Yalnız Mesajı Göster

İnceden İnceye İstanbull

Eski 11-04-2012   #5
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

İnceden İnceye İstanbull



İstanbul Camileri ve Mescitleri 2

Sultanahmet Camisi (Eminönü)



Sultanahmet Meydanında, Ayasofya Camisinin karşısında yer alan Sultanahmet Camisi, Sultan IAhmet tarafından mimar Sedefkâr Mehmed Ağaya yaptırılmıştır Caminin yapımına 1609 yılında büyük bir törenle başlamış, 1617 yılında cami, 1619 yılında ise külliyenin diğer bölümleri tamamlanabilmiştir

İstanbuldaki en büyük yapı komplekslerinden biri olan külliye, cami, medrese, hünkâr kasrı, arasta, dükkanlar, hamam, çeşme, sebil, türbe, darüşşifa, sıbyan mektebi, imarethaneden meydana gelmekteydi Bu yapıların bir kısmı günümüze ulaşamamıştır
İçindeki 21043 adet çini kullanılmıştır Bu çinilerin çeşitliliği ve aynı zamanda sayılarının çokluğu piyasadaki mevcutlardan toplanmasından kaynaklanmaktadırBeyaz zemin üzerine çeşitli renklerle meydana getirilen panolardaki selviler, laleler, sümbüller, nar çiçekleri, üzüm salkımları ve rûmi motifleri burada Türk çini sanatının en güzel örneklerini bir araya getirmiştir



Bu konu üzerinde inceleme yapan Tahsin Öz, elliden fazla çiçek deseninin bulunduğunu ve benzerine rastlanmayan bu durumun süsleme sanatı yönünden bir hazine olduğunu söylemiştir Bu çinilerin renginden ve vitraylardan içeriye sızan ışık karışımından ötürü Sultanahmet Camisi yabancılar tarafından “Mavi Cami” olarak isimlendirilmiştir Cami, külliyenin merkezinde yer almaktadır Cami, geniş bir avlu ve ona eş büyüklükte bir iç mekândan oluşur Zeminden yükseltilmiş avluya basamaklarla ulaşılır Avluda üzeri kubbeyle örtülü, fıskiyeli bir havuz yer almaktadır Sultanahmet Camisinin bir diğer özelliği de minareleridir İstanbuldaki tek altı minareli camidir Altı minareli oluşu, Sultan IAhmetin İstanbulun fethinden sonra altıncı padişah oluşunu simgeler Bu minarelerden dördü cami gövdesine bitişik ve üç şerefelidir Diğer iki minaresi ise avlunun köşelerinde olup, iki şerefelidir Bütün minarelerinde bulunan şerefe sayısı toplam 16 olup, Sultan IAhmetin on altıncı Osmanlı padişahı olduğunu simgelemektedir

Caminin ibadet mekânını örten kubbesi yaklaşık 34 m çapında ve yerden 43 metre yükseklikte olup, 5 metre çapında dört fil ayağının üzerine oturmaktadır



Bu büyük kubbeyi destekleyen dört tane yarım kubbe vardır Camiyi yerden kubbeye kadar 5 kat halinde ve renkli vitraylı 260 pencere aydınlatmaktadır Çinilerin yanı sıra, yapıldığı dönemin diğer mimari öğeleri de burada bir arada kullanılmıştır Sedef kakmalı mermer minber, işlemeli mermer mihrap, kalem işi süslemeler, sedef, bağa kakmalı ahşap kapılar, dolap, pencere kapakları ve rahleler, kubbeye asılan devekuşu yumurtaları ve avizeler, caminin iç mekânını süsleyen Osmanlı sanatı örnekleridir

Külliyenin bir diğer yapısı Hünkar Kasrıdır Padişahın namaz öncesi veya sonrasında istirahat edebileceği bir yapı olarak tasarlanan bu bina bir cami etrafına yapılan ilk sultan kasrıdır Külliyenin dış avlusunda yer alan Hünkâr Kasrı 1960lı yıllarda yanmış ve yenilenmiştir Vakıflar Genel Müdürlüğü burada Halım ve Kilim Müzesini açmış, ancak eserlerin rutubetten etkilenmesi üzerine müze kapatılmıştır

Külliyenin kuzeydoğu köşesinde türbe yer almaktadır Bu türbe de Sultan IAhmed, eşi Kösem Sultan, oğulları Sultan IIOsman ve Sultan IVMurad ile bazı torunları gömülüdür Günümüzde bu yapı topluluğu, Kültür ve Turizm Bakanlığının Türbeler Müzesi Müdürlüğüdür Türbenin yakınında ise medrese yer alır Bu medrese günümüzde Başbakanlık arşiv deposu olarak kullanılmaktadır



