|
Prof. Dr. Sinsi
|
İnceden İnceye İstanbull
İstanbul Genel Bilgi

Marmara Bölgesinde, Türkiyenin en büyük ili olan İstanbulun doğusunda Kocaeli, güneyinde Bursa ve Marmara Denizi, batısında Tekirdağ, kuzeybatısında Kırklareli, kuzeyinde de Karadeniz bulunmaktadır Kuzey-güney doğrultusunda uzanarak Karadeniz ile Marmarayı birleştiren İstanbul Boğazı, aynı zamanda Asya ile Avrupayı da iki köprü ile birleştirmektedir İstanbul Trakya ve Kocaeli düzlükleri arasında bir plato konumunda olup, yüksekliği çok fazla olmayan tepelerle engebelenmiştir Ayrıca Marmara ve Karadenize dökülen akarsu vadileri ile de bölünmüştür İstanbulun Avrupa yakasındaki belli başlı yükseltileri Yalıköy yakınlarındaki Garipkuyu tepesinde (361 m ) yükselen ve doğuya doğru alçalan Istıranca Dağlarının uzantılarıdır Asya yakasında ise, Kocaeli platosunda yükselen dağlardır Bunlar Aydost Dağı (537 m ), Kayış Dağı (438 m ), Alemdağ (442 m ), Büyük Çamlıca Tepesi (262 m ) ve Yuşâ Tepesidir (202 m )

İstanbulda kısa ve düzensiz akışları olan akarsular vardır Bunların çoğu denizlere ve göllere dökülür Terkos Gölüne Istıranca deresi, Küçükçekmece Gölüne Sazlıdere ve Nakkaş Dere, Büyükçekmece Gölüne Hamzalı, Çakıl, Eskice dereleri, Haliçe Alibey ve Kâğıthane dereleri, Karadenize Riva ve Göksü dereleri, Marmara Denizine Safran ve Sellimandıra dereleri dökülmektedir Yaz aylarında bu derelerin suları azalır Kış aylarında da taşkınlıklar oluştururlar Bunlardan Alibey Deresi üzerinde Alibey Barajı, Riva deresi üzerinde Ömerli Barajı, Heciz Deresinin kollarından Darlık Deresi üzerinde Darlık Barajı, Göksu Deresi üzerinde de Elmalı Barajı kurulmuştur Baraj göllerinin yanı sıra il sınırları içerisinde Büyükçekmece, Küçükçekmece ve Terkos gölleri bulunmaktadır
İl topraklarını bölen çok sayıdaki vadilerin en önemlileri İstanbul Boğazı ile Haliçtir Ancak, bu vadilerin çoğu günümüzde yerleşim alanına dönüşmüştür Akarsu vadileri ise tarım alanları olarak kullanılmaktadır
Karadeniz kıyılarındaki yüksek alanlar ormanlarla kaplıdır Marmara kıyılarında plaj niteliğinde yerleşimler bulunmaktadır Bunların başında Silivri, Selimpaşa, Kumburgaz, Büyükçekmece, Küçükçekmece, Dragos, Tuzla, Yalıköy (Podima), Karaburun, Kısırkaya, Kumköy (Kilyos), Demirciköy, Riva ve Ağva gelmektedir İlin yüzölçümü 5 220 km2, toplam nüfusu ise 10 072 447dir
İstanbulda Akdeniz ile Karadeniz iklimleri arasında geçiş iklimi olarak tanınan Marmara iklimi hakimdir Güneyde Marmara kıyılarında yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık geçerken, Karadeniz kıyılarında yazlar daha ılık ve yağışlı, kışlar da serin geçer

Ekonomik yönden İstanbul, Türkiyenin en gelişmiş kentlerinden biridir Turizm, sanayii, ticaret ekonomisinde ağırlıklıdır Sanayi kuruluşlarının büyük çoğunluğu il dışına taşınmasına karşılık, kent imalat sanayi yönünden önemini korumaktadır İstanbul sanayiinde asıl gelişme Cumhuriyetten sonra başlamıştır 1950lerden sonra hızlanan sermaye birikimleri, özel sektöre sağlanan destek, sanayi ve ticaret yönünden İstanbulun önde gelen bir kent olmasına olanak sağlamıştır
İstanbul doğal güzelliği, zengin kültür varlıkları, ulaşım ve konaklama konusundaki gelişimi ile Türkiyenin en önde gelen turizm merkezlerinden biri olmuştur Türkiyeye gelen yabancı turistlerin büyük bir bölümü İstanbuldan giriş yapmaktadır

