|
Prof. Dr. Sinsi
|
İslam Ansiklöpedisi (D)
Dünya Hayati
İnsanın doğumundan ölümüne kadar yaşadığı süre, ömür İnsan bu sınırlı hayatını dünyada geçirir; orada yaratıcısı tarafından sunulan nimetlerden faydalanır İyi veya kötü işlerle bu hayatını geçirir Sonunda Allah'ın huzuruna gider
"Hayat" hakkında tarih boyunca birçok felsefî nazariye ortaya atılmış; hayatın başlangıcı, gayesi, anlamı konularında tutarsız ve insanı tatmin etmekten uzak çeşitli yorumlar yapılmıştır Kur'ân-ı Kerîm bunlardan bazılarını örnek olarak bize tanıtmaktadır: "Dediler ki: Ne varsa dünya hayatımızdır, başka birşey yoktur Ölürüz, yaşarız; bizi zamandan başkası helâk etmiyor (bizi öldüren yalnız zamandır) Fakat onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur Onlar sadece zannediyorlar " (Câsiye, 45/24) "Ne ise hep bu dünya hayatımızdır, ölürüz ve yaşarız (bir kısmımız ölürken bir kısmımız doğar), biz öldükten sonra diriltilecek değiliz" (Mü'minûn, 23/37)
Âyetlerde bahsedilen inanç sahipleri "hayatın sadece bu dünya hayatından ibaret olduğunu" zanneden, öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden ateist (dinsiz) ve materyalistlerdir
"Dünya Hayatı" konusunda en açık ve doyurucu bilgiyi Kur'ân-ı Kerim ve Hadîs-i Şerifler vermektedir Kur'ân-ı Kerim'de "dünya hayatı" ifadesi kırka yakın yerde geçmektedir Bunun karşılığında bazan "âhiret" kelimesi (el-Mü'min, 40/39) (Fussilet, 41/31; ez-Zuhruf, 43/35; el-A'lâ 87/16); bazen (yevmü'l-kıyame) (el-Kasas 28/61) terkibi kullanılmıştır
İlk insan ve ilk peygamber Hz Âdem (a s ) ve eşi Hz Havva Cennet'te kendilerine yasak edilmiş ağacın meyvesinden yiyince Allah (c c ) onları yeryüzüne indirdi: "Derken Şeytan onları(n ayağını) oradan kaydırdı, içinde bulundukları (nimet yurdu)ndan çıkardı (Biz de) dedik ki: "Birbirinize düşman olarak inin; sizin yeryüzünde kalıp bir süre yaşamanız lâzımdır " (el-Bakara, 2/36)
Kur'ân-ı Kerim, dünya hayatını şöyle tarif ve tasvir ediyor: "Bilin ki, dünya hayatı bir oyun, eğlence, süs, kendi aranızda (birbirinize karşı) övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışıdır (Bu) tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekicilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur Ahirette ise çetin bir azap; Allah'tan mağfiret ve rıza vardır Dünya hayatı ise, sadece aldatıcı bir geçinmedir" (el-Hadîd, 57/20)
"Onlara dünya hayalının tıpkı Şöyle olduğunu anlat: (Dünya hayatı) gökten indirdiğimiz bir su gibidir Yerin bitkisi onunla karıştı ve (sonunda bitkiler) rüzgarların savurduğu çöp kırıntıları haline geliverdi (İşte hayat böyle bir mevsim kadar kısadır Hayatı yeşerten, kurutan, tekrar yeşertecek olan hep Allah'tır) Allah her şeye kâdirdir " (el-Kehf, 18/45)
"Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibarettir Eğer inanır, (günahlardan) korunursanız (Allah) size mükâfatlarınızı verir ve sizden (bütün) mallarınızı istemez (sadece zekât ve sadaka gibi cüz ı bir miktar taleb eder) " (Muhammed, 47/36)
