|
Prof. Dr. Sinsi
|
Fizilal-İl Kuran Tefsiri - Müddessir Suresi Tefsiri ( Seyyid Kutub )
11-12-Şu adamın işini bana bırak ki, kendisini yarattığımda yapayalnızdı
13- Ona bol bol mal verdim
13- Gözü önünden ayrılmayan evlatlar verdim
14- Her işini yoluna koydum
15- Böyleyken halâ daha çoğunu vermemi bekliyor
16 Hayır, hayır! O ayetlerimize inatla karşı çıkıyor
17- Onu sarp bir yokuşa saracağım
18- O düşündü ve değerlendirme yaptı
19- Kahrolası, nasıl bir değerlendirme yaptı?
20- Bir daha kahrolası, nasıl bir değerlendirme yaptı?
21- Sonra baktı,
22- Sonra suratını astı ve kaşlarını çattı
23- Sonra yüz çevirdi, büyüklük tasladı
24- Ve dedi ki; "Bu Kur ân eskilerden aktarılan bir büyüdür
25- O kesinlikle insan sözüdür "
26- Onu Sakar a atacağım
27- "Sakar" nedir, biliyor musun?
28- Geride hiçbir şey bırakmaz, ondan hiçbir şey kurtulmaz
29- Bütün insanların dikkatlerini üzerinde yoğunlaştırır
30- On dokuz tane görevlisi vardır
Elimizdeki birçok rivayete göre bu ayetlerde kasdedilen kişi Velid b Muğire'dir Nitekim ibn-i Cerir'in ibn-i Abdalâ, Muhammed b Savra, Muammer, Ubbade b Mansur kanalı ile ikrime'ye dayanarak verdiği bilgiye göre birgün Velid b Muğire, Peygamberimize gelir Rasulullah ona Kur'an okur Bunun üzerine O'na karşı düşmanlık duyguları yumuşar gibi olur Durum Ebu Cehillin kulağına gidince derhal Velid'in yanma koşar Ona "Amca, hemşehrilerin aralarında senin için mal toplamak istiyorlar der Velid in Niçin diye sorması üzerine ona şu karşılığı verir: "Sana vermek için Çünkü sen Muhammed e varmış Ondan sus payı sızdırmaya kalkışmışsın:' Ebu Cehil bu sözleri ile Velid'in bam teline basıyor, onu en çok üstünlük tasladığı zenginliği konusunda tahrik etmek istiyordu Nitekim "Kureyşliler benim en zenginleri olduğumu bilirler der
Bunun üzerine Ebu Cehil kendisine "Öyleyse Muhammed hakkında öyle bir söz söyle ki, hemşehrilerin onun sözlerini reddettiğini, ona karşı sempati duymadığını anlasınlar" der Velid bu isteğe şu karşılığı verir: "Onun için ne diyeyim ki? Vallahi aranızda benim kadar şiirden anlayanınız, onun recezini, kasidesini, cin kaynaklısını kısacası her türünü benim gibi iyi bileniniz yoktur Vallahi Muhammed'in okudukları bunların hiç birine benzemiyor Vallahi O'nun okuduklarındâ ayrı bir tat, ayrı bir çekicilik vardır O önüne kattığını kırıp geçirir O'nun okudukları üstündür, onların üzerine çıkmak mümkün değildir:' Ebu Cehil, sözleri biten Velid'e "Vallahi, Muhammed hakkında bir söz söylemedikçe hemşehrilerini memnun edemezsin" der Bunun üzerine Velid "Öyleyse beni bırak da O'nun için ne söyleyeceğimi düşüneyim" der Bir süre düşündükten sonra "Muhammed'in okudukları, başkalarından aktarılmış bir büyüdür" der Bunun üzerine bu surenin "Şu adamın işini bana bırak" ayeti ile başlayarak "On dokuz tane görevlisi vardır" ayetinin sonuna kadar süren bölümü iner
