|
Prof. Dr. Sinsi
|
İslam Ansiklöpedisi (B)
Belvâ-i âmme
Belvâ, musibet, zahmet, ıztırap, meşakket, güçlük gibi anlamlara gelir Âmme, ise bütün, herkes, umûm demektir Buna göre "belvâ-i âmme" herkesi kapsayan meşakkat ve güçlük demektir
Terim olarak belvâ-i âmme; kaçınılması güç, umûmun mübtela olduğu bir şey hakkında husûsî bir hüküm verilmesidir
Dinimiz kolaylık dinidir Kur'an-ı Kerîm'de: "Allah sizin için kolaylık ister, zorluk değil ", (el-Bakara, 2/185) buyurulur Bu nedenle "belvâ-i âmme" fıkhın fer'î kaynaklarından biri olmuştur Müslümanların çoğunun uğradığı güçlük ve meşakkatler bu kaideye dayanılarak hafifletilmiştir Bunlardan birkaç misal verelim:
Sokakta elbisemize sıçrayan ve korunması mümkün olmayan su ve çamur damlalarıyla namaz kılmanın caiz olması;
Özürlü kimselerin özürleri sebebiyle bulaşan pislikle namaz kılmalarının caiz olması;
Çocukların öğrenmek için abdestsiz olarak Kur'an-ı Kerîm'i ellerine almalarının caiz olması;
Binalardaki tuvaletlerde tuvalet esnasında ön ve arkayı kıbleye çevirmenin caiz olması; (İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-Nezâir, Kahire 1968, s 76-77)
Doktor ve sağlık görevlilerinin tedâvî için kadın ve erkeklerin avret mahallerine bakmalarının caiz olması gibi
Ancak hakkında nas olan hükümler "belvâ-i âmme" sebebiyle kolaylaştırılamaz İnsanın idrarı elbisesine bulaşır, bunda belvâ-i âmme vardır, diye idrarın necis olmadığına hükmedilemez, çünkü bu konuda nas vardır (Atıf Bey, Mecelle Kavâid-i Kulliyye Şerhi, İstanbul 1327, s 25)
Durak PUSMAZ
BENU MUSTALİK GAZVESİ
Hicretin beşinci yılında yapılan ve Peygamberimiz (s a s )'in bizzat ordu kumandanı olarak katıldığı gazve Bu gazveye "müreysi' gazvesi" de denilir Mustalikoğulları Huzaa kabîlesine mensup küçük bir obadır "Müreysi" ise, bu kabilenin çevresinde konakladığı bir kuyunun adıdır
Mustalikoğulları'nın başkanı Hâris b Ebi Dırar söz geçirebildiği kabileleri ve kendi obasını müslümanlarla savaşmaya teşvik edip bölgede İslâm'ın yayılmasını engellemek maksadıyla silâh ve harp malzemesi satın alıyor, hazırlıklar yapıyordu
Peygamberimiz (s a s ) Hâris'in hazırlığını haber aldı Durumla ilgili olarak bilgi sahibi olmak için Büreyde b Husayb'ı Mustalikoğulları'nın obasına gönderdi Büreyde, Mustalikoğulları'nın durumunu öğrenebilmek ve bu adamların şerrinden emin olabilmek için gerektiğinde Peygamberimiz hakkında ileri geri konuşabilecekti Ona bu izni bizzat Peygamber Efendimiz vermişti
Mustalikoğulları, Büreyde'ye Peygamberimiz hakkında sorular sordular Büreyde onların niyetlerinin ciddi olduğunu anlayınca, kavmiyle birlikte kendilerine yardım edeceğini ve müslümanların köklerinin kazınması gerektiğini, kendisinin düşüncesinin de bu olduğunu onlara anlatıp durdu Kavmini toplayarak yardıma gelmek bahanesiyle Mustalikoğulları'nın yurdundan ayrılıp acele Medine'ye döndü Onların bu haince tutumunu ve tavrını Resulullah'a anlattı