Dış avlu duvarına bitişik olarak da sıbyan mektebi yer alır Bu mektebin zemin katında bir çeşme ve dükkanlar, üst katında ise dershane vardır Külliyenin kıble yönündeki en uç yapısı arastadır 1912 yangınında bir kısmı yok olan arastanın bir bölümü Mozaik Müzesi olarak düzenlenmiş, 1986 yılından sonra arastanın bu bölümünde demir konstrüksiyonlu Büyüksaray Müzesi açılmış, arastanın diğer dükkânları halı ve turistik eşya satan bir çarşıya dönüştürülmüştür

Sokollu Mehmet Paşa Yokuşu üzerinde bulunan darüşşifa ve imaret in bir bölümü Marmara Üniversitesi ve Sultanahmet teknik Lisesi tarafından kullanılmaktadır XIXyüzyılın sonlarında yapılan bu yapılar darüşşifa ve imareti orijinal görünümünden oldukça uzaklaştırmıştır Yapı topluluğunun dört sebilinden üçü günümüze ulaşmıştır Bunlardan biri arastanın içinden, diğeri dış avlu kapısı yanında, üçüncüsü ise türbe civarındadır

Süleymaniye Camisi (Eminönü)



Süleymaniye Cami Külliyesi İstanbulun üçüncü tepesinde, tepenin Haliçe bakan yamacında, Kanuni Sultan Süleymanın emriyle Mimar Sinanın kalfalık döneminde külliye olarak yapılmıştır Yaklaşık 6000 m2lik bir avlu içerisindeki caminin çevresinde yedi medrese, sıbyan mektebi, imarethane, tabhane, darüşşifa, bimarhane, hamam, çarşılar darülhadis ve türbelerden meydana gelmiştir Külliye bugünkü Kantarcılar Mahallesine bakan tepe üzerinde 13 Haziran 1550de temelleri atılmış ve ilk temel taşı devrin büyük alimi Şeyhülislam Ebussuud Efendi tarafından konulmuştur Yapı topluluğu yedi yıllık bir sürede tamamlanmış, 7 Haziran 1557de törenle açılmıştır Kaynaklara göre 59 milyon akçe yapımı için sarf edilmiştir



Süleymaniye Camisi, Osmanlı Devletinin en görkemli günlerini yaşadığı çağda yapılmış bir eserdir İstanbul panoramasının en önemli öğelerinden biri olan yapı topluluğu yalnızca bir ibadethane değil, etrafındaki külliye ve çevresindeki mahalleyle birlikte, çağının en önemli sosyal ve kültürel bir merkezi idi Burada Mimar Sinanın sanatı, dehası, Osmanlının büyüklüğü ve gücü simgelenmiştir

İstanbulda başka herhangi bir camide rastlayamayacağımız yapı topluluğunun avlusuna mermer üç katlı muhteşem bir kapıdan girilir Avluda fıskiyeli bir havuz yer alır Yine diğer camilerden farklı olarak, caminin dört minaresi de avlunun köşelerine yerleştirilmiştir Dört minâre, Kanuni Sultan Süleymanın İstanbulun fethinden sonraki Osmanlı İmparatorluğunun dördüncü hükümdarı olduğunu gösterir Minârelerin şerefelerinin toplam sayısı da Kanunî Sultan Süleymanın Osmanlı Devletinin kurucusu olan Sultan Osman Gaziden sonra onuncu padişah olduğunu belirtir Cami ön kısmının iki yanındaki minarelerde ikişer ve avlunun sonunda iki minarede de üçer şerefe olup dört minarede toplam on şerefe vardır ve alt kısımlarında sarkaç süslemeleri bulunmaktadır Minarelerin birbirleriyle ve kubbeyle olan orantıları, görünüm ve estetik açıdan mimarinin en güzel örneklerinden biridir