Tarih boyunca İstanbulun mesire yerleri ünlü idi Ancak çarpık yapılanma sonucu bunların büyük bir kısmı özelliğini yitirmiştir Günümüze gelebilen mesire yerlerinin başlıcaları, Emirgân Korusu, Gülhane Parkı, Yıldız Parkı, Çamlıca tepesi ve Adalardır Ayrıca Kemerburgazda Aziz Paşa Ormanı, Odayeri; Çatalcada Çilingoz ve İnceğiz; Sarıyerde Belgrat ormanı, Binbaşı Çeşmesi, Kurt Kemeri ve Fatih Ormanı; Adalarda Dilburnu, Değirmenburnu ve Kalpazankaya; Alemdağda Taşdelen, Kaynakdolduran; Anadolu Hisarında Kavacık ve Hacet Deresi; Beykozda Karakulak Ormanı ve mesire yerleri bulunmaktadır Ayrıca Kuzguncuk, Yıldız, kandilli, Vaniköy, Bebek, Emirgân, Çubuklu, Abrahampaşa, Beykoz, Tarabya, Büyükdere koruları da onları tamamlamaktadır

İstanbul ekonomisinde tarımın payı çok azdır Bizans ve Osmanlı dönemlerinde başlayan gıda ürünlerinin dışarıdan gelişi ve İstanbul pazarlarına aktarılması günümüzde de sürmektedir İlin tarım alanlarının büyük bölümleri yapılanmaya ayrılmıştır 1950li yıllara kadar kent içerisinde ve çevresindeki bağ, bahçe ve bostanlardan karşılanan gereksinim, bugün kalmamıştır Silivri, Çatalca, Şile gibi ilçelerde kısıtlı miktarda tarım yapılmaktadır Buralarda buğday, elma, armut, yulaf, ay çiçeği ve soğanın yanı sıra sebzecilik yapılmaktadır Aynı ilçelerde hayvan besiciliği ve tavukçuluk da yapılmaktadır Buna karşılık balıkçılık İstanbul yaşamında ayrı bir yer tutmaktadır
İstanbulun yer altı zenginlikleri bakımından önemli olan ilçeleri Çatalca, Şile, Bakırköy, Kartal, Gaziosmanpaşa, Sarıyer, Beykoz, Eyüptür Şile yöresinde bentonit, kil, sanayi kumu, tuğla, kiremit hammaddesi ve linyit; Bakırköyde çimento hammaddesi; Kartal yöresinde kiraçtaşı ve çimento hammaddesi; Gaziosmanpaşa yöresinde kaolin; Sarıyer yöresinde kil, sanayi kumu ve kaolin; Eyüp yöresinde kil ve Ağaçlı Köyünde linyit yatakları bulunmaktadır
İstanbul tarih boyunca çeşitli şekillerde isimlendirilmiştir Kaynaklar İstanbulun 135 civarında ismi olduğunu belirtmektedir Dünyanın büyük kentlerinden hiç birisi bu kadar çok isimle tanınmamıştır Bununla beraber İstanbulun isimleri kesin bir kronolojiye göre sınırlanamamaktadır Kentin ilk yerleşimi olan tarihi yarımadanın bilinen en eski ismi Licus (Ligos)dur Bu isim tarihi yarımadaya (Eminönü yöresi) doğru akan Lekop Deresinin sağından Haliç vadisine kadar inen yerin ismi idi

