşalar görülmüş
Moğol-Ermeni işbirliğine karşı başta Karamanoğulları olmak üzere uçlardaki Türkmenler Memlüklülerle ittifak kurmuş ve durmaksızın savaşmışlardır
Yine aynı şekilde Babai isyanlarında ilk göç dalgasıyla gelip yerleşen Türklerle sonran gelen Türklerin arasındaki yer bulma kavgasının rolüne birçok tarihçi değinmektedir
Tüm bunlar vardır ama bunlara rağmen yerlilerle göçebelerin ciddi bir çatışması olduğundan bahsedilemez
Her biri
birbirleriyle karıştırılmaması gereken farklı olgulardır
Türklerin Anadolu’yu yurtlaştırmaları sürecinde bunlara benzer
örneğin yerlilerin Müslümanlaşması (Türkleşmesi) ya da tersine Türklerin Hıristiyanlaşması gibi daha birçok konu vardır
Ama bunların tartışma yeri burası değildir
Biz Türklerin göçebe geçmişlerinin bugün psikolojilerine olan etkisini konuşuyoruz
Türklerin Anadolu’ya yerleşme süreçlerini bu açıdan ele alıyoruz ve hemen ardından göç psikolojisinin görünen özelliklerini anlatmaya çalışacağız
Prof. Dr. Sinsi
Kullanıcının Profilini Göster
Prof. Dr. Sinsi Kullanıcısının Web Sitesi
Prof. Dr. Sinsi tarafından gönderilmiş daha fazla mesaj bul