Başka bir rivayete göre Velid'in Peygamberimize karşı yumuşaması üzerine ileri gelen Kureyşliler "Eğer Velid, dininden dönerse bütün Kureyşliler dinlerinden dönerler" derler Bunun üzerine bu işi bana bırakın, hepiniz adına onu çözerim diyen Ebu Cehil, hemen Velid'in yanına koşar Velid uzun uzun düşündükten sonra Peygamberimizden dinlediği Kur'an hakkında "O eskilerden aktarılmış bir büyüdür Görmüyor musunuz, karı ile kocayı, evlad ile babayı, köle ile efendiyi birbirinden ayırıyor" der
İşte rivayetlerin bize aktardıkları olay budur Kur'an burada ona canlı ve etkileyici bir anlatımla değiniyor Söze şu bel kırıcı, korkunç tehditle giriyor: "Şu adamın işini bana bırak "
Ayet, Peygamberimize sesleniyor Anlamı şu: Şu adamı bana bırak Ben onu yaratırken yalnız başına idi Şimdi gururlandığı bol servetin, gözünden ayırmadığı evlatların, şımarmasına ve daha çoğunu istemesine yol açan öbür dünya nimetlerin hiçbiri o zaman yanında yoktu Onun işini bana bırak Hileleri ve tuzakları ile kafanı yorma Onunla doğrudan doğruya ben savaşacağım
Bu ayeti okurken insanın tüyleri diken diken oluyor Yüce Allah'ın ezici, kahredici gücünün harekete geçtiğini düşününce yüreklerde zelzele kopuyor Çünkü bu ezici güç şu zavallı, miskin, güçsüz ve minnacık yaratığı tepelemek için harekete geçiyor Ayet bu zelzeleyi bu zelzeleye tutulması sözkonusu olmayan okuyucunun ve dinleyicinin kalbinde kopardığına göre bu zelzeleye tutulan zavallının hâlini varın siz düşünün!
Ayetler bu zavallı yaratığın durumunu uzun uzun anlatıyor Onun gerçeğe yüz çevirdiğini, Allah'ın ayetlerine inatla karşı çıktığını anlatmadan önce yüce Allah tarafından kendisine bağışlanan nimetlere parmak basıyor Bu açıklamalara göre o yaratılırken yapayalnızdı, hiçbir şeyi yoktu, çırılçıplaktı Sonra yüce Allah kendisine bol servet verdi, gözünün önünden ayırmaya kıyamadığı çok sayıda evladı oldu, o bu servet içinde ve evlatlar ortasında güvenli ve mağrur bir hayat yaşıyordu Hayatı her yönden yolundaydı, her istediğini kolayca elde edebiliyordu Buna rağmen;
"Halâ daha çoğunu vermemi bekliyor "
Gözü bir türlü doymuyor, şükretmiyor, kendisine verilenlerle yetinmiyor Belki de surenin sonuna doğru okuyacağımız "Aslında bunların her biri, kendisine okunmaya hazır kutsal sayfalar inmesini istiyor" ayetinde sözü edilenlerden biridir de kendisine vahiy indirilmesini, kutsal kitap verilmesini istiyor Çünkü Peygamberimize peygamberlik verildi diye O'nu kıskananlardan biri idi
Adam bu aşırı ihtirası yüzünden sert bir dille azarlanıyor, paylanıyor Çünkü ne bir iyilik ne bir ibadet ne bir şükür yapmış ki, sahip olduğundan fazlasını istemeye yüzü olsun Okuyalım:
"Hayır, hayır! O ayetlerimize inatla karşı çıkıyor "
Ayetin orjinalinde geçen "kellâ" sözcüğü bir paylama, azarlama edatıdır O gerçeği gösteren kanıtlara ve imana erdiren gerçeklere inatla karşı çıkmış, islam çağrısının önüne dikilmiş, Peygamber'e savaş açmış, kendini ve başlarını hak yoldan alıkoymuş, Kur'an ve islam hakkında asılsız iddialar ortaya atmıştır
Bu paylamayı kolaylığı zorluğa, rahatı sıkıntıya dönüştüren bir tehdit izliyor Okuyoruz:
"Onu sarp bir yokuşa saracağım "
