|
Prof. Dr. Sinsi
|
İslam Ansiklöpedisi (A)
Allamü'l-guyûb
Gaybleri en iyi bilen yalnız Allah için kullanılan bir sıfat
Allah'ın sonsuz ilmini ifade eden bu terkibin tam olarak anlaşılabilmesi için, onu meydana getiren: "Allâm" ve "Guyûb" kelimelerinin vuzuha kavuşması gerekir
"Allâm"; A-li-me (bildi) fiilinden türemiş, mübalâğa ifade eden bir isim olup; "en çok bilen, her şeyi hakkıyla bilen" demektir Bu isim Allah'a mahsus bir sıfattır, mahlûklara verilemez Bir kimseye, bilgin manasında âlim demek caizdir Üstün, çok bilen manasında "allâme" denmesi de mümkündür Hatta Allah için kullanılan "alîm" ismi, Allah'ın herhangi bir ilim öğrettiği kimseye -yalnızca öğrettiği ilimle ilgili olarak- verilebilir Nitekim Kur'an-ı Kerîm'de Hz Yusuf (a s )'ın Melike şöyle dediğini görmekteyiz:
"Beni yerin hazineleri üzerine görevlendir Çünkü ben, hem çok iyi bir koruyucu hem de çok iyi bilen (alîm)im, dedi " (Yusuf, 12/55)
Hz Yusuf (a s ), Allah'ın kendisine öğrettiği ilimleri çok iyi bilmesi, rüyaları tevil etmesi ve Allah'ın izniyle gaybtan haber vermesiyle de "alîm" idi (el-Ezherî, "Tehzîbü'l-Luğa", Mısır 1964, A-L-M maddesi)
Ancak Allah'tan başkasına "allâm" demek caiz değildir Zira bu kelimenin ifade ettiği mana "herşeyi en iyi bilen"dir Buradaki "her şey"in içine insan aklının alamayacağı veya yalnızca Allah'ın bildirmesiyle bilebileceği gayb ve gaybe ait haberler de girer
"De ki: Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka bilen yoktur Ne zaman dirileceklerini de bilmezler " (en-Neml, 27/65)
"Gaybı bilen (Allah), kendisine ait gayba kimseyi muttali' kılmaz " (el-Cinn, 72/26)
Buna göre ilmi çok az, bilmediklerinin sayısı bildiklerinden çok daha fazla olan insana "allâm" denilmesi düşünülemez
"Guyûb" kelimesi de "gayb" kelimesinin çoğuludur
"Gayb"; içinde ne olduğu bilinmeyen her yer ve arkasında ne olduğu bilinmeyen her mevkidir Zihinlerde mevcut olsa da göze görünmeyen nesneler de "gayb" sayılır "Gaybdan bir ses duydum" demek, "görmediğim bir yerden ses duydum" demektir Başka bir ifadeyle "gayb"; "His ve ilimde veya mevcudiyette hazır olmayandır " (Râgıb el-Isfahânî, Müfredât, Gayb maddesi; el-Ezherî, a g e A-L-M maddesi)
O hâlde bir kimsenin, duvar arkasında ne olduğunu bilmediği şey onun için gaybdir, ama bunu bilen için gayb sayılmaz Birinin zihninden geçenler sahibi için gayb olmasa da başkaları için gaybdır
Beş duyu ile bilinmeyen ve akılların da idrak edemediği, ancak peygamberlerin haber vermesiyle bilinen gayb; delili bulunan ve muttakîlerin iman ettiği gaybdır Kur'an'da: "O kimseler ki, gayba iman ederler" (elBakara, 2/3) ayetinde geçen gayb bu çeşit gayb olur inkârı küfürdür (Râgıb el-Isfahânî, a g e , Gayb maddesi)
Allah'u Teâlâ ve sıfatları, meleklerin ve cinlerin varlığı, Cennet ve Cehennem vb konular bu tür gaybdandır Bir de kıyametin ne zaman kopacağı, ölümünden sonra dirilmenin mahiyeti vb gibi delili bulunmayan, yalnızca Allah'ın bildiği ve hiçbir kimseyi muttali kılmadığı gaybler vardır