Allah, ölümü ve hayatı insanları imtihan etmek için yarattığını şöyle ifade ediyor: "O hanginizin daha güzel iş yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı O üslündür, bağışlayandır" (el-Mülk, 67/2)
"Andolsun, sizi korku, açlık, mallardan canlardan ve ürünlerden eksiltme gibi şeylerle deneriz; sabredenleri müjdele" (el-Bakara, 2/155)
Allah, yapacağımız işlere göre bizi hesaba çekmek, iyi işlere mükâfat, kötü işlere ceza vermek üzere bu dünya hayatını yarattığından iyi ve kötü işleri peygamberleri ve kitapları aracılığıyla insanlara bildirmiştir Bu, Allah'ın rahmetinin bir eseridir İnsanlar Allah'ın gönderdiği programa göre hayatlarını düzenlerlerse kurtuluşa ererler Bunu düşünüp muhakeme etsinler diye Allah insanlara akıl da vermiştir
Allah'ın bildirdiği emir-yasak ve tavsiyeler aklı selim ile birlikte insanı sırat-ı müstakime (doğru yola) götürür İnsanda meleklerden farklı olarak, kötü yola sevkeden nefis ve şeytan vardır İnsan ne ıs ve şeytanın saptırmalarına karşı daima uyanık olmalı, onlarla devamlı mücadele halinde bulunmalıdır
Dünyanın insanı cezbeden ı vardır Bunlar âyette şöyle sayılmıştır: "Kadınlardan, oğullardan, kantarlarca yığılmış altın ve gümüşten, (otlağa) salınmış atlardan, davarlardan ve ekinlerden gelen zevklere aşırı düşkünlük, insanlara süslü (cazip) gösterildi Bunlar sadece dünya hayatının geçimidir Asıl varılacak güzel yer, Allah'ın yanındadır " (Âli İmrân, 3/14)
"Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür Bâki kalacak olan güzel işler ise Rabbinin katında sevapça da daha hayırlıdır, umutça da daha hayırlıdır" (el-Kehf, 18/46)
Dünya (ı)nın ne olduğu hakkında hadis-i şerifler de vardır: Buna göre nefse hoş gelen, insanı cezbeden şeyler dünya ıdır: "Dünya tatlı ve hoş manzaralıdır Allah sizi orada başkasının yerine geçirecek de nasıl iş göreceğinize bakacaktır Bu sebeple dünyadan sakınınız, kadınlardan sakınınız İsrailoğullarının (uğradıkları) fitnenin ilki kadınlar arasında (vâki) olmuştur " (Riyazü's-Sâlihîn, çev M Emre, I, 84)
Dünya hayatından sonra ebedî olan âhiret hayatı vardır: Orası çalışma yeri değil, dünyadaki çalışmaların karşılığını görme yeridir Ebedî saadet bu dünyada kazanıldığı için dünya hayatı çok değerlidir İyi değerlendirilmeli, ömür boşa geçirilmemelidir Yüce Allah şöyle buyurur: " Ey inananlar, Allah'tan korkun ve kişi, yarın için ne (yapıp) gönderdiğine baksın, Allah'tan korkun, çünkü Allah yaptığınızı haber âlmaktadır" (el-Haşr, 59/18)
Kur'ân-ı Kerim bize çalışmayı emretmiş, dünya nimetlerinden meşru şekilde istifade etmemizi tavsîye etmiştir:
"Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan (nasibinizi) arayın Allah'ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz" (el-Cum'a, 62/10)
"İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur Ve çalışması da yakında görülecektir" (en-Necm, 53/39-40)
Müslüman herşeyi yerli yerinde yapar, dünya hayatını iyi işle (salih amel) değerlendirir Çocuklarının rızkını helâlinden kazanmak için çalışır, elinin emeğiyle geçimini temin eder İbadetlerini vaktinde yapar, kazandığından Allah yolunda harcamada bulunur İnsanlara faydalı olmaya gayret eder Dünyası için âhiretini, âhireti için dünyasını terketmez İkisi arasında uyumlu ve dengeli bir hayat düzeni meydana getirir
