|
Prof. Dr. Sinsi
|
Tefsir Usulü Kaynaklari
Esbabun-Nüzul Kaynakları:
1)
12)
2- NASİH VE MENSUH
Nesh: Lügat manası: İzale[u], bertaraf, ibtal ve yok etme; izale edilen şeyin yerine başka birinin konulması veya konulmaması, nakletme[u], kaldırma, hükümsüz kılma, istinsah etme, değiştirme, tahvil etme[u]dir Nesehe fiilinin mastarıdır Nesh kelimesinin bu manalardan hangisinde hakikat, hangilerinde mecaz olduğu konusu ihtilaflıdır Bazı ilim adamları “izale ve iptal etme” manasında hakikat, diğerlerinde mecaz olduğunu söylemektedirler [u] Şeri manası: Bir nassın hükmünün ya yerine bir nass gelerek veya hiçbir nass gelmediği halde belli bir zaman sonra kaldırılmasıdır Bu önceki farzla amel etme müddetini, bu farzla amelin ne zaman bittiğini ve sonrakiyle amelin ne zaman başladığını belirtir Onun ne zaman biteceği Allah katında bilinir, fakat biz onun hükmünün sürekli olacağını düşünürüz Onu nesheden ayet gelince onun hükmünün bittiğini anlarız Bu da bizim ilmimizde bir değişmedir Fakat Allah katında bir değişme yoktur [u] Mukaddes bir metnin ilgası manasında da kullanılır [u] Bu şekilde kendinden önceki hükmü kaldırılan delile nasih, hükmü kaldırılan delile de mensuh denilir [u]
Keza günlük konuşmalarımızda da, güneş gölgeyi izale etti, ihtiyarlık gençliği giderdi, asırlar ve zamanlar birbirlerini neshetti gibi lafızları kullanmaktayız Ruhların bir bedenden diğerine intikaline inananların kullandığı tenasuh kelimesi de, intikal manasını ifade etmektedir Bir kitabı istinsah etmek te nakilden başka bir şey değildir İşte nesh kelimesi, şu yukarıda verdiğimiz manalardan her biri yerinde kullanılabilir Bazıları, onun bu çeşitli manalarda kullanılışının mecazi olduğunu söylemişlerdir [u]
Neshin Bölümleri:
Alimlerden bir kısmı neshi üç bölüme ayırır
1) Neshin Kurandaki şeri manalarından birincisi Arapçadan alınan şeklidir “Güneş gölgeyi neshetti”, yani onu sildi ve kaldırdı, yayılarak onun yerini aldı Bu mana Kuranda ya lafzını ve hükmünü silmesi ve onun yerine geçmesi şeklinde -Buna örnek olarak “Beş emzirme ayetini” gösterebiliriz- ya da lafzını değil de sadece hükmünü kaldırması şeklinde kullanılır
2) Arapçadan alındığı şekliyle “Rüzgar izleri neshetti” -Bunu silip götürdüğünde yağmur için de kullanabiliriz - Bu silme kaldırma bakımından güneşin gölgeyi neshetmesi gibidir Fakat yerine geçmek bakımından aynısı değildir Çünkü rüzgar genellikle sildiği şeyin yerine geçmez Bu mana ya lafzını silip hükmünü bırakma şeklinde -Recm ayeti gibi- ya da her ikisinin de kaldırılması şeklinde Kuranda da kullanılır
3) Arapçadan alındığı şekliyle “Kitabı neshettim”, yani lafız ve hece harfleriyle beraber aktardım Mekki lakabıyla bilinen Ebu Muhammed, en-Nasih vel-Mensuh isimli kitabında “Bu şeklin Kuranda bulunması doğru olmaz ” demiş ve Kuranda bunun mümkün olduğunu söyleyen Cafer Ahmed İbn Nehhasa karşı çıkmıştır Buna neshedenin, nesholunanla aynı lafızda olmayıp başka bir lafızla gelmesini delil göstermiştir Kitabul-İcaz kitabının yazarı da İbn Nehhası destekleyerek şöyle der: “Ebu Caferin dediğinin Kuranda kullanıldığı doğrudur ” Allah (c c ) şöyle buyuruyor:
“Biz sizin yaptıklarınızı neshetmekteyiz ” (Casiye: 45/29) Yani yazmaktayız
“O katımızda bulunan ana kitaptadır ” (Zuhruf: 43/4) Vahiyle Rasulullaha indirilen, kitapların anası olan Levh-i Mahfuzda bulunanın aynısıdır
“O, korunan kitaptadır ve ona temiz olandan başkası dokunamaz ” (Vakıa: 56/79)
“O, dilediğini siler ve bırakır Kitabın anası Onun katındadır ” (Rad: 13/39)
Bu, zikredilen manadaki neshin Allahın kitabında caiz olacağına dair kuvvetli bir delildir
Bu açıklamaya göre Kuran Levh-i Mahfuzda lafız ve hece harfleriyle taşınmak suretiyle neshedilmiştir-aktarılmıştır Arap dilinde herşeyin anası demek aslı demektir Mekkinin bu şekildeki neshin caiz olmadığına dair gösterdiği delil Kuran-ı Kerimin Levh-i Mahfuzdan mushaflara aktarılmasına zıt değildir İcaz kitabının yazarının Mekkinin söylediklerini reddetmek, İbn Nehhası desteklemek için verdiği cevapta şüphe vardır Çünkü bu, üzerinde ittifak edilen bir meseledir Neshin bu şekline göre Kuranın tamamı neshedilmiştir Çünkü o, Levh-i Mahfuzdan nakledilmiştir Ya da Mekkinin itiraz ettiği Kuranın Levh-i Mahfuzdan nakledilmesi değildir Çünkü Mekki bunu inkara kalkacak kadar cahil değildir En iyisi Mekkinin “Kuranda bu şekilde nesh caiz değildir ” sözünden kastının, Kuranın Ruhul-Eminle rasullerin efendisinin kalbine indirilmesinden sonra Kuranda bu şekilde neshin caiz olmayacağı şeklinde anlaşılmasıdır Son zikredilen manadaki nesh, yani Rasulullahın vefatından sonra Kuranın kelime ve harfleriyle nesh kesin olarak reddedilmiştir Mekkinin sözünden kastedilen bu ise isabetlidir Fakat İbn Nehhasın itiraz etmesi “İcaz” kitabının yazarının Mekkinin sözünü geçen şekilde yorumlamasından dolayı isabetli değildir O zaman gerçekte bir ihtilaf yotur [u]
Nasih ve Mensuh İlminin Önemi:
İcaz kitabının yazarı şöyle dedi: Sahih senedle rivayet edilmiştir ki Ali (r a ) mescitte insanlara İslamı anlatan bir adam gördü Ali ona: “Sen nasih ve mensuhu biliyor musun?” diye sordu Adam: “Hayır, bilmiyorum ” dedi Ali ona: “Sen helak oldun ve insanları helake sürüklüyorsun ” dedi Ondan sonra adamı mescitten çıkarttı ve ona bir daha insanlara İslamı anlatmayı yasakladı Bu rivayetin benzeri Abdullah İbn Abbas hakkında rivayet edildi İbn Abbas hakındaki rivayette ise, Adam nasih ve mensuhu bilmediğini söyleyince İbn Abbas onu tekmeledi ve ona: “Helake uğradın ve insanları helake sürüklüyorsun ” dedi
“Kime hikmet verilirse ona çok hayır verilmiştir ” (Bakara: 2/269) ayeti hakkında İbn Abbas şöyle dedi: Ayetteki hikmetten kasıt, Kuranı, nasih ve mensuhu, muhkemi-müteşabihi, mücmeli-mufassalı, daha önce nazil olanı-daha sonra nazil olanı, haramı-helali ve Kuranda verilen misalleri bilmektir
Huzeyfe İbn Yeman (r a ) şöyle dedi: “İnsanlara fetva veren kişiler üç türlüdür
1) Kuranın nasihini ve mensuhunu bilen kişi
2) Kadı olarak tayin edilmiş ve başka çaresi olmayan kişi
3) Fetva makamına layık olmayan fakat fetva veren kişi Ben birinci ve ikinci kişilerden değilim Üçüncü kişi olmaktan da Allaha sığınırım ”
Şeyh Hibetullah İbnü Selame Nasih vel-Mensuh kitabında şöyle dedi: Selef alimlerinden şöyle bir söz nakledilmiştir: “Kitap ilmini öğrenen fakat nasih ve mensuhu bilmeyen kişinin ameli eksiktir Çünkü böyle bir kişi yasaklananla emredileni, mübah olan ile haram olan şeyleri karıştırır ”[u]
Nesh Caiz midir?
Bu husustaki tartışmaları şöyle özetleyebiliriz:
1) Nesh, aklen ve naklen mümkün müdür?
2) Şayet caiz ise bilfiil vuku bulmuş mudur?
3) İslamda, yani Kuran ve sünnette nesh caiz midir?
4) Şayet İslamda nesh caiz ise vukubulmuş mudur?
5) İslamda nesh caiz ve vukubulmuş ise nerelerdedir?