"Gaybın anahtarları O 'nun yanındadır Onları ancak O bilir " (elEn'âm, 6/9)
Buna göre "Allâmü'l-guyûb" şöyle tarif edilebilir:
"Bütün gaybları en iyi bilen" Gerek önceden vukûu bulmuş olsun, gerek şu anda vukûu bulmakta olsun ve gerekse vukûu devam etmekte olsun; ezelden ebede kadar meydana gelmiş ve gelecek her şeyi en iyi bilendir Bu, O'nun ilim sıfatının gereğidir:
"O, görüleni de, görülmeyen (gayb)i de bilen yücelerin yücesidir " (er-Ra'd, 13/9)
"De ki; "Allâmü'l-guyûb olan Rabbim, batılı hak ile ortadan kaldırır " (Sebe', 34/48)
Onun ilmi her şeyi kuşatmıştır O'nun ilminin dışında hiç bir şey yoktur:
"Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları ancak o bilir Karada ve denizde olanı bilir Düşen yaprağı, yerin karanlıklarında olan taneyi, yaşı kuruyu -ki apaçık kitaptadır- ancak O bilir " (el-Enâm, 6/59)
Geçmişte olanları bildiği gibi gelecekte olanları da bilir Küll'ü bildiği kadar cüz'ü de bilir:
"Allah: Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara; beni ve annemi Allah'tan başka ilâhlar edinin, dedin! deyince: Hâşâ, hak olmayanı söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem şüphesiz sen onu bilirsin; sen, içinde olanı bilirsin, ben sende olanı bilmem Şüphesiz "Allâmü'l-guyûb" sensin, der" (el-Mâide, 5/ 116)
Şu anda kullarının neler yaptıklarını, münafıkların müminler aleyhindeki plânlarını bilir, onların bu düzenlerini suya düşürür:
"Münafıklar; Allah'ın onların sırlarını ve gizli toplantılarını bildiğini, O'nun "Allâmü'l-guyûb" olduğunu bilmiyorlar mı?" (et-Tevbe, 9/78)
"De ki; "Allâmü'l-guyûb" olan Rabbim, batıl hak ile ortadan kaldırır " (Sebe', 34/48)
Peygamber (s a s ), istihâre*de bulunurken:
"Allah'ım! senin ilminle senden hayır diliyorum; senin kudretinle senden güç ve kudret istiyorum Ve senin büyük fazl-u kereminden istiyorum Çünkü senin her şeye gücün yeter, benim gücüm yetmez Sen bilirsin ben bilmem ve sen 'Allâmü'l-Guyûb'sun" (Buhârî, Teheccüd, 25)
Her şey O'nun ilm-i ezelîsinde bir tertîp üzere mevcuttur, oluşlar bu tertîbe göredir şüphesiz bu O'nun sonsuz ilminin bir neticesidir O'nun bu ilmi, ezelden ebede doğru değişmeden devam edip gider Altın Kullanmak
İslâm dini süslenmeyi mübah görmüş, ve hatta bazen ve gerektiği yerlerde teşvik etmiştir
Cenâb-ı Hak; "De ki Allah'ın kulları için yarattığı ziynet ve temiz rızıkları haram kılan kimdir?" (el-A'râf 7/32) buyurmuştur
Fakat bunların yanında erkeklere haram, kadınlara da helâl gördüğü ziynet eşyaları da vardır Erkeklere haram olan ziynet eşyaları, altın ve saf ipektir Hz Ali ibn Ebu Talib (r a )'dan rivayet edilen bir hadisde Resulullah Hz Muhammed (s a s ) şöyle buyurmuşlardır:
"Resulullah (s a s ), ipeği sağ eline, altını da sol eline alarak buyurdu:
"Bu ikisi ümmetimin erkeklerine haramdır " (Tirmîzî, Libâs 1; İbn Mace Libâs 19)
Yine bir gün, bir adamın elinde altın yüzük gördüğü zaman, onu çıkarıp attı ve buyurdu ki:
"Herhangi biriniz tutuşmuş bir ateş parçasını eline almaya yeltenir mi hiç?"