Allah Teâlâ düşmana karşı güçlü olmamızı, üstün silahlar hazırlamamızı, böylece Allah'ın düşmanlarını korkutmamızı istemiştir:
"Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihat için bağlanıp beslenen atlar (savaş araçları) hazırlayın Bununla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah'ın bildiği (düşman) kimseleri korkulursunuz Allah yolunda ne harcarsanız tam olarak size ödenir, hiç haksızlığa uğratılmazsınız " (el-Enfâl, 8/60)
Kur'ân-ı Kerim bizi esas olarak âhiret amellerine teşvik ediyor, fakat dünyadan da nasibimizi unutmamamızı hatırlatıyor İyilik yapan da kötülük yapan da karşılığını eksiksiz görecektir:
"Artık kim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa onu görür Ve kim zerre ağırlığınca Şer yapmışsa onu görür " (İnsana ameli gösterilir, insan yaptığını görür) (ez-Zilzâl, 99/7-8)
"Rabbinizden bir bağışa ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, takva sahipleri için hazırlanmış bulunan Cennet'e koşun" (Âlu İmrân, 3/133)
" Allah'ın sana verdiği (bu servet) içinde âhiret yurdunu ara; dünyadan da nasibini unutma Allah sana nasıl iyilik ettiyse sen de öyle iyilik et; yeryüzünde bozgunculuk etmeyi isteme Çünkü Allah bozguncuları sevmez " (el-Kasas, 28/27)
Mal ve evlâd dünya hayatında insani en çok meşgul eden iki nimet olduğundan bunların tehlikesine işaret edilmiş, bunların Allah'a ibadete engel olmaması istenmiştir:
"Bilin ki mallarınız ve çocuklarınız birer fitne (imtihan)dir Allah'a gelince büyük mükâfat O'nun katındadır " (el-Enfal, 8/28)
"Ey inananlar, mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın Kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanlardır " (el-Münâfikun 63/9)
"Ey insanlar, Allah'ın va'di gerçektir sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı (Şeytan) Allah'ın affına güvendirmek sureti ile sizi aldatmasın " (el-Fâtır, 35/5)
Hadîs-i Şeriflerde de dünya hayatının aldatıcılığı ve fânîliği üzerinde durulmuş, buna karşı insanlar uyarılmıştır:
"Haberdar olun! Dünya mel'undur Dünyada olan (mal, mülk) de mel'un! Ancak Allah'ın zikri ve ona yaklaştıran şeylerle bilen ve öğreten (kimse) müstesna!"
"Siz akar edinip de dünyaya rağbet etmeyiniz "
"Şayet dünya, Allah katında sivrisineğin kanadına denk olsaydı, O (Allah) hiçbir kâfire ondan bir yudum su bile içirmezdi "
"Ademoğlu, malım malım diyor Ey Ademoğlu, senin yiyip tükettiğin, giyip eskittiğin, yahut tasadduk edip (sevabını) defterine geçirdiğinden başka senin malın mı var!"
Abdullah b Mes'ud (r a ) demiştir ki: Rasûlullah (s a s ) bir hasır üzerinde uyumuştu Yan tarafında iz bırakmış olduğu halde kalktı Biz: "Ey Allah'ın Rasûlü, sizin için bir döşek edinsek  " dedik Rasûl-i Ekrem (s a s ): "Benim dünyaya ülfetim yoktur (ki yatağa rağbet edeyim) Bu dünyada ancak ağaç altında gölgelenen, sonra ayrılıp terk eden binekli (yolcu) gibiyim" buyurdular (Riyazü's-Sâlihîn, çev M Emre, s 354-356)