Caminin ibadet yerinin üzeri iki yarım kubbe, iki çeyrek kubbe ve on üç küçük kubbenin desteklediği merkezi bir kubbe ile örtülüdür Bu kubbe dört büyük payeye; kubbe kemerleri ise dört büyük granit sütuna dayanmaktadır Kubbe 53 metre yüksekliğinde, 2725 m Çapında olup, kasnağındaki 32 pencere ile aydınlatılmıştır Ayrıca içerideki yankıyı kuvvetlendirmek için kubbenin içerisine ve köşelere, ağzı iç tarafa açık gelecek şekilde 64 küp yerleştirilmiştir Böylece mükemmel bir akustik meydana getirilmiştir Camii içerisinde mükemmel bir hava dolaşım sistemi oluşturulmuş, giriş kapısı üzerindeki boşlukta aydınlatma için kullanılan 4000 mumun isi toplanmıştır Bu islerden hat sanatında kullanılan mürekkep elde edilmiştir İçerideki yazılar devrinin önde gelen hattatlarından Ahmet Karahisari ile öğrencisi Hasan Çelebinin eserleridir

Yaklaşık 3500 m2lik bir alana yayılan cami 59x58 m2lik bir ölçüsü olup, içerisi 238 pencere ile aydınlatılmaktadır Caminin mermer minberi, mihrabı Osmanlı oymacılık sanatının en güzel örneklerinin başında gelir Ayrıca ahşap oyma vaiz kürsüsü, ahşap üzerine sedef bağa kakma pencere kapakları ve kapıları, pencere vitrayları caminin diğer sanat eserleridir



Külliyenin medreseleri caminin doğu ve batı yönlerinde, dış avlu duvarlarına paralel olarak uzanır Batı yönünde Evvel Medresesi, Sani Medresesi, Sıbyan Mektebi ve Tıp Medresesi, doğu yönünde ise Rabi Medresesi ve Salis Medresesi yer alır Darülhadis Medresesi ise caminin kıble yönünde ve İstanbul Üniversitesi bahçe duvarında paralel olarak uzanır Rabi Medresesi ile Darülhadis Medresesinin kesiştikleri yerde ise külliyenin hamamı vardır Daha önce atölye olarak da kullanılan hamam,1980 yılında restore edilmiştir Külliyenin tabhanesi, darüzziyafesi, imareti ve akıl hastalarının tedavi edildiği bimarhanesi kuzeybatıda, kıbleye paralel olarak yerleştirilmişlerdir Caminin kıble yönündeki haziresinde çok sayıda mezar ile Kanuni Sultan Süleyman ve eşi Hürrem Sultana ait iki türbenin yanı sıra bir türbedar odası yer almaktadır Kanuni ye ait türbede, Sultan II Ahmet, eşi Rabia Sultan, kızı Mihrimah Sultan, Asiye Sultan, Sultan II Süleyman ve annesi Saliha Dilaşub Sultan gömülüdür Türbenin çevresindeki hazirede Osmanlı tarihinin birçok ünlü kişisinin mezarları bulunmaktadır Bunların arasında; Abdülazizi tahttan indirenlerden Hüseyin Avni ve Kaptan-ı Derya Ali paşalar, Sadrazam Ali Paşa, II Mustafanın kızı Safiye Sultan, Maarif Nazırı Kemal Paşa Mimar Sinanın türbesi ise caminin dışında, şu anda İstanbul Müftülüğünün bulunduğu yerin hemen yanındadır

Süleymaniye Camisi ile ilgili diğer bazı camilerde olduğu gibi bir takım öyküler yıllardır anlatıla gelmiştir Bunlar birer hoş anı olarak dinlenmeli, ancak gerçek olduğuna da bilimsel yönden inanmaya olanak yoktur:



Mimar Sinan caminin temelini attıktan sonra, temelin oturması için bir yıl caminin yapımına ara vermiş, bu süre içinde de Bağdattan Arafata uzanan Ayn-ı Zübeyde denilen su yollarını tamir etmişti Bir yıl sonra tekrar dönmüş ve inşaata başlamıştı Maddi olanaksızlıklar nedeniyle inşaatın durduğunu sanan İran kralı Şah Tahmasp, mücevherlerle dolu bir kutuyu, içinde küçümser ifadelerin de bulunduğu bir mektupla birlikte Kanuni Sultan Süleymana göndermişti Bunun üzerine Kanuni, Mimar Sinana dönerek: “Bu gönderdiği taşlar benim camimin taşları yanında pek kıymetsizdir Tez bunları öteki taşlara karıştırıp bina eyle!” demiş İran sefirinin hayret dolu bakışları arasında Mimar Sinan taşları harca karıştırdı ve bu mücevherlerden oluşan harç caminin minarelerinin birisinde kullanılmıştır Ne var ki Cumhuriyet döneminde Süleymaniye Camisinin onarımı yapılırken bu minare yenilenmiş, ancak taşlar arasında her hangi bir taşa rastlanmamıştır

