Yalnız Mesajı Göster

Osmanlıca Sözlük Lügat K Harfi

Eski 11-04-2012   #20
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Osmanlıca Sözlük Lügat K Harfi



K Harfi

KÛN Kuyruk sokumu bölgesi Arka, mak´ad, kıç
KUNABE Toplu yapraklar (Buğdayın başı onun içinde olur)
KUNAH Çomak
KUNAİS (C: Kanâıs) Büyük cüsseli, iri vücutlu kişi
KUNAN Koltuk kokusu * Gömlek yeni
KUNBUA (C: Kanâbi) Kestikten sonra yine içinde kalan nesne (Ot kökü gibi)
KUNBUL(E) (C: Kanâbil) Kalın vücudlu kimse Sinirli ve hiddetli olan * 30 ilâ 40 yaş arasındaki kimse * At * Bomba
KUNBURA (C: Kanâbir) Çökük kuşu
KUNBUZA (C: Kunbuzât) Kısa boylu kadın (Müz: Kunbuz)
KUNDAK Küçük çocukları sıkı bağlamaya yarıyan bezler takımı * Yangın çıkarmak için bir yere sokulan, tutuşturulmuş yağlı bez çıkısı
KUNDAK SOKMAK Mc: Ara bozacak bir söz söylemek veya böyle bir harekette bulunmak * Yangın çıkarmak
KUNEFHAR Büyük cüsseli, iri vücutlu
KUNFUZ(E) (C: Kanâfiz) Kirpi * Fare * Devenin, kulakları ardında terleyen ve teri akan yerleri * Otları dolaşık yer
KUNN Gömlek yeni
KUNNE(T) (C: Kanan-Kunen-Kınan) Dağ başı
KUNNEB Kendir Kenevir
KUNNEBİT (C: Kannâbit) Lahana cinsinden bir bitki
KUNTA Karalık
KUNU´ Kanaat etme, kâfi bulma * Suâl ve tezellül
KUNUT Yatsı veya sabah namazlarında ayakta okunan duâ İbadet Duâ Taat Şükür eylemek * Namazda dünya kelâmından imsak eylemek, yani kendini tutup konuşmamak(Kunut, birşeye o suretle devam ve mülâzemet edip durmaktır ki, taat, huşu, sükut, kıyam mânalarını tazammun eder ve lisanımızda, divan durmak tâbir edilir Bunun için kunut taattir, kunut tul-i kıyamdır, kunut sükuttur, kunut huşu ve hafd-ı cenah ve sükun-ı etraftır diye çeşitli nokta-i nazardan târif edilmiştir Bir hadis-i şerifte "Efdal-üs salâti tul-ül kunut" buyurulmuştur ki, kıyam demektir Binaenaleyh namazda kıyam ve kıraeti, duayı veya huşu ve sükutu uzatmağa da kunut denilir ET)
KUNUT Ümidsizlik Ye´se kapılma
KUNV (C: Kınân-Kınyân-Aknâ) Üzerinde hurması olan hurma salkımının çöpü
KUNYAN (KINYÂN) Kişinin nefsi için saklayıp elden çıkarmadığı mal
KUNYE (KINYE) Kişinin nefsi için saklayıp elden çıkarmadığı mal
KUNZUA (C: Kanâzı´) Çakıl taşı * Tıraş edilmiş başın üstünde bırakılan bir tutam saç
KÛPAL f Gürz Demir topuz
KÛR (C: Kûrân) f Kör, âmâ
KUR´A Talih denemek maksadı ile çekilen kapalı pusla veya fal açma
KURA (Karye C) Karyeler, köyler, kasabalar
KURÂ-YI MÜTECÂVİRE Komşu köyler
KURA´ İbâdet eden
KURAA Kalem kesintisi Kalem yongası
KURAB (Kurbet C) Yakınlar, akrabalar
KÛRABE f Kubbeli mezar, türbe
KURAD (C: Kırdân-Ekride) Kene adı verilen böcek
KURAKIR Güzel sesli kimse
