Konu
:
Peygamber Efendimizin (S.A.V) Vefatı
Yalnız Mesajı Göster
Peygamber Efendimizin (S.A.V) Vefatı
11-04-2012
#
1
Prof. Dr. Sinsi
Peygamber Efendimizin (S.A.V) Vefatı
Peygamber Efendimizin (S
A
V) Vefatı
Peygamberimiz Vedâ Haccında Minada bulunduğu sırada; “Allahın yardımı ve zafer günü gelip insanların Allahın dînine akın akın girdiklerini görünce Rabbini överek tesbîh et! Ondan af dile! Çünkü O tövbeleri dâimâ kabul eder
” meâlindeki en son nâzil olan Nasr sûresi indiğinde Peygamber efendimiz kızı hazret-i Fâtımâyı çağırıp; “Bana kendi vefâtım haber verildi
” buyurdu
Bunun üzerine ağlamaya başlayan Fâtımâya; “Ağlama zîrâ benim ehlimden bana ilk kavuşan sen olacaksın
” buyurdu
Cebrâil aleyhisselâm Peygamber efendimize her sene o zamâna kadar nâzil olan âyetleri okumak üzere senede bir kere gelirdi
Vefât edeceği sene iki kere gelip Kurân-ı kerîmi iki defâ baştan sona okudu
Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem vefât etmeden bir müddet önce Bakî mezarlığında ve Uhudda bulunan Müslümanların kabrini ziyâret ederek onlar için duâ ve istiğfâr etti
Bakî mezarlığındayken yanında bulunan Ebû Müveyhibe dönerek; “Ey Ebû Müveyhib! Ben dünyâ hazîneleriyle âhiret nîmetlerini seçmede serbest bırakıldım
İstersen dünyâda bakî ol sonra Cennete git istersen likaullah (Allaha kavuşmak) hâsıl olup Cennete gir dediler
Ben likaullahı ve sonra Cenneti seçtim
” buyurdu
Sevgili Peygamberimiz vefâtından önce humma hastalığına tutuldu
Bu hastalık 13 gün sürdü
Bu müddetin son 8 gününü hazret-i Âişenin odasında geçirdi
Hastalığının ilk günlerinde ve ateşi düştüğü sıralarda mescide çıkıp Eshâbına namaz kıldırıyordu
Hastalığının ikinci günü hazret-i Ali ve Fazl bin Abbâs kollarına girerek mescidi teşrif etti
Minbere oturup hamd ve senâdan sonra; “Ey Eshâbım bilmiş olunuz ki aranızdan ayrılmam yaklaştı
Kimin bende hakkı varsa benden istesin
Benim yanımda sevgili olan benden hakkını istesin veya helâl etsin ki Rabbime ve rahmetine bunları ödemiş olarak kavuşayım
” buyurdu
Sonra minberden inip öğle namazını kıldırdı
Namazdan sonra tekrar minbere çıkıp namazdan önce buyurduğunu tekrar etti
Bunun üzerine Eshâbdan biri kalkıp üç dirhem alacağı olduğunu söyleyince hemen ödedi
Peygamber efendimizin hastalığının arttığı günlerde Eshâb-ı kirâma yaptığı vasiyetlerden biri de şöyledir: “Müşrikleri Arabistandan çıkarınız
Size gelen elçilere benim yaptığım gibi ikrâm ve ihsânda bulununuz
”
Vefâtından beş gün önce hastalığı biraz hafifledi ve mescidi teşrif edip minbere çıkarak Eshâb-ı kirâma; “Ey Eshâbım hiçbir peygamber ümmeti içinde ebedî olarak yaşamadı
Biliniz ki ben de Rabbime kavuşacağım
Muhakkak ki siz de Rabbinize kavuşacaksınız
Dünyâda hiç kimse kalmaz
Her şey Allahın irâdesine bağlıdır
Allahın takdir buyurduğu zaman ne öne alınır ne de o zamandan kaçılır
Sizinle buluşacağımız yer Kevser Havzının başıdır
Her kim benimle Kevser Havzı kenârında buluşmak isterse elini ve dilini korusun günahlardan sakınsın
Ey Eshâbım! Allah kullarından birini dünyâ hayâtıyla âhiret hayâtını seçmekte serbest bıraktı
Fakat bu kul âhiret hayâtını seçti