Kur'ân-ı Kerim Hz Âdem'in şeytana uyarak işlediği hata dolayısıyla tövbe etmesinden ve Rabbinin onun bu hatasını bağışlamasından sonra ona dünyaya inme emrinin ve halifelik görevinin verildiğini, bu görevin kıyâmete kadar devam edeceğini, Âdem'in sadece şeytanın sapıttırması yüzünden yeryüzüne indirilmediğini, Âdem'in yeryüzünde Allah'ın halifesi olarak yaratıldığını, halifelik görevine şeytana uyarak işlediği hatanın vebâlinden arınmış olarak başladığını ve dünya hayatında sadece Allah'a kullukla imtihan olmak zorunda bulunduğunu açıklamaktadır Oysa muharref hristiyanlıkta insanların "günahla" doğdukları inancı vardır ki, bu, İslâm'ın açıklamasına ters düşmektedir Allah, nimeti kendilerine ulaştıktan sonra onu değiştirenlere şiddetli bir ceza vereceğini Kur'ân'da açıklamakta ve: "Küfredenlere dünya hayatı cazip görünmekte ve bu sebeple iman edenlerle alay etmektedirler Halbuki Allah'tan sakınanlar kıyâmet günü onların Çok üstündedirler Allah dilediğine hesapsız rızık verir " buyurmuştur (el-Bakara, 2/212) Dünyanın anlamını açıklarken: "İnsanlardan hangisinin daha iyi iş işlediklerini ortaya koyalım diye yeryüzündeki şeyleri ona süs yaptık " buyurur (el-Kehf, 18/7) Bütün belaların temeli dünya hayatını gaye edinmektir Dünya hayatına ağırlık veren, öğütten yüz çevirir Çünkü öğüde, hidâyete kulak vermek isteyen, yaşamını mutlaka âhiret temeline dayandıracaktır Ancak iman ve salih amel insanı dünya hayatının aldanmasından alıkoyar Âhirete inananlar dünya hayatını kaybetmez Çünkü însana verilen hilâfet görevi, yeryüzünün imar edilip nimetlerinden faydalanılmasını gerektirir Ama sadece dünya hayatını isteyenler haram, talan, zulüm sömürü düzenleriyle insanlığı doğru yoldan çıkarttıkları gibi, dosdoğru müslümanları da dünyaya uydurmak isterler Halbuki dünya hayatı; iman ve ibadetin ulvîliğine denk olmayan br oyalanmadır Asıl hayat âhirettedir Dünya, sadece İslâm'ı yaşamak, İslâm'ı hâkim kılma mücadelesi vermek ve Allah'ın yolunda çalışmak içindir Dünyaya bağlılık, sonu hüsranla bitecek bir maceradan ibarettir
Halit ÜNAL
DÜRZÎ, DÜRZÎLİK
Fatımî halifelerinden el-Hâkim biemrillah el-Mansur b el-Aziz billah (385-411/996-1021)'ın veziri Hamza b Ali'nin kurduğu İslâm dışı bâtıl bir mezhep Dürzî, bu mezhebin görüşlerini benimseyen kişi Propagandacı (dâî)* lerinden birisi olan Nuştekîn ed-Dürzî (ö 410/1019)'nin ismine izafetle anılan Dürzîlik, siyasi-itikadî bir mezheptir Şiîliğin İsmailiye* kolundan doğmuştur
Altıncı Fâtımî halîfesi el-Hâkim, ulûhiyet (tanrılık) dâvâsında bulunarak mektuplara "bismil-Hâkim er-Rahmanir-Rahim" yazdırıyor, hutbede kendi ismi okunduğunda halkı ayağa kaldırıyordu (Mahmud Es'ad, Tarih-i İslâm, 158) Hâkim, etrafa dâîler göndererek kendi sapık görüşlerinin propagandasını yaptırır ve: "hiç kimsenin kendilerine zarar veremeyeceğini, mezhebe bağlı olanların artık dalâlete düşürülmeyeceklerini" söyler Veziri Hamza b Ali de bu mezhebin imamı olur Bu arada el-Hâkim'in daha önceki dâîlerinden Nuştekin ed-Dürzî (Ânuştekin ed-Derezî) kendisinin imam tayin edilmesi için faaliyet gösterir Fakat aşırı