Daha sonra bu ismin yerine
Antik Çağ kenti olarak gelişen Byzantion almıştır Kentin kurucusu kabul edilen Bizasın anısına verilen bu isim, zamanla bir imparatorluğun ismi olmuştur Çeşitli dillerde İstanbulun isimlerinden ve kente verilen sıfatlardan bazıları şunlardır: Secunda Roma (II Roma), Nova Roma (Yeni Roma), Roma Orientum, Megalipolis (Büyük Şehir), Kalipolis (İyi şehir), Konstantinopolis (Konstantinin Kenti), İslambol İstimboli, İstimpolin, Kayzer-i Zemin, Mahrusa-i Konstantiniye, Mahmiye-i İstanbul, Pay-ı Taht-ı Saltanat, Asitane, Beldetül Tayyibe, Darül Hilafe, Darül İslâm, Darül Mülk, Darüs Saltana, der Aliyye, Der-i Devlet, Dergâh-ı Selâtin, Dersaadet ve İstanbuldur
Byzantion, M Ö VII yüzyılın ortalarında büyük Yunan göçleri sırasında kurulmuş ve bu döneme ait çok az da olsa çanak çömlek parçaları Sarayburnu çevresinde ele geçmiştir İstanbul çevresindeki en eski yerleşim yeri, Anadolu yakasındaki Fikirtepe, Çatalca, Dudullu, Ümraniye, Pendik, Davutpaşa, Kilyos ve Ambarlıdır Bu bölgede, Kalkolitik Çağda, MÖ 3000in başlarından itibaren yerleşim olduğu bilinmektedir Bununla birlikte, İstanbulun 20 km batısındaki Küçükçekmecenin kuzeyindeki kayalık bir tepe üzerinde yer alan Yarımburgaz Mağarasındaki buluntular, Orta Paleolitik Çağdan (MÖ 5000-3000) başlayarak burada yerleşimin olduğunu göstermektedir

Nitekim, bu mağara Bizanslılar zamanında kutsal bir yer olarak kabul edilmiştir Bu verilere karşın, ilk kentin, doğal bir koy olan 7 5 km uzunluğundaki Haliç (Keras)in üst tarafında, Alibey ve Kâğıthane dereleri arasındaki dağlık ve yüksek burunda, Silivritepede kurulduğu öne sürülmektedir Ayrıca, bugün Sarayburnu olarak bilinen ve kent surlarıyla kuşatılmış bölgede yerleşim olduğu da bilinmektedir Plinius, bu kesimde Lygos adı verilen bir köyün bulunduğundan söz etmektedir MÖ VIII - VII yüzyılda ise Megaralılar Ege ve Marmara kıyılarından Boğaza gelerek Sarayburnu (Akra)nda, büyük olasılıkla Trak yerleşmesinin üzerine kentlerini kurmadan önce Khalkedon (Kadıköy) çevresine yerleşmişlerdir Bu dönemde, Haliçin sonunda, Galatanın bulunduğu kesimde ve Hrisopolis (Üsküdar)te de Yunanistandan gelen koloni yerleşmeleri olduğu bilinmektedir
Sarayburnundaki yerleşme sonradan Byzantion olarak anılmaya başlanmış, diğer kesimleri ise Konstantinopolisin dış mahalleleri haline gelmiştir Bu dönemden sonra, M Ö 513te Pers, M Ö 479da Sparta, MÖ 477 sonrasında Atinalıların egemen buraya egemen olmuşlardır Kent, MÖ 340-339da da Makedonya Kralı II Philippusun eline geçmiş, Helenistik Çağda Byzantionun, Sirkeci, Sultanahmet ve Ahırkapı çevresinde gelişmiş, tüm yapılar antik akropol olan Topkapı Sarayı ve çevresinin bulunduğu alanda toplanmıştır Akropolde bulunan kent, taş bloklarla yapılmış sağlam duvarlarla kuşatılmıştır
Burada surların batısında Trakion Kapısı ile 27 kule bulunmaktaydı Sarayburnu yakınındaki tepede yer alan ve içinde saray, Zeus, Athena, Artemis-Selene ve Poseidon mabetleri, hamamlar, gymnasion , agora, stadion ve tiyatronun bulunduğu Akropolis ayrı bir duvarla kuşatılmıştı Akropolis yakınında etrafı revaklarla ( porticus ) çevrili, dörtgen planlı bir Agoranın ortasında Apollon, Heliosun tunçtan bir heykeli bulunuyordu Agoranın batısında Traklara karşı kazanılan bir savaşın anısına yapılmış bir başka meydan daha vardı Ayrıca şehrin en büyük hamamı olan Akhylleos Hamamıda bu çevrede idi Trakyadan su kanalları aracılığıyla getirilen sular, şehrin içerisindeki açık ve kapalı sarnıçlarda toplanıyordu Nekropolis (mezarlık) de batıda, surların dışındaydı MÖ II yüzyıl sonlarına kadar, yüksek duvarlarla çevrilmiş Byzantion, zengin bir kentti Bu refah düzeyinin kaynağını balıkçılıktan elde edilen gelirler, Boğazı geçen gemilerden alınan vergiler ve toprağın verimliliği oluşturmakta idi Bu durum MS 193 yılında, Roma İmparatorluğunda taht kavgalarının neden olduğu kargaşa dönemine kadar sürmüştür

