Yalnız Mesajı Göster

İslam Ansiklöpedisi (A)

Eski 11-04-2012   #27
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

İslam Ansiklöpedisi (A)



Arkadaş, Arkadaşlik

Kendisine yakınlık ve dostluk duyulan kimse Bir işte, bir ortamda beraber olma Huyları ve düşünceleri birbirlerine yakın olan kimselerin kurduğu dostluk

Rebâh b Rebî şöyle anlatıyor: "Peygamber (sas) ile birlikte bir savaşa çıkmıştık Resulullah her üç kişiye bir deve vermişti İki kişi deveye biniyor, üçüncüsü de deveyi çöllerde sürüyordu Dağları inmekte iken Resulullah yanıma geldi Ben o sırada yürüyordum Bana: "Rebâh, yürüyorsun ha" dedi "Ben deveden henüz indim Şimdi sıra arkadaşlarımda", diye karşılık verdim Daha sonra Hz Peygamber (sas) arkadaşlarımın yanına geldi Onlar hemen deveyi çöktürerek indiler Yanlarına varınca bana: "Şu deveye bin ve geri dönünceye kadar da inme, biz seni takip ederiz," dediler" "Niçin", diye sordum "Çünkü Resulullah senin için; "Doğrusu salih bir arkadaşınız var ona iyi davranın," buyurdu" diye cevap verdiler" (Y Kandehlevî, Hayatü's-Sahabe, III, 1086)

İşte böyle salih arkadaşlar edinmek her insan için çok önemli bir konudur Resul-u Ekrem: "Mü'min, mü'min kardeşinin aynasıdır " (Tirmizî, Birr, 18) buyurmuştur Bir düşünür de: "Arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim" demiştir Başka bir hadis-i şerifte de: "İnsan sevdiği kişi ile beraberdir" (Buhârî, Fezâilu Ashabi'n-Nebî, 7) buyurulmuştur Arkadaşlar, sevilen insanlar arasından seçilir İnsan sevdiğinin kusurunu görmez eksikliklerini farketmez Onun ahlâkını benimser Bunun için arkadaş seçerken dikkatli olmak gerekir Rastgele bir arkadaş seçimi insanı felâketlere sürükleyebilir Akıllı, Allah'tan korkan güzel ahlâklı insanlarla arkadaş olmaya çalışılmalıdır Kötü arkadaş, başkalarının bizim için besledikleri iyi duyguları yok eder Kötülüklerine bizi de bulaştırır Akılsız dost, akıllı düşmandan daha çok zarar verir

Anne ve babalar, arkadaş seçiminde çocuklarına yardımcı olmalı, onlara yol göstermelidirler Çocukların kimlerle dost ve arkadaş oldukları devamlı kontrol edilmeli, kötü arkadaşın insanı sürükleyeceği kötülükler hakkında uyarılmalıdır Gerekirse iyi kişilerle arkadaş olmaları sağlanmalıdır Unutulmamalıdır ki iyi arkadaş; bizi insanlara sevdiren, ihtiyaç duyduğumuzda ve yalnız kaldığımızda yanımızda olan, düştüğümüzde elimizden tutan kişidir

Saîd Cubeyr'den şöyle rivayet edilmiştir: "Ensar'a mensup birisi Resulullah'ın huzuruna geldi Adam mahzundu Resulullah buyurdu ki:

"-Seni üzgün görüyorum, neden?"

Adam dedi ki:

"-Ya Resulallah, beni bir şey düşündürüyor "

"-Nedir? "

"Biz her gün akşam sabah sizin huzurunuza geliyoruz Yüzünüze bakıyor meclisinizde bulunuyoruz Yarın siz resuller birlikte olacaksınız Yücelere varacaksınız Ama biz, size nasıl vasıl olabiliriz ki?"

