Yalnız Mesajı Göster

İslami Sözlük-2-

Eski 11-04-2012   #77
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

İslami Sözlük-2-



DALÂLET

Yolunu şaşırma; kaybolma; azma; sapkınlık ve batıla yönelme Ayrıca, helâk olmak, batıl şey ve unutmak mânâlarına geldiği gibi bilerek veya bilmeyerek, az veya çok doğru yoldan sapmak anlamlarına da gelir Nitekim "dâll" ve "dalâl" hem peygamberler hem de kâfirler için kullanılmıştır: " (Kardeşleri) dediler ki: Yusuf'la kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir halbuki bizler birbirine bağlı bir toplumuz Herhalde babamız apaçık bir hata (dalâl) içindedir" (Yusuf, 12/8)
Âyette görüldüğü gibi, hata kelimesi "dalâl" ile ifade edilmiştir
Duhâ sûresinde de peygambere hitaben; "Seni şaşırmış bulup da yol göstermedi mi?" (ed-Duhâ, 93/7) buyurulmaktadır Buradaki şaşırma kelimesi de Kur'ân'da "dâll", yani yolunu kaybetmiş, şaşırmış demektir
Dilimizde dalâlete, sapmak, sapıklık ve sapkınlık denir Dalâl, bazen gafletten ve şaşkınlıktan doğar Bu münasebetle dalâl; gaflet, şaşkınlık, kaybolma ve helâk olma manalarına da kullanılır
Aslında dalâl, yoldan sapmak demek olduğu gibi, aklî sapma anlamlarında da kullanılmıştır Biz de dalâlet ve sapkınlığı batıla düşmeyi sadece dinde; dalâl ve sapıklığı da akıl ve sözde kullanırız Dâll kelimesinin çoğulu olan "dâllîn", tam manasıyla, sapkınlar demektir
"Kim imanı küfürle değiştirirse şüphesiz dosdoğru yoldan sapmış olur" (el-Bakara, 2/108)
"Allah'a ortak koşan kimse şüphesiz derin bir sapıklığa düşmüştür" (en-Nisâ, 4/116)
"Allah ve Rasülü bir işe hüküm verdiği zaman, mümin kadın ve erkeğin o işlerinde seçme hakkı yoktur Kim Allah ve-Rasülü'ne karşı gelirse apaçık bir sapıklığa düşmüş olur" (el-Ahzâb, 33/36)
Yukardaki âyetler, ister mümin olsun ister kâfir, Allah'ın ve Rasûlü'nün emir ve teklifleri karşısında inat edip ondan deliller ve harikulâde şeyler istemek suretiyle Peygamber'i müşkül durumda bırakmaya çalışmalarının onları doğru yoldan sapmış kimseler olarak nitelendirmeye götüreceğini ihtar etmektedir
"İbrahim, babası Âzer'e: Sen bir takım putları ilâhlar mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve milletini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum demişti " (el-En'am, 6/74)
Halbuki Hz İbrahim Kur'ân ifadesiyle yumuşak, müsamahakâr, temiz huylu ve halîm birisidir Fakat akîde söz konusu olunca, ne babalık kalır ne de evlâtlık Dalâleti seçenlere karşı tavır budur
"Allah, müminlere lütufta bulunmuştur Halbuki daha önce apaçık bir (dalâl) sapıklık içindeydiler " (Âli İmrân, 3/164)
Daha önce, tasavvurda, itikatta, hayatî mefhumlarda, gaye ve yönelişlerde, âdet ve gidişatta, nizam ve prensiplerde dalâlet; sosyal ve ahlâkî yaşayışta da sapıklık içindeydiler Allah, lütufta bulunarak onları, sapıklıktan doğru yola çıkarmıştır:
"Ey Muhammed! Sana indirilen Kur'ân'a ve senden önce indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tâğutun önünde muhakeme olunmalarını isterler Oysa onu reddetmekle emr olunmuşlardı Şeytan onları derin bir sapıklıkla saptırmak ister " (en-Nisâ, 4/60)
İşte iman ettiğini söyleyip; Hakk'ın önünde muhakeme edilmeye çağrılınca, tâğutun hükmünü Hakk'ın hükmüne tercih edenler, gerçekte şirk ve apaçık bir sapıklık içindedirler Şeytan da, onların, bu sapıklıklarında daha da derinleşmelerini ister ve nitekim çoğu zaman başarır
Dalâlet kelimesinden geçişli olarak türetilen "idlâl" da saptırmak anlamına gelir Şöyle ki: "Onlardan bir güruh seni saptırmaya yeltenmişti Onlar yalnızca kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler " (en-Nisâ, 4/113)
Rivayete göre Medine yerlilerinden Ta'me, bir komşusunun zırhını çalmış, bir un dağarcığına saklayarak getirip, bir Yahudi'nin evine gizlemişti Ta'me'yi sıkıştırdılar O, müslüman olmasına rağmen yemin etti Yahudiyi sorguya çektiler O da: Bunu bana Ta'me verdi dedi Bazı Yahudiler de şahitlik ettiler Zaferoğulları Rasûlullah'a gelip Ta'me'yi beraat ettirmesini söylediler Ta'me'nin yemini karşısında düşündü; arkasından yukardaki âyet indi
Dalâletin unutma ve yanılma anlamına geldiği de olur Aşağıdaki âyet buna bir örnektir: Borç verirken yazılmasını ve şahit getirilmesini isteyen âyet, devamla; "Eğer iki erkek bulunamazsa rıza göstereceğiniz şahitlerden olmak üzere bir erkekle iki kadın gösterin ki, onlardan biri yanılırsa diğeri onu düzeltsin " (el-Bakara, 2/282) Görüldüğü gibi burada yanılma olarak tercüme edilen kelime Kur'ân'da "dalâlet "ten türeyen, "dallet" sözcüğüdür
Peygamber (sas)'in hadislerinde de, sapıklığın dalâlet olarak geçtiğini görmek mümkündür Bir örnek olmak üzere aşağıdaki hadisle yetinelim:
"Sonradan uydurulan şeylerden sakınınız Çünkü sonradan uydurulan her şey bid'attır Ve her bid'at sapıklık (dalâlet)tır " (Ebû Dâvûd, es-Sünne, 5)

Alıntı Yaparak Cevapla