Burada hareket hâlinde sıkıntıyı donduran, somutlaştıran bir ifade ile karşı karşıyayız Sebebine gelince yokuş çıkmak en sıkıntılı, en yorucu yolculuk türüdür Bir de yokuş çıkmanın irade dışı bir itme ile yapıldığını düşünürsek çekilen sıkıntının ve duyulan yorgunluğun ne kadar artacağını kolayca kestirebiliriz Bu ifade aynı zamanda somut bir gerçeği dile getirir Çünkü düz, kolay ve iç açıcı iman yolundan ayrılan kimse sarp, sıkıntılı ve nefes kesici bir patikaya düşmüş olur; sürekli endişe, bunalım, gerilim ve baskı altında yaşar, sanki göğe tırmanıyor gibi nefesi tıkanır; susuz ve azıksız çıkılan bir yolculukta ıssız ve tehlikeli izlerde taban teper, üstelik yolunun sonunda varacağı bir amaç, kazanacağı bir huzur da göremez
Sonra şu gülünçlük örneği eşsiz tablo canlandırılıyor Bir de bakıyoruz ki, bu zavallı yaratık zihnini yoruyor, sinirlerini geriyor, alnını kırıştırıyor, yüz hatlarım ve mimiklerini oynatıyor Bütün bunları Kur'an'da bir kusur bulmak, onu karalayacak bir söz hazırlamak için yapıyor Okuyoruz:
"O düşündü ve değerlendirme yaptı Kahrolası, nasıl bir değerlendirme yaptı? Bir daha kahrolası, nasıl bir değerlendirme yaptı? Sonra baktı Sonra suratını astı, kaşlarını çattı Sonra yüz çevirdi, büyüklük tasladı Ve dedi ki; Bu Kur'an eskilerden aktarılmış bir büyüdür O kesinlikle insan sözüdür "
Ardarda sıralanan jest ve mimik görüntüleri Birbirini izleyen beyin dalgaları ve sıra sıra hareketler seriliyor gözlerimizin önüne, Sanki anlam sunan sözcükler karşısında değil de resim çizen bir fırça karşısında, daha doğrusu kare kare görüntü sunan hareketli bir film şeridi karşısındayız
Karelerin birinde adam düşünüyor, kafa yoruyor Bunun yanısıra hüküm ifade eden bir beddua ile karşılaşıyor; "Kahrolası" diye Ayrıca "Nasıl bir değerlendirme yaptı?" denilerek davranışı yadırganıyor, alay bombardımanına tutuluyor Sonra vurgulama, mesajı pekiştirme amacı ile bu beddua ve yadırgama tekrarlanıyor; "Bir daha kahrolası, nasıl bir değerlendirme yaptı?"
Başka bir karede adam yapmacık, zorlamalı, alaya aldıran, komiklik çağrısını yapan bir ciddiyetle şöyle şöyle bakıyor
Bir diğer karede gülünç bir biçimde düşüncesini bir noktada yoğunlaştırmak amacı ile kaşlarını çatıyor, suratını asıyor
Bütün bu komik çabalar, bütün bu maskaralıklar onu sağlıklı bir düşünceye erdiremiyor Tersine adam ışığa sırt çevirerek ve gerçek karşısında büyüklük kompleksine yenik düşerek "Bu Kur'an eskilerden aktarılmış bir büyüdür O kesinlikle insan sözüdür "
Ayetler bu canlı görüntüleri, resim fırçasının tuvale istediği manzaralardan daha kalıcı ve hareketli bir filim şeridinin gözler önüne serdiğinden daha estetik bir biçimde insan hayaline işliyor Bu ayetler canlandırdıkları komik tipi sonsuza kadar hafızalarda kalacak bir gülünçlük örneği olarak somutlaştırıyor, kuşaklar boyunca ibret örneği olarak seyredilsin diye kahkaha ile güldüren portresini varlığın alnına kazıyor
Sözkonusu komik yaratığa ilişkin bu canlı ve somut görüntüleri yine ona yönelik müthiş bir tehdit izliyor Okuyalım:
"Onu Sakar'a atacağım "
Sonra "Sakar"ın bilinmezliği vurgulanarak bu tehdidin korkunçluğu arttırılıyor Okuyalım:
"Sakar nedir, biliyor musun?"
