|
Prof. Dr. Sinsi
|
İslam Ansiklöpedisi (B)
Budizm, Buddizm
M Ö VI yüzyılda Hindistan'da doğmuş evrensel bir din Günümüzde mensuplarının sayısı 300 milyon civarında olduğu söylenmektedir Buddizmin din, mezhep, tarikat ya da felsefi ekol tanımlamalarından hangisine girdiği yolunda tartışmalar vardır Bugün, en çok mensubunun bulunduğu yerler Hindistan dışında, Doğu ve Güneydoğu Asya, Seylan, Tayland, Moğolistan, Mançurya, Tibet, Çin, Kore ve Japonya'dır Ayrıca Avrupa, Kuzey Amerika ve İngiltere'de de mensupları vardır
Buddizm'in kurucusu, M Ö 563-483 yılları arasında yaşamış olan Budda'dır Budda'nın asıl adı Siddharta Gotama'dır Kuzey Hindistan'da şimdi Nepal'in bulunduğu bölgedeki Kapilavastu'da Lumbini koruluğunda doğmuştur Sakya kabilesine mensuptur Budda, ona "İlhama kavuşmuş, aydınlanmış" anlamında sonradan verilmiş bir lâkaptır (S G F Brandon, A Dictionary of Comparative Religion, London 1970, s 154 vd Annemarıe Schımmel, Dinler Tarihine Giriş, Ankara 1955, s 90-91; Herve Rousseau, Dinler (tıc Osman Pazarlı), İstanbul 1970, s 168-169; Y Hikmet Bayur, Hindistan Tarihi, Ankara 1987, I, 42-44; Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, Ankara 1988, s 91)
Buddizm'in kutsal metni Tipitaka'dır Bunun ne zaman yazıya geçirildiği kesin olarak bilinmemektedir Ancak M Ö 1 yüzyılda Seylan'da bugünkü şeklini aldığı ileri sürülmektedir Çekirdeği Budda'nın sözlerinden oluşan Tipitaka, üç sepetten oluşmaktadır Her sepet, kitabın bir bölümüdür Çok sayıda kitaplardan ibarettir Budda'nın hayat yolunu, orta yol doktrinini içinde bulunduran bu kitapta pek çok tekrarlar da vardır Üç sepet şunlardır: 1-Vinaya Pitaka: Sangha adı verilen rahip ve rahibelerle ilgili usûl ve kaideleri, bunların nasıl yerine getirileceğini içine alır Rahip olmayanlarla ilgili hususlar da vardır 2-Sutta Pitaka: Budda'nın fikirlerini açıkladığı konuşmalarının çoğu bu bölümde bulunur Bunun için bu bölüme doktrin (dhamma) sepeti de denir 3-Abhidhamma Pitaka: Budda'nın vaazlarının yorumları ve Buddizm'in felsefe ve psikolojisi bu bölümde yer alır (Encyclopedia Britannica, U S A 1970, IV, 355;Tümer-Küçük, a g e , s 96)
Budda hayatı boyunca kurtuluşa ulaşabilmenin yollarını araştırmış ve bunun için şu dört kutsal gerçeği telkin etmiştir:
Buda'nın kabartma bir heykeli
1- Izdırabın ne olduğu: Budda'ya göre doğum, hastalık, yaşlılık ve ölüm ızdıraptır Sevilmeyenle beraber olmak da, sevilenden uzak kalmak da ızdıraptır İstenilene ulaşamamak da ızdıraptır Yani dünyaya sarılmak ızdıraptır 2-Izdırabın kaynağının ne olduğu: Izdırabın kaynağı insanı doğumdan doğuma sürükleyen yaşama ve zevkleri tatmin etme isteği, hayata karşı sevgi ve geçici heveslerdir Bunlara sarılmak insana doyumsuzluk verir 3-Izdırabın giderilmesi ve iç huzurun sağlanması: Varlığın ızdırap olduğunu tanıyarak, his ve duygularla beslenen yaşama arzusunu dindirmek ve diğer arzulardan vazgeçmektir 4-Izdırapları dindirmenin yolunun ne olduğu: Izdırapları dindirmek iç huzura kavuşmak, manevi doygunluğa, durgunluğa yani Nirvana'ya ulaşmak, şu sekiz kollu yolun takip edilmesiyle mümkündür: Doğru söz, doğru davranış, doğru geçim, doğru muhakeme, doğru murakabe, doğru anlayış, doğru düşünce, doğru niyet