Nesh konusunda ihtilaf edenler bu soruların cevabını vermeye çalışmışlar ve her bir görüş sahibi delillendirmek suretiyle bu sorulara müsbet veya menfi cevaplar vermeye çalışmışlardır Müslüman alimlerin cumhuru neshin hem eski şeriatlerde, hem de İslamda caiz ve vaki olduğunu kabul etmişlerdir Neshin en şiddetli karşıtları Yahudilerdir Zira Yahudi alimleri, neshi kabul ettikleri taktirde bunun, kendi şeriatlerinin neshedilmiş olduğu neticesine varacağını çok iyi anlamış durumundaydılar Bu yüzden nesh konusu gündeme gelince buna şiddetle karşı çıkmışlardır Bunun yanında daha İslamın ilk intişarı yıllarında müşrikler neshi İslam için bir kusur olarak görmüşler ve “Görmüyor musunuz, Muhammed ashabına dün emrettiğini bugün değiştiriyor; bugün yapılmasını emrettiği bir şeyi yarın kaldırıyor!” diyerek İslam ile alay etme yolunu tutmuşlardı Rasulullah (s a v ) İslamın eski şeriatları kaldırdığını ve hükümsüz bıraktığını ilan ettiği zaman Yahudiler kendi dinlerinin kıyamete kadar baki kalacağı ve Muhammedin getirmiş olduğu kendi dinlerini neshedemeyeceğini ileri sürerek karşı çıktılar
Rasulullahın ashabı ve tabiun içinde nesh aleyhinde konuşan, onun aklen ve naklen caiz olup olmadığı konularında gerek müsbet, gerekse menfi fikir ileri sürenlere rastlamıyoruz Diğer taraftan neshin aklen ve naklen caiz olup olmadığı konularında müslümanlar arasında yine herhangi bir görüş ayrılığı görülmemektedir Ancak, neshin nerelerde olup olamayacağı, Kuran ve hadiste nerelerde nesh meydana geldiğinde bazı ihtilaflar mevcuttur Kuran-ı Kerimde neshin caiz olmadığını ilk ileri süren, Mutezile alimlerinden olan Ebu Müslim Muhammed İbn Bahr el-İsfahani (322/934)dir Daha sonra gelen Hindistanlı alim Şah Veliyyullah Dihlevi (1176/1762) de Ebu Müslimin şüphelerine dayanarak bu hususta bir takım iddialar ortaya atmış ve Kuranda neshin olamayacağını, mensuh sayılan ayetlerin aslında mensuh olmayıp muhkem olduklarını, bazılarında tahsis veya telifin mümkün olduğunu ileri sürmüştür Son zamanlarda Mısırın tanınmış alimlerinden Dr Muhammed Tevfik Sıdkı da Kuran-ı Kerimde neshin vukuunu şiddetle reddedenler arasındadır 1906 senesinde el-Menar dergisinde neşrettiği “en-Nasıh vel-Mensuh” adlı makalesinde bu nazariyesini geniş bir şekilde ve müdellel olarak izah etmiştir Türkiyede “Tanrı buyruğu” adlı Kuran-ı Kerim mealinin müellifi Ömer Rıza Doğrul da bu nazariyeyi destekleyenlerdendir Günümüzde de bazı ilim adamları aynı nazariyeyi benimsemiş görünmekte ve Kuran-ı Kerimde neshi kabul etmemektedirler
Neshin caiz olduğu görüşünde olanlar bunu, Kuran-ı Kerimdeki şu ayetlerle delillendirmektedirler:
“Biz, bir ayeti ondan daha iyisini veya onun gibisini getirmeden neshetmeyiz veya unutturmayız ” (Bakara: 2/106)
“Biz bir ayeti diğer bir ayetin yerine tebdil ettiğimiz, değiştirdiğimiz zaman –Allah ne indireceğini en iyi bilir- derler ki: Sen bir müfterisin Hayır onların pek çoğu bilmezler ” (Nahl: 16/101)
“Yahudilerin zulümleri onların birçoğunu Allah yolundan alıkoymaları, nehyedilmelerine rağmen faiz almaları, halkın mallarını haksız yere yemeleri sebebiyledir ki Biz, kendilerine helal kılınan temiz ve güzel şeyleri onlara haram kıldık ” (Nisa: 4/160-161)
“Ayetlerimiz onlara apaçık deliller olarak okunduğu zaman bize kavuşmayı ummayanlar: “Ya bize bundan başka bir Kuran getir, yahut onu değiştir ” dediler De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olmayacak şeydir Ben, bana vahyolunagelenden başkasına tabi olmam Eğer Rabbime isyan edersem şüphesiz büyük günün azabından korkarım ” (Yunus: 10/15)
“Biz seni okutacağız da sen asla unutmayacaksın Ancak Allahın dilediği müstesna Çünkü O, aşikarı da bilir, gizliyi de ” (Ala: 87/6-7)
Neshin Kuran-ı Kerimde olmadığını iddia hükümlerinin sonradan kaldırılmasından daha tabii ne olabilir? Kaldı ki nesh keyfiyeti, ebedi olan akidelere dokunmayıp sadece ahkamdaki emir ve yasaklara inhisar etmektedir Aynı zamanda bu değiştirme müminlerin, dini vecibelerini daha kolay ve pratik bir şekle sokma maksadıyla meydana gelmiştir Bu yüzden nesh keyfiyetini Allaha yakıştırmamak gibi bir düşüncenin temeli yoktur Zira bu edenler bu ayetlerin neshin Kuranda vukuuna değil de neshin aklen caiz olduğuna delil kabul eder veya bu neshi geçmiş şeriatlere tahsis ederler Aralarında meşhur müfessirlerin de bulunduğu ve müslüman alimlerin ekseriyetinin sahip olduğu görüş, neshin cevazı ve vukuudur Bunlara göre Kuran, kendinden evvel indirilmiş semavi kitapları neshettiği gibi yeni kurulmaya başlanan İslam toplumunun inkişaf ve tekamülü icabı emir ve yasakları ihtiva eden bazı ayetlerin nesh keyfiyeti Allah tealaya nazaran değil, kullara nazarandır
Nesh konusunda ittifak halinde olan İslam alimleri nasih ve mensuh hakkında ihtilaf etmişlerdir Nasih hakkında ihtilafları daha ziyade hadislerin Kuran ayetlerini nesh edip edemeyeceği konusundadır İmam Şafiinin de içlerinde bulunduğu bir grup müctehid, Kuran ayetini ancak yine bir Kuran ayetinin neshedebileceği görüşündedirler Bunlara göre mütevatir de olsa bir hadis herhangi bir Kuran ayetini neshedemez Diğer bir kısım alimler ise Necm suresinin 4 ve 5 ayetlerinde: “O, kendi arzusuna göre konuşmaz Onun sözü kendisine gelen vahiyden başka birşey değildir ” Buyrulmasını delil göstererek Rasulullahın sözlerinin de nihayet vahye müstenid olduğunu, lafzı Rasulullaha, manası Allaha ait kudsi hadislerin bulunduğunu, dolayısıyla bunların da birer vahiy olduğunu göz önünde bulundurarak Rasulullahın sözlerinin Kuran ayetini neshedebileceğini ileri sürmüşlerdir Yalnız burada bir şart ileri sürülmektedir ki buna göre Kuran ayetini neshedebilecek hadisin Rasulullahın şahsi ictihadına dayanmaması gerekir Allah Rasulünün bizzat kendi ictihadı olduğunu belirttiği söz ve sünneti Kuran ayetini neshedemez [u]
Tevratta Ademin çocukları hakkında birbirleriyle evlenmesine izin verilmişken, sonradan bunlar neshedilmiştir Aynı şekilde yahudiler için Cumartesi günleri iş yapmak yasaklanmışken, İncilde böyle bir yasak mevcut değildir [u]
Kuranda neshi reddedenlerin görüşlerini şöylece sıralayabiliriz:
1) Nesh aklen caiz olmakla birlikte, Kuran-ı Kerimde bilfiil vaki olmamıştır
2) Kuranda nesh meselesi İslam akideleriyle ilgili olmayıp, ancak tefsir ilminde bir sitem (mezhep) tir Zira akaide ait bir mesele olsaydı inkar edilmezdi
3) Mensuh ayetlerden maksat, Tevrat ve İncildeki, yani eski şeriatlerdeki hükümlerdir
4) Kurandaki şu veya bu ayetin, şu veya bu ayeti neshettiğine dair bir sarahat yoktur
5) Neshi kabul edenler, mensuh ayetin önce, nasihin ise sonradan nazil olduğuna dair birçok defalar kati bir delile malik değillerdir Nitekim Bakara suresindeki (240 ve 224) iddet meselesine ait ayetlerde olduğu gibi bazı ayetlerin mensuhu nasihten sonra nazil olduğu da müşahade edilmiştir
6) Şu veya bu ayetin, şu veya bu ayetle neshedildiğini sarih ve kati bir şekilde teyid edecek Rasulullahdan sadır olmuş olan ve müttefekun aleyh olarak kabul edilen bir hadis de mevcut değildir
7) Nasih ve mensuh ayetlerin sayıları hakkında bile bir ittifak hasıl olmuş değildir
8) Neshi kabul edenler, bir taraftan neshin ancak emir ve nehiylere ait ahkama inhisar ettiğini iddia ederlerken, diğer taraftan ahbara ait lafızların bile nesh olunduğunu kabul etmektedirler
9) Ahad rivayetiyle Kuran-ı Kerimin ayetleri isbat olunamadığı gibi, inkar da olunamaz Bu sebepten Fatiha ile Muavizetan surelerinin Kitabullahtan addedilmediğine dair bu gibi bazı rivayetler nazarı itibara alınmamıştır