Resulullah (s a s ) oradan ayrıldıktan sonra adama, yüzüğü alıp ondan faydalanmasını söylediler Bunun üzerine adam: "Resulullah onu alıp attıktan sonra vallahi almam" dedi (Müslim, Libâs 52)
İsrafa dalanların yanında gördüğümüz, altın kalem, altın saat, altın çakmak altın sigara kutusu, altın ağızlık ve benzerleri de fakihlerce altın yüzük gibi görülmüştür Gümüş yüzük kullanmayı ise İslâm helâl görmüştü
Abdullah ibn Ömer'den rivayet edilen bir sünnette, "Resulullah gümüşten bir yüzük edinmiş ve eline takmıştı" (Ebû Dâvud, Hatem 4; Tirmîzî, Libâs 43) Ayrıca sahabe-i kirâmın gümüş yüzükleri vardı
İslâm, altını erkeklere haram kılmakla, ahlâkî ve terbiyevî yüce bir hedefe yönelmiştir İslâm, erkeğin erkekliğinin korunması gerektiğini, zayıflığın ve başkasının önünde eğilmenin doğru olmadığını belirtmek ister Perişan olmanın belirtilerinden erkeği muhafaza eder Allah'ın, kadının terkibinden daha başka bir uzvî bir terkiple yarattığı erkeğe, kadınlara benzemek ve çeşitli süslerle öğünmek yakışmaz Bu haramlaştırmanın arkasında ayrıca sosyal bir hedef de yatmaktadır
Altın ve gümüş eşyanın kullanılması keyfiyeti, İslâm'ın genel olarak israfa karşı açtığı savaşa ait programın bir parçasıdır Kur'an nazarında israf, milletleri helâk oluşla tehdit eden çözülme ve bozulmanın bir benzeridir Zira israf sosyal bozulmanın başlangıcıdır israf hayırlı ve doğru bütün yolların, prensiplerin düşmanıdır Kur'an-l Kerim'de:
"Bir memleketi yok etmek istediğimiz zaman nimet ve refahdan şımarmış ele başlarına emir veririz Ama onlar yoldan çıkarlar Artık o memleket yok olmayı hak eder Biz de onu yerle bir ederiz " (el-İsrâ 17/16)
İslâm, müslümanın hayatındaki israfın bütün belirtilerini haram kılmıştır Erkeklere altın ve ipekli giymeyi haram kıldığı gibi, erkek ve kadın bütün müslümanlara altın ve gümüş kap kullanmayı da haram kılmıştır
Bundan başka bu hükmün değerli bir iktisadî yönü vardır Altın, dünya piyasalarında en önemli bir maddedir Bunun için onun erkeklerin kadınlar gibi süs eşyası veya kap-kacak olarak kullanmasını doğru bulmamıştır
İslâm, kadının doğuştan süse ve ziynet eşyasına karşı meyilli olduğunu gözönüne alarak erkekleri sapıtma ve şehveti kamçılama yolunda kullanmamak şartıyla, yukarda belirtilen haramlaştırma hükmünden kadınları istisna etmiştir
âlu Ibrahim
Hz İbrahim'in soyundan gelenler, onun ümmeti ve milleti olanlara verilen isim Kur'an-ı Kerîm'de birçok yerlerde Hz İbrahim (a s )'in adı tekrarlanmaktadır Bunlardan birinde "Gerçekten Allah, Âdem'i, Nuh'u, İbrahim Hânedânını (Âli İbrahim) ve İmrân ailesini âlemler üzerine seçkin kıldı" (ÂIi İmrân, 3/33) buyurulmaktadır Bazı müfessirler, Âli İbrahim tabirinden, İsmail ve İshâk (a s ) ile onların zürriyetinin kasdedildiğini söylemektedirler Ayrıca Hz Muhammed (s a s )'in de bunlara dahil olduğu belirtilmektedir Bu arada Âli İbrahim tabirinin Hz Peygamberin (s a s ) ümmetini de içine aldığını söyleyenler olmuştur Buna delil olarak namazlarda oturma anında okunan salât duası gösterilmektedir Bu ifadelerde Âli İbrahim'den bütün müminlerin kasdedilmiş olduğu belirtilmektedir
ÂLU İMRÂN