Resulullah (sas) hiç cevap vermedi Cibril-i Emin Cenâb-ı Hakk'dan Nisâ Suresi'nin 69 ayetini getirdi:

"Kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse işte onlar, Allah'ın nimet verdiği, resuller, sıddîklar, şehitler ve salihlerle beraberdir Onlar ne güzel arkadaştır "

Kur'an'ın müminlere bu müjdesi, ne engin bir mutluluktur Dünyada biri birini Allah için sevmiş, biribirine destek verip yardım ederek kardeşlik kurmuş müminler, ahirette, kerim olan Allah'ın huzurunda şerefti bir arkadaşlık içindedirler Mümin, bu saadeti, Allah'a ve Resulüne itaatle elde etmiştir Mümin, Allah ve Resulüne itaat edenlerle arkadaşlık kurarak ve onlarla birlikte İslâm toplumunu oluşturarak bu mertebeye ulaşmıştır

Enes b Mâlik'den rivayet edilen bir hadîs-i şerif şöyledir:

"Resulullah'a, bir topluluk tarafından sevilip de onlara ulaşamayan kimse hakkında soru sordular Efendimiz şöyle buyurdu:

"-Kişi sevdiği ile beraberdir "

Enes b Mâlik diyor ki: "Müslümanlar bu hadîse sevindikleri kadar hiçbir şeye sevinmemişlerdir

İslâm toplumu, müminlerin oluşturduğu ve esası iman üzerine kurulu bir kardeşlik ve arkadaşlık toplumudur Bu arkadaşlıkta bağlar, akide bağıdır, Allah'a itaat ve resulüne itaat bağıdır Bu cemiyette arkadaşlıklar ve dostluklar, dünya menfaati için kurulmaz Arkadaşlıklar, ahirette resullerle, sıddîklarla, şehitlerle ve salihlerle beraber olmak ve Allah'ın ahiretteki nimetine nail olmak için kurulur Bu ulvî gaye için kurulan arkadaşlıkları Allah'u Teâlâ "görülmeyen askerleriyle" desteklemektedir:

"Eğer siz o (Resulullah)'a yardım etmezseniz, iyi bilin ki Allah ona yardım etmişti Hani yalnız iki kişiden biri olduğu hâlde (Mekke'den) kâfirler tarafından çıkarılmıştı İkisi de mağarada iken arkadaşına: "Üzülme, Allah bizimle beraberdir" diyordu Allah ona yardım etti, kalbini yatıştıran huzur ve güvenini indirdi O'nu sizin görmediğiniz askerlerle destekledi İnanmayanların sözünü alçalttı Yüce olan yalnız Allah'ın sözüdür Allah, daima üstündür ve hikmet sahibidir" (et-Tevbe, 9/40)

Bu ayet-i celilede, İslâm tarihinde meşhur bir olaya, Resulullah (sas)'ın Mekke'den Medine'ye hicretine işaret vardır Hatırlanacağı üzere Ebû Bekr es-Sıddîk ile birlikte Medine-i Münevvere'ye hicret eden Resulullah (sas)'ı müşrikler yolda yakalamak için çok sıkıştırmışlar, her ikisi de bir mağaraya saklanmışlardı Hz Ebû Bekr Sıddîk'ın bu arkadaşlığına ve desteğine Allah Azze ve Celle de görünmez ordularla destek olmuştur Allah sabredenlerle beraberdir

Buna karşılık isabetle seçilemeyen arkadaş ve dostlar insanı hem dünyada hem ahirette felâkete sürükler Felâket gelip çatınca da hemen uzaklaşır giderler Onları çevrelerindeki insanlara bağlayan şey menfaatleridir Menfaatlerinin bittiği yerde dostlukları yok olur gider Halbuki hakiki arkadaş kişinin, "kara gününde", felâket anında yanında bulduğu arkadaş ve dostudur

Kur'an-ı Kerîm, dünyada sapıklığa düşenlerin ahirette şöyle söyleyeceklerini haber veriyor:

"Orada putları ile çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi alemlerin Rabbına eşit tutmuştuk Bizi saptıranlar ancak suçlulardır Şimdi şefâatçımız, yakın bir dostumuz yoktur Keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak, derler" (eş-Şuarâ, 26/96-102)