10) Rasulullah, kendisine nazil olan Kuran-ı Kerimi halka tebliğ etmiş, katiplere yazdırmış, diğer bazı sahabiler de kendileri için mukaddes metni istinsah etmiş, bir çoğu da ezberlemiş bulunuyordu Kuran metinleri namazlarda, hutbelerde ve diğer bazı ahvalde, Rasulullah tarafından pek çok defa tekrarlanmış olduğu gibi, esasen daha hayatta bulunduğu sıralarda bütün surelerin hangi ayetlerden teşekkül ettiği de tesbit edilmiş bulunuyordu Rasulullahın vefatından sonra da Kuran metinleri biraraya toplanmıştı Osman (r a ) tarafından, elimizdeki şekliyle yazılmasına emir verilmişti Bu suretle ince bir tetkikten ve hafızların da sıkı bir kontrolünden geçirildikten sonra ortaya konulmuş bulunan bu mushafların bir kaç nüshası muhtelif bölgelere gönderilmişti Esasen bu bölgelerde Kuranı ezber bilen ve evvelden yazı ile tesbit olunmuş parçalara sahip bulunan sahabiler de mevcuttu Bunlar Osmanın gönderdiği mushafları muvafık bulduklarından dolayı itiraz etmediler Eğer bu mushaflarda bir kusur görülseydi, muhakkak daha o zaman reddedilir, belki de kanlı savaşlara yol açılır ve bu sebepten dolayı Osman öldürülürdü Halbuki hiç te böyle olmamıştır Bu mushaflar Rasulullah tarafından tebliğ edilen Kuranın ta kendisidir İçinde nasih ve mensuh ayetlerin mevcut olduğunu isbat etmek için ileri sürülen delillerden başka daha çok kuvvetli deliller göstermek icabeder [u]
Neshi ilk olarak kabul etmeyen Ebu Müslim el-İsfehani delil olarak şu ayeti getirmiştir:
“Batıl ona, önünden de ardından da gelemez Hakim ve Hamid tarafından indirilmiştir ” (Fussilet: 41/42)
Ebu Müslim bu ayete ters düştüğünü sandığı nesh çeşitlerini reddetmiştir Allahın indirdiği Kuranî bir hükmün ortadan kaldırılmasından sakınmak için neshe tahsis ismini vermiştir [u]
İnsa (Rasulullahın hafızasından bir ayetin silinmesi) keyfiyeti üzerine bazı görüşler ileri sürülmüş ve bazı haberler nakledilmiştir Hatta M Abduh “Evvelce Kuranda iken sonradan neshedilmiştir ” Veya “gece nazil olan ayetleri, Rasulullah gündüzleri unuttuğundan dolayı üzülürmüş” şeklindeki haberleri kabul etmemektedir Zira bu gibi haberler Rasulullahın masumiyetine ve “Zikri biz indirdik, onu koruyacak olan da biziz ” (Hicr: 15/9) ayetine muhaliftir [u]
Zerkeşi, Müşriklerden yüz çevirmeyi, onlara karşı sabırlı davranmayı emreden ayetlerin seyf (Tevbe: 9/5) ayeti ile neshedildiğini belirten alimlerin görüşlerinin zayıf olduğunu belirtir Çünkü burada nesh değil, nes vardır Yani, o hükme o hükmü ilgilendiren bir illetten dolayı belli bir zamana kadar o hükme uyma emredilmiş ve illet kalktıktan sonra başka bir hüküm devreye girmiştir Görüldüğü gibi bu nesh değil, nestir Çünkü nesh bir daha uyulması caiz olmayacak şekilde de hükmü kaldırmaktır [u]
Kuranda Mensuhun Kısımları:
Mensuhun kısımları altı tanedir
1) Yazılışı kaldırılıp yerine başka bir şey gelmeyen fakat icma ile hükmü baki kalan Mesela recm ayeti Ömer (r a ) şöyle demiştir: “Vallahi Rasulullahın zamanında şu ayeti okumuştuk: “Babalarınızdan yüz çevirmeyin bu sizin için küfürdür Eğer yaşlı erkek ve yaşlı kadın zina ederse, Allahtan bir ceza olarak onları mutlaka recmedin Muhakkak Allah Azizdir, Hakimdir ”[u] Rasulullah (s a v ) evli iki kişiyi recmetmiştir Ayetteki yaşlı erkek, yaşlı kadından kasıt evli erkek, evli kadındır [u] Bu konudaki nesh İbn Hibbanın sahihindeki Ubeyy b Kabdan rivayet edilen bir hadisi şerife dayanmaktadır [u] Kadı Ebu Bekir, Zerkeşi gibi alimler haberi ehadın Kuranı neshedemeyeceğini söylemiş ve neshin bu türünü kabul etmemişlerdir [u] Ebu Cafer en-Nehhas, Muhammed Hudari Bey, Dr Muhammed Suad ve Dr Mustafa Zeyd gibi alimler de bu tür neshi kabul etmemektedirler [u]
2) Başka bir ayetin hükmüyle hükmü kaldırılan ve Kuranda yazılışı kalan ayetler İcma ile her iki ayet de yazılışı ve okunuşu ile beraber Kuranda bulunur Mensuhun en yaygın şekli budur Vefattan sonraki iki iddet ayeti gibi Hibetullah bu şekildeki neshin Kuranda 63 surede bulunduğunu söyler [u] Bakara: 2/115 ayeti Bakara: 2/144 ve Bakara: 2/149 ayetlerle neshedilmiştir [u]
Muhakkik Sami Ata Hasan şöyle dedi: “Hükmün kaldırılıp tilavetin kalması manasındaki neshin bu çeşidi, bu konuda araştırma yapan araştırmacılar için önemli bir mevzu teşkil eder Bundaki hikmet şudur: “Kuran kendisindeki hükümlerin bilinmesi için okunduğu gibi, okumaktan sevap almak için de okunur Tilavetin kalıp hükmün kaldırılmasının hikmeti budur Çünkü nesih daha çok hafifletmek içindir Okunuş ta bu nimeti hatırlatmak için bırakılmıştır O nimet, neshedilen ayetin hükmünün bir sonucu olan meşakkatin kaldırılmasıdır Neshin bu çeşidini çok az bir grup kabul etmemiştir Kabul etmeyenler delil olarak: “Okunuş ve hüküm beraberdirler Birinin kaldırılıp diğerinin kaldırılması mümkün değildir ” derler Buna şöyle cevap verilir: “Okunuş ve hüküm arasındaki ilişki, birinin kalkmasının diğerinin de mutlaka kalkmasını gerektirmez Okunuş hükmün üzerine bina olunmuştur Başka bir delilden dolayı tilavetin kalıp, hükmün kaldırılması caizdir ”
Ayetin okunuşunun kalıp hükmünün kaldırılmasını kabul etmeyenler ayrıca delil olarak, mükellefin nesholunan bir hükümle amel etme cahilliğine maruz bırakılmasını gösterdiler Yani mükellef hangi ayetin nesholunup hangisinin nesholunmadığını bilemeyeceğinden nesholunan hükümle amel edebilir Yine okunuşun faydadan yoksun bırakılmasını da delil gösterdiler Onlara şu şekilde cevap verilir: “Kaldırılan hüküm yerine başka bir hüküm bulunmasından dolayı, mükellefin kaldırılan hüküm hakkındaki cehaleti kalkar Tilavetin kalıp ta hükmün kaldırılmasına gelince bunda Kuran okuma ibadeti ve nesholunan hükmün nesheden hükümden daha şiddetli olduğunu hatırlatma nimeti vardır ”[u]
3) Hükmü ve yazılışı kaldırılan ve ezberlenmesi kalplerden silinen ayetler Bu şekilde nesholunan ayetler ancak haber-i ehad hadislerinden bilinir Ebu Musa el-Eşarinin rivayetinde olduğu gibi O şöyle demiştir: “Tevbe suresi gibi bir sure indirildi Daha sonra da kaldırıldı ”
Hibetullah Bağdadi kitabında Enes İbni Malikin şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Rasululah (s a v ) zamanında tevbe suresi büyüklüğünde bir sure okuyorduk O sureden bir ayetten başka ayet hatırımda kalmadı Ayet şudur: “Ademoğlunun iki vadi dolusu altını olsaydı bu ikisine ek olarak bir üçüncüsünü isterdi Üç vadi dolusu altını olsaydı bir dördüncüsünü isterdi Ademoğlunun karnını topraktan başka birşey doldurmaz Allah tevbe edenin tevbesini kabul eder ”[u]
İbn Mesud da şöyle nakletmiştir: “Rasulullah bana bir ayet okuttu Ben de onu ezberledim ve mushafıma yazdım Gece olup hafızama müracaat ettiğimde onu hatırlayamadım Mushafıma varıp baktığımda sayfalarının bembeyaz olduğunu gördüm Bunu Rasulullaha haber verdiğimde bana şöyle dedi:
“Ey İbni Mesud! O, dün kaldırıldı ” Sahabeler şöyle demiştir:
“Ahzab suresi Bakara Suresi gibiydi Daha sonra birçoğu kaldırıldı ”[u]
Muhakkik Sami Ata Hasan şöyle dedi: “Alimlerden bazıları neshin bu çeşidinin Kuran-ı Kerimde bulunmasının caiz olduğunu söylediler Taberi şöyle rivayet etmiştir: Said Katadeden bize şöyle tahdis etti:
“Herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya unutturursak, onun yerine daha hayırlısını veya benzerini getiririz ” (Bakara: 2/106)
Ayette geçtiği gibi bir ayet daha sonra gelen bir ayetle neshedilirdi Rasulullah bir veya daha fazla ayet okur, sonra bu kendisine unutturulur ve kaldırılırdı Doğru olan, neshin bu çeşidinin Kuranda bulunmasının caiz olduğudur Bunun bir sonucu olarak bazı ayet ve sureler yazılış ve okunuşuyla beraber kaldırılmıştır Bu Kuranda bir eksiklik olduğunu göstermez Çünkü onu kısmen veya tamamen değiştirilmekten korumayı Allah üzerine almıştır Tabii bu kaldırılma Kuranın Rasulullaha indirilmesi esnasındaki kaldırılmasıdır Rasulullahın ölümünden sonra ondan bir tek kelime bile kaldırılmamıştır Neshin bu çeşidini kabul etmeyenler şöyle derler: Güvenilir sahabeler bunu sahih senedle rivayet etmişlerdir Fakat bu hadistir, Kuran değildir Bu ümmet Kuran-ı Kerimin Osmanın (r a ) Mushafının iki yaprağı arasındaki Kuran olmasında ittifak etmişlerdir Onun dışındaki, Kuran olarak sayılmaz ve onunla Kuran olarak amel edilmez ”[u]