KUR´AN Allah (CC) tarafından Hz Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâma Cebrâil Aleyhisselâm vâsıtası ile (yâni vahiyle) gönderilen ve beşeriyetin bütün saadet düsturlarını hâvi en mukaddes ve en son kitâb-ı semâvidir Din ve dünyanın nizâmını en iyi şekilde bildirir, kâinatın neden ve niçin yaratıldığını ve hikmetlerini beyan eder Başıboşluk ve serserilikten kurtarıp ibâdet ve taata, emniyet ve nizâma ve saadete sevkeder ve insanın ebedi selametine vesile olur * Lugat mânasına göre Kur´ân: Tilâvet, okumak, cem´ ve zammolunmuş, okunmuş mânâlarına gelir Fürkan, Zikir, Hüdâ, Hitab, Kitab, Mushaf, Nur, Necm, Hüdâ, Mev´iza, Aziz, Besâir, Bürhangibi elli beş kadar isimle de anılır (Bak: Kelâmullah)
KUR´AN-I HAKÎM Hakim olan Kur´an-ı Kerim Hakim: Hikmetli, hikmet sâhibi, yahut çok hâkim ve muhkem mânalarına gelir
KUR´AN-I MU´CİZ-ÜL BEYAN Beyan ve ifadesi mu´cize olan Kur´an(Kur´an: Şu kitâb-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi ve âyât-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedisi ve şu âlem-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri ve zeminde ve gökde gizli Esmâ-i İlâhiyenin mânevi hazinelerinin keşşâfı ve sutur-u hâdisatın altında muzmer hakaikın miftahı ve âlem-i şehâdette âlem-i gaybın lisanı S)(-Kur´an-ı Kerim-, bütün mebâhis-i esasiyeyi ve mühimmeyi öyle bir tarzda beyan eder ki, o beyan, bütün kâinatı bir saray gibi idare eden ve dünyâyı ve âhireti iki oda gibi açıp kapayan; ve zemin bir bahçe; ve semâ, misbahlariyle süslendirilmiş bir dam gibi tasarruf eden; ve mâzi ve müstakbel, bir gece ve gündüz gibi nazarına karşı hazır iki sahife hükmünde temaşa eden; ve ezel ve ebed, dün ve bugün gibi silsile-i şuunatın iki tarafı birleşmiş, ittisal peyda etmiş bir surette, bir zaman-ı hâzır gibi onlara bakan bir Zât-ı Zülcelâle yakışır bir tarz-ı beyandırNasıl bir usta, bina ettiği ve idare ettiği iki haneden bahseder, proğramını ve işlerinin liste ve fihristesini yapar; Kur´an dahi, şu kâinatı yapan ve idâre eden ve işlerinin listesini ve fihristesini tabir câiz ise, proğramını yazan, gösteren bir Zâtın beyanına yakışır bir tarzdadır Hiç bir cihetle eser-i tasannu ve tekellüf görünmüyor Hiç bir şâibe-i taklid veyâ başkasının hesâbına ve onun yerinde kendini farzedip konuşmuş gibi bir hud´anın emaresi olmadığı gibi, bütün ciddiyetiyle, bütün safvetiyle, bütün hulusiyle sâfi, berrak, parlak beyânı, nasıl gündüzün ziyâsı, "Güneşten geldim" der Kur´ân dahi," Ben Hâlık-ı Âlem´in beyanıyım ve kelâmıyım" der Evet şu dünyâyı antika san´atlarla süslendiren ve lezzetli nimetlerle dolduran ve san´atperverâne ve nimetperverane şu derece san´atının acibeleriyle şu derece kıymettar nimetlerini dünyanın yüzüne serpen, sıravâri tanzim eden ve zeminin yüzünde seren, güzelce dizen bir Sâni´, bir Mün´imden başka şu velvele-i takdir ve istihsanla ve