Devletin yönetimini ele geçiren Septimus Severius zamanında (193-211) önce en önemli yapıları ile birlikte büyük ölçüde yıkılan, sonra yeniden daha büyük olarak kurulan kent, oğlu Aurelius Antoninus Caracallanın adına izafeten Anatonina olarak tanınmıştır Sirkeciden Çemberlitaşa, oradan da doğuda Marmara Denizine kadar uzanan, ancak günümüze gelememiş surlar Septimus Severus tarafından yaptırılmıştır Kent merkezi, hamamlar Apollon-Helios ve Aphrodite mabetleri ve tiyatro da dahil olmak üzere anıtsal yapılarla donatılmıştı Nekropolis (mezarlık), Çemberlitaşla Beyazıt arasındaki alanda yer almaktaydı Zamanın ana yolları iki yanda sütunlarla sınırlandırılmıştı ve bu caddelerin en ünlüsü, Divanyolu (Yeniçeriler) Caddesi güzergâhını izleyen Mese Caddesi idi
Roma İmparatorluğunun ikiye bölünmesinden sonra Konstantinopolis, yeniden yapılanmaya başlamıştır Ancak, bunlar yangın, deprem, kuşatma ve isyanlardan ötürü zarar görmüş, çoğunun kalıntıları günümüze ulaşamamıştır Bizans döneminde şehir, akropolün çevresindeki alanda yapılan Hippodrom, Hagia Sophia, Hagia Eirene ve Sarayburnuna kadar uzanan Büyük Saray çevresinde toplanmıştı İmparator Theodosios II Zamanında şehir genişletilmiş, surlar bugünkü Edirnekapıdan Balata kadar inen alana kadar uzatılmıştır Kent içerisinde kiliseler, manastırlar yapılmıştır Kentin ticaret merkezi de Hippodromdan bugünkü Beyazıt Meydanına kadar uzanan alanda yer alıyordu Ayrıca çeşitli meydanlar, sütun ve heykellerle bezenmiştir Bunlardan hemen hepsi günümüze kadar iyi durumda gelebilmiştir
Bizans İmparatorlarından Arcadius (395-408), II Theodesius, II Iustinianus (527-565), Thephios, III Mikhael kente yeni yapılar eklemiştir Buna rağmen kentin tarihi yarımadası çeşitli isyanlardan büyük ölçüde etkilenmiş, zaman zaman da yakılıp yıkılmıştır İstanbul patriği Ioannes Chrisosthomosun İmparator Arcadiusun karısı Eudoksia ile sürekli çatışması halkı ayaklandırmış, çıkan isyan önlenemeyince Ayasofya başta olmak üzere şehirdeki pek çok yapı yakılıp yıkılmıştır II Iustinianusun yaşamını ve tahtını tehlikeye sokan Nika Ayaklanması (532), eşi Theodora ve komutanı Belisariosun desteği ile bastırılabilmiştir