(En Britannıca, IV, 354; Brandon, a g e , s 161, 555, 619; George Grimm, The Doctrine of The Buddha, Delhi 1973, s 59 vd Dinler Tarihi Ansiklopedisi, İstanbul (t y ) s 678; Bayur, a g e , I, 44-45; Schımmel, a g e , s 92; Ekrem Sarıkçıoğlu, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, İstanbul 1983, s 164; Tümer-Küçük, a g e , s 94)
Budda, yaratıcı bir Tanrı'nın varlığından açık bir şekilde söz etmemiştir Buddistler de, kâinatın kimin tarafından yaratıldığı konusuna ilgisiz kalır; bu konuyu tartışmanın kendilerine bir fayda sağlamayacağına inanırlar Onlara göre kurtuluş; dünya ve ızdıraplardan yani Tenâsuh çemberinden kurtulmaktır
Buddizm'de iman ikrarı şu şekilde yapılır: "Budda'ya sığınırım, Dhamma'ya sığınırım, Sangha'ya sığınırım " Buna üç cevher veya üç haline (triratna) denir Bir kimsenin Buddist olabilmesi için bu üç esası kabul etmesi ve söylemesi gerekir Bunlardan birini kabul etmeyen Buddist olamaz (En Britannıca, IV, 355; Tümer Küçük, a g e , s 97)
Budda ahlâkiyatının ana çizgileri: Doğruluk, saflık, düşünme, hakîmlik, ve durmadan nefsini ıslahtır Doğruluk aynı zamanda her fırsatta iyilik etmeyi ve sadaka vermeyi de kapsar Doğruluğun beş kâidesi vardır:
1-Canlıları öldürmemek Bu, et yememeye de varır Ancak, et yemek kesin olarak yasak edilmemiştir 2-Başkasının namusuna saygı göstermek 3-Başkasının malına saygı göstermek 4-Doğru olmayan şeyi söylememek 5-Sarhoş eden şeylerden kaçınmak (Bayur, a g e , I, 46; Tümer Küçük, a g e , s 101)
Buddizm'de Yüce varlığa karşı yapılan herhangi bir ibadet ve dua sözkonusu değildir Ancak, Buddizm evrensel bir din olduğundan çeşitli yerlerde diğer dinlerden etkilenmiştir Bunun sonucu olarak da, Budda tanrılaştırılmış; ona duâ etme ve ondan bazı şeyler isteme geleneği başlatılmıştır Pagoda adı verilen kutsal mekanlarda Budda'nın heykelleri dikilmiştir Dolayısıyla Pagoda'ya giren bir Buddist, Budda'nın heykeline tazimde bulunur Ona çiçek, buhur (tütsü) sunar Ayrıca her Buddist'in evinin bir köşesinde Budda'nın heykeli bulunur
Buddizm'de üç şeye önem verilir: Budda'nın heykelleri, Budda'nın hatıraları, Budda'nın altında ilhama kavuştuğu söylenen Bodhi Ağacı
Buddistlerce kutsal sayılan dört ziyaret yeri vardır: Budda'nın doğum yeri olan Lumbini, Bihar'da şimdi Bodhi Gaya denilen aydınlanma yeri, ilk vaazını verdiği Benares yakınındaki Geyik Parkı, öldüğü Uttar-Pradeş şehri Ganj nehri de kutsal sayılan yerlerdendir
Buddizm'de Sangha adı verilen rahipler teşkilâtının yeri ve önemi büyüktür Bekârlık, rahiplik hayatının temelini oluşturur Kadınlarda da, ahlâk, fazilet ve bilgelik esastır Cemaata giriş herkese açıktır Kâide dışı ilişkiler, cemaatten atılmayı gerektirir Bekârlık, en yüksek idealdir Buddist felsefesi, bütün kötülüklerin kaynağını cinsî tatminde görür Buddizmin ilk bin yıllık gelişmesinde evlenme küfür sayılmışsa da, zamanla evlenme konusunda bazı tavizler verilmiştir Buddistler, tesbihi kutsal görür Buddizm'in bazı inanç ve gelenekleri, mezheplere göre değişiklik gösterir Buddizm'de iki büyük mezhep vardır Mahayana (büyük araba,) Hinayana (küçük araba) (Tümer-Küçük, a g e , s 100-101)
