Yalnız Mesajı Göster

Fizilal-İl Kuran Tefsiri - Müzzemmil Suresi Tefsiri ( Seyyid Kutub )

Eski 11-04-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Fizilal-İl Kuran Tefsiri - Müzzemmil Suresi Tefsiri ( Seyyid Kutub )



10- Müşriklerin senin için dediklerine sabret, yanlarından nazik bir şekilde ayrıl
11- Ayetlerimi yalanlayan o zenginlerin işini bana bırak, onlara biraz süre tanı
12- Çünkü bizim yanımızda ağır zincirler ile cehennem vardır
13- İnsan boğazından geçmez yiyecekler ile acıklı azap vardır
14 O gün yer ve dağlar şiddetle sarsılır, dağlar gevşek kum yığınlarına dönüşür
15- Ey insanlar, biz nasıl Firavuna bir peygamber gönderdiysek size de davranışlarınızı yakından gözleyecek bir peygamber gönderdik
16- Firavun, gönderdiğimiz peygambere karşı geldi de kendisini sert bir şekilde yakalayıverdik
17- Eğer kafir olursanız, çocukların saçlarını anında ağartan o günün dehşetinden paçayı nasıl kurtaracaksınız?
18- O günün dehşetinden gökler parçalanacaktır Allah'ın sözü kesinlikle yerine gelir
Surenin başlangıç bölümünün Peygamberimize pèygamberlik görevi yerildiği ilk günlerde indiğini ileri süren birinci rivayetin doğru olması durumunda surenin bu bölümünün çağrı kampanyasının açığa vurulduğu, yalanlayıcıların ve dil uzatanların ortaya çıkarak Peygamberimize ve müminlere eziyet yönelttikleri sonraki yıllarda indiği kabul edilmelidir Buna karşılık eğer ikinci rivayetin doğru olduğu varsayımından hareket edilirse surenin ilk yarısının bir bütün olarak müşriklerin Peygamberimize yönelik eziyetleri ve yürüttüğü çağrı kampanyası karşısındaki engellemeleri üzerine indiği düşünülmelidir
Bu ihtimallerden hangisi doğru olursa olsun, gece ibadetine ve Allah'ı anmaya ilişkin direktifi izleyen bu ayetlerde Peygamberimizin sabretmeye yöneltildiği görülüyor Çünkü gece ibadeti ve zikir ile sabır bu çağrı hareketinin uzun ve sıkıntılı yolu boyunca kalbi besleyecek olan iki önemli ve birbirinden ayrılmaz azık türüdürler Bu iki azık türü, bu çağrının hem vicdanların kuytu köşelerine yönelik iç yolculuğu sırasında hem de çağrının düşmanlarına yönelik dış yolculuğu sırasında aynı oranda gereklidir Çünkü her iki yolculuk da aynı derecede zor ve sıkıntılıdır Bu yüzden Peygamberimize "Müşriklerin senin için söylediklerine sabret" direktifi veriliyor Yani müşriklerin kin ve nefret güdüsü ile senin hakkında söyledikleri bütün çirkin sözleri sabırla karşıla Bunun yanısıra;
"Yanlarından nazik bir şekilde ayrıl"
Yani onları paylama, onlara kızma, onlara küsme, onlara kırıcı karşılıklar verme Bu direktif, bu çağrı hareketin Mekke dönemine -Özellikle bu dönemin ilk yıllarına- ilişkin yöntemini yansıtıyor Bu yöntem sırf kalplere ve vicdanlara seslenmekten, soğukkanlı duyurma ve anlatma girişiminden ibaretti
Kaba davranışları ve yalanlamaları nezaketle karşılayarak tartışma ortamından tatlılıkla ayrılmak Allah'ı anmanın yanısıra sabırlı olmayı gerektirir Yüce Allah bütün peygamberlerine ve bu peygamberlere inanan "mümin" kullarına ısrarla sabırlı olmayı öğütlemiştir Sabır bu davayı omuzlayacak kimselerin azığı, cephanesi, kalkanı, silahı, sığınağı ve korunağıdır Sabır, cihaddır Nefse karşı, nefsin arzu ve ihtiraslarına karşı, nefsin sapmalarına karşı, nefsin zaaflarına karşı, nefsin yalpalanmalarına karşı, nefsin aceleciliklerine ve umutsuzluklarına, onların yöntemlerine, önlemlerine, komplolarına, eziyetlerine ve baskılarına karşı cihaddır Genel olarak bütün nefislere karşı cihaddır Çünkü nefisler bu davanın yükümlülüklerinden kaytarmaya, sıyrılmaya çalışırlar; bu davanın özü ile bağdaşmayan, onunla çelişen çeşitli kılıklar arkasında saklanmaya girişirler Dava adamının bütün tehlikeler karşısındaki tek azığı sabırdır Allah'ı anmak ise hemen hemen her durumda sabrın ayrılmaz yoldaşıdır
Senin için söylediklerine sabret, yanlarından nezaketle ayrıl ve o yalanlayıcılar ile aramızdan çekil, onların hakkından ben gelirim Okuyalım: "Ayetlerimi yalanlayan o zenginlerin işini bana bırak, onlara biraz süre tanı" Evet, "Ayetlerimi yalanlayanların işini bana bırak" Düşünelim ki, bu sözü kahredici, karşı durulmaz ve sarsılmaz üstün gücün sahibi olan yüce Allah söylüyor Yalanlayıcılar ise birtakım insanlar Onları tehdit eden ise hiç yoktan varedicileri ve bu uçsuz-bucaksız evrenin tek bir "ol" komutu ile yaratıcısı olan yüce Allah'tır
