|
Prof. Dr. Sinsi
|
Kişilerde Cezalandırma Hastalığı
Kişilerde Cezalandırma hastalığı
Bu hastalığa yakalanırsanız önce başkalarına zarar verirsiniz Sonra başkalarının acı çekmesinden zevk alır hale gelince kendi işinizi bitirmiş ve kendi yakınlarınıza işkence etmekten zevk alır hale düşersiniz
Suçu kanunlarla sabit olunca hakim tarafından cezası belirlenen insanlar hakkında bile ihtiyatlı davranınız
Sevgili peygamberimiz bile "Benim huzurumda şikayet ve savunmanızı yaparken ola ki biriniz çevik diliyle haksızken haklı duruma gelebilir İyi bilin ki, haksız iken haklı olan için ben, o kararımla cehennem ateşinden bir parçayı ona kesmiş olurum" buyurmuş (Buhari, Sahih, Kitab-ül Şehadat, Bab: Men ekamel beyine, hadis 2483, Ebu Davud, Sünen, Kitab-ül edeb Hadis no: 5012)
Bazı olaylar vardır ki delile ihtiyaç aratmayacak kadar açık ve nettir
Polisler devriye gezerlerken bir adamın yerde debelenirken üzerinde eli bıçaklı duran bir adamı yakalarlar
Kanlar içinde debelenen adam hiçbir şey söyleyemeden ölür
Yakalanan adamın üzerinde kan var, elindeki bıçaktan da kan damlamaktadır
Derdest edilerek götürülür
Adam suçunu itiraf eder
Buyurun, şimdi bu olayı televizyonda tartışın
Adam suçlu mu yoksa suçsuz mu?
"Sormak bile suçluya pirim vermek anlamına gelebilir" diyenler olur
Bu olay, Hazreti Ali döneminde yaşanır
Tenha bir yerdeki harabede yakalanan bu adam, Hazreti Ali'nin huzuruna çıkartıldığında suçunu itiraf etmiş
Tam cezası verilecekken duruşmayı dinleyenlerden biri öne çıkmış ve "Ya Ali, katil o değil benim" demiş ve şeytana uyarak adamın malını elde etmek için öldürdüm, polislerin gelmekte olduğunu görünce harabeye gizlendim Derken bu adam ortaya çıktı, ölünün başına tam vardı ki polisler bunu yakaladı" der
Hazreti Ali, ölünün başında kanlı bıçakla yakalanan adama sorar; "Sen niçin kabul ettin?" der
Adam; "Ben kasabım O gün tenha yerde sığırımı kestim Tuvaletim geldi harabeye girdim İşimi bitirdikten sonra çıktığımda bu adamın debelendiğini gördüm ve yanına geldim Adam öldü polisler de beni kanlı bıçağımla ölünün başında yakaladı Halk toplu halde "Katil, katil, katil," diye bağırmaya başladılar Bu halde halkın bağırışları arasında sana getirildim Yapmadığımı nasıl ispat edebilirdim?" der
Hazreti Ali, yanında oturan Hazreti Hasan'a sorar O da "Bu katil bir adam öldürdü ama suçsuz bir adamın öldürülmesini engelledi Rabbimiz Kur'an-ı Keriminde "Kim, adam öldürmeyen, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir adamı öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibidir Kim de bir canı kurtarırsa, bütün insanları kurtarmış gibidir" buyurmuş" der (Maide suresi Ayet: 32)
Hazreti Ali, kasabı serbest bırakır, gerçek katili diyet cezasına çarptırır ve kan bedelinin de hazine tarafından ödenmesine karar verir (İbn-i kayyim, et-Turukul hukmiyye 1/82)
Olayı açıklayan fakihlerimiz, bu olayda Hazreti Ali'nin maktülün varislerinin rızasıyla diyete karar verdiğini söylerler
Basın mensuplarının zaman geçtikten sonra yalan haberlerle kimlere nasıl zarar verdiklerini anlatan itiraflarını ara ara okuruz
Görevini kötüye kullanan görevlilerin suçluyu suçsuz, suçsuzu suçlu hale getirdiklerini okuruz gazetelerden
Bir kere hiç birimiz, hiçbir durumda cezadan zevk alan hastalar arasına girmemeye çalışacağız
Rabbimiz buyurur: "Allah size kolaylık ister Size zorluk istemez" (Kur'an-ı Kerim Bakara 185)
Rabbimizin verdiği emir ve yasaklar bizim tarafımızdan kolaylıkla yerine getirebileceğimiz emir ve yasaklardır
Sevgili peygamberimiz de: "Kolaylaştırın zorlaştırmayın" buyurur (Buhari Ahkâm 22)
Nizam-ül mülk, "Siyasetname"sinde herkes tarafından sevilen bir hakimle herkes tarafından nefret edilen diğer bir hakim arasındaki farkı: Birinin halk içinde namazını kılan, onlarla dost olan, çevresine hediyeler dağıtan, suçlu karşısına geldiğinde ona iyi davranan, ve kanunları yumuşatarak uygulayan olduğunu, öbürünün çatık kaşlı, asık suratlı, gülmeyen kanunun katılaşması için her şeyi yapan olduğunu söyler
Sevgili peygamberimiz: "Gücünüz yettiğince cezaları (şüphelerle) kaldırın İmamın (devlet başkanının, hakimin) affederek hata etmesi, ceza vererek hata etmesinden hayırlıdır " Buyurmuş (Tirmizi, hudud 2 H 1424, İbn-i Mace 2/850, hadis no 2545, Beyhaki Sünen 8/238)
ALINTI
|