Mahayana: Herkesin kurtuluşunu hedef aldığı için "büyük araba" anlamına gelen Mahayana adını almıştır Bu mezhep, Buddizm'i, Sangha'yı aşan, herkesin dini ihtiyaçlarına cevap veren, her çeşit insanın kolayca anlayabileceği ve takip edebileceği bir mezheptir
Hinayana: Kişinin kendisini kurtarmasını hedef aldığı için "küçük araba" adını almıştır Bu mezhep, Pali diliyle, Seylan ve Güney Asya'da yayılmıştır Hinayana Buddizm'i, bazı farklarla Burma, Tayland, Laos, Kamboçya ve Seylan'da daha yaygındır (Schımmel, a g e , s 200, 202; Tümer-Küçük, a g e , s 100-101)
Buddizm'de dini inanç ve ahlâki davranışları ifade etmek üzere şu kavramlar kullanılır:
Karma: Bir nevi sebep-sonuç ilişkisidir Kişinin davranışının, içinde yaşadığı kast diliminden değil, kendi iradesinden geldiğini ifade eder Karma fikrini ilk ortaya atan Budda değildir, fakat o, karma anlayışına ahlâkî bir yorum getirmiştir Şöyle ki: İyi şeyler iyi netice verir, kötü şeyler de kötü sonuç verir Bunlar ahlâki olgunluğun temel şartıdır (En Britannıca, IV, 355; Grimm, a g e , s 180)
Tenâsuh: Kişinin kötülükleri terkedip Nirvana'ya ulaşıncaya kadar çeşitli varlık şekillerinde yükselip alçalarak ölüm ötesinde hayatının devam edişidir Zihnî ve bedeni ihtiraslardan kurtulduktan sonra, artık tenâsuh (yeniden doğum) yoktur Karma tasavvuru, insanı, ahlâk emirlerine göre hareket etmeğe teşvik eder Dünyanın sonunda vuku bulacak olan bir kıyamete ve ilâhi bir muhakemeye inanmayan bir millet için karma prensibi bir nevi ilahi adaleti temsil etmektedir (Schımmel, a g e , s 235; Tümer Küçük, a g e , s 98)
Nirvana: Kişiyi aşırı istek, acı ve kederden kurtaran aşkın bir durumdur Onun hakikatı doğum ve ölüm alanını da aşar Bu durumda Nirvana; karma ve tenâsuh çemberinden, kısacası doğum ve ölümden kurtulmayı ifade eder "Sönmek, yok olmak" anlamına gelen bu kelime, gerçekte Budda felsefesinde günahsızlığın ve isteksizliğin verdiği akıl rahatlığı anlamında kullanılır (En Britannıca, IV, 355; Grimmi, a g e , s 227 vd Schımmel, a g e , s 242; Bayur, a g e , I, 47)
Maitreya veya Metteya (Gelecek Bir Kurtarıcı): Diğer dinlerde olduğu gibi Buddizm'de de, gelecek bir şahsiyetten söz edilir Budda, dini tamamlayamadığını, kendinden sonra Maitreya (Metteya), yani "âlemlere rahmet" bir kimsenin gelip bu işi tamamlayacağını söylemiştir (Brandon, a g e , s 157; Tümer-Küçük, a g e , s 101)
Ahmet GÜÇ
BUĞZ
Birisi hakkında gizli ve kalbî düşmanlık beslemek, başkasına kin duymak, nefret etmek Kur'an-ı Kerîm' de yan anlamda "bağzâ" kelimesi kullanılır (Ali İmrân, 3/118; Mâide, 5/14, 64, 91; Mümtehine, 60/4)
Buğz, İslâm'a göre kötü huylardandır Buğz, müslümanlar arasındaki kardeşlik hislerini zayıflatır, gevşekliğe yol açar İslâm toplumunun çözülmesine neden olur Halbuki insanlar arasında sevgi ve bağlılığı devam ettirmek esastır Onun için müslümanların birbirlerine kin beslemeleri, kin ve düşmanlığı, hiddet ve kırgınlığı meydana getirebilecek söz ve hareketlerden kaçınmaları gerekir Müslümanlar kendi aralarında edeble ölçü ve hesapla hareket etmelidirler Bunlar gözetildiği takdirde, karşılıklı sevgi doğar ve insanlar arasında kin vücuda gelmez
