Yalnız Mesajı Göster

İnceden İnceye İstanbull

Eski 11-04-2012   #11
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

İnceden İnceye İstanbull



Beylerbeyi Sarayında birçok tarihi kişi misafir edilmiştir İran Şahı Nasireddin Şah, Karadağ Prensi, Ayestefanos Antlaşmasından sonra İstanbula gelen Grandük Nikola bunlar arasındadır Sultan Abdülazizin Fransa seyahatini, Fransa İmparatoru III Napolyon iade etmiştir İmparatoriçe Eugenie Beylerbeyi Sarayındaki misafirliğinden anılarında uzun uzun söz etmiştir



Eski Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey “13 Asr-ı Hicri İstanbul Hayatı” isimli kitabında İmparatoriçe Eugenenin Beylerbeyi Sarayında geçen günlerinden söz etmiştir:

“İmparatoriçe Türk kadınları usulünde yıkanmayı arzu ettiğinden en maruf hamam ustalarından İstavroz Hamamındaki Vesile Hanım celbedilerek sarayın hamamında müşarünileyhâyı eli ile yıkamıştır Vesile Hanım Eugenienin güzelliğini, endamının tenasübünü, bâhusus billür gibi vücudunu söylemekle bitiremezdi Bu kadının dediği gibi İmparatoriçe hakikaten pek güzeldi

Vesile Hanım bellediği birkaç kelime Fransızcayı karışık bir şekilde söyler, İmparatoriçe de pek çok gülermiş İmparatoriçe giderken kendisine haylice hediyeler vermiş olduğundan bu parayı sermaye yapıp bohçacı olmuş ve hamam ustalığını terk etmişti

Sultan II Abdülhamit (1876–1909) Beylerbeyi Sarayı ile ilgilenmemiş ve Onun zamanında saray kapalı kalmıştır Tahttan indirilip götürüldüğü Selanikteki Alatini Köşkünden sonra Yunanlıların Selanike yaklaşması üzerine Beylerbeyi Sarayına getirilmiştir Abdülhamit sarayın bahçesine bakan ve annesinin öldüğü odayı kendisine seçmiştir Böylece II Abdülhamit hayatının son günlerini burada geçirmiş, 1918de de burada ölmüştür

İbrahim Paşa Sarayı (Eminönü)



İstanbul Eminönü ilçesi, Sultanahmet Meydanında bulunan İbrahim Paşa Sarayı XVI yüzyıl Osmanlı mimarisinin önemli yapılarından biri olup, Hipodromun oturma kademeleri üzerinde bulunmaktadır Yapım tarihi kesin olmamakla beraber, bu yapı Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1520 yılında on üç yıl sadrazamlık yapan İbrahim Paşaya hediye edilmiştir

Evliya Çelebi bu sarayla ilgili olarak; “En büyük saray, At Meydanındaki İbrahim Paşa Sarayıdır Bu zat Kanuni Sultan Süleyman veziridir Bu sarayın yarısı bölünüp padişahlara mahsus saray yapılıp, has gılmandan ikinin kadar zülüflü padişah gılamı vardır İstanbulda bundan büyük saray yoktur” demektedir

İbrahim Paşa Kanuni Sultan Süleymanın 13 yıl sadrazamı olmuş, 1524 yılında evlenme töreni burada 15 gün 15 gece sürmüştür Bu nedenle sarayın mehterhane bölümünde Kanuni için özel bir taht kurulmuştur XVII yüzyıl ortalarına kadar Acemi Oğlanlar Ocağı olarak kullanılmıştır Sultan III Muratın kızı ile evlenen Bosnalı İbrahim Paşanın mülkiyetine geçmiştir Bunu Selaniki Tarihi şöyle anlatmaktadır:

”İbrahim Paşa Hazretlerine Atmeydanı sarayı temlik olunduğudur Ve sene-i merküme zilkadesinin aharında Padişah-ı gerdun vekar Hazretleri teksire-i Hümayun gönderup vezir-i mükerrem İbrahim Paşaya Atmeydanında olan eski İbrahim Paşa Sarayının İçoğlanları sakin olduğu yerden maadasını hibe ve temlik ettim, hüccet-i şeriye yazulsun ve mülknâme verilsün buyurup ve iç sarayının tamir temrinine şürü olunmak ferman olundu

İbrahim Paşa Sarayı kaynaklardan ve minyatürlerden öğrenildiğine göre; At Meydanında (Hipodrom) yapılan şenlik, Sultan III Murat şehzadesi Mehmetin sünnet düğünü gibi olayların yanı sıra Osmanlı tarihindeki isyanlarda da ismi geçmiştir İbrahim Paşanın 1536da öldürülmesinin ardından ondan sonra gelen sadrazamlar tarafından kullanılmış, kışla, elçilik sarayı, defterhane, mehterhane, dikimevi, cezaevi olarak da kullanılmıştır Bir ara avlusu içerisine evler yapılmış, bir bölümünden askerlik şubesi olarak yararlanılmıştır