4) Yazılışı ve hükmü kaldırılıp kalplerden ezberlenmesi silinmeyen ayetler Bu tür nesh ile nesholunan ayetlerle amel edip etmeme hususunda alimler arasında ihtilaf vuku bulmuştur Bu türlü nesh ancak ahbar-ı ehad yoluyla bilinir Aişenin (r a ) rivayet ettiği gibi “Allahın indirdiklerinde ancak on tam emzirme ile süt kardeş olunur ”[u] hükmü vardı Daha sonra bu “Beş emzirme ile süt kardeş olunur ” hükmüyle neshedildi Ancak on emzirme ile süt kardeş olunacağı hükmüyle amel edilmemesi hususunda icma vardır İhtilaf ise “Emmede kardeşleriniz ” (Nisa: 4/23) ayeti hususunda süt kardeş olmanın bir emme ile mi yoksa beş emme ile mi olacağı hususundadır Ayetin zahiri manasını alarak Hanefiler ve Malikiler evlenme bir emmeyle haram olur, demişlerdir Aişe hadisini delil alarak Şafii ve Hanbeliler beş emmeyle evlilik haram olur, demişlerdi [u] Geçmiş şeriatların neshi de bu kısma dahildir Çünkü o şeriatlerin kitaplarının da hem tilavetleri, hem hükümleri nesdedilmiştir [u]
Muhakkik Sami Ata Hasan şöyle dedi: “Alimlerden bir grup neshin bu şeklini kabul etmemişlerdir Onlar şöyle demişlerdir: “Aişenin rivayeti sahih hadis kitaplarında geçen ve ona dayandırılan bir rivayettir Fakat senedin sıhhati her halukarda metnin sıhhatini gerektirmez Aynı zamanda bu hadis haber-i ehaddır Kuran-ı Kerim haber-i ehad ile sabit olamaz Çünkü onun sabitliği kesindir Kadı Ebu Bekir ve Ebu Abdullah İbn Hazm şöyle demişlerdir: Aişenin “Allahın indirdiklerinden” sözünden Allahın sadece Kuranı indirdiği anlaşılmaz Biz biliyoruz ki Rasulullaha indirilenler Kuran olduğu gibi hadisi kudsi veya hadisi nebevi de olabiliyordu Bunların hepsi de Allah katındandır “O, hevasından konuşmaz Ona vahyedilen vahiyden başkası değildir ” (Necm: 53/3-4) Şeyh Muhammedus-Saidi hatıratında şöyle demiştir: Aişeden rivayet edilen hadis bu tür nesh için delil olmaz Çünkü Rasulullahın (s a v ) vefatından sonra Kuranın tilavetinden birşey neshetmenin caiz olmadığı hususunda ittifak vardır ”[u]
5) Amel bir illete binaen farz kılınmış daha sonra ameli gerektiren illet ortadan kalkınca amel terkedilmiş fakat okunuşu ve yazılışı kalmış olan ayetler Allahın şu ayetleri gibi: “Onlara harcadıkları şeyi verin ” (Mümtahine: 60/10) “Eğer eşlerinizden herhangi bir şey kafirlere geçer , böylece siz de ganimete kavuşursanız, eşleri gidenlere harcama yaptıklarının bir mislini verin Kendisine iman ettiğiniz Allahtan sakının ” (Mümtahine: 60/11) Bunların hepsi Kureyş müşrikleriyle Rasulullah arasında olan barış anlaşması sebebiyle emredilmiştir Daha sonra illet olan barış anlaşmasının kalkmasından dolayı, bu hükümler kalkmıştır [u]
6) Ayetten anlaşılan mana neshedilmesine rağmen, neshedilen ayetin manasıyla beraber Kuranda bulunması şeklindeki nesh Allahın şu ayetleri gibi: “Sarhoş olduğunuz zaman namaza yaklaşmayın ” (Nisa: 4/43) Bu ayetten namaza yaklaşılmadığında sarhoşluğun caiz olduğu anlaşılır Ancak bu anlam Allahın şu kavliyle neshedilmiştir: “Artık vazgeçtiniz mi?” (Maide: 5/91) Bu ayet içkiyi haram kılmıştır Sarhoşluk ise içkidendir Dolayısıyla bu ayet sarhoşluğu da haram kılmıştır Fakat “Sarhoşken namaza yaklaşmayın ”ayeti neshedildiği halde manasıyla beraber hala okunmaktadır [u]
Kuranda Neshin Kısımları:
Kuranda nesh üç kısma ayrılır:
1)Neshedeninfarz olmasıneshedilenin farz olması ve nesh eden geldikten sonra, neshedilenle amel etmenin caiz olmaması hali Allahın şu sözü gibi:
“Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı dört şahit getirin Eğer şahitlik ederlerse o kadınları ölünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde hapsedin ” (Nisa: 4/15)
Ayetteki ölüme kadar hapsetme hükmü celd (sopa vurma) ayetiyle neshedilmiştir Alimlerden bazıları şöyle demişlerdir: “Allah bu ayetin başını, sonuyla neshetmiştir Nesheden Allahın şu kavlidir: “Ya da Allah onlara bir yol kılıncaya kadar ” Yolu da celd ayeti açıklamıştır [u]
2)Nasihin de, mensuhun da farz olması ve neshedilen farzla amel etme veya etmeme hususunda muhayyer olmamız hali Allahın şu sözü gibi:
“Eğer sizden yirmi sabreden kişi olursa iki yüz kişiye galip gelir ” (Enfal: 8/65)
Bu ayette bir mümine müşriklerden on kişiden kaçamayacağı hükmü farz kılındı Sonra bu Allahın şu sözüyle neshedildi:
“Eğer sizden sabırlı yüz kişi olursa ikiyüz kişiye galip gelir Eğer sizden bin kişi olursa iki bin kişiye galip gelir ” (Enfal: 8/66)
Buna göre bir mümine iki müşrikten kaçamayacağı hükmü farz kılındı Bu nesholunan farzla amel etmek bize haram olmayıp caizdir Ve bundan dolayı ecir alırız Eğer müminlerden birisi Allahın vaadetmiş olduğu zaferi bekleyerek ve sevap umarak müşriklerden on kişiye karşı durursa günahkar olmaz Aksine yaptığı işin ecri büyüktür
“Nice az topluluk nice büyük toplulukları yendi ” (Bakara: 2/249)
Bazı alimler şöyle demiştir:
“Allahın şu kavli de bunun gibidir: “Sizden kim hilali görürse oruç tutsun ” (Bakara: 2/185)
Bu ayet bizden öncekilere farz kılınan aşure orucu ve her ay üç gün oruç tutma hükmünü neshetmiştir Bu da farzı nesheden farza örnektir Burda da nesholunanla da amel etmemiz caizdir ve bundan dolayı ecir alırız [u]
3)Nasihin daha öncefarz olan bir şeyle amel edilmesini terk etmeyi emretmesi ve bizim nesholunanla amel etmek veya terketmek hususunda muhayyer olmamız ve onunla amel etmemizin daha efdal olması durumu Daha önce farz olan gece namazının neshedilmesi böyledir Yine bunun gibi daha önce müslümanlar üzerine farz kılınan Ramazan ayında uyuduktan sonra yemek, içmek ve cimanın haram oluşu hükmü neshedildi Burada nesheden nesholunanla ameli terketmeyi emretmiştir Fakat nesholunan hükümle de amel etmek caizdir
Bir kısım alimler bu üç kısma bir dördüncüsünü daha ilave etmişlerdir O da; Neshedilen hükmün müstehap iken bu hükmün nesheden hükümle farz kılınması durumudur Buna örnek olarak savaş gösterilebilir Savaş önceleri müstehap iken daha sonra farz olmuştur Bir kısım alimler bu konuda şöyle demiştir: Aslına bakılırsa bu nesh olarak isimlendirilmez Çünkü cihad emri kesin bir emirdir ve bu hususta hiçbir ruhsat yoktur Onu terkeden asidir ve cezalandırılır Birinci yani müstehap olan kıtalde onu terkeden onun ecrinden mahrum olur Sonraki savaş emrinde ise savaşın farz oluşu hakkında emir açıktır [u]
Gelen ayetin öncekinden daha hayırlı olması veya benzerinin getirilmesu üç şekilde olur:
1) Ağır olan hükmün hafifletilmesi ile, gece namazının farzdan nafileye indirilmesi gibi Bunun hikmeti cömert olan Allahın, emrini hafifletmesine rağmen kullarına rahmet olarak bu amelin ecrini çoğaltmasıdır
2) Yeni hükmün şekil olarak ağır fakat ahiretteki sevap açısından daha büyük olmasıyla; önceden bir kaç gün tutulan farz orucun, Ramazan ayında bir ay tutulması gibi
3) Herhangi bir hükmün ağırlaştırma ya da hafifletme olmaksızın başka bir hükümle değiştirilmesiyle; kıblenin Kudüsten Kabeye çevrilmesi gibi
Nasih ve Mensuh Olması Caiz Olan Şeyler:
Bu beş kısımdan müteşekkildir
1)Kuranın Kuranla neshi: Bu icma ile sabittir Allahın şu ayetinde görüldüğü gibi: “Biz bir ayet neshedersek veya onu unutursak” ayetinin hükmü şöyle açıklanabilir: Onu neshetmiyoruz, terkediyoruz ya da kendisiyle belli bir süre amel edilen hükmü erteliyoruz “Ondan daha hayırlısını getiririz ” Yani ondan daha yararlı olanı getiririz Daha sonra Allah (c c ) şöyle der:
“Bilmezmisiniz ki Allah her şeye kadirdir ” (Bakara: 2/106)
Yani nasih ve mensuh meselesi hakkında her şeye kadirdir Kuranda bu ikisinin kabul edilmesi Allahın birliğine delildir “Yaratma da emir de Ona aittir ” (Araf: 7/54)[u] Buna Bakara: 2/180 ayetinin Nisa: 4/11 ayeti ile neshi örnek verilebilir [u]
Muhakkik Sami Ata Hasan şöyle dedi: “Alimler neshin bu şekli hususunda ittifak etmişlerdir Akli olarak da nakli olarak da bunu kabul etmişlerdir Akli olarak bunun caiz olmasına şunu delil getirmişlerdir: Kuranın ayetleri, hüküm ve gerektirdikleriyle amel etmenin vacipliği bakımından birbirine eşittirler Öyleyse akli yönden onların birbirini neshetmelerine hiçbir engel yoktur Nakil olarak da buna nesheden ayetlerin varlığını delil göstermişlerdir ”[u]
