Yalnız Mesajı Göster

Osmanlıca Sözlük Lügat L Harfi

Eski 11-04-2012   #3
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Osmanlıca Sözlük Lügat L Harfi



L Harfi

LÂRAYB şüphesiz, şeksiz, tereddütsüz
LÂRAYBE FİH Onda hiçbir şüphe yoktur
LARKÎ Keçiboynuzu
LAS f Köpek, kelb * Adi ipek * Dişi hayvan
LA´SA Dudağının rengi az siyâha yakın olan kadın (Müz: El´as)
LASAF Bir cins hurma * Gübre otunun diplerinde biter hıyar gibi bir nesne * Yapışmak * Kurumak * Parlamak
LASAGA Hindibâ denilen ot
LÂSANİ Tek, vâhid İkincisi olmayan
LASB Yapışmak * Dar olmak
LASG (LÜSUG) Kemik üstündeki derinin zayıflıktan kuruması
LASIB (C: Levâsıb) Yapışkan * Dar ve derin kuyu
LASIK Yapışık, yapışmış olan Yapışıcı, yapışkan
LASÎF Parlayan, parıldayan Parlayıcı
LASİYYEMA Bâhusus Hususan Buna gelince Herşeyden ziyade Ençok
LASK Yapışmak Yapışık olmak Ulaşmak
LASS (C: Lüsus-Elsâs) Hırsız, sârık
LASTA ing Bir geminin alabildiği yük
LASV (LASY) Sövmek, şetm etmek
LAŞ f Hakir ve aşağılık kimse Adi, zelil, itibarsız ve alçak kişi * Çapul, yağma
LAŞE Cife Kokmuş et parçası * Fık: Karada yaşayıp boğazlanmaksızın ölen veya şer-i şerife uygun olmayan şekilde kesilen kanlı hayvan ve bunların tabaklanmamış (dibagat edilmemiş) derileri * Yenilmesi şer´an haram olan ölmüş hayvan * Zayıf ve cılız hayvan * Mc: Kıyıda kalmış kayık veya gemi teknesi
LÂŞEHÂR f Leş yiyen
LÂŞEK şek ve şüphe yok şüphesiz Elbette
LÂŞEY Bir şey değil Değersiz
LÂT İslâmdan önce Arapların Kâbe´de bulunan putlarından biri
LAT´ Yalamak * Ayağıyla bir kimsenin belinden aşağısına vurmak
LA´T Sakınmak, sakındırmak
LATA´ Dudak içinde olan beyazlık
LAT´A Dudaklarının içi beyaz olan kadın * Çok yaşamış, ihtiyar kadın
LATAFE Hediye, armağan
LÂTAİL Boş, faydasız, abes, mânâsız
LÂTAKNETU Ayet-i Kerimeden bir kısım olup: Ümidinizi kesmeyiniz (meâlindedir)
LAT´ (LUTÛ´) Yapışmak * Ulaşmak, varmak
LAT´E Alın, cebhe
LATENAHİ Nihayetsiz Sonsuz Bitip tükenmeyen
LATEŞBİH Benzetmeksizin Benzetmek olmasın
LATH Her şeyin azı * Bulaşmak ve karışmak * Birine iftira atmak
LATH El ayasıyla vurmak
LATHA Leke
LATİF Mülâyim Yumuşak Nâzik Mütenasip * Güzel Şirin Küçük ve hoşa giden * Cisimle alâkası olmayan Göze görünmeyen * Çok lutf edici * Derin, gizli
LATİFE Hoş söz Şaka Mizah Söz ile iltifat İnsanın çok ince ve hassas olup kalbe bağlı bir duygusu (Mukabili ciddiyettir) (Bak: Letâif)
LATİFE-İ RABBANİYE İnsanın kalbine bağlı ve bütün duygularının sultanı olan ince bir duygudur ki, İlâhî hakikatlar onunla hissedilip zevkedilir