Şu halde, bizi hak yoldan ayırarak ahirette pişmanlığa sürükleyecek kötü arkadaşlardan özellikle uzak durmalıyız Dost ve arkadaşlarımızı mutlaka doğru yoldan ayrılmayan samimi müslümanlardan seçmeliyiz

Dost ve arkadaşlarını Allah'a kavuşmayı reddeden, arzu, hevâ ve şehvet düşkünü kişilerden seçenlerin dostluklarına şeytan destek olmakta ve onları yalnız bırakmamaktadır Bunların, Allah'ı anmaktan uzaklaştıkça şeytan ile dostlukları artar Şeytan devamlı olarak ona fısıldamaktadır Yaptıkları fenalığı hoş göstermekte, gittikleri yolun doğruluğunu onlara telkin etmektedir Ama:

"Nihayet bize gelince der ki: "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arasındaki kadar bir uzaklık olsaydı Ne kötü arkadaşmışsın sen" (ez-Zuhruf, 43/38) hükmü gereğince, kötü arkadaş seçen gerçeği anlayacaktır Ama şeytan ve kötü arkadaş görevlerini yapmışlar, hakdan onu uzaklaştırmış ve Allah'ın azabına hazırlamışlardır

'Onlardan bir sõzcü "Benim bir arkadaşım vardı " dedi "

"(Alayla) Der ki: "Sen doğrulayanlardan mısın?"

"Biz ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi (diriltilip) cezalandırılacağız?"

"(Sonra yanındakilere): "Bakar mısınız" dedi "

"Sonra onu Cehennem'in ortasında gördü "

"Tallahi, dedi, sen az daha beni de alçaltacaktın "

"Rabbimin nimeti olmasaydı ben de şimdi oraya getirilenlerden olurdum" (es-Saffât, 37/51-57)

Arkadaşını Cehennem'in ortasında görmesi, kendi ve arkadaşları olan ihlâslı kulların sahip olduğu nimetlerin büyüklüğünü hissetmesine vesile olur Bu nimetleri anmak, devamlılığından emin bulunmak mümin için en büyük mutluluktur Bu, arkadaşının vesvese ve kandırmasına inanmayıp onunla birlikte uçuruma düşmekten kurtulmanın ve Allah'ın nimetlerine ermenin mutluluğudur Allah'ın lütfu ile arkadaşının kötülüklerine uymamış, onu dinlememiş, hatta ondan uzaklaşarak Allah'a ve Resulüne gönülden itaat eden ihlâslı kulları arkadaş edinmiş ve bu engin saadete mazhar olmuştur

Kötü arkadaşına uymuş olsaydı, onun eliyle Cehennem'in ateşini davet etmiş olacaktı Şeytanın eliyle, ateşlerini yakmış olacaktı Ama Allah'a hamdolsun ki kötü arkadaştan uzaklaşmış ve azaptan kurtulduğu gibi sonsuz nimetlere de kavuşmuştu Şimdi, resuller, sıddîkler, şehitler ve salihlerle beraberdir

İA

ARŞ

Tavan, çatı, dam, çardak Bir eve nisbetle tavanı; tavanına nisbetle üstündeki çatısı, kubbesi, tepesindeki köşkü Çadır ve çardak gibi yükselen, gölge veren her şeye arş denir İfade ettiği kelimelerden anlaşıldığı gibi ulviyyet, yükseklik manasını içerir Bu münasebetle hükümdarların üzerine oturdukları "taht" manasında da kullanılmıştır Hükümdarların tahtı, mülk ve saltanatın remzi olduğundan arş kelimesi, kinayeli olarak mülk ve saltanat manasını da taşır Ayrıca, bir işi ayakta tutan şey; bir şeyin temeli; bir cemaatin reisi; tabut, kuyunun dibinden adam boyu kadar taşla örüldükten sonra ağzına kadar yukarısına yapılan ahşap bölme; ayağın parmak tarafına doğru yüzündeki yumruca tümsek; kuşun yuvası gibi manâlar da arş kelimesi ile ifade edilmiştir Bazıları Âyetü'l-kürsî'de geçen Kürsî* ile Arş'ın (ikisini de taht manasında kullanarak) aynı şey olduğunu sanmışlarsa da Arş, Kürsî'nin üzerindedir Bu suretle Kürsî taht manasında düşünülürse Arş, onu kuşatan saray ve sarayın tavanı olarak kabul edilir Bir rivayette Kürsî, Arşın ayağının konulduğu yerdir