fikirleri halkı isyana sevkeder ve 410 yılında öldürülür Halkın reaksiyonu üzerine bir süre ara verilen propaganda faaliyetine Hamza b Ali yeniden başlar ve etrafa dâîler göndererek birçok taraftar toplar el-Hâkim'in 411/1021 yılında el-Mukattam dağında kaybolması Hamza b Ali'nin de inzivaya çekilmesi üzerine Hamza'nın dördüncü vasisi Ali b Ahmed mezhebin başına geçer Fakat el-Hâkim'in yerine halîfe olan Ali b el-Hâkim, Dürzîleri takiple cezalandırır Bunun üzerine faaliyetlerini gizli olarak sürdürürler Daha sonra tekrar açıktan çalışmaya başlayarak Teym vadisi, Sayda, Beyrut ve Şam'da yayılırlar
Dürzîler Haçlı saferlerinde hristiyanlarla işbirliği yaparak müslümanlara karşı savaşmışlardır Günümüzde Lübnan'ın dağlık bölgelerinde, Suriye, Filistin ve Ürdün'de yaşamaktadırlar Lübnan anayasasına göre özel hakları olan Dürzîlerin Ortadoğu'da siyâsî güçleri olup bugünkü Suriye yönetiminde büyük etkinlikleri vardır (E Ruhi Fığlalı, İtikâdî İslâm Mezhepleri, 169 vd )
Dürzîlik, Kur'ân'da "sırat-ı müstakim"* diye adlandırılan "doğru yol"un dışındaki bâtıl yotlardan birisidir Bu bakımdan "İslâm mezhepleri" içinde sayılmaması gerekir Kur'ân-ı Kerim sırat-ı müstakim'in dışına çıkılmaması gerektiğine dair gayet açık olarak birçok âyette hüküm bildirmiştir: "Îşte benim doğru yolu, m bu, ona uyun, (başka) yollara uymayın ki, sizi O'nun yolundan ayırmasın!" (el-En âm, 6/153)
Kendilerini gerçek tevhid inancına sahip (Muvahhidun) olarak gören Dürzîlerin Allah hakkında tecessüm (Allah'ı cisim olarak tasvir etme), hulûl (ruhun bir canlıdan başka bir canlıya geçmesi) gibi inançları ve bunların çok karışık yorumları vardır Onlara göre Allah'ın bir gerçek ulûhiyeti (lahut) bir de beşerî tezahürü (nâsut) vardır Allah kendisini beşer idrakine ancak bir insan şeklinde yani el-Hâkim şeklinde göstermiştir Aksi halde insan Allah'ı gerçek ulûhiyetiyle tanımaya güç yetiremezdi el-Hâkim'in Allah'ın beşerî tezâhürü olarak imamet mevkiine oturması ve onun tebliğini üstlenmesi Allah'ın gerçek tevhididir Dürzî inancına göre bu gerçek tevhide ulaşan kişinin ibadet mükellefiyeti ve buna ihtiyacı da yoktur (Fığlalı, a g e , 174-175)
Görüldüğü gibi bu mezhep mensupları İslâm'ın saf ve temiz tevhid akîdesini, nefs ve hevâlarına tâbi olan akıllarıyla bulandırmışlar, lâyık olmayan sıfatları Allah'a izafe etmişlerdir Halbuki gerçek tevhid* inancına göre: Allah birdir, Sameddir (herşey varlığını ve bekasını O'na borçludur Herşey O'na muhtaçtır O, hiçbir şeye muhtaç değildir Herşeyin başvuracağı, yardım dileyeceği tek varlık O'dur) Kendisi doğurmamıştır ve (başkası tarafından) doğurulmamıştır Hiçbir şey O'nun dengi olmamıştır " (el İhlâs, 112/1-4)