Bir başka söylentiye göre; Süleymaniye Camisi yapılırken birkaç çocuk minareye bakar ve yanındakilere: “Görüyor musunuz, minare eğri” der O sırada oradan geçen Mimar Sinan bu sözleri duyar ve çocuğun yanına yaklaşarak: “Hakkın var, minare biraz eğri Hemen bir urgan bulup, minareyi doğrultalım” der Urganı minareye bağlatır ve güya düzeltiyormuş gibi işçilere çektirir Sonra çocuğa dönerek: “Düzeldi mi evlat” diye sorar Çocuk da: “Tamam Efendim, şimdi düzeldi” der Olayı hayretle izleyen ve niçin böyle yaptığını soran kalfalara Mimar Sinan: “Eğer böyle yapmasaydım, minarenin eğri olduğu inancı çocuğun bilincine yerleşecek ve belki de bu çocuk ileride bir çok kimseyi minarenin eğri olduğuna inandıracaktı” cevabını verir



Caminin yazılarını Hattat, Karahisari ve öğrencisi Hasan Çelebi yazmıştır Hattat Karahisari kubbeye Nur Suresindeki “Allah gökleri aydınlatmıştır” ayetini yazarken işine o kadar yoğunlaşmıştır ki son harfin son düzeltmelerini yaparken daha fazla dayanamamış ve gözlerinin feri tükenmiştir Bu büyük insan, bu cami için canla başla çalışırken iki gözünü de camiye hediye etmiştir Caminin kalan detay rötuşlarını öğrencisi Hasan Çelebi tamamlamıştır

Camideki 138 parça pencereyi yapan da İbrahim Ustadır Özellikle renkli pencerelerden giren ışık insanı büyülemektedir Süleymaniye Camisinin kürsüsünü yapan sanatkar ihlasla o kadar uğraşmış ki kürsünün yapımı caminin yapımından uzun sürmüştür

Süleymaniye Camisinin yapımının uzaması, yaşı bir hayli ilerlemiş olan Kanuniyi, caminin açılışını göremeyeceği konusunda endişelendiriyordu Bu arada Mimar Sinanın padişahın yanındaki itibarını kıskanan bazı paşalar vardı Bunlardan bazıları padişaha: “Sultanım! Kubbenin duracağı şüphelidir!” derken kimileri de Sinana kendi türbesini yaptırmasından ötürü şikayette bulunuyorlardı Bu arada padişaha: “Hünkarım Sinan, camiyi bıraktı da kendisine türbe inşa etmekle meşgul, sizin işinizi ağırdan alıyor” diyerek, Sinan hakkında yalan haberler çıkarmışlardı Bu söylentiler üstüne sabrı büsbütün tükenen Kanuni, öfkeli bir şekilde Sinana: “Mimarbaşı! Niçin benim camimle meşgul olmayıp mühim olmayan işlerle vakit geçirirsin?



Ceddim Sultan Mehmet Hanın mimarı sana örnek olarak yetmez mi? Bana, bu bina ne zaman biter, tez haber ver!” deyince Mimar Sinan, Sultanın bu sözü karşısında şaşırmış ama sükunetle şu cevabı vermişti: “Saadetli padişahım! Devletinde inşallah iki ayda tamam olacaktır” Sinanın bu cevabı karşısında bu sefer Kanuni şaşırmış ve neredeyse Sinan hakkında söylenen dedikodulara inanacak olmuştu Çünkü caminin daha epey vakit alacak işleri vardı ve iki ayda tamamlanması onlara göre hayalden başka bir şey değildi Ancak bu iki aylık süre içerisinde Sinan gece gündüz çalışmış ve camiyi ibadete açılacak hâle getirmişti 7 Haziran 1557 yılında caminin açılışı için toplanan kalabalığın önünde Sinan, caminin anahtarlarını Kanuniye uzatmıştı Kanuni ise anahtarı tekrar Sinana uzatarak: “Bina eylediğin beytullahı, sıdk-u safa ve dua ile senin açman evladır!” dedi Sinan ise o an Hattat Karahisarinin fedakarlığını düşünerek tevazu içerisinde: “Hünkarım! Dilerseniz camiyi açma şerefini, hatlarıyla camiyi süslerken gözlerini feda eden Hattat Karahisariye bahşediniz!” dedi Bunun üzerine Kanuni Sultan Süleyman ve orada bulunanların gözyaşları arasında camiyi, Hattat Karahisari açtı

Alıntı Yaparak Cevapla