2) Sünnetin Kuranla neshi: Bu konuda alimler arasında ihtilaf vardır Onlardan bir kısmı kabul etmemiş fakat alimlerin çoğu bunu caiz görmüştür Kabul etmeyenler delil olarak şunu ileri sürerler: “Sünnet Kuranı açıklayıcıdır Açıklayanın açıklananla nesholunması caiz olmaz Açıklayanın neshedilmesiyle açıkladığı şeyler açıklanmamış olur
“İnsanlara; onlara indirileni açıklaman için ” (Nahl: 16/44)
“Rasul size neyi verdiyse onu alın, neyi yasak ettiyse ondan kaçının ” (Haşr: 59/7)
Bunlara cumhurun yerine ben (Meri b Yusuf el-Kermi) cevap vereyim: Bunu kabul etmemek için söyledikleri şeyler gerçekte kabul etmemelerine bir engel teşkil etmez Kuranın Kuranı neshetmesi caiz olduğuna göre ve Kuranı indiren Allahın bida yapması caiz olmadığına göre, bida yapması caiz olan Rasulullahın sözünün, bidası caiz olmayan Allah sözü olan Kuranla neshedilmesi daha evladır
Rasulullahın gazvelerde muta nikahını üç gün için helal kıldığını ve müslümanların namazda Kudüse dönmelerini emrettiğini ve barış anlaşması sebebiyle müşriklerden gelen muhacirleri kabul etmediğini görmüyor musun? Bu ve bunun gibi hükümleri Allah ona indirdiği ayetlerle neshetmiştir Bunun gibi Allah Rasulullah ve sahabelerin namazda konuşmalarını şu ayetiyle neshetmiştir:
“Allahın huzurunda saygıyla ve sessiz olarak durun ” (Bakara: 2/238)
Yine Rasulullahın amcası için bağışlanma dilemesi de böyledir Bu da Allahın şu sözüyle neshedilmiştir:
“Ne nebinin ne de onunla beraber olan müminlerin müşrikler için bağışlanma dilemeleri doğru değildir ” (Tevbe: 9/113)
Bu gibi hadiseler Kuranda çoktur
Onların söylediklerinin sonucuna bakılırsa gerçekte iki fırka arasında fark yoktur Çünkü Kuranın sünneti neshetmesini caiz görenler, neshedilecek sünneti genelleştirmişler, yani genişletmişlerdir Kuran sünneti neshetmez diyenler ise sünneti genelleştirmeyip sadece Kuranı açıklayan sünneti kastedip bunun nesholunamayacağını söylemişlerdir Şüphesiz Kuranı açıklayan sünnet nesholunmaz Şayet bunu kabul edecek olursak o zaman Kuranın Kuranla neshi sonucuna varırız İyice düşünülürse iki fırka arasında bir fark olmadığı anlaşılır Bu iki fırkanın sözlerini birleştirmede bir engel görmedim Bazı alimlerin şu sözü de söylediklerimi destekliyor: Kuran-ı açıklayan sünnet başlı başına ayrı bir gruptur Nasih ya da mensuh olarak isimlendirilmez [u]
İmam Şafii sünnetin Kuranla neshini, nesheden ayetle beraber bir sünnet olduğu zaman caiz görür O tek başına Kuranın sünneti neshetmesini kabul etmez Risale kitabında şöyle der: “Rasulullahın sünneti böyledir Onu ancak Rasulullahın sünneti nesheder Çünkü Allah Rasulullahın sünnet kıldığı birşeyin aksine birşeyi sünnet kılmak isteseydi, Rasulullahın bunu sünnet kılmasını emrederdi ve bu yeni sünnete muhalif olan daha önceki sünnetin neshedildiğini de insanlara açıklamasını emrederdi Bu, Rasulullahın sünnetinde bu şekilde cereyan etmiştir [u]
Neshin bu türünü kabul eden alimlerin cumhuru ise şunu delil göstermişlerdir: Kuran ve sünnetin ikisi de Allahdan vahiy iledir Fakat Kuran, okunan vahiydir Sünnet ise okunmayan vahiydir Akıl bunların birinin diğerine neshine bir engel görmez Gelen rivayetler bunun bu şekilde olduğunu gösteriyor Kudüse doğru yönelme Kuranda geçmez Bu sünnetle sabittir Fakat onu nesheden hüküm Kurandadır İşte sünnetin Kuranla neshi bu şekildedir [u]
Rasulullahın kendi reyi ile Mekke-i Mükerremede Beytul-Makdise doğru namaz kılarken daha sonraları bunun Bakara: 2/144 ayeti ile neshedilip kıblenin Kabeye çevrilmesi örnek gösterilebilir [u]
3)Kuranın mütevatir sünnetle neshedilmesi: Bu konuda alimler arasında bir çok ihtilaf vardır Bir kısmı kabul eder, bir kısmı kabul etmez Kabul edenler şöyle der: Rasulullahın “Mirasçı için vasiyet yoktur ”[u]sözü, Allahın şu sözünü neshetmiştir: “Sizden birinize ölüm geldiği vakit, eğer mal bırakıyorsa , muttakilere bir borç olarak, ana-babaya ve yakınlara örfe uygun bir şekilde vasiyette bulunmak farz kılındı ” (Bakara: 2/180) Delil olarak ta “Rasul size neyi verdiyse onu alın, neyi yasak ettiyse ondan kaçının ” (Haşr: 59/7) “O, hevasından birşey konuşmaz O, ancak vahyedilen bir vahiydir ” (Necm: 53/3-4) ayetlerini gösterdiler Allah bu ayetlerden sadece Kuranı değil, aynı zamanda sünneti de kasdetmiştir Bunun için Rasulullahın her söylediğini kabul etmemiz gerekir
Bu türlü neshi kabul etmeyenler şöyle dediler: “Kuran mucizedir, sünnet ise mucize değildir İcaz olan Kuran, icazı olmayan sünnetle neshedilemez Delil olarak şunu gösterdiler: “Eğer bir ayeti nesheder veya unutturursak onun aynısını veya ondan daha hayırlısını getiririz ” (Bakara: 2/106) Sünnet Kuran gibi değildir Çünkü o mahluktur, fakat Kuran mahluk değildir
Ben (Meri İbn Yusufil-Kermi) derim ki: Bu delil zahire göredir Kabul edilebilir de edilmeyebilir de Neshin bu türünü kabul etmeyenler bu tür neshi kabul edenlerin getirdikleri delillere şöyle cevap vermişlerdir: Haşr: 59/7 ayeti hakkında şöyle derler: Bu ayetten kasıt; ona kitapta indirilenden size neyi verdiyse onu alın, onu kabul edip tasdik edin, demektir Necm: 3/4 ayeti hakkında ise şöyle derler: Rasulullahın Kurandan size getirdikleri Allah katındandır Onu kendisi söylememiştir O, ancak ona vahyedilen vahiy iledir Neshin bu türünü kabul etmeyenler, miras ayeti hakkında ise onun hadisle değil, veraset ayetiyle nesholunduğunu söylerler İmam Malikin şu sözü de bunu destekler: “Miras ayeti ana-babaya vasiyet ayetini neshetti Buna dayanarak denilir ki: Kuran kendisi gibi olan Kuran ile neshedilir Sünnet ise nesheden ayetin açıklayıcısı konumundadır Bu türlü neshi kabul etmeyenlerin delili daha kuvvetlidir ve Allahın izniyle hak olan da odur Bazı alimler de Rasulullahın “Zimmet ehlini öldürmeyin ” hadisi Allahın “Müşrikleri öldürün ” (Tevbe: 9/5) ayetini neshetmiştir, derler Fakat bunda şüphe vardır Çünkü bu nasıh değil, tahsistir
Sünnetin Kuranı neshetmesini caiz gören alimler şöyle demişlerdir: Neshedilen lafız değil hükümdür Ayetten çıkan hüküm de mütevatir değil haber-i ehad gibi zannidir Bu sözde şüphe vardır Çünkü Kuran, üzerinde ihtilafa mahal bırakmaksızın icma ile kesindir Mushaflarda yazılmış, dillerde okunmuş, kalplerde ezberlenmiştir Allah onun hükümlerine şahitlik etmiş ve onu koruyacağını haber vermiştir Rasulünü de onda unutma ve yanlışlıktan masum kılmıştır Sünnet ise bunun tam tersidir O ehli kıblenin tamamından merfu olarak değilancak bir veya ikisinden gelmiştir Başka bir deyişle: Onu rivayet edenlerin sayısı Kuran üzerinde icma edenlerin sayısına ulaşmamıştır Kuran ve sünnet kesinlikle icaz, hıfz ve nakilde birbirine eşit değildir Bir kısım alimler de şöyle derler: Söylenenlerin en iyisi: “Sünnet neshedici değil, açıklayıcıdır ” sözüdür Rasulullaha gelen zina edenler hakkındaki ayet böyledir Allah şöyle buyuruyor: “Ya da Allah onlara bir yol gösterinceye kadar ” (Nisa: 4/15) Rasulullah bu ayeti açıklayarak şöyle demiştir: “Benden alın Allah onlara bir yol göstermiştir ” Bundan sonra da celd ayetiyle gösterilen yolu açıklamıştır [u]
İmam Malik, Ebu Hanifenin öğrencileri ve cumhuru mütekellimin bu tür neshin caiz olduğu görüşündedirler İki görüşünden birinde İmam Şafii ile İmam Ahmed, İbn Hanbel ve Zahirilerin çoğu da bu tür neshin caiz olmadığı görüşündedirler [u]
4) Sünnetin sünnetle neshi: Bu konuda alimler arasında ihtilaf yoktur Bu şekilde nesh çoktur Rasulullah (s a v ) şöyle buyurdu: “Sizi kabir ziyaretinden nehy etmiştim Artık onları ziyaret edebilirsiniz ”[u] Neshin bu çeşidini alimler rivayetler yoluyla bilirler [u]
5) Kuranın icma, icmanın icma ve kıyasın kıyas ile neshi: İlimde derinleşmiş alimlerin çoğu neshin bu şeklini kabul etmediler Hanefiler ve Malikiler bunları usul kitaplarında zikrettiler [u]