Enes b Malik (r a ) Hz Peygamber (s a s )'den rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyrulur:
"Birbirinize karşı kin doğuracak hareketlerde bulunmayın, birbirinize haset etmeyin, birbirinize darılıp arka çevirmeyin Ey Allah'ın kulları birbirinizle kardeş olunuz (Kardeş sevgisi gösteriniz)" (Buharî, Edeb, 57-58; Müslim, Birr, 24-28, 30; Ebû Davûd, Edeb, 47)
Müslüman müslümana asla buğzetmez Buğzetmek ancak Allah rızası için, Allah düşmanlarına yapılabilir Zira Hz Peygamber (s a s ) şöyle buyururlar: "Allah için buğzetmek ve Allah için sevmek imanın alâmetlerindendir " (Buhârî, İman, 1; Ebû Davûd, Sünnet, 2; İbn Hanbel, V,146) Ayrıca müslümana karşı sevgi beslerken de ölçüyü kaçırmamak gerektiği gibi, buğzederken de bu ölçüyü korumak gerekir Yine Rasûlullah (s a s ):
"Sevdiğini ölçülü sev, olur ki bir gün ona kızarsın, buğz ettiğine de ölçülü buğz et olur ki bir gün onu seversin " buyurmaktadır (Tirmizi, Birr, 60)
Sezaî ÖZEL
BUHÂRÎ
(194-256/810-869)
Hadis bilginlerinin ileri gelenlerinden biri
Ebû Abdullah Muhammed b İsmâil b İbrâhim b el-Muğîre b Berdizbeh el-Cûfî el-Buhârî
Muğire b Berdizbeh, Buhara Valisi Yemân el-Cûfi'nin aracılığıyla müslüman olmuştur Bu nedenle Cûfi'ye nisbet edilmiştir Buhârî'nin babası ve dedesi hakkında pek bilgimiz yoktur
Muhammed el-Buhârî, 13 Şevvâl 194 h /21 Temmuz 810 tarihinde Cuma günü Buhara'da doğmuştur Bundan dolayı da Buhârî nisbetiyle anılmasına sebep olmuştur Buhârî, henüz bebek iken babası vefat etmiş, kardeşi Ahmed'le birlikte yetim kalmıştır Annesinin terbiyesi altında büyümüş, küçük yaşta Kur'an'ı ezberlemiş ve Arapça öğrenmiştir Babasından kalan servet onun hiç kimseye muhtaç olmadan ilim öğrenmesinde yararlı oldu On bir yaşında hadis öğrenmeye başladı Onaltı yaşında annesi ve kardeşi Ahmed'le birlikte hacca gitti Annesi ve kardeşi Buhârâ'ya dönerken, kendisi ilim öğrenmek isteğiyle Mekke'de kaldı (210 h /825)
Onsekiz yaşında "Kitâbu Kadâya's-Sahabe ve't-Tâbiin" ile "et-Târîhü'l-Kebîr" adlı eserlerini yazdı İlim öğrenmek için Şam'a, Mısır'a, Basra'ya, Bağdat'a gitti Bu amaçla altı yıl Hicâz'da kaldı Buhârî, hadis öğrenmek ve nakletmekle kalmadı Şiirle de ilgilendi Ancak fazla şiir yazmadı Savaş sporlarına ilgi duydu, ata bindi, ok attı
Akranları Buhârî'den övgüyle bahsederler Onu övenler arasında büyük muhaddis İmam Müslim'de vardır Buna rağmen, Buhârî'nin üstünlüğünü çekemeyenler fitne çıkarmaktan geri kalmadılar Buhârî'nin "Kur'an mahluktur" düşüncesini savunduğunu yaydılar Bu dedikodulardan rahatsız olan Buhârî, memleketi Buhâra'ya gitti Burada da rahat edemedi Buhârâ emiri ile arası açıldı Buhara Emiri Halid İbn Ahmed, çocuklarına Câmiu's-Sahîh'i ve et-Tarih'i okutması için Buharî'yi konağına çağırır fakat Buharî, bu teklifi kabul etmez İlim meclislerinin herkese açık olduğunu,isteyenin gelerek yararlanabileceğini, ilmi valinin konağının duvarları arasına hapsedemeyeceğini bildirir Bu olay üzerine Ahmed İbn Hâlid, onu Buhara'dan sürer