Hz Musa (a s ) ile kardeşi Hz Harun (a s )'un babaları İmrân'ın adına nisbet edilen aile, İmrân ailesi Aynı zamanda Hz Meryem'in babasının da adının İmrân olmasından dolayı İmrân ailesi denince hangisinin kasdedildiği hakkında iki görüş ortaya çıkmıştır Ayet-i Kerime'de bu konuda açıklık yoktur "Allah, Âdem'i, Nuh'u İbrahim ailesini ve İmrân ailesini (Âl-i İmrân'ı) birbirlerinin soyundan olarak âlemlerden üstün kılmıştır Allah hakkıyla işiten ve her şeyi çok iyi bilendir " (Âli İmrân, 3/33-34) Bu ayeti izleyen ayetlerde Hz Meryem'den söz edildiği için burada kastedilen ailenin Hz Meryem'in babası İmrân'ın ailesi olduğu kanaatı ileri sürülmektedir Fakat ulû'l-azm peygamberler olan Hz Âdem, Hz Nuh ve Hz İbrahim (a s ) sayılırken ayette bunlardan hemen sonra Âli İmrân'dan söz edildiğine göre burada kasdedilenin Hz Musa ve ailesi olduğu hususunda ikinci bir görüş ileri sürülmektedir ki, genellikle bu görüş tercih edilir Kur'an-ı Kerim'in Âli İmrân suresi de adını yukarıda söz konusu ettiğimiz ayette geçen Âli İmrân tabirinden almaktadır
ÂLU İMRÂN SÛRESİ
Kuran-ı Kerîm'in üçüncü suresi Sure, Medine'de nazil olmuştur Surenin 33 ayetinde Musa (a s )'ın babası İmrân'dan bahsedildiği için 'İmrân Âilesi' anlamına bu adı almıştır
Söz konusu ayette " Nuh 'u İbrahimoğulları ve İmrân Ailesini âlemlere üstün kıldı " denilmektedir
Bu sure, hicretin ikinci yılında meydana gelen Bedir savaşı sonrasıyla üçüncü yılında vukûu bulan Uhud savaşını konu edinip müslümanların Medine-i Münevvere'deki hayatlarından bazı bölümlerin dile getirildiği iki yüz ayetten ibarettir
Âli imrân Suresi, nazil olduğu yıllardaki Medine'de yaşayan müslümanların çevresini kuşatan hile, desîse ve karışıklıkları sonsuz bir canlılıkla tasvir etmekte düşmanlarının yalnız hareketlerini değil, aynı zamanda içerideki kin ve hasedi, zihinlerdeki korkunç plânları da bir tablo halinde gözler önüne sermektedir
Sure bize, Medine'deki ihlâslı müslümanların durumunu aktarırken adeta içinde bulunduğumuz zamanı da yeniden geldiğimiz nokta ile birleştirip sergilemektedir Bu endişe veren durum karşısında hidayet rehberimiz olan Kur'an-ı Kerîm, özellikle bu suredeki ayet-i celileler; tuzak ve fitneleri önlemek, yaygara ve şüpheleri bastırmak, kalpleri ve atılmış adımları sabitleştirmek, fikir ve ruhlara hitap etmek, hadiseleri tahlil edip ortaya ibretler çıkarmak, İslâm'ın tasavvur olunan binasını kurmak ve buna gölge düşürecek hususları yok etmek, İslâm topluluğunu İslâm düşmanlarının amansız hile ve tuzaklarından korumak için onları uyaran prensip ve kanunlar ortaya koymaktadır Şöyle ki:
"Allah  Başka ilâh yok Ancak, Hayy ve Kayyum 'dur "( 1 )
"O, sana kitabı hak ve kendinden öncekileri tasdik edici olarak indirdi Bundan önce de insanlara yol gösterici olarak Tevrat ile İncil'i indirmişti Bir de hak ile batılı ayırt eden Furkan'ı indirdi Gerçekten Allah'ın ayetlerini inkâr edenler için şiddetli azap vardır Allah, 'Aziz'dir, intikam sahibidir "(3-4)
"Şüphesiz ki gökte ve yerde hiç bir şey Allah'dan gizli kalmaz "(5)
"Şu inkâr edenlerin malları ve çocukları Allah'a karşı onlara bir şey sağlamaz ve onlar, ateşin çırasıdırlar " (10)
"Karşılaşan şu iki topluluğun durumlarında sizin için ibret vardır Biri Allah yolunda döğüşüyordu Diğeri de kâfir idi Onlar, öbürlerinin kendilerinin iki katı olduklarını görüyorlardı Allah, dilediğini yardımı ile destekler Görebilen için bunda ibretler vardır "(13)