” buyurdu
Hazret-i Ebû Bekr Resûlullah efendimizin bu sözleriyle vefâtına işâret buyurduğunu anlayarak ağlamaya başladı
Peygamber efendimiz; “Ağlama yâ Ebâ Bekr!” buyurarak onu teselli etti ve; “Bana her bakımdan en faydalı olanınız Ebû Bekrdir
” ve “Mescide açılan kapılardan Ebû Bekrinki hâriç hepsini kapatınız
” buyurdu
Sonra minberden inerek hazret-i Âişenin odasına döndü
Biraz sonra Eshâb-ı kirâmın çok üzülmesi ve endişeleri üzerine hazret-i Ali ve Fazl bin Abbâsın koltuğuna girdiği halde tekrar mescide geldi
Minberin alt basamağına durup Eshâb-ı kirâma son hutbesini okudu ve vasiyetini yaparak şöyle buyurdu: “Ey Muhâcirler size Ensar hakkında hayırlı olmanızı vasiyet ederim
Onlar benim has cemâatimdir
Onlar sizi evlerinde misâfir edip her hususta sizi nefslerine tercih ettiler
Eshâbım! İlk Muhâcirlere de hürmet etmenizi vasiyet ederim
Bütün Muhâcirler birbirlerine hayırlı olsunlar
Her iş Allahü teâlânın izniyle olur
Allahü teâlânın irâdesine karşı çıkanlar sonunda mağlup olurlar
Allahü teâlânın emrine uymak istemeyenler muhakkak aldanırlar
” Daha önce hazret-i Ebû Bekrden memnûniyetini belirttiği gibi bu hutbede de hazret-i Ömerden memnuniyetini belirtti ve; “Ömer benimledir ben de onunlayım
Benden sonra hak Ömerle berâberdir
” buyurdu
Resûlullah efendimiz bu hutbeden sonra minberden indi ve Eshâbdan ayrılıp odasına çekildi
Vefâtına üç gün kala bir yatsı vaktinde namaz için ezân okunmuştu
Peygamber efendimiz namazın kılınıp kılınmadığını sorunca; “Cemâat sizi bekliyor yâ Resûlallah!” denildi
Resûlullah cemâate gitmek istedi
Cemâate gidecek takat bulamayınca; “Ebû Bekre söyleyin namazı kıldırsın
” buyurdu
Resûlullah efendimiz bu emrini üç defâ tekrarladı
Hazret-i Ebû Bekr üç gün cemâate namaz kıldırdı
Sevgili Peygamberimiz vefât ettiği günün sabah namazı vaktinde mescide açılan odanın kapısındaki perdeyi kaldırdı
Hazret-i Ebû Bekr cemâate sabah namazını kıldırıyordu
Eshâbına bakıp onların namazda saf tutup durduklarını görünce sevinerek tebessüm etti
Sonra da mescide girdi
Resûlullahın teşrifini fark eden hazret-i Ebû Bekr mihrabdan çekilmek üzereyken Resûlullah eliyle yerinde durması için işâret edip oturduğu yerde Ebû Bekre radıyallahü anh uyarak sabah namazını kıldı
O gün hastalığı hafiflemişti
Namazdan sonra Eshâb-ı kirâma dönüp; “Ey insanlar! Siz Allahü teâlânın hıfzındasınız ve sizi Allahü teâlâya emânet ettim
Takvâ üzere olun
Allahü teâlâdan korkun
Allahü teâlânın emrini tutun ve itâat edin
Ben bu dâr-ı dünyâdan ayrılırım
” buyurdu
Sonra mescitten odasına geçti
Bu Eshâb-ı kirâmın Resûlullah efendimizi son görüşü oldu
Resûl-i ekrem efendimiz hazret-i Âişenin hücresine girip yattığı sırada Üsâme bin Zeyd huzûruna geldi
Resûlullah efendimiz 23 senelik peygamberlik müddetinde son olarak Suriye tarafında Bizans üzerine gidecek bir ordu hazırlamıştı
Bu orduya kumandan tâyin ettiği Üsâme bin Zeyde hareket etmesini buyurdu
Bu sırada hastalığı şiddetlenen Peygamber efendimiz kızı hazret-i Fâtımâyı çağırıp kulağına birşeyler söyledi
Hazret-i Fâtımâ ağlamaya başladı
Sonra bir şeyler daha söyleyince hazret-i Fâtımâ güldü