LATİFEGU f Lâtifeci, şakacı Lâtife söyliyen
LATİFEPERDAZ f Şakacı, lâtifeci Lâtife yapan
LATİFEPERDAZAN (Lâtifeperdâz C) f Şakacılar, lâtifeciler
LATÎM Babası ve annesi olmayan kişi * Yüzünün bir tarafı beyaz olan at * Yarış atlarının dokuzuncusu
LATÎME (C: Letâyim) Misk * Güzel kokular konulan kap *Attarlar pazarı * Güzel kokulu nesneleri götüren deve
LATİN Eski Roma civarında iken sonradan genişleyen ve devlet kuran eski bir kavim ismidir * Eski Roma * Şarkta Katolik mezhebinden olanın ismi
LATİNCE Eski Roma´da konuşulan ve bugünkü Fransızca, İspanyolca, İtalyanca gibi dilleri doğurmuş olan ana dil ki, Hint-Avrupa dil âilesinin önemli bir kolu olan İtalik grubundandır
LATM Karıştırmak Yapıştırmak * Tokat vurmak
LATMA şamar, tokat
LATMAHÂR f Tokat yiyen Şamar atılan kimse
LATS Dövmek * şiddetle basmak
LATT (C: Litât) Gerdanlık * Lâzım olmak * İnkâr etmek * Sarkıtmak * Örtmek
LÂTUHSA Sayısız Sayıya gelmez Hesaplanmaz
LÂUBALİ Alâkasız, kayıtsız, hürmetsiz, dikkatsiz Senli benli ("Lâ" harfi ile" Ubâli" muzari fiilinden müteşekkildir)
LÂUBALİYANE f Lâubalilikle Kayıtsız, alâkasız, saygısız ve dikkatsiz bir şekilde Senli benli olarak
LAUK Yalanmış nesne * Az, kalil
LAV Fr Yanardağların ve volkanların ağızlarından püskürüp soğuyunca donan madde
LA´V Ahlâkı yaramaz kişi * Haris adam
LÂVALLAH Vallahi hayır
LAVANTA Çeşitli çiçek ve bitkilerden alınan esanslarla yapılan güzel kokulu sıvı
LÂ VE NEAM Hayır ve evet (Daha çok, hiçbir fikir beyan edilmediği zamanlar kullanılır)
LAY f Tortu, posa * Kül * Çamur
LAY f Söyleyen, söyleyici
HERZE-LAY Herze söyleyen, saçmalayan
LÂYA´KIL Aklı başında olmıyan, dalgın, bîhoş Yaptığını bilmez
LÂ-YA´Nİ Mânasız, boş
LÂYEBGIYAN Biri ötekine tecavüz edip karışmaz ve hâsiyetini bozamaz (meâlinde olup, nefyedilmiş muzari fiilidir)
LÂYECUZ Câiz değil, olamaz, müsaade verilmez
LÂYEFHEM Anlayışsız, idrakten âciz
LÂYEFNA Bitmez, tükenmez Fenaya gitmez Yok olmaz
LÂYEMUT Ölmez Mahvolmaz Hayatı sona ermez
LÂYENBAGÎ Lâyık olmaz Yakışmaz Uymaz
LÂYENFEKK Bölünemez, ayrılamaz Parçalanamaz
LÂYENKATI´ Aralıksız Kesilmeksizin
LÂYETECEZZA Bölünmez Parçalanmaz Ayrılmaz Tecezzi kabul etmez
LÂYETEGAYYER Değişmez, bozulmaz
LÂYETENAHÎ Sonsuz Nihayetsiz
LÂYETENAHİYET Lâyetenahilik, sonsuzluk, nihayetsizlik
LAYETEZELZEL Sarsılmaz Tezelzül etmez(Tahkikî iman sâhibleri, lâyetezelzel bir itikada sâhibdirler)
LÂYEZAL Zeval bulmaz Yok olmaz