O anlaşılmaz ve kavranmaz derecede müthiş ve korkunç bir şeydir! Sonra onun bazı nitelikleri sayılarak uyandırdığı dehşet ve korku imajı güçlendiriliyor Okuyoruz:
"Geride hiçbir şey bırakmaz, ondan hiçbir şey kurtulmaz "
O herşeyi silip süpürür, her şeyi yutuverir, herşeyi yok eder, önünde hiçbir şey duramaz, ardında hiçbir şey komaz, ondan hiçbir şey paçayı kurtaramaz Ayrıca o bütün insanların dikkatlerini üzerine çeker, uzaktan belirgin bir şekilde görülür Okuyalım:
"Bütün insanların dikkatlerini üzerinde yoğunlaştırır "
Bu ayet, "Meariç" suresinde geçen "Geri dönüp gidenleri kendine çağır" ayetinin anlamına yakın bir anlam taşır " (Mearic 17) Yani herkesin dikkatini çeker Sanki korkunç görüntüsü ile kalplerde korku uyandırmak ister gibidir
Bu "sakar" cehenneminin "on dokuz" güvenlik görevlisi vardır Bu "on dokuz" rakamı sert ve acımasız meleklerin birey olarak sayısı mıdır, yoksa bu meleklerin oluşturduğu safların sayısı mıdır, yoksa cehennem güvenliği ile görevli meleklerin türleri ve kategorileri midir, bilmiyoruz Sadece şunu biliyoruz: Busayı, yüce Allah'ın verdiği bir bilgidir ve onu neden verdiği aşağıda açıklanacaktır
Müminler, yüce Allah'ın bu konuda verdiği bilgiyi, Rabblerine güvenen, Rabbi karşısında gerekli edebi takınan kullara yaraşır bir teslimiyetle karşıladılar Yüce Allah'ın sözünü ve verdiği bilgiyi tartışma ve demogoji konusu yapmadılar Müşrikler ise bu sayısal bilgiyi, imandan yana boş kalplerle, yüce Allah'a saygı duygusundan uzak bir küstahlıkla karşıladılar Bu durumlarda gereken ciddiyeti göstermediler Tersine bu açıklamayı alaya, maskaraya aldılar Onu gırgır ve dalga geçme konusu yaptılar Bu küstahlığın sonucu olarak aralarından biri "Sizin her onunuz bu cehennem görevlilerinden birinin hakkından gelemez mi?" dedi Bir diğeri "Ona gerek yok Siz hep birlikte onlardan birinin hakkından gelin, gerisinin tümünün hakkından ben tek başıma gelirim" dedi Kısacası onlar bu yüce açıklamayı, böylesine körelmiş, gerçeğe kapalı ve bomboş ruhlarla karşıladılar
Bunun üzerine az sonra okuyacağımız ayet indi Bu ayette yüce Allah'ın bu sayısal bilgiyi niçin verdiği, gaybın sırlarının bu bölümüne niçin ışık tuttuğunu açıklıyor Gayp alemine ilişkin bilgi yüce Allah'a havale ediliyor; "Sakar"dan ve oranın güvenlik görevlilerinden ne amaçla sözedildiği açıklanıyor Okuyoruz:
|