Dürzîliğin, Hamza b Ali tarafından ortaya atılan inanç esasları özetle şöyledir: 1- el-Hâkim bi Emrillah'ı Allah bilmek Onlara göre Hâkim, Hz Muhammed'in şerîatını neshetmiştir 2-Emri tanımak: Bu, yaratıkların en şereflisi olarak kabul edilen Hamza b Ali'dir 3-Hududu tanımak: Bunlar Hamza ile birlikte beş vezirdir 4-Yedi esası bilmek: Bunlar iptal edilen yedi akîde (Kelime-i Şehâdet, namaz, oruç, hac, zekât, cihat ve velâyet) yerine konan yedi vasiyet (vesâya veya hisâl) dir Bu yedi vasiyet: 1-Sözde doğruluk, 2-İman kardeşlerini koruma ve karşılıklı yardım, 3-Önceki ibadetler ve bâtıl inançların tamamını terk, 4-İblîs'i ve bütün şer güçleri tanımama, 5- Allah olarak Hâkim'in birliğine iman, 6-Ne olursa olsun fiillerine sahip olma, 7-Açık veya gizli onun (Hâkim) ilâhî iradesine teslimiyet ve kabut
Dürzîlere göre âhiret ve âhiretle ilgili Cennet, Cehennem, Arş, Kürsî, hesap, ceza, mükâfat gibi şeyler hep bu dünyadadır
Dînî bakımdan Dürzîler, Akıllılar ve Cahiller olarak ikiye ayrılır Özel kıyafetleri olan akıllıların mezhep esaslarına bağlı olmaları, şehvetlerden kaçınmaları, sigara ve içki içmemeleri, hırsızlık, zina vb kötülükleri yapmamaları gerekir Bunların önderlerine Şeyhu'l-Akl denir Cahillerin dünyevî lezzetleri tatmalarında, refah içinde yaşamalarında bir sakınca yoktur
Misafirperverlik, israftan sakınmak, ahlâkî değerlere önem vermek gibi özellikleri bulunan Dürzîler, "İslâm esaslarını hiçe saydıkları ve iman esaslarını da keyfi olarak tahrif ve tağyir ettikleri için" müslüman sayılmazlar
Halit ÜNAL
DÜŞÜK YAPMA
Kürtaj, ana rahmindeki "cenin"* in herhangi bir dış etkiyle düşmesi Bu, kasıtlı olarak ilaç kullanma vb ile olabileceği gibi, korku, yüksek bir yerden düşme, döğülme, hastalık  ile de olur
Tıpta kullanılan "kürtaj" terimi ana rahminin içini kazıyarak oniki haftaya kadar olan gebeliklerin sona erdirilmesi anlamına gelmektedir
Kürtaj, istenmeyen gebeliği sona erdirmek için kullanılan bir metoddur; İslâm dışı yaşama biçimini benimsemiş toplumların bir ürünüdür Onlara göre kürtajın iki temel sebebi vardır:
1- Gayr-i meşrû gebelikler, 2- Çocuğun beslenmesi, eğitimi gibi ebeveyni sıkıntıya düşüreceği sanılan hususlar
1- İslâm'ı yaşama biçimi olarak benimsemiş bir toplumda zina ve zinaya götüren bütün ilişkiler haramdır Gençlerin zamanı gelince evlendirilmesi, onlara maddî imkân sağlanması toplumun görevi olduğu için, zina ve fuhuş olmaz Gayrîmeşru ilişki sonucu meydana gelen gebelikte çocuğun organları teşekkül ettikten sonra aldırılması haram olur Çünkü çocuk günahsızdır İslâm'a göre bu durumda çocuk aldırmak çözüm değildir Çözüm, zina edenlerin cezasını çekerek tövbe etmeleridir
2- Geleceğe ait düşünceler, vehim ve asılsız endişeden başka bir şey değildir Hiç kimse gelecekte ne olacağını bilemez "Şu kadar yıl sonra ülke kaynaklarının nüfusu beslemeye yetmeyeceği" şeklindeki faraziyelerin ilmî bir değeri yoktur Bu tarz bir düşünüş İslâm inancına da aykırıdır Çünkü Allah çalışan herkesin rızkını çalışmasına göre verir Kendisine inanan, tevekkül eden, müttakî kulları için de ayrıca kolaylıklar ve geniş rızıklar ihsan eder: "İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur Ve çalışması da yakında görülecektir Sonra ona tastamam karşılığı verilecektir " (en-Necm, 53/39-41)
"Kim Allah'tan korkarsın, (Allah) ona bir çıkış (yolu) yaratır ve onu ummadığı yerden rızıklandırır Kim Allah'a güvenirse O ona yeter Allah emrini yerine getirendir Allah her şey için bir ölçü (bir sınır) koymuştur " (Talâk, 65/2-3)