Muhakkik Sami Ata Hasan şöyle dedi: “İcma: Rasulullahın vefatından sonra ümmetin müctehidlerinin bir konuda ittifak etmeleridir Tanımından da anlaşılacağı üzre icma ancak Rasulullahın vefatından sonra mümkündür Vefatından önce mümkün değildir Aslolan, icma ile Kuranın neshedilmesinin caiz olmayışıdır Çünkü icma kesin bir delildir Onun hükmü de katidir Eğer onu nesheden kati bir nass olursa o zaman zaten icmaya mahal kalmaması gerekir İcma ile amelin şartı o konuda bir nass olmamasıdır
İcmanın diğer bir icma ile nesholunabilmesi için ilk icmanın hatalı olması gerekir Birbirinin aksi iki icmanın bulunması imkansızdır İcmanın başka bir icma ile nesholunması caiz olmaz Çünkü o zaman ikinci icmanın ya birinci icmanın hükmünü kaldıran bir delile dayanması ya da bir delile dayanmaması gerekir Eğer bir delile dayanmazsa o zaman bu hata olur Müslüman ümmet bu hatadan masumdur Eğer nesh nasdan bir delille ise o zaman bu nassın bu iki icmadan önce olması gerekir Bu nass da ancak Rasulullah sağ iken ortaya çıkabilir O zaman hüküm icma ile değil nass ile sabit olur Cumhurun görüşü ise bu hususta neshin caiz olmadığı şeklindedir Delil olarak ta şöyle derler: İcmayı nesheden ancak ya bir nass ya bir icma ya da bir kıyasın hükmü olabilir Bir nassın bir icmayı neshetmesi imkansızdır Çünkü nass Rasulullah zamanında mevcuttur Fakat icma ise onun vefatından sonra ortaya çıkmıştır Rasulullahın vefatından sonra bir nass gelmesi de mümkün değildir Kıyasın nesh edici olması da caiz olmaz Çünkü aslı sabit olan bir kıyasın tersine bir icma olursa bu yanlış şey üzerinde icma demektir ve İslam ümmeti bu yanlış icmadan uzaktır [u]
Nasih ve Mensuhu Anlamanın Yolları: Nasih ve mensuhu anlamak için Kuran ve sünnette ihtiyaç duyulan şey; Kuran ayetleri ve sünnetlerin tarihi ile ilgili bilgidir Önceki nass daha sonraki nasla neshedilir Çünkü daha sonraki nassa itibar edilir Mushaftaki ayetlerin diziliş sırasına itibar edilmez Kuranın dizilişinde nesheden nesholunandan önce gelebilir Vefat iddeti hakkındaki iki ayet gibi Mekki ve Medeni ayetleri de bilmemiz gerekir Çünkü bu nasih ve mensuhun bilinmesinde önemli bir temel teşkil eder Mekkede inen bir nass ancak ondan önce yine Mekkede inen bir nassı neshedebilir Medinede inen nass ise, hem Mekkede hem de Medinede daha önce inen nasları neshedebilir Nesholunan ayetlerin çoğunu, Mekkede inen ayetler, nesheden ayetlerin çoğunu da Medinede inen ayetler teşkil eder [u]
Nasih ve Mensuhu Bilme Şekilleri:
Nasih ve Mensuh ancak şu üç şekilden biri ile bilinebilir:
1) Nasih ve mensuh delillerin nüzul veya vürud zamanlarının bilinmesi Bu da delilin kendi ibaresinde mevcut bir ifadeden, ya sahabeden, iki delilden birinin diğerinden daha sonra nazil veya varid olduğuna dair gelen sarih bir haberden, ya da herhangi bir asırda iki delilden birinin diğerinden muahhar olduğuna dair vaki olan icmadan anlaşılabilir Dolayısıyla zaman itibariyle muahhar olan delil ötekini neshetmiştir
2) Nasih olan delilde, daha önceki bir delilin hükmünü neshettiğine dairaçık ifade bulunması
3) Sahabeden “Şu veya şu ayet veya hadis, şu ayet veya hadisi neshetmiştir ” Diye açık ve kati bir rivayetin bulunması
Bunlar bilinmeden veya bu bilgiler olmaksızın bir müfessirin veya bir müctehidin rey veya sözüne dayanılarakveya Mushaftaki sıralarına bakılarak ayetlerin nasih veya mensuh olduklarına hükmedilemez [u]
Mensuh Ayetler:
Kuran-ı Kerimde neshin caiz olduğu görüşündeki alimlerin en zayıf tarafı Kuran-ı Kerimde ne kadar mensuh ayet olduğu konusunda ve hangi ayetlerin mensuh olduğunda ittifak edememiş olmalarıdır Mensuh ayetlerin beş yüz civarında olduğunu söyleyenler yanında bunları dörde kadar indirenler de vardır Mesela Abdurrahman İbn Ali İbnul-Cevzi (597/1201) mensuh ayetlerin sayısını 274 olarak verirken, Hibetullah ibn Selame (410/1019) 235, Muhammed İbn Hazm (456/1064) 214, Ebu Cafer en-Nehhas (338/949) 138, Abdulaziz el-Bağdadi 66 olarak vermektedir Ancak müteahhir bir çok alim Celaleddin es-Suyutinin vermiş olduğu 22 sayısını aynen naklederken, Abdulkerim ez-Zerkani bunlar üzerinde yaptığı değerlendirmeler neticesi bir kısmının nesh olmadan aralarının telif edilebileceğini söyler ve mensuh ayetlerin sayısını ancak yedi olarak gösterir [u] Muhammed Suad Celal de mensuh ayetlerin sadece dört olduğunu iddia eder [u] Şah Veliyyullah Dihlevi mensuh ayetlerin sayısını beşe indirmiştir [u] İmam Suyutiye göre ise, sadece: Bakara: 2/115, 180, 183, 184, 217, 240, 282, Al-i imran: 3/102, Nisa: 4/8, 15-16, 53, Maide: 5/2, 42, 106, Enfal: 8/65, Tevbe 9/41, Nur: 24/3, 58, Ahzab: 33/52, Mücadele: 58/12, Mümtehine: 60/11 ve Müzzemmil: 73/2-4 ayetleri olmak üzere 22 ayet mensuhtur [u] Kuranda neshi kabul edenlerin, hepsinin mensuh olduğunda ittifak ettikleri dört ayet Nisa: 4/15-16, Enfal: 8/65, Mücadele: 58/12 ve Müzzemmil: 73/2-4 ayetleridir [u]
Tahsis:
Hükmü genel olan bir nassın daha sonraki bir delil, bir işaret veya bir icma ile hükmünün, lafzın kapsadığı bütün fertlere değil de, belirli fertlere has olduğunun belirtilmesidir Bu da genellik ifade eden amm bir lafzın özel (hass) bir emir ile açıklanmasıdır Allahın şu sözü gibi: “Allah çocuklarınız hakkında size erkeğe iki dişinin hissesi kadar vasiyet eder ” (Nisa: 4/11) Bu amm olan bir lafızdır Fakat Allah bunu hadislerle tahsis etmiştir Şöyle ki, ayetteki “Evlad” kelimesi kafir olan çocukları da kapsar Rasulullahın: “İki ayrı dine sahip olanlar birbirlerine mirasçı olamazlar ”[u] hadisi bu hükmü müslüman olan çocuklara, “Katil için miras yoktur ”[u] hadisi de ana-baba katli olmayan çocuklara tahsis etmiştir [u]
Neshde, bazı zamanlarda hükmün tahsisine benzeyen bir şey tahsisde ise, fertlerin bazısından hükmün kaldırılmasına benzeyen bir şey vardır İşte şu zikrettiğimiz şeyler birbirine benzemektedirler Bu benzerlikten dolayı bazı alimler şeriatta neshin vukuunu inkar etmişlerdir ve nesh olarak zikredilen şeyler tahsisten başka birşey olmadığı zannına kapılmışlardır [u]
Nesh İle Tahsis Arasındaki Fark:
Tahsis; kasdedilen şeyleri belirtmek, nesh ise amellerin zamanının bitip başlama tarihini belirtmektir [u] Emredilen şey bir tek olduğu zaman tahsis olmaz Çünkü bir tek şeyden bir çok şey çıkarmak mantıksızdır Nesh ise bunun aksidir Çünkü tek başına olan hüküm nesh ile kaldırılabilir Nesh olunan şeylerle bir daha ebediyyen amel edilmez Fakat tahsis bunun tersidir Çünkü tahsis edilen hükümle amel edilir Tahsis ictihat ve kıyas ile mümkündür Fakat nesh ancak nass ile sabit olur Kuran ve sünnet dışındaki şeylerle nesh olmaz Çünkü onlarda yalan olabilir Nesh içinde haber ifade eden nasslar da olmaz Çünkü o zaman haber yalan olmuş olur Fakat haberlerde tahsis olur [u]
İstisna:
İstisna harflerinden sonra gelen hükmün, istisna harflerinden önce gelen genel hükümden çıkarılması veya istisna edilmesidir
İstisna İle Nesh ve Tahsis Arasındaki Fark:
Nesh ancak nesheden nass, nesholunan nassdan ayrı olduğu zaman olur Tahsis ise hem bitişik, hem ayrı olabilir İstisna ise ancak daha öncekine bitişik olduğunda mümkün olur
Nesh İle Bida Arasındaki Fark: Allah farz kıldığı şeyleri bilir Yine bu farzı ne zaman kaldıracağını, birinci farzı nesheden hükmün ne zaman geleceğini, bu ibadetin süresinin ne zaman biteceğini de bilir Ona hiçbir şeyin ilmi gizli değildir O işlerin sonunun nereye varacağını bilir Herşey Onun katındaki Ümmül-Kitapta yazılıdır Bida ise bunun tam tersidir Çünkü o yaratılmışların sıfatıdır İnsanlar işlerinin sonunun nereye varacağını bilmezler Misal olarak: Bir adam, diğer bir kişiye emir verip: “Şu işi yap ” dese, adam o işi yapmaya başladıktan sonra, emreden kişi yaptırdığı işin aksinin daha uygun olduğunu ve yaptırdığı işin, yapılmamasının daha evla olduğunu anlayabilir Kişi birinci emri verdiğinde ikinci emir hiç kalbinde yoktu Kendisi için iyi olanın ancak ilk emrettiği şeyden dönmek olacağını bilmiyordu Bununla birlikte o iki emirden hangisinin onun için hayırlı olacağını da bilmez, birinciye devam etmek mi daha hayırlıdır yoksa ikinciye başlamak mı? Bilakis o tercihlerini ancak zanna, aklın ürünü olan kıyasa ve geçmiş tecrübelerine dayanarak yapar Kıyasta yanlış yapan ve bu konuda hataya düşen çoktur Bu aklın eşyaların hakikatını anlama hususunda aciz olmasından dolayıdır Çünkü eşyanın hakikatını anlamak, yarattıklarına değil yalnız Allaha ait olan bir sıfattır