Bu ayaklanma sonunda şehrin hemen her yanında yangınlar çıkmış, Hagia Sophia, Hagia Eireni ve Samson
Ksenodokion zarar görmüştür Bunun ardından 732 ve 740 depremleri kentin belli başlı anıtlarının yıkılmasına neden olmuştur Bu arada ilahi hikmetin simgesi sayılan Ayasofya, Nika İhtilalinden sonra yeniden yaptırılmıştır
Bizans döneminde İstanbul her geçen gün biraz daha gelişmiş, yerleşim artmış, yapılar yoğunlaşmış, çeşitli heykellerle bezeli Hippodrom yenilenmiştir Hippodromdan Marmaraya uzanan alanda çeşitli yapılardan oluşmuş Büyük Saray inşa edilmiştir Tarihi yarımadada büyük yollar ve caddeler açılmıştır
Romalıların şehirlerini dikili taşlarla ve heykellerle süsledikleri bilinmektedir Bizanslılar da onları örnek alarak şehrin çeşitli yerlerinde sütunlar dikmiş, üzerlerine imparatorlarının heykellerini yerleştirmişlerdir
Osmanlılar Konstantinopolisi ilk kez Sultan Yıldırım Beyazıt döneminde (1389-1402) kuşatmışlardır Yıldırım Beyazıt Karadenizden gelecek yardımları önlemek için, 1396 yılında bugünkü Anadolu Hisarını yaptırmıştır Fatih Sultan Mehmette (1451-1481) onun karşısına Rumeli Hisarını yaptırarak Boğazı kontrol altına almıştır Böylece İstanbulun fethi için başlayan çalışmalar arasında, kuşatmada gerekli olacak büyük toplar döktürülmüş, 12 kadırgadan oluşan güçlü bir donanma oluşturulmuş, ordunun sayısı arttırılmış ve yardımı önlemek amacıyla bütün yollar tutulmuştur Bu arada Cenevizlilerin elinde bulunan Galatanın savaş sırasında tarafsız kalması da sağlanmıştır Osmanlılar 2 Nisan 1453te İstanbul surları önünde görülmüş ve iki aya yakın süreden sonra 24 Mayıs 1453te şehir ele geçirilmiştir

İstanbulun fethinden sonra, öncelikle şehrin yıkılan yapıları onarılmış, Bizanslıların güvenliği sağlanmış ve yeni yerleşim bölgeleri oluşturularak Türkler yerleştirilmiştir İstanbul dört yönetim birimine ayrılmıştır Bunlardan biri imparatorluğun merkezi olan Suriçi, diğerleri Bilad-i Selase olarak isimlendirilen, Büyükçekmeceyi, Küçükçekmeceyi, Çatalcayı ve Silivriyi kapsayan Eyüp yönetimi, diğerleri de Galata ve Üsküdar idi Böylece Osmanlı İmparatorluğunun başkenti İstanbula taşınmış ve yeni bir dönem başlamıştır
Sultan II Beyazıt zamanında, depremde büyük ölçüde zarar gören şehir 1510da hemen hemen yeniden yapılmıştır Kanuni Sultan Süleyman zamanında İstanbulda bir kent planı yapılmış ve geliştirilmiştir Osmanlı mimarisinin Klasik Dönemine ait eserler Mimar Sinan ve Onun ekolünü benimsemiş mimarlar tarafından yapılmıştır Bu dönemde İstanbul en parlak konumuna ulaşmıştır
Osmanlı döneminde şehrin görünümü, sosyal yaşantısı tamamen değişmiştir Ancak şehir depremler, seller, yangınlar, salgın hastalıklardan zarar görmüştür
Nevşehirli Damat İbrahim Paşanın Sadrazamlığı (1718-1730) sırasında, lale Devri olarak isimlendirilen dönemde, İtfaiye Teşkilatı kurulmuş, ilk matbaa açılmış ve yeni yapılanma ile İstanbulun görünümü değişmiş, batılılaşma süreci hız kazanmıştır

Bu arada Topkapı Sarayının dış bahçesi olan Gülhanede Tanzimat Fermanı ilân edilmiş ve batılılaşma resmen ortaya konmuştur Bunun sonucu olarak İstanbul yaşamında, eğitiminde, mimarisinde, sanayii kuruluşlarında büyük değişimler görülmüştür Bu dönemde şehir yeni yerleşim alanlarına doğru genişlemeye başlamıştır Tarihi yarımada Bakırköy, Yeşilköy yönüne, Galata, Taksim Maçka yönüne doğru yayılırken; Boğaziçinde yapılanma hız kazanmış ve Sarıyere doğru genişlemiştir Diğer taraftan şehir Anadolu yakasında Bostancı ve Beykoza kadar büyümüştür Bu dönemde altyapı ve kent hizmetlerinde önemli gelişmeler olmuş, Galata ile Eminönünü birleştiren köprü yapılmış, Karaköyden Beyoğluna çıkan dünyanın 3 Metrosu (Tünel) hizmete girmiştir