zemzeme-i hamd ve şükranla dünyâyı dolduran ve zemini bir zikirhâne, bir mescid, bir temaşagâh-ı san´at-ı İlâhiyeye çeviren Kur´an-ı Mu´ciz-ül Beyan kime yakışır ve kimin kelâmı olabilir Ondan başka kim ona sâhib çıkabilir Ondan başka kimin sözü olabilir Dünyayı ışıklandıran ziya, güneşten başka hangi şeye yakışır Tılsım-ı kâinatı keşfedip âlemi ışıklandıran beyan-ı Kur´an, Şems-i Ezelî´den başka kimin nuru olabilir Kimin haddine düşmüş ki ona nazire getirsin Onun taklidini yapsın Elhak, bu dünyayı san´atlarıyla zinetlendiren bir san´atkârın, san´atını istihsan eden insanla konuşmaması muhaldır Mâdem ki, yapar ve bilir, elbette konuşur Mâdem konuşur, elbette konuşmasına yakışan Kur´andır Bir çiçeğin tanziminden lâkayd kalmayan bir Mâlik-ül Mülk, bütün mülkünü velveleye veren bir kelâma karşı nasıl lâkayd kalır Hiç başkasına mal edip hiçe indirir mi S)(Kur´an-ı Hakim yirmi üç sene mütemadiyen damarlara dokunduracak ve inadı tahrik edecek bir tarzda meydan okudu ve der idi ki: "Şu Kur´anın Muhammed-ül Emin gibi bir ümmiden nazirini yapınız ve gösteriniz Haydi bunu yapamıyorsunuz, o zât ümmi olmasın, gayet âlim ve kâtip olsun Haydi bunu da getiremiyorsunuz; bir tek zât olmasın, bütün âlimleriniz, beliğleriniz toplansın, birbirine yardım etsin, hattâ güvendiğiniz âliheleriniz size yardım etsin Haydi bununla da yapamıyacaksınız, eskiden yazılmış beliğ eserlerden de istifade edip, hattâ gelecekleri de yardıma çağırıp, Kur´anın nazirini gösteriniz, yapınız Haydi bunu da yapamıyorsunuz; Kur´anın mecmuuna olmasın da, yalnız on Suresinin nazirini getiriniz Haydi on Suresine mukabil hakiki doğru olarak bir nazire getiremiyorsunuz; haydi hikâyelerden asılsız kıssalardan terkib ediniz Yalnız nazmına ve belâgatına nazire olsun getiriniz Haydi bunu da yapamıyorsunuz, bir tek suresinin nazirini getiriniz Haydi Sure uzun olmasın, kısa bir Sure olsun, nazirini getiriniz Yoksa, din, can, mal, iyalleriniz; dünyada da âhirette de tehlikeye düşecektir" M)(Amerikalı Filozof Karlayl (Carlyle) şöyle diyor: Kur´anı bir kerre dikkatle okursanız, O´nun hususiyetlerini izhara başladığını görürsünüz Kur´anın güzelliği diğer bütün edebî eserlerin güzelliklerinden kabil-i temyizdir Kur´anın başlıca hususiyyetlerinden biri, (O´nun asliyyetidir Benim fikir ve kanaatıma göre Kur´an serâpa samimiyet ve hakkaniyetle doludur Hz Muhammed´in (ASM) cihana tebliğ ettiği dâvet, hak ve hakikattır İİ)
KÛRÂN (Kur C) f Körler âmâlar
KÛRÂNE f Körcesine
KURARE Çömlek içindeki yemek piştikten sonra yanmasın diye içine konulan su
KURAT Fitil ucundan yanmış yer
KURAZ (KARİZA) Isırgan otu
KURAZE Altun ve gümüş kırıntısı * Kumaş parçaları