Buhârî, Buhara'dan ayrıldıktan sonra Semerkand'a gider Hartenk köyünde bulunan akrabalarının arasına yerleşir Semerkand'lılar, Buhârî'den yararlanmak isterler Bir heyet gönderip Semerkand'a gelmesi ricasında bulunurlar Buhârî, Semerkand'a gitmek için hazırlık yapmaya başlar ancak bu arada hastalanır ve Ramazan Bayramı gecesi vefat eder (30 Ramazan 256 h /31 Ağustos 869) Cenazesi, bayram günü öğleden sonra kılınarak Hartenk'e defnedilir
İmam Buhârî keskin bir zekâ ve ezberleme yeteneğine sahipti Herhangi bir şeyi ezberlemesi için ona bir defa bakması veya onu bir defa dinlemesi yeterliydi Bağdatlıların ve Semerkandlılar'ın O'nun zekâ seviyesini denemek için sordukları sorular bunu göstermesi bakımından önemlidir Gezileri sırasında dinlediklerini yazmaması ve kendisine takılanlara, dinlediği bütün hadisleri ezberden okuması da dikkat çekicidir O aynı zamanda çok hadis ezberlemekle de şöhret bulmuştu
İnce yapıtı uzun boylu idi İhtiyarlığında çok halim selim görünüşlü olmuştu Sert yaratılışlı değildi Yumuşak huyluydu İlim konusunda çok dikkatli idi Dayanaksız konuşmak istemezdi Başkaları hakkında gayet yumuşak bir dil kullanırdı Derdi ki,
"Hiçbir kimseyi gıybet etmemiş olarak Allah (c c)'a kavuşmayı arzu ediyorum " Rical bilgisi herkesten çok olmasına rağmen cerh ettiği (zayıflığını ortaya koyduğu) raviler hakkında bile aşağılayıcı tabirler kullanmazdı Yalancılığı bilinen birisi için "fîhi nazar (bunda ihtilaf vardır)", "seketû anhu (sikalığı konusunda âlimler sustular)" derdi O'nun bir adam hakkında en ağır sözü "münkerü'l-hadis (hadisi alınmaz)" terimidir
Kütübü sitte müelliflerinden en-Nesâî, Buhârî'yi bizzat görüştüğü şeyhler arasında saydıktan sonra şöyle demiştir: "O, sika, inanılır, akıllı bir muhaddistir İslâm tarihinde ilk defa sahih kitap yazan odur " Bazı âlimler onun için şöyle derler: "Buhârî, Allah (c c)'nun yeryüzünde yürüyen ayetlerindendir " Necm b el-Fazl diyor ki: "Rüyamda Rasûlullah (s a s ) efendimizi gördüm Bir köyden çıkmış gidiyordu ve arkasından İmam-ı Buhârî de onu takip etmekteydi O bir adım atınca Buhârî de bir adım atıyor ve ayağını Rasûlullah (s a s )'ın ayağını bastığı yere basıyordu Kitabını da her bakımdan ona nisbet ediyordu "
Buhârî ilmiyle amel eden bir insandı İslâmî sınırlara uymada aşırı derecede titizdi Helâl ve haram konusunda duyarlı idi Hadis ilmine hizmet, bu yolla Allah (c c )'ın rızasını, Rasûlullah (s a s )'ın şefaatini kazanmaktan öte bir amaç taşımıyordu Babasından kalan mirası bile bu yolda harcamıştı Cömertliğiyle şöhret bulmuştu, yardım ettiklerine Allah rızası için elini uzatıyordu Çok Kur'an okur, çok nafile namaz kılardı Rivayete göre her üç günde bir Kur'an'ı Kerîm'i hatmederdi Gecenin bir kısmını uykuyla geçirirdi Sürekli geceleri uykusundan kalkıp, kandilini yakar, hadis tahric ederdi Yahut yazdıklarına işaretler koyar, üzerinde düşünürdü Seherden önce uyanır, gece namazı kılar; sonra Kur'an'ın üçte birini okurdu Ramazanda ise terâvihten sonra Kur'an'ın üçte birini okumaya devam ederdi
Buhârî'nin kendi ifadesine göre hadis aldığı hocalarının sayısı binden fazladır Hadis yazdığı şeyhlerine ait senetleri de bildiğini, senedi zayıf rivayetlere itibar etmediğini belirtir Hocalarının başlıcaları şunlardır:
Ahmed b Hanbel, Ali b el-Medinî, Yahya b Maîn, İsmail b İdris el-Medînî, İshak b Rahuyeh
Bunların dışında şu isimleri de görüyoruz;
Mekkî b İbrahim el-Belhî, Muhammed b Selam el-Bikendi, İbrahim b el-Eş'as, Ali b el-Hasan b Şekîk, Yahya b Yahya, İbrahim b Musa el-Hafız, Şüreyc b en-Numan, Ebu Asım en-Nebil eş-Şeybânî, Muhammed b Abdullah el-Ensârî, Abdullah b Zübeyr el-Hamidî, el Mekrî, Abdülaziz el-Üveysî
Öğrencileri arasında da en meşhurları şunlardır;
Ebu İsa et-Tirmîzî, Muhammed b Nasru'l Mervezî, İbni Ebi Dâvud, Müslim b Haccac ve en-Nesâi
Câmiu's-Sahîh; İslâm'ın ilk dönemlerinde hadislerin Kur'an'la karışması söz konusu olduğundan hadislerin yazılması yasaktı Sonraları Kur'an-ı Kerîm, kitap haline getirilip, çoğaltıldı orıa bir şeyin karışması engellendi Sahabe nesli bütünüyle vefat etmiş, İslâm ülkeleri genişlemiş, değişik düşünceler ortaya çıkmıştı Bu tür nedenlerle hadislerin toplanmasının yararlı olacağına inanıldı ve hadislerin tedvinine başlandı
Hadislerin toplanmasına Tabiun* döneminde başlanmıştır İmam Mâlik* (179 h /195) Hz Peygamber (s a s )'in hadislerine Sahabe ve Tabiun kavillerini ekleyerek Muvatta'yı tasnif etmiştir İmam Mâlik'ten sonra da hadis konusunda çalışmalar yapıldı
Buhârî'nin Câmiu's-Sahîhi meydana getirmesi iki sebebe dayanmaktadır Bunların birincisi, hocasının kendisinden böyle bir istekte bulunması, ikincisi de kendisinin görmüş olduğu bir rüyadır
Buhârî, sahih adıyla anılan ve içerisine sadece kendince sahih olduğu sabit olan hadisleri koyduğu kitabını yazmakla hükümlerin kaynaklarını bulmada önemli bir hizmeti yerine getirmiştir İmam Buhârî ayrıca bu eserle kendisinden önce yaşamış mezhep imamlarının dayandığı temellerin sağlam olduğunu, hiç birinin kişisel görüşle fetva vermediğini ortaya koydu Ondan sonra gelen muhaddisler, hadis çalışmalarının sınırlarını az çok belirlemiş oldular İlim adamları Buhârî'nin eserine büyük önem verdiler
Özellikle sahih hadis konusunda onun eserinin ortaya koyduğu gerçekleri ve şartları kabul ettiler, örnek aldılar O, hadiste odak ve hareket noktası olarak değerlendirildi
Buhârî, bu eseri meydana getirirken çok titiz davrandı Eserine aldığı hadisleri, altı yüz bin hadisin içinden seçti Sahih hadislerin dışında kalan diğer hadisleri eserine almadı Eserin kabarmasını önlemek için sahih hadislerin bile bir kısmını almamıştır Câmiu's-Sahih'te yer alan hadislerin sayısı yedibinikiyüzyetmişbeştir Bazı hadisler değişik kitaplarda geçmektedir Mükerrerler çıkarıldıktan sonra geriye kalan hadis sayısı dört bin'dir
Câmiu's-Sahih'te hadisler konularına göre kitaplara, her kitap da kendi arasında bâblara ayrılmıştır Eserde, üzerinde ihtilaf edilmeyen hadislere yer verilmiş, râvilerin güvenilir olması hususunda titiz davranılmıştır Râviler birbirine bağlanarak ilk kaynağa kadar götürülmüştür Hadisleri bazı titiz ölçülere vurduktan sonra sahih kabul edip, uymayanları reddetme çığırını açan Buhârî olmuştur O'ndan sonra gelen âlimler bu yoldan giderek sahih hadisleri zayıf ve uydurma olanlarından ayırmaya devam etmişlerdir Sahih hadis kitabı yazanlar çok olmakla beraber Buhârî kadar titizliği ileri götüren olmamıştır Hadis kabulünde kendine has çok dar bir yolda tek olması onun İslâm ümmeti arasında müstesnâ bir şöhret ve güven kazanmasına sebep olmuştur