"Doğrusu Allah indinde tek geçerli din, İslâm 'dır Ancak, kendilerine kitap verilenler kendilerine ilim geldikten sonra, ihtirastan dolayı ayrılığa düştüler Kim Allah'ın ayetlerini inkâr ederse, şüphesiz ki Allah, çabuk hesap görücüdür "(19)
"Kim İslâm'dan başka bir din ararsa ondan asla kabul olunmaz Ve o, ahirette en büyük zarara uğrayanlardandır "(85)
"De ki, "Ey mülkün sahibi olan Allahım, sen mülkü dilediğine verirsin Sen mülkü dilediğinden alırsın Sen dilediğini aziz edersin Sen dilediğini zelil edersin Hayır yalnız senin elindedir Sen, şüphe yok ki her şeye kadirsin "(23)
"Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesinler Kim böyle yaparsa Allah'dan ilişiği kesilmiş olur Ancak onlardan sakınmış olma hâliniz müstesna Allah, size kendisinden korkmanızı emrediyor Ve dönüş Allahadır "(28)
"Doğrusu İbrahim'e yakın olanlar ona uyanlar; şu Rasûl ve iman edenlerdir Ve Allah, inananların dostudur "(68)
"Yoksa Allah'ın dininden başka din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde ne varsa ister istemez ona teslim olmuştur Ve ona döndürüleceklerdir "(83)
"Ey iman edenler, eğer kendilerıne kitap verilenlerden herhangi bir zümreye uyarsanız imanınızdan sonra sizi çevirir, kâfir yaparlar "(100)
"Ey iman edenler, Allah'dan nasıl korkmak lâzımsa öylece korkun Ve her hâlde müslüman olarak can verin "( 102)
"Toptan Allah'ın ipine sarılın, ayrılmayın Ve Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün Hani siz düşman idiniz de o, kalplerinizin arasını uzlaştırdı Ve onun nimeti sayesinde kardeş oldunuz Siz, ateş çukurunun tam kenarında idiniz, o, sizi oradan kurtardı Doğru yola erişesiniz diye işte Allah, ayetlerini size böylece açıklar "( 103)
"Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz Ma'rûfu emreder, münkerden nehy edersiniz Ve Allaha inanırsınız Ehl-i Kitap da inanmış olsaydı kendileri için hayırlı olurdu İçlerinden iman edenler olmakla beraber çoğu, gerçek dinden çıkmış fâsıklardır "(110)
"Ey iman edenler, sizden olmayanı dost edinmeyin Onlar sizi şaşırtmaktan geri durmazlar Sıkıntıya düşmenizi isterler Öf keleri ağızlarından taşmaktadır Sînelerinin gizlediği ise daha büyüktür Size âyetlerimizi açıkladık, eğer düşünürseniz "(118)
"İşte siz o kimselersiniz ki, onlar sizi sevmezken, siz onları seversiniz Kitapların bütününe inanırsınız Onlar ise ancak sizinle karşılaştıkları zaman, 'iman ettik' derler Yalnız başlarına kaldıkları vakit de size öfkelerinden parmaklarının uçlarını ısırırlar De ki "öfkenizden geberin", gerçekten Allah, onların sinelerindeki özü hakkıyla bilir "(119)
"Size bir iyilik dokunursa onları üzer Başınıza bir felâket gelirse buna sevinirler Sabreder sakınırsanız onların hilesi size zarar vermez Muhakkak ki Allah, onların yaptıklarını ilmi ile kuşatır "(120)
Bu ayetlerden aynı düşmanların yeryüzünde İslâm'ı ve Müslümanları nasıl hedef aldıkları, İslâm akîdesini bozmak için içteki fâsık ve münafıklarla birlikte nasıl çalıştıkları rahatlıkla anlaşılmaktadır Dolayısıyla Kur'an-ı Kerim'in kıyamete kadar sürecek dünya hayatının bir kitabı ve müslümanların hidayet rehberi olduğu bir gerçektir Bu gerçeğe ve onun ayetlerine ancak şeytanın adamları kulak tıkar ve gözlerini kapatırlar