KURB Yakınlık Yakında oluş Yakın olmak Yakınlık kazanmak (Zamanda, mekânda, nisbette, hatvede ve kuvvette kullanılır) * Tıb: Böğür Karnın yumuşaklığına kadar olan yer
KURB-İ DERECE Ölen bir kimseye yakınlık derecesi
KURB-İ HÜDÂ Allah´a manevî yakınlık
KURB-İ MESÂFE Yer, mekân yakınlığı
KURBAN Allah´ın rızasını kazanmağa sebep olan şey * Etleri, fakirlere parasız olarak dağıtılmak niyetiyle farz, vâcib veya sünnet olarak kesilen koyun, keçi, deve, sığır gibi hayvan * Bir maksad uğrunda feda olma * Beylerin ve meliklerin yakınlarından olan kimse
KURBET Yakınlık * Fık: Allah´a manevî yakınlığa sebeb olan amel-i sâlih
KURBİYYET Yakınlık kazanmak Yakınlık Bir şeye kendi gayretiyle yakınlaşmak (Bak: Akrebiyyet)(Sahabelerin kurbiyet-i İlâhiyye noktasındaki makamlarına velâyet ayağıyla yetişilmez Çünki: Cenâb-ı Hak bize akrebdir ve herşeyden daha ziyade yakındır Biz ise, ondan nihayetsiz uzağız O´nun kurbiyetini kazanmak iki surette olurBirisi: Akrebiyetin inkişafiyledir ki, nübüvvetteki kurbiyet ona bakar ve nübüvvet veraseti ve sohbeti cihetiyle sahabeler o sırra mazhardırlarİkinci Suret: Bu´diyetimiz noktasında kat-ı meratib edip bir derece kurbiyete müşerref olmaktır ki, ekser seyr-i sülûk-u velâyet ona göre ve seyr-i enfüsî ve seyr-i âfâkî bu suretle cereyan ediyor İşte, birinci suret sırf vehbîdir, kesbî değil, incizabdır, cezb-i Rahmânidir ve mahbubiyettir Yol kısadır, fakat çok metin ve çok yüksektir ve çok hâlistir ve gölgesizdir Diğeri kesbîdir, uzundur, gölgelidir Acaib hârikaları çok ise de, kıymetçe, kurbiyyetçe evvelkisine yetişemez Meselâ: Nasıl ki dünkü güne bugün yetişmek için iki yol var Birincisi: Zamanın cereyanına tâbi olmıyarak, bir kuvvet-i kudsiye ile, fevkaz-zaman çıkıp, dünü bugün gibi hazır görmektir İkincisi: Bir sene kat´-ı mesafe edip, dönüp dolaşıp, düne gelmektir; fakat, yine dünü elde tutamıyor; onu bırakıp gidiyor Öyle de, zâhirden hakikata geçmek iki suretledir Biri: Doğrudan doğruya hakikatın incizabına kapılıp, tarikat berzahına girmeden, hakikatı, ayn-ı zâhir içinde bulmaktır İkincisi: Çok merâtibden seyr-i süluk suretiyle geçmektir Ehl-i velâyet, çendan fena-i nefse muvaffak olurlar, nefs-i emmareyi öldürürler Yine sahabeye yetişemiyorlar Çünki, sahabelerin nefisleri tezkiye ve tathir edildiğinden; nefsin mahiyetindeki cihazat-ı kesire ile, ubudiyetin envâına ve şükür ve hamdin aksamına daha ziyade mazhardırlar Fena-i nefisten sonra, ubudiyet-i evliya besatet peyda eder S)
KÛR-BOĞAZ f Obur, körboğaz
KURBUK Mevzi ismi * Yardım * Dükkân
KURDAH Maymun
KÛRDİL f Câhil Gönlü kör
KURDUH Maymun * Küçük karınca
KÛRE f Demirci ocağı Kuyumcu ocağı * Küre
KURENA Bir padişâhın yakınında bulunan ve onun sohbetine iştirak edenler Yakınlar Arkadaşlar
KURENG f Al at
KUREVÎ (Kurâ dan) Köylü Köye âit, köye dâir