Bu iki mana itibarıyla Arş, İslâm'a göre, bütün alemi kuşatan, sınırlandırılması ve takdir edilmesi beşer aklının dışında kalan ve gerçeğini Allah'ın bildiği yüce bir makamdır Yedi kat gök, Cennet, Sidre, Kürsî Arş'ın altında tasavvur edilir Arş'ın sınırı, alemi tasavvurun son sınırıdır Arş'tan evvelki Sidre-i Müntehâ* geçilmeden Allah'ın cemâli = (Cemâlullah) * müşahede edilemez Resulullah (sas) Mirac gecesinde (bk İsrâ, 1, Necm, 1 vdayetler) Sidre-i Müntehâ'yı geçerek Arş'a ulaşmıştı Yukarda da belirtildiği gibi Arş'a taht ve tahttan kinaye olarak mülk ve saltanat manası verilmişti (Arş, 7/54) Ayette: "Sonra Arş üzerine istiva buyurdu" denilmektedir

Bilinen manasıyla taht, bir hükümdarın hükûmet işlerini yürütürken üzerine kurulduğu bir cisimdir Fakat "tahta çıktı" denilince, "hükûmet işlerini yani saltanatı eline aldı" manası anlaşılır Yedi kat sema'nın üstünde ve bütün âlemi içine alan Arş'ın, bilinen taht manasıyla sınırlanamayacağı şüphesizdir Binaenaleyh bahse konu olan "el-Arş" kelimesi mecazî ve kinayi bir mânâ ifade eder O halde Arş'ın cisim olduğu iddia edilemez Arş'ı bütün bir cisim tasavvur etsek bile, cihet ve cismaniyyetin hepsi Arş'ın sınırında sona erdiğinden, bunun üstünde bir cisim, mekan ve cihet tasavvuru tezat olur Allah'ın Arş'a istivası da yine mecazî manadadır Allah'ın Arş'a istivasının keyfiyetini soran birine İmam Malik İbn Enes: "İstiva malûm, keyfiyeti akılla idrak edilemez, buna iman vacip ve bu konuda soru sormak bid'attır" diye cevap verir

Râgıp el-İsfahânî, "İstiva" * kelimesine: Müsâvî olmak; kendi kendine itidal manasını vermiştir Arapça olan bu kelime "alâ" takısı ile "istilâ", "ilâ" takısı ile "nihayete erme" manasında kullanılır Bu suretle istiva lügatte: İstikrar etmek, karar kılmak, kararını bulmak ulüvv-i isti'lâ; yükselmek, yüksek olmak, üstün olmak müsâvî veya mümâsil veya denk olmak; dosdoğru varmak, veya kastetmek, istilâ etmek manalarına gelir Bu lügat anlamlarına göre, âyette geçen "Sonra Allah Arş'a istiva etti" cümlesinin manası:

a) Arş'a mülkiyet ve saltanat manası verilmesi halinde: "Allah bütün mahlûkatı üzerinde düzenli ve sırayla işleri düzene koydu, hükümlerini muntazam bir şekilde yerine getirdi, hiçbir engel olmaksızın kudretini tesir ve mahlûkâtı üzerinde "meşîetini" (dilemesini) cereyan ettirdi"

b) "Mahlûkâtı yarattıktan sonra da başından sonuna kadar hepsini kudret ve galebesi velâyet ve hâkimiyeti altında tuttu" Bu ifadede istiva, istilâ manasında kullanılmıştır