Bir ülkenin hammadde kaynaklarının gelecekte o ülke nüfusuna yetmeyeceği hesabı, materyalist-sömürgeci devletlerin kendi menfaatlerine göre yaptıkları bir hesaptır Adil gelir dağılımının yapıldığı, insanların emeklerinin karşılığını aldığı ve birbirlerini sömürmediği bir toplumda "ülke kaynaklarının nüfusu beslemeye yetmeyeceği" endişesine yer yoktur
"Aile plânlaması", adıyla emperyalist ülkeler tarafından azgelişmiş ülkelere empoze ve tatbik edilen "nüfus artışının önlenmesi" programı, kürtaja yol açan nedenlerden biridir: Basın-yayın yoluyla yapılan "aile plânlaması" hakkındaki telkinler (propaganda), İslâmî şuurdan yoksun olan genç hanımlar üzerinde etkili olabilmektedir Bu telkinin etkisinde kalan bir kadın, istemediği halde hamile kaldığı çocuğunu ya kürtaj yoluyla aldırmakta veya ilaç kullanarak düşürmektedir
Nüfus artışını önlemek için gerekli ilaç ve malzemenin başta ABD olmak üzere hristiyan Batı ülkeleri tarafından Türkiye'ye parasız (yardım!) olarak verildiği, artık herkes tarafından bilinmektedir Aile plânlaması ile ilgili TV dizileri ve propaganda malzemesi de yabancı kaynaklar tarafından finanse edilmektedir Pathfinder Fund adlı kuruluşun "Türkiye Aile Sağlığı ve Plânlama Vakfı"na sağladığı destekle Türkiye'nin çeşitli bölgelerine nüfus plânlaması maksadıyla klinikler, sağlık ocakları ve sağlık evleri açtığı, basında çıkan haberler arasındadır
İlaç kullanarak, rahimde hilkati tamamlanmış (yaklaşık dört aylık) bir çocuğu düşürmenin veya kürtaj yoluyla böyle bir çocuğu aldırmanın dinimizde hiçbir meşrû mazereti yoktur, haramdır Bu bir cinayet sayılır Ananın veya süt emen diğer çocuğun ölümüne sebep olan bir özür varsa, organları teşekkül etmeden çocuğu aldırmak caizdir: "Emzikli bir kadında, gebelik belirip sütü kesilir ve emen çocuğun da hayatı tehlikeye düşer; o çocuğun da babası olmazsa, o kadın gebelik yüzyirmi gün olmadan önce, ilaç kullanarak karnındakini düşürebilir Ancak dört ay geçtikten sonra bunu yapamaz" (Fetevâ-i Hindiyye Tercümesi, XII, 126)
İslâm'da geçim korkusundan dolayı çocukların öldürülmesi kesin olarak yasaklanmış, rızık vermenin Allah'a ait olduğu bildirilmiştir: "Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin Onları da sizi de biz besliyoruz Onları öldürmek büyük günahtır " (el-İsrâ, 17/31)
"De ki: Gelin, Rabbinizin size (neleri) haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; sizi de onları da biz besliyoruz Kötülüklerin açığına da kapalısına da yaklaşmayın ve haksız yere Allah'ın yasakladığı cana kıymayın! Düşünesiniz diye Allah size bunları tavsiye etti " (el-En'âm, 6/151)
Cahiliye döneminde Araplar kız çocuklarını öldürüyorlardı Kur'ân-ı Kerim buna işaret ederek, suçsuz olarak öldürülen bu çocukların hesabının sorulacağını bu cinayetin cezasız kalmayacağını bildirmiştir: "Ve sorulduğu zaman o diri diri toprağa gömülen kıza: Hangi günahı yüzünden öldürüldü? diye " (el-Tekvir, 81/8-9) mümtehine sûresi 12 âyette Cenâb-ı Hak, peygamberimize: "Mü'min kadınlardan çocuklarını öldürmemeleri hususunda  " ve âyette geçen diğer konularda söz (biat) almasını emretmiştir