Bazı alimler de şöyle der: İnsanların çoğunun nesh ile bida arasındaki farkı bilememelerinden dolayı tasavvufçulardan ve usulcülerden Ebu Müslim İsfehani gibi bir kısım taife neshin Kuranda caiz olmadığını iddia etmişlerdir Fakat daha önceki şeriatlerin neshini kabul etmişlerdir Onların dedikleri: “Ey Fulan, sen verdiğin haberlerde hem doğru hem yalan söylüyorsun ” diyen kişinin sözü gibidir Bunun sebebi onların yalnız Allah için caiz olan nesh ile yaratılmışların sıfatı olan bida arasındaki farkı kavramamış olmalarıdır Kuranda neshi inkar eden kişi bida ile nesh arasındaki farkı anlasaydı bu bozuk olan inancından dönerdi [u]
Bida, gizlilikten sonra açıklık, mevcut olmayan bir görüşün meydana gelmesidir Bu hususa örnek olarak Zümer 39/47-48 ve Yusuf: 12/25 ayetlerini örnek verebiliriz İlmiyle herşeyi ihata eden Allah için gizli bir şey olmayacağına göre, yukarıda tarifini yaptığımız bida Allah için muhaldir [u]
Nesh Hangi Mevzularda Olur?:
Usul alimi ve fakihlerin çoğuna göre geçmiş ümmetler hakkındaki bilgi ve kıssalar, gelecekle ilgili gaybi haberler hususunda nesh olmaz Böyle söyleyenler arasında Mücahid ve Said İbn Cübeyr de vardır Nesh ancak Allahtan kullarına bir lütuf olmak üzere emir ve nehiy hususunda olur Bazı alimler şöyle der: Nesh emir ve nehiy bildiren haberlerde de olabilir Böyle diyenler arasında Dahhak İbn Müzahim de vardır “Zina eden bir erkek, ancak zina eden bir kadınla evlenebilir ” (Nur: 24/3) ayetinin ve iddet ayetinin neshedilmesi bu şekildedir Bazı alimler de şöyle der: Nesh her türlü sözde olabilir Bu görüş Zeyd İbn Esleme aittir İbn-i Bakıllani: “Allah ve Rasulullahın verdiği haberlerde nesh caiz olmaz ” demiştir El-Kadi haberin neshi hususunda şöyle der: Allahın sıfatları, geçmiş ümmetlerin haberi, gelecek hakkındaki haberler gibi sadece bir manası olabilen lafızların neshi caiz olmaz Ancak değişmesi mümkün olabilen (Bir kişi mümin midir? Ya da namaz vacip midir, değil midir? gibi konularda) caiz olur Bazı alimler bu güzel bir kavildir, demişlerdir Muhasebe ve Musabara ayetleri bu şekildeki ayetlerdir [u] Hareket metodu ve akaidle ilgili konularda da nesh olmaz
Nesh Hakkında Genel Bilgiler:
Hafif olan hükmün ağır olan hükümle ve ağır olan hükmün de hafif olan hükümle neshi caizdir Hafif olan hükmün ağır olan hükümle neshinin hikmeti: Ağır olan emre uymak suretiyle ecri kat kat artırmak, sabır ile dereceleri yükseltmektir Ağır olan hükmün hafif olan hükümle neshinin hikmeti; cömert olan Allahın emri hafifletmesine rağmen kullarına rahmet olarak ecrini çoğaltmasıdır O halde nesh kulların helalden harama veya haramdan helale, mübahtan yasağa veya yasaktan mübaha, hafiften ağıra veya ağırdan hafife çevrilmesidir Bunların hepsi Allahın kulların maslahatını daha iyi bilmesindendir [u]
Neshi İnkar Etmenin Hükmü:
İcma ile kabul edilmiş bir hükmü inkar etmek veya icma ile belli bir zaman mübah kılınmış ancak daha sonra haramlığı kesinleşmiş bir şeyin hükmünü haram ya da belli bir zaman haram kılınmış ancak daha sonra mübahlığı kesinleşmiş bir şeyin hükmünü mübah kabul etmemek küfürdür Fakat alimlerin usul farklılıklarından dolayı teorik olarak neshi inkar etmek küfür değildir
Nasih ve Mensuh Kaynakları:
1)
57)
3- MUHKEM VE MÜTEŞABİH
Muhkem: Lügat manası sağlam, manası açık, yorum götürmez, şüphe kabul etmez anlamında ifal vezninde, arapça ismi meful bir kelimedir Muhkem ayetler, manası açık olan, manasında ihtilaf edilmeyen, manalarının anlaşılması için açıklamaya ihtiyaç duyulmayan, manası herkes tarafından anlaşılabilen ayetlerdir
Müteşabih: Birden fazla manaya gelen, manası açık olmayıp manasında kapalılık bulunan, açıklamaya ihtiyaç duyulan veya muhkem ayetlere ters gibi görünen ayetlerdir
Muhkem ve müteşabih kelimeleri Kuranda değişik anlamlarda kullanılmıştır Buna göre:
1) Kuranın tamamı muhkemdir
“Bu kitap öyle bir kitap ki, onun ayetleri muhkem kılınmıştır ” (Hud: 11/1)
Bu ayete göre Kuranın bütün ayetleri muhkemdir Bundan kasıt; onun hak kitap olduğunu, onda bir eksiklik bulunmadığını, lafızlarının fasih, manalarının sahih, bütün ayetlerinin ise hikmetle dolu olduğunu bildirmektir
2) Kuranın tamamı müteşabihtir
“Allah en güzel sözü indirmiştir O müteşabih bir kitaptır ” (Zümer: 39/23)
Bu ayete göre Kuranın hepsi müteşabihtir Müteşabih kelimesi birbirine benzer manasındadır Buna göre bu ayetteki müteşabihten kasıt; Kuranın bütün ayetleri güzellik, doğruluk ve hidayeti gösterme bakımından birbirine benziyor demektir Her ayetin bir manası vardır Fakat bu manalar hiç bir zaman birbirine zıt değildir
3) Kuranın bir kısmı muhkem, bir kısmı ise müteşabihtir
“O sana kitab'ı indirendir Ondaki ayetlerin bir kısmı muhkemdir ki onlar kitabın anasıdır Diğerleri de müteşabihtirler Kalplerinde eğrilik bulunanlar, fitne çıkarmak ve onun tevlini aramak için müteşabih olanlarına tabi olurlar Onun tevilini Allah'tan başka kimse bilmez İlimde derinleşmiş olanlar da derler ki: "Biz, ona iman ettik; hepsi Rabbimizin katındandır Akıl sahiplerinden başkası düşünmez " (Al-i İmran: 3/7)
Yani Ey Muhammed! Kuranı sana Allah indirdi Hiçkimsenin bu konuda şüphesi olmasın Bu kitabın içerisinde birbirine zıt hiçbir hüküm yoktur Ayetleri birbirleriyle çelişkili değildir Kurandaki ayetlerin bir kısmı muhkemdir ki onlar kitabın temeli ve esasıdır Bunlar manası ve tefsiri bilinen, tek mana ifade eden, başka mana verilemeyen, manası tahrif edilip saptırılamayan, başka delillere ve açıklamalara ihtiyaç duyulmadan anlaşılan, haramı, helali, emirleri, nehiyleri, vaadi, tehdidi, cezaları, ögütleri ve ibretleri belirten, nesheden, kendisiyle amel edilen ayetlerdir Kuranın çok az bir kısmı da müteşabihtir Bunlar gerçek manasını Allahtan başka kimsenin bilmediği, birkaç manaya gelen, manası tahrif edilmeye, değişik manalar verilmeye müsait olan, anlaşılması için başka delillere ve açıklamalara ihtiyaç duyulan, Kuranın yeminlerini ve misallerini anlatan, neshedilen ve kendisiyle pratik hayatta amel edilmeyen ayetlerdir Kalplerinde şüphe hastalığı bulunan, hakkı istemeyen kimseler, müslümanlar arasında fitne çıkarmak için müteşabih ayetleri heva ve heveslerine göre tevil ederler Halbuki müteşabih ayetlerin gerçek tevilini Allah'tan başka kimse bilemez İlimde derinleşmiş olan kimseler ancak Allahın dilediği oranda cüzi bilgiye sahip olurlar Onlar şöyle derler: "Biz, muhkemiyle müteşabihiyle Kuran ayetlerinin tamamına iman ettik; hepsi Rabbimizin katındandır Aralarında hiçbir çelişki yoktur Akıl sahiplerinden başkası böyle düşünmez "
Müteşabihin Kısımları:
Er-Ragıb el-İsfehani (502/1108) müteşabih ayetlerin manasına vukuf yönünden üç kısımda incelenebileceğini ifade eder Birincisi, bilinmesi mümkün olmayan müteşabihlerdir ki, bunu ancak Allah bilir Kıyametin vakti gibi İnsonoğlu sebeplere tevessül ederek onun manasını bilebilir Mesela garib kelimeler, muğlak hükümler gibi Üçüncüsü, yukarıda zikrettiğimiz iki madde arasında olanlardır ki, bu da ilimde rusuh sahibi olan bazı zevata tahsis edilmiş, diğerlerinden ise gizlenmiştir Mesela Rasulullah İbn Abbas için “Allahım onu dinde fakih kıl Ona tevili öğret ” şeklindeki duası gibi
Genel olarak usul uleması müteşabihatı iki kısıma ayırmışlardır:
1) Muhkemle mukayese edildiğinde manası bilinebilen ayetler