Resûlullah efendimiz hazret-i Fâtımâya vefât edeceğini söyleyince hazret-i Fâtıma ağladı
Sonra da; “Sana müjde olsun ki bütün ehlimden önce sen bana kavuşursun
” buyurdu
Bunun üzerine hazret-i Fâtıma sevinip güldü
Resûl-i ekrem efendimiz vefât edeceği sırada hazret-i Aliye hazret-i Âişeye vasiyette ve nasîhatta bulundu
Bu sırada ağlayıp gözyaşı döken hazret-i Fâtımâya; “Kızım bir miktar sabreyle ağlama
Zîrâ Hamele-i Arş (melekler) senin ağlaman üzerine ağlaşırlar
” buyurdu
Hazret-i Fâtımânın göz yaşını sildi
Teselli verip Allahü teâlâdan sabır vermesini diledi ve; “Ey kızım benim rûhum kabz olacak
(İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn) diyesin
Ey Fâtımâ gelen her musibete bir karşılık verilir
” buyurdu
Bir müddet mübârek gözlerini kapayıp sonra; “Bundan sonra babana üzüntü ve gussa (keder tasa) olmaz
Zîrâ fânî âlemden ve mihnet yerinden kurtuluyor
” buyurdu
Sonra hanımlarına nasîhat buyurdu
Torunları hazret-i Hasan ve hazret-i Hüseyini yanına alıp onlara şefkatle bakarak alınlarından öptü
Sonra da hazret-i Aliyi yanına çağırıp mübârek başını onun koluna dayayarak oturup; “Yâ Ali zimmetimde filan Yahûdînin şu kadar malı vardır
Asker hazırlamak için almıştım
Sakın onu ödemeyi unutma
Elbette zimmetimi kurtarırsın ve Kevser Havzı başında benimle görüşeceklerin birincisi sensin
Benden sonra sana çok zarar gelir sabır edesin
İnsanlar dünyâyı istedikleri vakit sen âhireti seçesin
” buyurdu
Resûlullah efendimiz vasiyetini tamamladıktan sonra hâli değişti yatağına yatırdılar
Rebiülevvel ayının on ikisinde Pazartesi günü öğleden evvel Cebrâil aleyhisselâm gelip; “Yâ Resûlallah! Cennetleri süslediler Hûri veRıdvan donandı
Allahü teâlâ sana hiç kimseye verilmeyen çok şeyler ihsân etti
Kevser Havzı Makam-ı Mahmûd ve Şefâat-i ümmet verdi
Kıyâmet günü sen râzı oluncaya kadar ümmetini bağışlar
Yâ Resûlallah; Melek-ül Mevt kapıda beklemektedir
İçeri girmeye izin ister
Şimdiye kadar kimseden izin istememiştir
Bundan sonra da istemez
” dedi
Sevgili Peygamberimizin izni üzerine Azrâil aleyhisselâm içeri girip selâm verdi ve sonra; “Yâ Resûlallah! Allahü teâlâ beni senin huzûruna gönderdi
Senin emrinden dışarı çıkmamamı buyurdu
Dilersen şerefli rûhunu kabz edip ulvî âleme yükselteyim yoksa dönüp gideyim
” dedi
Cebrâil aleyhisselâm; “Ey Habîbullah! Allahü teâlâ sana müştâktır(âşıktır)
” dedi
Sonra selâm verip vedâ ederken; “Ey Muhammed; Ey Ahmed! Bundan sonra vahiy için bir daha gelmem ve Hak teâlânın haberini yer yüzüne getirmem
Benim maksûdum ve matlûbum sen idin yâ Resûlallah
” dedi
Bundan sonra Peygamber efendimizin; “Ey Azrâil vazîfeni yap
” buyurması üzerine mübârek rûhunu kabz etti
Böylece Resûl-i ekrem efendimiz Hicretin on birinci yılında (Mîlâdî 632) Rebiülevvel ayının 12sinde Pazartesi günü öğleden evvel vefât etti
Vefât ettiğinde Kamerî seneye göre 63 şemsî seneye göre 61 yaşında idi
Eshâb-ı kirâm Resûlullah efendimizin vefâtı üzerine pekçok üzülüp gözyaşı döktüler
Çoğunun dili tutulup bir müddet konuşamaz oldu
Ebû Bekr radıyallahü anh Resûlullahın yanına girip mübârek yüzünden örtüyü kaldırarak mübârek alnından öptü