KUREYŞ Kökü Hz İbrahim´e (AS) dayanan, Peygamberimiz Hz Muhammed´in de (ASM) mensub olduğu Arab kabilesi
KUREYŞ SURESİ Kur´an-ı Kerim´in 106 Suresidir Liilâfi Suresi de denir Mekkîdir
KUREYŞÎ Kureyş kabilesinden olan Kureyş´e mensub
KUREYZA Medine-i Münevvere yakınında Yahudi taifesinden bir kavim
KURFUSA (KARFESA) Mak´adı üstüne oturup dizlerini karnına yapıştırıp iki kolunu baldırları üstüne kavuşturmak
KURHA (C: Kuruh) Silâh yarası * Çıban
KURHANE (C: Kurhân) Bir cins mantar
KÛRÎ f Körlük, âmâlık
KURKUBE Et, lahm
KURKUL Çekirge
KURKUR Büyük gemi
KURKUS Geniş, bol, vâsi
KURMAY Ordunun muharebeye hazırlanmasında ve savaş sırasındaki sevk ve idaresi için hususi tarzda yetiştirilmiş subay * Mc: Becerikli
KURME İşaret için devenin burnundan bir miktar deri kesip tam ayrılmadan yine burnu üstüne yapıştırmak
KURMUD Dağ keçisinin erkeği
KURMUS (C: Karâmıs) Avcıların dağda olan kulübesi veya soğuktan sakındıkları küçük çukur yer
KURNAS Dağın burnu
KURNE Sivri veya tümsek şey * Hamam kurnası Kurna
KURNEVE Boya otu
KURNUK Yumuşak bedenli delikanlı
KURR Karar * Soğukluk
KURRA (Kari´ C) Okuyucular Kur´ân-ı Kerimi usul ve tecvidine göre okuyanlar Dindar ve sâlih kimse
KURRASA (C: Kırâs) Papatya çiçeği
KURRE Parlaklık Tâzelik Gözün parlak ve nurlu olması * Ağlamaktan sonraki serinlik * Dilşâd olmak * Bir atımlık şey * Kurbağa
KURRET-ÜL A´YUN Gözlerin nuru * Çok sevilen ve göz aydınlığına sebeb olanlar
KURS (KURSA) Kelepçe * Çevrik nesne * Yuvarlak Tekerlek şeklinde olan
KURS-U ŞEMS Güneş yuvarlağı
KURŞUM (KIRŞÂM) Büyük kene
KURT(A) (C: Kırta-Kırat) Küpe
KURTAN At´ın arkasına vurdukları keçe
KURTAT Eyer altına konan bir nesne * Boyun
KURTUBÎ Kılıç Halid bin Velid´in kılıcı
KURTUM (C: Karâtım) Usfur otunun tohumu
KURTUM Mestin burnu
KURUH (Kurha C) Yaralar
KURULTAY (Bak: Meclis)
KURUM (Karm C) Değerli insanlar Kıymetli ve değeri büyük kişiler
KURUN (Karn C) Asırlar Devirler Çağlar
KURUN-U ÂHİRE Son asırlar İstanbul´un Fatih Sultan Mehmed tarafından zaptedildiğinden sonraki zaman Hicri 857, Mi 1453 yılından sonraki devir
KURUN-U SÂLİFE Geçmiş asırlar
KURUN-U ULÂ Eski Roma Devleti´nin ikiye ayrılması zamanına kadar olan eski devir İlk çağ
KURUN-U VUSTÂ Eski Roma Devleti´nin ikiye ayrılmasından, İstanbul´un Müslümanlar tarafından zabtedildiği tarihe kadar olan zamandır Orta asırlar
KURUNE Nefis
KURUR Gözün parlak olması
KURUT Küpeler Kadınların kulaklarına taktıkları mücevherler
KURUT Kuruluk
KURUZ (Karz C) Borçlar Ödünç olarak verilen paralar
KURZUB Fakir kimse
KURZUM Kavafların ve kunduracıların üzerinde gön ve sahtiyan kesip düzelttikleri yuvarlak tahtalar
KURZÜL Kadınların başına örttükleri nesne * Kayıt * Kötü kimse * At ismi * Bel, sulb

Alıntı Yaparak Cevapla