2) Hakikatını bilmeye imkan bulunmayan ayetler [u] Mücahid bunları şöyle tarif eder: “Muhkem ayetler helal ve harama dair olan ayetlerdir Müteşabihler ise, bazısı bazısını tasdik ve tefsir eden ayetlerdir ”[u] İbn Ebi Hatim de Ali b Ebi Talha tarikiyle İbn Abbasdan şöyle rivayet etmektedir: “Muhkemler nasih, helal, haram, hudud, feraiz, iman edip amel edilen hususlardır Müteşabihler ise , mensuh, mukaddem, muahhar, emsal, yeminler ve iman edilip salih amel edilmeyen hususlardır [u]
Müteşabihteki Gizliliğin Belirdiği Yönler:
Müteşabihteki gizlilik şu yönlerde belirebilir:
1) Müteşabihliğin Sadece Lafızda Olması:
Müteşabih olan lafız ya müfred veya mürekkeb olabilir Müfreddeki gizlilik ise kelimenin garabetinden veya müşterek olmasından ileri gelebilir Mürekkebdeki gizlilik ise mürekkebin muhtasar olmasından, itnab veya tertib cihetlerinden olabilir Şimdi bunlara birer örnek verelim: Garabeti ve az kullanılması sebebiyle müfred lafızdaki teşabühe örnek: Abese: 80/31deki “Ebben” kelimesi bu ayeti takip eden ayet yardımıyla hayvanların otladığı mera manasına kullanıldığı anlaşılmaktadır Müşterek olması sebebiyle teşabühe örnek: Saffat: 37/93 ayetindeki “yemin” kelimesi sağ el, kuvvet ve kasem manaları arasında müşterektir Bu üç manadan hangisi verilirse verilsin manası caiz olur Mürekkebdeki teşabühe örnek: “Elhamdulillahillezi enzele ala abdihil-kitabe velem yecal lehu ivecen kayyimen” (Kehf: 18/1) Bu ayetteki gizlilik “ivecen” kelimesiyle “Kayyimen” kelimelerindeki tertibdedir Eğer bu tertib şöyle olsaydı daha zahir olurdu: “Elhamdulillahillezi enzele ala abdihil-kitabe kayyimen velem yecal lehu ivecen ”[u]
2) Müteşabihliğin Sadece Manada Olması:
Bu kısmın açık örneklerini, Allahın sıfatları, kıyametin ahvali, cennet nimetleri, cehennem azabı gibi hususlar teşkil eder Çünkü insan aklı, yaratanın sıfatlarının hakikatını ve diğer hususların durumunu ihata edemez [u]
3) Müteşabihin Hem Lafız Hem de Manada Oluşu:
Bunun için de pek çok örnekler vardır Mesela: “İyilik evlere arkalarından gelmeniz değildir ” (Bakara: 2/189) Eğer bir kimse arapların cahiliyye dönemindeki adetlerini bilmezse Kuranın bu nassını anlamaya muvaffak olamaz Bu gibi ayetlerin anlaşılması hem lafızlara hem de manalara ait tarihi, ictimai, ahlaki vs gibi bir çok şeylerin bilinmesine bağlıdır Cahiliyyet devrinde araplar ihrama girdiklerinde evlerine kapılarından girmezler, duvardan bir delik açıp oradan girip çıkarlardı Cenab-ı hak bunun için bu ayeti inzal etti Bu ayetin hem lafzında ihtisardan dolayı bir teşabbüh, hem de manasında bir teşabbüh vardır Eğer lafız “İyilik hac veya umre ihramında olduğunuz halde evlere arkalarından gelmeniz değildir ”şeklindeolsaydı daha açık olurdu Cahili arap adetini bilemezsek bu ayete bir mana vermek imkanına da sahip olamayız [u]
Müteşabih Hakkında Alimlerin Görüşleri:
Müteşabih olan sıfatlar konusunda ulema iki görüşe ayrılmıştır
1) Selef Mezhebi:
Allahın isim ve sıfatlarını teşbih, tevil, tatiyl, tekyif ve temsil etmeden, olduğu gibi iman ederler Bu konuda hiçbir yorum yapmazlar Onlara göre Allahın isim ve sıfatları zatına bağlıdır Allahın zatının mahiyetini bilemiyeceğimiz için bu isim ve sıfatların mahiyetini de bilemeyiz İmam Malik b Enese istiva hakkında sorulduğunda şöyle demiştir: “İstiva malumdur, keyfiyeti meçhuldür, ondan sual etmek bidattır Senin kötü bir insan olduğunu zanndiyorum, onu benden uzaklaştırın ”
2) Halef Mezhebi:
Allahın isim ve sıfatlarını Arap dil kaidelerine uygun olarak zatına layık bir şekilde tevil ederler Halef mezhebinin öncüleri İmamul-Harameyn, Abdul-Melik b Ebi Abdillah b Yusuf b Muhammed el-Cüveyni eş-Şafii, Ebul-Meali (478/1085) ve ona tabi olanlardır
Her iki mezhebi vuzuha kavuşturmak için müteşabih sıfatlarla ilgili bazı ayetleri zikretmek isteriz
“Rahman Arşa istiva etti ” (Taha: 20/5)
“O, kulları üzerinde kahredici olandır ” (Enam: 6/61)
“Rabbin geldi ve melekler de saf saf olarak ” (Fecr: 89/22)
“Allah yanında işlediğim kusurlardan dolayı vay halime!” (Zümer: 39/56)
“Celal ve ikram sahibi Rabbinin vechi baki kalacaktır ” (Rahman: 55/27)
“Gözümün önünde yetiştirilmen için ” (Taha: 20/39)
“Allahın eli onların ellerinin üzerindedir ” (Fetih: 48/10)
“Allah size kendi nefsinden korkmanızı emrediyor ” (Al-i İmran: 3/28)
Selef Allahı kendisi için mümteni olan bu gibi zahir şeylerden tenzih eder ve gayb aleminde, Allahın onları zikrettiği gibi inanır, hakikatlerinin ilmini Ona havale eder Sonraki alimler ise, İslamiyeti ifsat etmek isteyen kimselerin müteşabih ayetleri gelişi güzel tefsir etmeleri üzerine halef alimleri devreye girmişler istivaya, istikrar, istevla, suud, ıtidal; Allahın gelişini, Allahın emrinin gelişi; Allahın fevkiyyetinin yücelik yönünden olduğu, cihet yönünden olmadığı; Cenbden maksat haktır, Vechi zatıdır, Aynı inayetidir; yed kudretidir; nefs ukubetidir gibi manalar vermişlerdir [u] Bu alimlere göre müteşabih ayetlerin tevil edilmesi caiz görülmezse de, Kuranda işaret buyrulduğu vecihle, caiz görülmeyen tevil, gönülleri sapkın, niyetleri kötü olanların fitne ve fesat çıkarmak amacıyla yapmak istedikleri tevillerdir Yoksa iyi niyetle, akla, muhakemeye, dinin esaslarına uygun olarak yapılan teviller makbul ve lazımdır Çünkü ilk devirlerdeki sağlam iman kaybolmuş, meydana gelen tereddütleri makul bir şekilde ortadan kaldırmak icab etmiştir [u]
Müteşabih Ayetleri Kim Bilir?
Alimlerin çoğunluğuna göre, müteşabih ayetlerin tevilini, Allahtan başka kimse bilemez Bunlara göre Al-i İmran: 3/7deki vakf, bu anlamı verecek biçimde gerçekleştirilir Müteşabih ayetler olduğu gibi kabul edilir, üzerinde durulmaz Rasulullahın ve sahabinin anlayışı ve uygulaması bu yönde olmuş, müteşabihlerin kurcalanmaması istenmiştir [u] Ebul-Hasan el-Eşari ise ayetteki vakfın “Ver-rasihune fil-ilmi” de olması lazım geldiğini ve rasihlerin de müteşabih ayetlerin tevilini bilebileceklerini söylerler [u] Bu görüşü Ebu İshak eş-Şirazi daha vazıh bir şekilde açıklamıştır [u] Selef Mezhebi görüşü olarak da tanımlanan anlayışın yanısıra Halef Mezhebi diye bilinen ve çoğunlukla kelamcıların savunduğu görüşe göre müteşabihler tevil edilebilir Gerek Allahın müteşabih sıfatları, gerekse huruful-mukattaa tevil edilebilir Üstelik yapılacak tevillerin çeşitli yönlerden faydaları mevcuttur Bu faydaları şöyle sıralamak mümkündür:
1) Bu ayetler sayesinde insan fikri dondurulmamış, geniş bir fikir hürriyetine izin verilmiş olmaktadır Böylece insanın şerefi yükseltilmektedir
2) Müslümanlar daha çok öğrenmeye ve başka bilgiler edinmeye sevkedilmiştir
3) Dinin tebliğ ve tesisine engel olmak için sorulan suallere susturucu cevaplar verilmek suretiyle, meydana gelecek fesatların önüne ilk günden set çekilmiştir
4) Müteşabihler insan oğlu için bir deneme olmuş, onların iman veya inkar etmelerinin bir ölçüsü kabul edilmiştir
5) Müteşabihler insan oğlunun güç ve yeteneği, ilim ve irfanı ne olursa olsun aciz bir yaratık olduğunun canlı delilidir
6) Müteşabih lafızlar, Kuranın ciltler dolusu kalın kitaplardan oluşmasını önlemiş, mevcut haliyle ezberlenmesi ve korunması kolay bir kitap olmasını sağlamıştır Üstelik bu durum çeşitli dil bilimlerinin öğrenilmesine de amil olmuştur [u]
Müteşabih Ayetlere Uyanlar:
İlk devirlerde müteşabih ayetler olduğu gibi kabul edilir, bunlar üzerinde durulmazdı Zira Kuran bu gibi ayetleri kurcalayanların kalpleri hasta olduğunu beyan etmektedir Rasulullah da müteşabih ayetlere tabi olanlardan sakınmayı emretmektedir Aişeden (r a ) rivayetle Rasulullah (s a v ) Al-i İmran: 3/7 ayetini okudu ve şöyle buyurdu: “Onun müteşabih olanına uyanları gördüğünüz vakit, işte onlar yüce Allahın isimlerini koyduğu kimselerdir, onlardan sakınınız ”[u] Bu işi Ömer (r a ) de sıkı tutmuştur İbn Subeyg adında biri, bir gün Medineye gelip Kuranın müteşabihatı hakkında sualler soruyormuş, bunu haber alan Ömer (r a ) onu çağırtıp, yaş hurma dallarıyla başını kanatıncaya kadar dövmüş ve onu Medineden memleketine göndermiş, bu şahısla hiç kimsenin görüşmemesini Ebu Musa el-Eşariye emretmişti [u]
|