c) Arş'a mülk ve memleket, istivaya da istila manası verilmesi halinde "Sonra Allah mülkünü hâkimiyeti altında tuttu"

d) İstivaya "müsavî" manası verilmesi halinde de: "Allah Arş üzerine öyle bir istîlâ ile istiva etmiştir ki Sema ve Semada bulunanlar O'na daha yakın, arz ve arzda bulunanlar daha uzak bir mevki ve mesâfede değil, hepsi müsâvî bir nisbettedirler" demektir Bu cümlede geçen mevki ve müsâvîlik maddî mânada değil, mecazî manadadır

"O gün Rabb'ının tahtını, bunların da üstünde sekiz (melek) taşımaktadır " (el-Hakka, 69/17) Arş'la ilgili olan bu ayetin tefsirinde İbn İshak Hz Peygamber'in: "Onlar, yani Hamele-i Arş* (Arş'ı taşıyanlar) bugün dörttür Kıyamet günü olduğunda Allah onları diğer bir dört ile te'yid edecek sekiz olacaklar " buyurduğunu söylüyor Bir başka izaha göre Hamele-i Arş olan bu sekizden maksat, Allah'ın hayat, ilim, kudret, irade, kelâm, semî, basar ve tekvin sıfatlarıdır

(Arş'la ilgili ayetler: 7/54, 9/129, 10/3, 11/7, 13/2, 20/5, 21/22, 23/86, 116, 25/59, 27/26, 32/4, 39/75, 40/7, 15, 43/82, 57/4, 85/15, 69/17)

İmrân İbn Husayn Peygamberimiz'in şöyle buyurduğunu rivayet eder: "(Ezelde)Allah vardı ve Allah'tan başka bir şey yoktu Ve Allah'ın Arş'ı su üzerinde bulunuyordu Sonra Allah (levh'de) kâinatın tamamını takdir ve tesbit etti Ve göklerle yeri yarattı " Arş'ın ıtlak olunduğu pek çok şeylerin hepsinde yücelik ve yükseklik mânâları vardır Padişahların oturduğu tahta Arş denilmesi de bu yükseklik münasebetiyledir Allah'ın ilk yarattığı ve yükseklik ifade eden mevcuda da Arş, ve Allah'a nisbet edilerek Arşullah denilmiştir ki, Allah'ın kudretinin tecellî ettiği ilk mahlûktur Kelam âlimleri ile eski düşünürler Arş'ı, kâinatı her yönden kuşatan yuvarlak bir felektir, diye tarif ederler Dokuzuncu felek ve felek-i atlas da derler Rivayet âlimleri bu tahtın ayakları bulunduğunu da kabul etmişlerdir Fakat meseleyi tahkik eden âlimlere göre, şerîat örfünde vârid olan arşın hakikatini tahdit ve takdir, beşerin aklı ve idraki haricindedir Bu konuda vârid olan haberlerde arşın mahiyeti değil, diğer varlıklara nisbetle büyüklüğü bildirilmiştir Meselâ Peygamberimiz bir kere Ebu Zerr-i Gıfârî'ye: "Ya Ebâ Zer, yedi kat gök ile yedi kat yerin kürsî yanında büyüklükleri, ancak bir çölün ortasına atılmış bir kapı veya yüzük halkası gibidir Arş'ın da kürsîye göre büyüklüğü, o çölün o halkaya nazaran büyüklüğü derecesindedir" buyurmuştur" (Tecrid-i Sarih, IX, 7)

Arş hakkında İmam Gazalî'nin İhyasında geçen bir hadis-i şerif "Abdullah b Amr b el-Âs'a, ölen müminlerin ruhları nerededir, diye sorulduğunda: "Arş'ın gölgesinde, beyaz kuşların kursağında; kâfirlerin ruhları da yedi kat yerin dibindedir " dedi "

Alıntı Yaparak Cevapla