Yalnız Mesajı Göster

Cumhuriyet Döneminde Din Siyaset İliskisi

Eski 11-25-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Cumhuriyet Döneminde Din Siyaset İliskisi



23 Nisan 1920 Cuma günü, Cuma namazindan sonra Hatm-i Serifler Buhari Kirâatleri ve dualarla Ankara’da açilan 1 Büyük Millet Meclisi, “Seriati ve hilafet makamini korumayi” bir vazife olarak üstlenir

(1)Fakat aradan iki yil geçmeden “Monarsi’den Cumhuriyete” geçisin ilk önemli belirtisi olarak Meclis’te saltanatin kaldirilmasi tartismalari baslar
Söz konusu tartismalarda, toplumda, özellikle de Istanbul’da güçlü bir tepki görülür Buna karsin Meclis’te konuya iliskin tartismalarda ayni oranda bir tepki ve reaksiyona rastlanmaz
Saltanatla ilgili Meclis’te uzun müzakereler yapilir Bu müzakereler neticesinde bazi din adamlari tarafindan; Cumhuriyetin ve millî devletin Islâmiyete aykiri olmadigi, saltanatin ise, Islâmiyetle bagdasmadigi görüsü ileri sürülür (2) Buna karsin saltanatin kaldirilmasina bazi din adamlari da siddetle karsi çikar:
“Saltanatin kaldirilmasina karsi” en güçlü tepki ise, sükrü Hoca ile Lütfi Fikri Bey tarafindan gösterilmistir MehmetSükrü Hoca’ya göre saltanatin kaldirilmasi mümkün olsa bile durum degismez Türkiye yine bir Islâm ülkesidir Meclis’le halife arasinda bir ayrim söz konusu olamaz Siyasal kudreti olmayan halife düsünülemiyecegine göre, “Meclis Halife’nin, Halife Meclisi’ndir” Halifelik, Seriata göre “hükümet etmek” anlamina geldigine göre, hilafetin siyasal güçten arindirilmasi Islâm’in bölünmesi demektir ve “hükümetsiz, istiklâlsiz, hürriyetsiz bir halife olamaz” Bu nedenle Millet Meclisi’nin doga baskaninin halife olmasi gerekir; Meclis’in çikaracagi yasalarin Halife tarafindan Seriat adina denetlenmesi ve onanmasi zorunludur Bu onamayi almayan yasa Ser’an geçerli sayilmayacaktir (3)
Mesrutiyet yanlisi Lütfi Fikri Bey de, bazi temel konularda farkli düsündügü Sükrü Hoca ile “Saltanat” hususunda birlesir:
“Osmanli Saltanati’nin “Sadik bendesi” olan Lütfi Fikri, saltanati kaldirmanin “reissiz” bir hükümet biçimini kabul etmek anlamina gelecegi kanisindadir Mesrutiyetin felaketi, saltanattan degil, “Ihtilal” hükümetlerinden gelmistir Sorumlu, Ittihad ve Terakki Firkasi ve özellikle de TalatPasa’dirSaltanatin kaldirilip, yetkilerinin tümden Meclis’e verilmesi, Meclis’i “evet efendimciler” haline getirebilecek bir kisinin tüm devlete egemen olmasi sonucunu dogurabilecektirTBMM olaganüstü dönemin meclisidir, saltanati kaldirilip, yeni bir siyasal biçimlenmeye gitmek yetkisi de yoktur Saltanat, ancak halk oyuyla kaldirilabilir; saltanatin kaldirilmasina yönelik Meclis karari, halkin karari degildir Bu açidan konu “halk referandumu”na götürülmelidir (4)”
Sükrü Hoca’nin ve Lütfi Fikri Bey’in bu görüslerine, Siirt Mebusu Hulki Bey, Mus Mebusu IlyasSami Efendi ve Antalya Mebusu Rasih Efendi karsi çikmislardirBu mebuslar, Hoca Sükrü’yü muhatap alarak yazdiklari “Reddiye”de, Türkiye’nin bir “reis”e ihtiyaci bulunmadigi, adi ister kral, ister padisah, ister Cumhurreisi olsun, kimsenin otoritesine giremiyecegini savunmuslardir
Meclis’te uzun müzakerelerden sonra saltanatin hilafetten ayrilarak kaldirilmasi asamasina gelindiginde, Mustafa Kemal söz alip masanin üzerine çikar, saltanatin kaldirilacagini belirtir ve su ifadeleri kullanir:
“Burada içtima edenler, Meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafik olur Aksi taktirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktir Fakat ihtimal bazi kafalar kesilecektir (5)
Mustafa Kemal’in bu konusmasindan sonra yasa tasarisi Meclis’in oyuna sunulur ve muhalif olanlarin itiraz dolu seslerine aldirilmadan saltanatin kaldirilmasina karar verilir (1 Kasim 1922)
Dipnotlar:
1- Bkz Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk-Söylev, C1 TTKY, Ankara 1987, s 576
2- Bkz Kemal Karpat, “Türkiye (Cumhuriyet Devri)”, Islâm Ansiklopedisi (MEB), CXII, MEBY, Istanbul 1988, s 394
3- Bkz Çetin Özek, Devlet ve Din, Ada Yayinlari, Istanbul, ts, S472
4- Age, s 472
5- Sükrü Karatepe, Darbeler, Anayasalar ve Modernlesme, Iz Yayincilik, Istanbul 1993, s 156
(II)
“Saltanatin kaldirilmasi, lâik siyasal iktidar düzenine geçisin de ilk asamasi olarak kabul edilmelidir Osmanli’nin kuramsal olarak, siyasal ve dinsel iktidari kaynastiran siyasal iktidar düzeni, saltanatin kaldirilmasi ile ilk kez bölünmekte, dinsel iktidar varligini sürdürse bile, -saltanatin kaldirilmasiyla- siyasal gücünü yitirmis olmaktadir (1)”
1 Kasim 1922’de saltanatin ilgasi kararinin alinmasindan sonra bir süre daha iç ve dis politik nedenler sebebiyle Halifeligin devamina müsaade edilmis ve bu süreçte Türkiye’de seküler baglamda yapilacak köklü degisimlere “zemin teskil etmesi için” “Firka” kurma girisimi baslatilmis ve söz konusu firka, “Halk Firkasi” namiyla 23 Ekim 1923’te tesekkül etmistir (2)
“1923’ten 1945’e kadar Türkiye’de bütün reformlara ve siyasi hareketlere Halk Partisi öncülük etmistir (3)” Çünkü bahsettigimiz bu dönemde Halk Partisi kendisini bütün milletin temsilcisi saymis ve bir hükümet organi gibi hareket etmistir
“Saltanatin kaldirilmasi ve hilafetin alikonulmasi ise, devlet baskanliginda tehlikeli bir belirsizlik yaratmisti Meclis’te ve disinda Halifenin sahsinda mesru hükümdari ve devlet baskanini -bir çesit mesruti hükümdar ve özellikle dinin savunucusu- gören bir çok kimseler vardi Ama Mustafa Kemal’in fikirleri baskaydi (4)”
29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi ve Mustafa Kemal Atatürk ilk Cumhurbaskani seçildi Bu seçimle birlikte “Halifelik” islevsiz bir hale geldi Böylelikle “Hilafetin kaldirilmasi noktasinda ilk adim atilmis oldu Sira hilafetin ilgasiyla neticenecek ikinci adimin atilmasina gelmisti Fakat bu süreçte Meclis’te Halk Firkasi iktidarina karsi ciddi bir muhalefet hareketi vardi ve “bu muhalefetin dayandigi fikirler, genis çapta Birinci Büyük Millet Meclisi’ndeki ikinci grupta hakim olan fikirlere benzemekte, destegini ise, bazi din adamlarinin önderlik ettigi tabakalar içinde bulmakta idi Saltanatin ilgasi ile ortaya çikan devlet baskanligi sorunu, tahmin edilemeyecek bir sekilde geliserek Mustafa Kemal Pasa’nin liderligini tehdit eder bir durum yaratmisti Karahisar Mebusu Sükrü Hoca “Hilafet-i Islâmiye ve Büyük Millet Meclisi” baslikli bir risale yayimlayarak, Islâmî esaslara göre devlet baskanliginin Halifeye ait oldugunu uzun uzadiya savunmus (*) ve bir hayli de etkili olmustu Halife’nin, devlet baskani olmasi demek, saltanatin tekrar canlanmasi anlamini tasimakta idi (5)
Hilâfet üzerindeki tartismalar, Türkiye sinirlarinin çok ötesinde bile yogun bir ilgi uyandirdi Özellikle de Hintli Müslümanlarin Hilâfete olan ilgisi tartismayi daha da yogunlastirdi

Alıntı Yaparak Cevapla