Sonra başını kaldırıp mübârek alnından tekrâr öpüp; “Âh Sâfi” dedi
Bir daha öpüp “Âh dost” dedi
Sonra mübârek pazusunu öpüp ağladı
“Anam babam sana fedâ olsun! Dirin ve ölün tayyib temiz ve ne güzeldir!” dedi
Ve; “Eğer ihtiyârımız elimizde olsaydı canlarımızı yoluna fedâ ederdik
Eğer sen bizi men etmeseydin gözlerimizden pınarları akıtırdık
” Sonra salâtü selâm okuyup; “Yâ Resûlallah bizi Rabbinin katında hatırla
” dedi
Sonra dışarı çıktı
Mescitte minbere çıkarak Eshâb-ı kirâma bir hutbe okudu
Allahü teâlâya hamd ve senâ etti
Resûl-i ekrem efendimize sallallahü aleyhi ve sellem salât okudu
Sonra şöyle dedi: “Her kim Muhammede îmân etmişse bilsin ki Muhammed aleyhisselâm vefât etti
Her kim Allahü teâlâya tapıyorsa O Hayy diri ve Bâkîdir ölmez ebedîdir
” buyurdu ve sonra; “Muhammed de kendinden önce geçen Resûller gibi Resûldür
Eğer O vefât eder yâhut öldürülürse siz dîninizden yâhut cihaddan eski hâlinize dönecek misiniz? Böyle değişen Allahü teâlâya zarar vermez kendine zarar eder
İslâm ve sebatta şükredenlere muhakkak mükâfat verecektir
” (Âl-i İmrân sûresi: 144) meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu
Hazret-i Ebû Bekr Eshâb-ı kirâmı ve Ehl-i beyti teselli etti
İlk anda acı haber üzerine çok şaşıran Ömer radıyallahü anh Ebû Bekri radıyallahü anh dinleyince kendine geldi
Peygamberimizin vefât ettiği gün Eshâb-ı kirâm yapılan umûmî bir bîatle hazret-i Ebû Bekri halîfe seçtiler
Resûlullah efendimizin cenâzesi vefât ettiği günden sonra salı günü yıkandı ve kefenlendi
Gasl (yıkama) işine bizzat hazret-i Ali hazret-i Abbâs ve hazret-i Abbâsın oğulları Fazl ve Kusem de yardım ettiler
Üsâme ile Şukran Sâlih radıyallahü anhümâ da su döktüler
Peygamber efendimiz gömleği üzerinde olduğu halde üç kere yıkanıp üç kat yeni beyaz kefene sarıldı
Bundan sonra mübârek cesedi sedir üstüne konulup bulunduğu odanın kapısıEshâb-ı kirâma açıldı
Eshâb-ı kirâm grup grup odaya girip cenâze namazı kıldılar
Salıyı çarşambaya bağlayan gece (çarşamba gecesi) yarısı mübârek rûhu alındığı yerde defn olundu
Mübârek cesedini kabre Ali Fadl Üsâme ve Abdurrahmân bin Avf radıyallahü anhüm indirdi
Kıyâmet günü kabirden en önce O kalkacaktır
En önce O şefâat edecektir
En önce Onun şefâati kabul olunacaktır
Cennet kapısını önce O açacaktır
Resûl-i ekrem efendimizin vefâtı üzerine bütün Müslümanların kalpleri yandı çok üzüldüler
Peygamber efendimiz bizim bilmediğimiz bir hayat ile şimdi kabrinde hayattadır
Cesed-i şerîfi aslâ çürümez
Kabrinde bir melek durup ümmetinin söyledikleri salevâtı kendisine haber verir
Minberi ile kabr-i şerîfi arası Cennet bahçesi gibi kıymetlidir
Kabr-i şerîfini ziyâret etmek tâatların büyüğü ve ibâdetlerin en kıymetlisidir: “Beni ziyâret edene şefâatim vâcib olur
” buyurmuştur
Hazret-i Fâtıma babasının vefâtından duyduğu üzüntüyü şu mersiye ile dile getirdi: “Benim üzerime öyle musibetler döküldü ki eğer onlar gündüzlerin üzerine dökülseydi gece olurdu
”
Peygamber efendimizin görünüşünün anlatılmasına İslâm terminolojisinde “Hilye-i Saâdet” denilmiştir