Rumeli Demiryolu, kent içi deniz taşımacılığı yapan Şirket-i
Hayriyenin kurulması, Şehremaneti (Belediye) örgütünün ve diğer belediye dairelerinin kurulması, ilk telgraf hattının çekilmesi, Zaptiye Nezaretinin kurulması ve ona bağlı karakolların açılması, Vakıf Gureba Hastanesinin hizmete girmesi ve Atlı Tramvay Şirketi bu gelişmelerden bazılarıdır

XIX yüzyıl ile XX yüzyılın başları Osmanlı Devletinin en karmaşık dönemi olmuştur Bundan da İstanbul büyük ölçüde zarar görmüştür Peş peşe yenilgilerle sonuçlanan savaşların ortaya koyduğu çöküntü İstanbula da yansımıştır I Meşrutiyetin ilanı (1876), II meşrutiyetin ilanı (1908), 31 Mart Olayı ve Hareket Ordusunun İstanbula girişi (1909) ve II Abdülhamitin tahttan indirilişi, Osmanlı-Rus Savaşında Rusların Yeşilköye kadar gelmesi, Balkan Savaşlarında (1912) Bulgarların Çatalcaya kadar ilerlemesi ve I Dünya Savaşının başlaması bu dönemin, İstanbulu etkileyen en önemli olaylarıdır I Dünya Savaşının başlaması, Mondros Mütarekesinin imzalanması (30 Ekim 1918) Osmanlı Devletinin yıkılmasının en büyük nedeni olmuştur Yunanlıların 23-30 Mayıs 1919da İzmiri işgalini kınamak için İstanbulda Sultanahmette düzenlenen mitingler İstanbul tarihinin en önemli olaylarındandır Bunun ardından İstanbul, 15-16 Mart 1920de İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmiş, Heyet-i Mebusan kapatılmıştır

Atatürkün önderliğinde kazanılan Kurtuluş Savaşından sonra, Ankara merkez olmak üzere kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti 1 Kasım 1922de saltanat ve hilafetin ayrıldığını, Osmanlı Devletinin sona erdiğini ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) kurulduğunu ilân etmiştir Son Osmanlı Padişahı VI Mehmet (Vahidettin) 17 Kasım 1922de İstanbulu terk etmiş, ardından İtilaf Devletleri de İstanbuldan ayrılmıştır Yeni Türkiye Cumhuriyetinin ordusu 6 Ekim 1923te İstanbula girmiş ve İstanbulun ikinci kez fethi gerçekleşmiştir Bundan sonra İstanbul yüzyıllardır sürdürdüğü başkentlik işlevini yitirmiştir
İstanbuldaki belli başlı tarihi eserler: İstanbul Doğu Roma, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi eserlerini bir arada toplamış bir kenttir

Doğu Romadan (Bizans) başta Ayasofya, Aya İrini gibi Bizans kiliseleri (İstanbulun fethinden sonra bu kiliselerin büyük çoğunluğu camiye çevrilmiştir), Bizans sarayları, Bizans sarnıçları, su kemerleri, surlar, meydanlar, dikili taşlar ve hippodromu günümüze ulaşan eserlerdir Osmanlı dönemine ait Erken Dönem, Klasik Dönem, Barok, Rokkoko, Ampir ve Neo-Klâsik üslupta dini yapılar, namazgâhlar, sıbyan mektepleri, kervansaraylar, su yolları, mevlevihaneler ve dergâhlar, medreseler, hanlar, hamamlar, çeşmeler, sebiller, imarethaneler, darüşşifalar, türbeler, tarihi mezarlıklar, kaleler, köprüler, saraylar, kasırlar, yalılar, konaklar ve Türk sivil mimari örneklerini yansıtan eserler, Cumhuriyet dönemi anıtları, binaları günümüze gelmiştir Ayrıca uygarlık tarihinin tüm eserlerini bir araya toplayan müzeler de yine bu kentte bulunmaktadır
|