Hz Peygamber (s a s ) durumu öğrendikten sonra ashabdan bazılarıyla istişare etti Yedi yüz kişilik kuvvet hazırlayarak yola çıktı Birliğin içinde münafıklar da yer alıyordu Peygamber Efendimiz gidilecek yeri gizli tutup ters bir istikamette yola çıktı Gün boyunca Şam'a doğru kuzey istikametinde yol aldı Akşam olduğu yerde konakladı Daha sonra Tihame tarafına doğru süratle yol aldı
Yolda Mustalikoğulları adına casusluk yapan bir adam yakalandı Casus, Mustalikoğulları hakkında bilgisinin olmadığını belirtti Sıkıştırılınca Mustalikoğulları adına casusluk yaptığını itiraf etti, ona müslüman olması teklif edildiği halde o buna yanaşmayıp kabîlesinin alacağı tavra göre hareket edebileceğini belirtti Bu nedenle boynu vuruldu
Mustalikoğulları, casuslarının yakalandığını ve öldürüldüğünü öğrenince telaşlandılar, ne yapacaklarını şaşırdılar Bu arada kendilerine yardıma gelen diğer İslâm düşmanı kabileler de dağılınca yapayalnız kaldılar Resulullah (s a s ) Müreysi kuyusu başında karargâhını kurdu Birliğini savaş düzenine koyduktan sonra saldırı için uygun bir zamanı beklemeye başladı Mustalikoğulları'na müslüman olmaları canlarını, mallarını ancak böyle koruyabilecekleri hatırlatıldı Onlar, bu teklifi kabul etmeyerek, müslümanlara ok atmaya başladılar Hayvanlarının su başında bulunduğu kendilerinin gafil olduğu bir anda geceleyin ansızın baskın yapıldı Mustalikoğulları kaçmaya fırsat bulamadan kıskıvrak yakalandılar Erkekleri, kadınları ve çocukları esir edildi Malları ganimet olarak müslümanların ellerine geçti İçlerinden on iki kişi de öldürüldü
Ganimet malı olarak müslümanların eline iki bin deve, beş bin davar geçti Ganimetin beşte biri Beytü'l-Mâl'e ayrıldı Geriye kalan beşte dörtlük oran savaşa katılanlar arasında paylaştırıldı
Cemil ÇİFTÇİ
BER'
Kötü görülen, hoşlanılmayan şeylerden uzak durmak, tertemiz ve her türlü kirden uzak yaratmak, iyileşmek ve şifa bulmak anlamlarına gelen ve yaratılışı ifade eden bir terim
Kelimenin kökü Be-ra-e' fiilidir Min' edatıyla kullanıldığında -den uzaklaşmak, ilgiyi kesmek'; Tef'îl' babında 'Ber ra e' şekliyle aklamak, beraet ettirmek; 'istif'âl' babında 'İs teb-ra-e' şeklinde kullanıldığı zaman ise temizlenmek, berâatını istemek anlamlarına gelir
Allah'ın güzel isimlerinden olan Bârî, Allah'ın yarattığı şeyleri tertemiz yarattığını ve her türlü kirden arındırdığını ifade eder (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, VII, 4876) Hak Teâlâ zatı, sıfatları, isimleri, fiilleri ve şuûnatıyla tertemiz, her türlü çirkinlik ve kirden müberra ve her türlü noksanlıktan uzak olduğu için; O' nun yaratması da böyle tertemiz ve her türlü noksanlık ve kirden, ayıptan uzaktır