Âli İmrân Suresi böyle bir yapının yanında üç temel meseleyi dile getirmektedir Bunların birincisi genel hatlarıyla din olayı ve özel anlamıyla İslâm'dır Din, sadece Allah'a iman etmek ve bu kuru iman anlayışıyla yetinmek demek değildir Din kesin bir ifadeyle sağlam bir tevhid inancıdır Yani tek bir 'ilâh'ın üstün hâkimiyetine katıksız olarak iman etmektir Bütün insanlık ve kâinat üzerinde hakim ve tek tasarruf sahibi olan ilâhî kudretin birliğini ve yegâneliğini kabul etmektir
Surenin muhtevasında mevcut olan ikinci husus ise; müslümanlarla Rabb'leri arasındaki durumun tasviridir Müminlerin Allah'a olan teslimiyetleri, ondan gelen her şeyi tartışmasız, yorumsuz ve memnuniyetle kabul edip büyük bir titizlikle onun emirlerine uymaları ve ona bağlanmalarıdır
"Onlar ki: "Ey Rabbiniz, biz gerçekten iman ettik Artık günahlarınız bağışla ve bizleri ateş azabından koru" diyenler, sabredenler, sadakat gösterenler, onun huzurunda divan duranlar, infâk edenler, seherlerde Allah'tan mağfiret isteyenlerdir Allah'ın ayetlerini az bir pahaya (küçük bir dünya menfaatine) değişmeyenlerdir "
Suredeki üçüncü önemli meseleye gelince; Kur'an, müminlerden başkasını dost edinmekten kaçınmayı, kâfirlerin bir değeri olmayan aldatmalarına kulak verilmemesini, Allahın emirlerinden uzak ve İslâm'a uymayan kötü yaşayış tarzlarını kabul edip onları dost edinmenin iman ile bağdaştırılamayacağını son derece büyük bir açıklıkla ifade etmektedir
Birbirleri arasında çok sıkı ilişki bulunan bu üç mesele, yani insanlığın Allah'ı bilip ona tam bir iman ve teslimiyetle bağlanması, 'tevhîd'in anlamını kavrayarak hayatını buna göre düzenlemesi ve böyle sağlam bir İslâmî anlayışa sahip olarak, Allah'ın düşmanları karşısında izleyeceği tavizsiz bir tutum ve davranışla kâfirlerin dostluğundan uzak kalınması hususları sûrenin temelini oluşturmaktadır
Surenin bir kısmı Necrân Hristiyanları hakkında nazil olmuştur Necrân, Hicazla Yemen arasında bir şehir idi O zamanlar burada çok sayıda Monhofist (Yakûbî) mezhebine mensup Hristiyan oturuyordu Necrân Kâbesi diye ünlü bir kilisesi vardı Roma İmparatorları buraya büyük maddî yardımlarda bulunurlardı
Âli İmrân suresinin faziletine dair bazı hadis-i şerifler varid olmuştur Ezcümle: Ebû Ümâme (r a )'den rivayete göre Peygamberimiz (s a s ) şöyle buyurmuşlardır: "Kur'an okuyun, çünkü o, kıyamet gününde ehl-i Kur'an olanlara şefaat eder Bakara* ve Âli imrân surelerini okuyun Çünkü bunlar kıyamet gününde iki bulut, yahut iki gölgelik veyahut iki kuş bölüğü gibi gelir, sahiplerine şefaat ederler Bakara suresini okuyun Çünkü ona sahip olmak bereket, onu okumayı terk etmek nedâmettir Kötüler ona sahip olamazlar " (Müslim, Salâtu'l Müsâfirîn, 42, 804)
Ebû Yahya Süleym İbn Âmir'in rıvayetine göre Ebû Ümâme şöyle demiştir: "Bir kardeşiniz şöyle bir rüya görmüştür: Bakmış ki insanlar bir dağ yolunda yürüyorlar Dağın tepesinde de iki yeşil ağaç bulunuyor Ağaçlar söyle sesleniyorlar: 'içinizde Âli İmrân suresini okuyan var mı?' Eğer biri,evet' derse dallarını sarkıtıyor, adamı yukarı çekiyorlar "
"Birisi Abdullah ibn Mes'ud'*un yanında Bakara ve Âli imrân surelerini okudu Ona: "içinde ism-i âzam bulunan iki sureyi okudun O ism-i âzam ki onunla yapılan her dua kabul olur, her istek yerini bulur" dedi
Hz Ka'b şöyle demiştir: "Her kim Bakara ve Âli İmrân surelerini okursa bunlar kıyamet günü gelir, o adam hakkında, ya Rabbi, bunun için aleyhinde diyecek bir şeyimiz yok, derler " (Dârimî, Fedâilu'l-Kur'an, 15)
|