Doğan her çocuk rızkını da beraber getirmektedir Çünkü yeryüzündeki her canlının rızkını Allah Teâlâ vermektedir: "Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah'a ait olmasın (Allah) onun durduğu ve emanet bırakıldığı yeri bilir Bunların hepsi apaçık bir kitap (Levh-i Mahfuz)dadır " (Hûd, 11/6)
Abdullah b Mes'ûd (r a ) şöyle anlatıyor: "Allah Rasûlü'ne sordum: Hangi günah daha büyüktür?" Şöyle cevap verdi: "Seni yarattığı halde Allah'a denk, ortak ve benzer koşman " Sonra hangisi? (dedim) "Seninle beraber oturup (hazırlanan yemekleri) yer korkusuyla çocuğunu öldürmen " dedi Sonra hangisi? (dedim) "Komşunun karısıyla zina etmen" buyurdu (Buhârî-Müslîm, Celâl Yıldırım, Kaynaklarıyla İslâm Fıkhı, IV/83)
Dînimiz insana değer verdiği için ana rahmindeki cenine ait hükümler koymuştur Onun özürsüz olarak, can verildikten sonra düşürülmesini cinayet saymıştır Bunun için bir kadının çocuğunu düşürmesine sebep olan kimse diyetle cezalandırılmıştır Hz Ömer (r a ) zamanında, bir kadın ifadesi alınmak üzere hilâfet makamına çağrılıyor Hamile olan kadın, korkusundan yolda çocuğunu düşürüyor Hz Ömer buna çok üzülüyor ve ne yapılması gerektiğini Şûra üyelerine soruyor Çoğunluk, bunda bir kasıt olmadığını ve bir şey gerekmeyeceğini söylüyor Hz Ömer, Hz Ali (r a ) ye: "Sizin görüşünüz nedir?" diye soruyor O da: "Bu arkadaşlarımız kendi görüşlerini söyledilerse herhalde görüşlerinde hata ettiler Yok seni korumak için böyle söyledilerse, iyi nasihatçi olmamış sayılırlar Ana rahminden kopup düşen ve ölen çocuğun diyeti gerekir Çünkü onun ölümüne sen sebep oldun " Hz Ömer bu içtihadı tasvip ederek gereken diyeti ödemiştir
"Düşük cenin, ister annesi öldükten sonra düşsün; ister o hayatta iken düşsün, ister diri düşsün, ister ölü düşsün, uzman hekimler onun işlenen fiil sebebiyle düştüğünü tespit ederlerse, o takdirde cinayet sayılır ve ceza uygulanır "
Cenînin ana rahminden ölü olarak düşmesine sebep olan kimseye beş deve veya bu kıymette para diyet olarak ödettirilir Alınan diyet cenînin vârislerine -miras hukukuna göre- taksim edilir Ceninin düşmesine sebep olan kimse -isterse anası olsun- diyete vâris olamaz
Kadın, çocuğunu düşürdükten sonra ölürse, çocuk için ayrı bir diyet, kadın için hata ile öldürülmüşse ayrı bir diyet gerekir Kasden öldürülmüş ise kısas gerekir
Cenin diri olarak düşer ve yaşarsa caniye tazir cezası gerekir
Müslümanların temelde kürtaj gibi bir problemi yoktur: Onlar "çocuklarını geçindirememek" endişesi taşımazlar Çünkü rızkı veren Allah'tır Çocuğun eğitimine gelince: Müslümanlar bu konuda bütün güçlerini harcar, imkânlarını kullanırsa gerekli İslâmî eğitim müesseselerini kurabilirler; hem sayı hem kalite yönünden kuvvetlenerek Hak-bâtıl mücadelesinde müslümanların zaferini sağlayabilirler Böylece müslümanların güçlenmesini istemedikleri için "aile plânlaması yardımı (!)"nda bulunan hristiyan âlemi de emellerine ulaşamamış olur (Ayr bk Doğum Kontrolü)
Halid ÜNAL
|