Kelimenin Kur'an'da geçen diğer şekillerinin de kuşkusuz bu kök anlamıyla yakından bağlantısı vardır Sözgelimi, Hz İsa'nın "körü ve alacalıyı ibrâ ettiği", yani iyileştirdiği belirtilir (Âli İmrân, 3/49) Yusuf suresinde Hz Yusuf veya Aziz'in karısı "Ben nefsimi tebrie etmem"(Yusuf 12/53) derken nefsini temize çıkarmak, daha doğrusu kötülüklerden uzak görmek istemediğini; çünkü nefsin her zaman kötülüğü emrettiğini belirtir İnsan, tabiatı gereği yanılır, kötülük ve günah işleyebilir Bu yüzden, Allah' tan başkası temelde barî' değildir; noksanlık, kötülük ve günah insanın ayrılmaz özelliklerindendir Buna karşılık, insan tövbe ve istiğfar ile, haramlardan mümkün olduğunca kaçıp, emredilenleri yerine getirmekle günahlardan temizlenir, yani nefsini tezkiye' eder; ama tebrie' edemez
İslâm'ın oldukça önemli kural ve esaslarından olan teberrî' veya teberrâ' ise, Allah'ın düşmanlarından uzak durmak, onları velî, sırdaş ve lider edinmemek, kendilerine özellikle müslümanların kaderiyle ilgili görevleri tevdî etmemek ve onlarla gönülden dost olmamak demektir (el-Bakara, 2/166-7; el-En'âm, 6/68; el-Enfâl, 8/48; et-Tevbe, 9/3)
Aynı 'Be-ra-e' fiilinden türeyen 'Berâet' kelimesi ise; "mahkemede suçsuzluğu ortaya çıkmak ve suç töhmetinden kurtulmak", siyasî hukuk açısından ise "ilişkileri kesme, sulh durumuna son verme" anlamlarına gelir ve Kur'an-ı Kerîm'de Tevbe suresinin başında kullanıldığı biçimiyle, artık İslâm'ın hakim duruma geçtiği konumda ya İslâm'ı seçmek, ya da savaşa hazır olmak şıklarından birini tercih hususunda müşriklere verilen ültimatom (Elmalılı, Hak Dini Kur' an Dili, Tevbe,1 ) manasını ifade eder
Yine, aynı fiilden gelen "beriyye" kelimesi ise "yaratıklar" demektir Kur'an'da 'hayru'l-beriyye' ve 'şerru'l-beriyye' şeklinde geçer (Beyyine, 98/6-7)
Ali ÜNAL
BERÂET GECESİ
Şaban ayının ondördüncü gününü onbeşinci gününe bağlayan gece
Bu gece, değişik adlarla da anılmaktadır:
Bu geceye, bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle 'Mübârek'; kulların günahlarının affolunması ve temize çıkmaları sebebiyle 'Beraet'; kulların ihsana kavuşmaları nedeniyle 'Rahmet', geceyi iyi değerlendiren kulların seçilerek salih kullar arasına alınması sebebiyle 'Berae veya Sakk' adı da verilir
Bu gecenin beş özelliği vardır:
1) Bu gecede önemli işlerin seçimi ve ayırımı yapılır
2) Bu geceyi ibadetle geçirenlere yardımcı olması amacıyla Allah tarafından melekler gönderilir
3) Bu gece bağışlanma ve af gecesidir
4) Bu gecede yapılan ibadetlerin fazileti çok büyüktür
5) Bu gecede Peygamberimize şefaat yetkisinin tamamı verilmiştir Bu yetkinin üçte biri Şaban'ın onüçüncü günü, üçte biri Şaban'ın ondördüncü günü, geri kalan üçte biri de Şaban'ın onbeşinci günü verilmiştir
Anne ve babasını incitenler, büyücüler, başkalarına kin besleyenler içki düşkünleri bu gecenin faziletinden yararlanamazlar
Bu konuyla ilgili olarak şu hadisler rivayet edilmektedir:
Peygamber Efendimiz (s a s ) bu geceyi Hz Âişe validemize tanıtırken şöyle buyurmuştur:
"Bu gece Şaban'ın onbeşinci gecesidir Allah Teâlâ bu gecede Benü Kelb kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısınca insanları Cehennem'den kurtarır Ancak kendisine şirk koşanların, müslümanlara karşı kin ve düşmanlık besleyenlerin, akrabaları ile münasebeti kesenlerin, gururlu ve kibirlilerin, ana-babasına asî olanların ve içki içmeye devam edenlerin yüzüne bakmaz " (Buhârî, et-Tergîb ve't-Terhib, II, 118)
İnsanların bir sene içerisindeki rızıkları, zengin veya fakir olacakları ve ecelleri gibi mühim hususlar o gece içerisinde meleklere bildirilir O geceyi ibâdet ve tâatla geçirmek ve nafile namaz kılmak sevaptır Fakat o geceye mahsus belirli bir namaz şekli yoktur Nitekim Peygamber Efendimiz bu geceyi ibadetle geçirmiş ve Allah'a şöyle dua etmiştir: "Azabından affına, gazabından rızana sığınır, senden yine sana iltica ederim Sana gereği gibi hamdetmekten âcizim Sen seni senâ ettiğin gibi yticesin " (et-Tergib, II, 119, 120)
Peygamber Efendimiz (s a s ) bizlere de şöyle buyurmuştur:
"Şaban ayının yarısı (Berâet gecesi) gelince: gecesini namazla, gündüzünü oruçla geçiriniz Cenâb-ı Allah o gece güneşin batmasıyla dünya göğüne iner ve şöyle der: Benden af dileyen yok mu; onu affedeyim Rızık isteyen yok mu; rızık vereyim Şifaâ dileyen yok mu; ifâ vereyim "
"Allah Teâlâ Şaban'ın onbeşinci geresi (Berâet gecesi) tecelli eder ve ana-babaya asi olanlarla Allah'a ortak koşanlar dışında bütün kullarını bağışlar " (İbn Mace, İkametü's-Salât, 191; Tirmizî, Savm, 38)
Durak PUSMAZ
el-BERR
Allah'ın isimlerinden biri Kullarına şefkatli olup, lûtuf, ihsanı, keremi, iyiliği ve bahşetmesi çok olan anlamına gelen Allah'ın Esmaü'l-Hüsnâ'sından biri
Allahu Teâlâ kulları için daima kolaylık ve rahatlık ister; zorluk istemez Zorluk çıkaranları da sevmez Yapılan kötülüklerin çoğunu bağışlar, örter; merhametlilerin merhametlisidir; bir iyiliğe on mükâfat verir Kötülüğün cezası ise bir katını geçmez Bir kul, gönlünde iyi bir şey yapmayı kurmuş, fakat herhangi bir engel yüzünden onu yapmamış olsa bile, bilfiil meydana getirmiş gibi mükâfatlandırılır Buna karşı, bir kötülük yapmayı tasarlamış ve kararını vermişken herhangi bir sebeple yapmamışsa ona ceza verilmez
Berr, "iyiliği ve hayrı geniş olmak" anlamındaki "birr" masdarından sıfattır Kur'an'da şöyle geçer: "Gerçek biz bundan evvel (muvahhid olarak) O'na ibadet ediyorduk Şüphesiz ki O, (evet) O, (va'dinde sadık) ihsanı bol, çok esirgeyicidir " (et-Tûr, 52/38) Evet, Cennet'e girecekler böyle diyecektir Allah kullarına karşı şefkatlidir O, hiçbir fiilinde zulüm ve hiçbir hükmünde de haksızlık etmez İnsanlar, nankörlük ederek kendileri haddi aşarlar Oysa Allah sonsuz nimetler vermiş, sonsuz ihsanda bulunmuştur Kullar kendileri kendilerine zulmederler Allah onca inkâr, kötülük ve nankörlüklere karşı ceza vermede acele etmez O, sonsuz kerem sahibidir O, yardım edenlerin en hayırlısıdır Allah kullarına çok merhametlidir (el-Bakara, 2/207) "Şüphesiz Rabbiniz Rauf'dur, Rahim'dir, çok şefkatli, çok merhametlidir " (en-Nahl, 16/7; Ayrıca bk Rahmân, Rahim Mad )
|