O yalanlayıcıları bana bırak Dava benim davamdır Sana düşen sadece onu duyurmaktır Bırak yalanlasınlar, nezaketle ayrılıver yanlarından Onlarla savaşmayı doğrudan doğruya ben üzerime alacağım Sen onlar için kafanı yorma, müsterih ol
Ne sarsıcı, akılları baştan alıcı, bel kırıcı, ağır bir darbe! Düşünelim ki, bir yanda ezici iradenin sahibi, öbür tarafta şu zavallı ve güçsüz varlıklar! Bunlar zengin, varlıklı kimselermiş Yeryüzünün kendileri gibi olan yaratıkları karşısında istedikleri kadar zorbalık taslasınlar, yüce Allah karşısında bunun ne anlamı olabilir ki?! Devam ediyoruz:
"Onlara biraz süre tanı"
Onlara tanınacak süre dünyadaki hayatlarının tümünü kapsasa bile o ine "azıcık"tır Dünya hayatı yüce Allah'ın hesabına göre bir gün, ya da bir günden bile azdır Bu hayat noktalandığında onların kendi hesaplarında da bu kadarlık bir yeri olacaktır Dahası, onlar bu hayatı kıyamet günü bir saat gibi göreceklerdir Kısacası bu hayat, süresi ne kadar olursa olsun, "azıcık"tır Onlar bu hayatı, ezici ve öc alıcı yüce Allah'ın pençesinden kurtulmuş olarak noktalasalar bile bunun bir anlamı yoktur Çünkü O, az kullarına biraz mühlet tanır, ama arkasından sert biçimde yakalarına yapışır Okuyalım:
"Çünkü bizim yanımızda ağır zincirler ile cehennem vardır İnsan boğazından geçmez yiyecekler ile acıklı azap vardır"
Ağır zincirler, cehennem ateşi, gırtlaktan geçmez ve boğazı yırtan yiyecekler ve acı azap Bunların tümü ellerindeki nimetin değerini bilmeyen, bu nimeti verene şükretmeyen "varlıklıların, zenginlerin" nankörlüklerine uygun düşen cezalardır Ey Muhammed, sen onlara karşı sabırlı ol, kabalıklarına aldırış etme, bana bırak onları Çünkü bizim elimiz altında ağır zincirler var, onlara vururuz bu zavallıları işkence nasılmış, görürler o zaman Cehennemimiz var bizim, atarız onları içine, sarar vücutlarını onun alevleri Bizim öyle yiyeceklerimiz var ki, gırtlaklarım, boğazlarını yırtan tırmalayıcı çıkıntılara sarılmışlardır Ayrıca o korkunç günde çarpılacakları acıklı azabımız var, kendilerini bekleyen
Arkasından bu korkunç günün sahnesi canlandırılıyor Okuyoruz:
"O gün yer ve dağlar şiddetle sarsılır, dağlar gevşek kum yığınlarına dönüşür" Burada insanları aşarak yeryüzünü, yeryüzünün çoğu alanlarını kapsamına alan bir dehşet tablosu ile yüzyüzeyiz Bu dehşetle yeryüzünün çoğu alanları sarsılıyor, paniğe kapılıyor, parçalanıyor, çöküyor Bu dehşetin korkunçluğu karşısında zavallı ve güçsüz insanların ne hale düşeceklerini varın, siz düşünün
Bu korkunç sahneyi izleyen ayette varlıklı, zengin yalanlayıcıların bakışları başka bir tarafa çevriliyor Kendilerine zorba Firavun hatırlatılıyor Arkasından yüce Allah'ın, karşı gelinmez, ezici gücü ile bu zorbanın yakasına nasıl yapıştığına değiniliyor Okuyoruz:
"Ey insanlar biz nasıl Firavuna bir peygamber gönderdiysek size de davranışlarınızı yakından gözleyecek bir peygamber gönderdik
Firavun gönderdiğimiz peygambere karşı geldi de kendisini sert bir şekilde yakalayıverdik"
Burada Firavun hikayesine kısaca değiniliyor Fakat bu kısa hatırlatma, Allah'ın ayetlerini yalanlayanların kalplerini çırıl-çıplak soyarak, tirtir titretecek niteliktedir Çünkü sarsılan ve yıkılan yer ve dağ sahnesinin hemen arkasından geliyor
Az önceki ahiretteki "yakalayış" idi, bu ise dünyadaki "yakalayış"tır Peki, müşrikler bu korkunç dehşetten kendilerini nasıl kurtaracaklar, nasıl korunabilecekler? Okuyoruz:
"Eğer kafir olursanız, çocukların saçlarını anında ağartan o günün dehşetinden paçayı nasıl kurtaracaksınız?"
Daha önce yeri sarstığı, dağları yerlerinden oynattığı belirtilen kıyamet dehşeti burada gökleri parçalayan ve genç yaştaki çocukların saçlarını anında ağartan bir panik tablosunda sunuluyor Başka bir deyimle hem cansız tabiatta hem de canlı insanlar üzerinde somut etkisini gösteren bir dehşetle yüzyüzeyiz Kur'an bu dehşeti olmakta olan bir olay gibi bir canlılıkla okuyucuların gözleri önüne getiriliyor Arkasından bu dehşeti daha da pekiştiren bir cümle ile karşılaşıyoruz:
"Allah'ın sözü kesinlikle yerine gelir"
Havada kalmaz, mutlaka gerçekleşir O her istediğini yapar O'nun dilediği hemen oluverir
Yüce Allah hem evrende ve hem de insanın kendisi üzerinde somutlaşan bu dehşetin önünde müşriklerin kalplerine dokunuyor, onları ders almaya, kurtuluş yolunu, yani O'nun yolunu seçmeye özendiriyor Okuyalım:

Alıntı Yaparak Cevapla