Peygamberimizin mübârek bedeninin dış görünüşü bütün incelikleriyle bu Hilye-i Saâdet yazılarında bildirilmiştir
Bunları okuyanlar Peygamber efendimizin rûhen olduğu gibi bedenen de hiç eksiksiz ve kusursuz insanların en güzeli ve her bakımdan en üstünü olduğunu anlarlar
İslâm dünyâsında bu konuda pekçok eser yazılmıştır
Peygamber efendimizi medheden on binlerce kitap kasîde ve diğer eserler yazılmıştır
Bunları yazanlar içinde şöhretleri ve sanatları bütün dünyâyı ve asırları kaplamış olanları dahi Onu methetmekten âciz olduklarını beyan etmişlerdir
Arap Fars ve Türk edebiyâtında görülen Nâtlar hep Onun için yazılmıştır
Resûlullah efendimiz günümüzde de bütün dünyâ milletlerinin ilim adamlarının devlet siyâset ve fikir adamlarının ediplerin târihçi ve askerî şahsiyetlerin alâkasını çekmekte bunların herbiri Onu biraz inceledikten sonra hayranlık ve şaşkınlıklarını dile getirmektedirler
Müslüman olmayanlar Habîb-i ekrem efendimizin sâdece idâreciliği dehâsı askerî sosyal ve diğer taraflarını görmekte yalnız bunlara bakarak Onu tanımaya çalışmaktadırlar
Gördükleri fevkalâde ve hiçbir insanda görülmemiş üstünlükler karşısında acze düşmekle berâber Ona peygamber gözüyle bakmadıkları için Onu tanımaktan ve anlamaktan çok uzak kalmaktadırlar
Müslümanlar da Peygamber efendimizin güzellik ve üstünlüklerini ilimleri ihlâsları ve Ona olan muhabbetleri kadar derece derece görmekte ve anlayabilmektediler
Bunlardan zâhir âlimleri Onun zâhirî vasıflarını bâtın âlimleri de bâtınî güzelliklerini görebildikleri kadar dile getirmişlerdir
Ulemâ-i râsihîn denilen hem zâhir ve hem de bâtın bilgilerinde üstâd ve Peygamber efendimize vâris olan yüksek İslâm âlimleri ise Onu bütün güzellikleriyle görmüş ve âşık olmuşlardır
Bunların en başında Ebû Bekr-i Sıddîk radıyallahü anh gelmektedir
O Resûlullah efendimizdeki nübüvvet nûrunu görmekte Onun üstünlük güzellik ve yüksekliklerini idrâk ederek Ona âşık olmakta öyle ileri gitmiştir ki başka hiçbir kimse Ebû Bekr-i Sıddîk radıyallahü anh gibi olamamıştır
Ebû Bekr-i Sıddîk radıyallahü anh her an her baktığı yerde Resûlullahı görürdü
Bir keresinde hâlini; “Yâ Resûlallah! Nereye baksam sizi görüyorum
Helâda bile karşımdasınız utanıyorum
” diye arzetmişti
Bir keresinde de; “Bütün iyiliklerimi sizin bir sehvinize (yanılmanıza) değişirim
” demişti
Resûlullah efendimizin güzelliğini en iyi görüp anlayan ve anlatanlardan biri de zevcât-ı mutahheradan müminlerin annesi hazret-i Âişe idi
Âişe radıyallahü anhâ âlime müctehide akıllı zekî ve edibe idi
Gâyet beliğ ve fasih konuşurdu
Kurân-ı kerîmin mânâlarını helâl ve harâmları Arap şiirlerini ve hesap ilmini çok iyi bilirdi
Resûlullahı metheden şu iki beyti Âişe radıyallahü anhâ söylemiştir:
Ve lev semia ehlü Mısra evsâfe haddihî
Lemâ bezelû fî sevmi Yûsüfe min nakdin
Levîmâ Zelîhâ lev reeyne cebînehû
Le âserne bilkatil kulûbi alel eydi
“Eğer Mısırdakiler Peygamber efendimizin yanaklarının güzelliğini işitmiş olsalardı
Güzelliği dillere destan olan Yûsüf aleyhisselâmın pazarlığında hiç para vermezlerdi
Bütün mallarını onun yanaklarını görebilmek için saklarlardı