LÂ YEZALÎ Zevalsiz olana ait, sonu olmayanla ilgili
LÂYIH (LÂYİH) Parlak Meydanda Aşikâr Hatıra gelen
LÂYIHA Düşünülen veya tasavvur edilen bir şeyin yazılması Tasarı
LÂYIHA-İ KANUNİYE Huk: Henüz tasdik edilmemiş kanun tasarısı
LÂYIK (Liyakat den) Yakışır ve yaraşır Uygun, münasib ve muvafık
LÂYİM Azarlayan
LÂYUAD Adedi belli olmayan Sayısız Pek çok
LÂ-YUGLEB Yenilmez, mağlup olmaz
LÂYUHSA Hesaba gelmez Hesabsız Pek çok
LÂYUHTÎ Hatâsız, hatâ işlemez Yanılmaz
LÂYU´KAL Anlaşılmaz, akıl ermez Akıl ile idrak olunmaz
LÂYU´LA Üstüne çıkılmaz, çok yüksek * Galip ve üstün gelinemez
LÂYU´REF Bilinmez Tarif edilmez
LÂYUTAK Güç yetmez Dayanılmaz Takat yetmez Çekilmez
LÂYUZAL İzale edilmez, tükenmez, zeval bulmaz
LÂYÜFHEM Anlaşılmaz Fehmedilmez
LÂYÜFNA Tüketilmez, yok edilmez
LÂYÜLHÎHİ (İlhâ dan) Ona gaflet vermez Onu boş şeyler meşgul etmez Boşuna iş yapmaz
LÂYÜS´EL Mes´uliyetsiz Mes´ul tutulamaz Sorumsuz
LAZ Doğu Karadeniz bölgesinde, bilhassa Rize dolaylarında yaşayan bir kavim * Bu kavimden olan kimse
LAZA Ateş Alev * Cehennem´in altıncı katı
LÂZÂLE (Lâzâlet) Zeval bulmasın, zâil ve eksik olmasın * Olsun!
LÂZÂLE ÂLİYEN Yüce ve âli olsun
LÂZEVAL Zevalsiz Sonu gelmez Zeval bulmaz
LÂZIK Yapışkan, yapışıcı Yapışmış olan
LÂZIM Lüzumlu, gerekli * Bir şeyden aslâ ayrılmayan Bir işte beraber bulunmasına ve vücuduna ihtiyaç olan şey * Gr: Müteaddi olmayan
LÂZIM FİİL (FİİL-İ LÂZIM) Fâilin zâtında kalan fiil (Geldi, gitti, güldü gibi)
LÂZIM-I BEYYİN Bu tabirin masdariyet şekli "Lüzum-u beyyin" olup ikisi aynı mânaya gelir Herhangi bir şey hatıra gelince hiç bir delil ve emareye ihtiyaç olmadan o şeyle beraber düşünülmesi zaruri olan diğer bir şey Meselâ: İnsan denildiği zaman, kabiliyet-i ilim ve san´at akla gelmesi gibi
LÂZIM-I GAYR-I MÜFARIK Ayrılması mümkün olmayan, terki câiz olmayan, ziyade gerekli, çok lüzumlu
LÂZIM-I MELZUM Biri birisinden aslâ ayrılmaz, birisi olunca diğerinin de olması şart olan
LÂZIM-I ZATÎ Kendisine ait icab eden hal Kendisine has vaziyet
LÂZIM-AMED f Lâzım gelir, lüzum eder Lâzım geldi
LÂZIM-ÂMED ÇÂR-ÇİZ Dört şey lâzım geldi
LAZÎ (Bak: Lazâ)
LAZİB Sâbit olan, yapışan
LAZİSTAN Lazlar´ın oturduğu bölge olan Rize dolayları Osmanlı İmparatorluğu zamanında Rize sancağına verilen ad
LAZLAZ Yol gösterici, kılavuz
LAZLAZA Yılanın deprenmesi
LAZUK Yaraya yapışıp onulmayınca kopmayan devâ
LAZUK Yapışkan nesne * Yapışkan balçık
LAZZ Devamlı yağan yağmur * Men´etmek, engel olmak

Alıntı Yaparak Cevapla