Sahih'in nerede telif edildiği hususunda değişik görüşler vardır Buhârî, hadis almak için gittiği her yerde eserini telife çalışmıştır Hayatı seyahatlerle ve ilim yolunda geçen bir insanın onaltı yıllık çalışmasının mahsulü olan bu eserin telifini bir yere bağlamak mümkün değildir
Câmiu's-Sahih'te yer alan kitap (bölüm) sayısı doksanyedi, bâbların sayısı üçbindört yüzelli kadardır Üç râvili hadislerin sayısı da yirmi ikidir Değişik senetle gelen hadisler Sahih'te yer almaktadır Ancak aynı senet ve aynı metinle birden fazla yerde zikredilen hadislerin sayısı yirmi üç kadardır Kur'an'dan sonra ana kaynak olan Buhârî'nin Sahih'i ile Müslim'in eserine Sahih adı verilmektedir İkisine birden "Sahihayn "* denilir Diğer dört hadis kitabına da "Sünen "*, altı hadis kitabının tümüne birden "Kütübü Sitte"* denilmektedir
Buhârî'nin bu eserine ait bir çok şerh yazılmış ve üzerinde çalışmalar yapılmıştır En meşhur şerhleri, Aynî'nin Umdetu'l-Kari, Askalani'nin Fethu'l-Barî ve Kirmâni'nin Kevâkibü'd-Derârî, adlı eserleridir
Câmiu's-Sahih dışında, şu eserleri vardır:
Tarihu'l Kebir: Hadis ricaline ait önemli bir eserdir Sahasında ilk yazılanlardandır Buhârî bunu henüz onsekiz yaşında iken Rasûlullah (s a s )'ın kabri başında mehtaplı gecelerde yazmıştır Haydarabad'ta 1941-1954 tarihlerinde dört cilt,1959-1963 tarihlerinde üç cilt halinde basılmıştır
Târihu'l-Evsât: Tarihu'l Kebir'in kısaltılmışıdır Bazı yazma nüshaları mevcuttur İbni Hacer Tehzibû't-Tehzib isimli eserinde bundan nakiller yapmıştır
Tarihu's-Sağîr: Tarihu'l Kebir'in bir özetidir 1325 yılında Zuafâü's-Sağîr ile birlikte Hindistan'da basılmıştır
Kitâbu Zuafâü's-Sağîr: Zayıf ravilerin hallerinden bahseder Hindistan'da 1323 ve 1326 tarihlerinde basılmıştır
et-Tarihu fi Ma'rifeti Ruvati'l-Hadîs ve Nükâti'l Âsâr ve's Sünen ve Temyizü Sikatihim min Züafâihim ve Târihu Vefâtihim: Küçük bir risâledir
et-Tevârîhu'l Ensâb: Bazı şahısların özel hallerinden bahseder
Kitâbu'l Künâ: Râvîlerin künyelerinden bahseden bir eserdir Haydarabad'ta 1360 yılında basılmıştır
Edebü'l-Müfred: Ahlâk hadislerini toplayan bir eserdir İstanbul'da 1306, Kahire'de 1346, Hindistan'da 1304 yıllarında basılmıştır
Refu'l-Yedeyn fi's-Salati: Namazda el kaldırmakla ilgili bir risâledir Kalküta'da 1257, Delhi'de 1299 yıllarında yayınlanmıştır
Kitâbu'l-Kıraati Halfe'l-İmam: Namazda imamın arkasında okuma hakkında yazılmış bir risâledir Hayrü'l Kelâm fi Kıraati Halfi'l İmam adıyla Orduca çevirisi ile beraber 1299'da Delhi'de, ayrıca 1320'de Kahire'de basılmıştır
Halku'l-Ef'ali'l-İbâd ve'r-Redd Ale'l Cehmiyye: Cehmiyye mezhebinin görüşlerini reddeden bir kitaptır 1306'da Delhi'de basılmıştır
el-Akîde yahut et-Tevhîd: Akaid konusunda yazılmış bir eserdir
Abarü's Sıfat: Hadisle ilgili bir eserdir ve bazı kütüphanelerde yazma nüshaları mevcuttur Bunlardan başka kimi kaynaklarda Buhârî'ye ait olduğu zikredilen şu kitapların ismini de görmek mümkün:
Birri'l Valideyn, el-Camiu'l Kebir, et-Tefsirü'l Kebir, Kitabü'l Hibe, Kitabü'l Eşribe, Kitabu'l Mebsut
|