Zelîhâyı Yûsuf aleyhisselâma âşık oldu diyerek kötüleyen kadınlar Resûlullahın parlak alnını görselerdi ellerinin yerine kalplerini keserlerdi de acısını duymazlardı
”
Yine hazret-i Âişe buyuruyor ki: “Bir gün Resûlullah mübârek nalınlarının kayışlarını çakıyordu
Ben de iplik eğiriyordum
Mübârek yüzüne baktım
Parlak alnından ter damlıyordu
Ter damlası her tarafa nûr saçıyordu
Gözlerimi kamaştırıyordu
Şaşakaldım
Bana doğru bakıp; “Sana ne oldu ki böyle dalgın duruyorsun?” buyurdu
“Yâ Resûlallah! Mübârek yüzündeki nûrların parlaklığına ve mübârek alnındaki ter tânelerinin saçtıkları ışıklara bakarak kendimden geçtim
” dedim
Resûlullah kalkıp yanıma geldi
Gözlerimin arasını(alnımı) öptü ve; “Yâ Âişe! Allahü teâlâ sana iyilikler versin! Beni sevindirdiğin gibi seni sevindiremedim
” buyurdu
Yâni senin beni sevindirmen benim seni sevindirmemden çoktur dedi
” Hazret-i Âişenin mübârek gözlerinin arasını öpmesi Resûlullah efendimizi severek Onun cemâlini anlayarak gördüğü için âferin ve takdir olmaktadır
Resûlullah efendimizin Kurân-ı kerîmde geçen isimlerinden biri de Kurân-ı kerîmin kalbi olan Yâsîn sûresindeki “Yâsîn” kelimesidir
Ulemâ-i rasihînin büyüklerinden olan Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî hazretleri; “Yâsîn ey benim muhabbet deryamın dalgıcı olan habîbim demektir
” buyurmuştur
Bu deryânın ismini duyanlar uzaktan görenler yakınına gelenler içine girip nasîbi kadar derine inenlerin hepsi ömürlerinin her safhasında Resûlullah efendimizin aşkı ile yanıp tutuşmuşlar yanık feryâdlar içli gözyaşları ve yakıcı mısralarla bu aşklarını dile getirmişlerdir
Bunların içinde en büyük ve meşhurlarından olan ve bu muhabbet deryasından büyük pay sâhibi olan Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri de Sevgili Peygamberimize olan muhabet ve aşkını dile getirdiği kasîdelerinden birinde şöyle demektedir:
Server-i âlem sana âşık olup da yanarım!
Her nerede olsam o güzel cemâlin ararım
Kâbe kavseyn tahtının sultânı sen ben hiçim
Misafirinim dersem saygısızlık sayarım
Her şey cihanda senin şerefine bilirim
Rahmetin yağsa bana hergün olur bahârım
Herkes Kâbeyi tavâf için gelir Hicâza
Sana kavuşmak için ben dağları aşarım
Seadet tâcına kavuştum ben rüyâda
Ayağın toprağı serpildi yüzüme sanarım
Dostunu öven âşıkların bülbülü ey Câmî!
Dîvânında şu yazılar oluyor tercümânım
Dili sarkmış susuz kalmış uyuz bir köpek gibi
Senin ihsân denizinden bir damla arzularım
Resûlullahı sevmek bütün Müslümanlara farz-ı ayndır
Onun sevgisi bir gönüle yerleşirse İslâmiyeti yaşama îmânın ve islâmın tadına doyulmaz zevkine ermek ne kadar kolay olur
Bu sevgi iki cihânın efendisine tam uymaya sebeptir
Bu sevgiyle Allahü teâlânın Habîbine ikrâm ettiği sonsuz ve târife sığmaz nîmetlere ve bereketlere kavuşmakla şereflenilir
Küçük büyük her Müslümanı doğrudan doğruya Resûlullahın sevgisine götüren Ehl-i sünnet âlimleri ve kitapları bu bereketlerin senetleridir
Prof. Dr. Sinsi
Kullanıcının Profilini Göster
Prof. Dr. Sinsi Kullanıcısının Web Sitesi
Prof. Dr. Sinsi tarafından gönderilmiş daha fazla mesaj bul