İbrahim Paşa Sarayı ilk yapılışında dört büyük iç avlu çevresinde yapılmış bir saray idi Osmanlı sivil mimarisindeki ahşap yapıların aksine bu yapı kesme taştan yapılmıştır Sarayın ikinci avlusu yapının ağırlık noktasını oluşturmaktadır Birinci avludan daha yüksekte olan ikinci avluya merdiven ve kapılardan girilmektedir İkinci avlu minyatürlerde padişahın göründüğü bölümlerin sağında belirtilmiştir Bu mekânlardan arkada bugün olmayan bölümlere geçişi sağlayan kapılar bulunuyordu Avlunun batı duvarına Sultan II Mahmut tuğralı 1831–1832 tarihli barok üslupta bir çeşme yapılmıştır Bugünkü girişin üzerinde bulunan küçük köşkün minyatürlerde görülen köşkün yerine daha geç tarihlerde yapıldığı sanılmaktadır



İkinci avlunun batı ve kuzey yönünde, zemin kat üzerindeki mekânlar tonoz ve kubbelerle örtülmüştür Bunların içlerinde ocakların da bulunduğu odalar ve revaklar vardı Sarayın ikinci avlusunun güneyinde, sultanların At Meydanında yapılan eğlenceleri seyrettikleri Divanhane bulunmaktadır Burası yazılı kaynaklarda ve minyatürlerde görülen şahnişin olduğu yerdir Son onarımlar sırasında yenilenmiştir Selânikinin “Kasr-ı Şahnişin yapıldı” diye belirttiği bu bölümün duvarlarındaki izlerden çini ile kaplı olduğu anlaşılmaktadır Matrakçı Nasuhun minyatüründe Divanhanenin avluya bakan cephesinin ahşap sütunlu olduğu görülmektedir Buradaki ahşap direkler ahşap kemerlerle birbirlerine bağlanmıştır Divanhane ayrı bir kapı ile kışlık veya iç divanhane ile de bağlantılıdır

İbrahim Paşa Sarayının üçüncü avlusu ana cephenin sağında, bugünkü Adalet Bakanlığı Arşiv Dairesidir Bunun önüne XIX yüzyılda Tapu ve Kadastro Binası yapılmıştır Arkasındaki dördüncü avluda altta koğuşlar, üstte kubbeli revaklar ve kubbeli odalara yer verilmiştir

Dördüncü avlu 1939 yılında Adliye Sarayının yapı sırasında yıkılmıştır Y Mimar Sedat Çetintaşın çizimlerinden iki katlı, revaklı, revakların arkasında odalar bulunduğu anlaşılmaktadır Nurhan Atasoy buradaki ince uzun binanın ahırlar olduğunu belirtmiştir Nurhan Atasoy ikinci ve dördüncü avlular arasındaki boşluğu dolduran iki katlı, kemerli beşik tonozlu yapının hazine ve batı ucundaki ikinci kata kadar çıkan merdivenin sarayın kulesine ait olduğunu ileri sürmüştür

İbrahim Paşa Sarayının günümüze gelen bölümleri Türk ve İslâm Eserleri Müzesi olarak kullanılmaktadır

Çırağan Sarayı (Beşiktaş)



İstanbul ili Beşiktaş ilçesinde Çırağan Caddesinde, Çırağan Sarayının bulunduğu alan XVII yüzyıl başlarında Kazancıoğlu Bahçesi olarak isimlendirilen bir mesire yeri idi Sultan IV Murat (1623–1640) tarafından kızı Kaya Sultana verilen bu alanda yaz aylarında kullanılmak üzere Kaya Sultan ve eşi Melek Ahmet Paşa bir yalı yaptırmıştır Sonraki yıllarda Sultan IMahmut da bu yalıyı kullanmıştır

Evliya Çelebi bu yalıdan şöyle söz etmektedir: “Vacibüs-seyr bir yalıdır Bunda febkâni bir şadırvan vardır ki dünyada öyle bir sanatlı fevvâre görülmemiştir

Sultan III Ahmet (1703–1730) zamanında, Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından kullanılan bu alanda Çırağan Şenlikleri yapıldığı için de bu yalı Çırağan Yalısı olarak isimlendirilmiştir Sultan III Ahmetin tahttan indirilmesinden sonra yalı bir süre kendi haline terk edilmiştir Sultan III Selim (1789–1807) döneminde padişahın kız kardeşi Beyhan Sultan tarafından kullanılmış, Sadrazam Yusuf Paşa buradaki yapıların yıkılarak yerine büyük bir sahil saray yapılmasını istemiş ise de, zamanın ekonomik koşullarından ötürü bu istek gerçekleşememiştir Beyhan Sultan yalının yanındaki Rodoslu Yalısını satın almış ve yerine bir mabeyn dairesi yaptırmıştır Yalnızca 1805 yılında buraya bazı yapılar eklenmiştir

Sultan II Mahmutun (1808–1839) Boğaziçinde yaşamak istemesinden ötürü Çırağanda, kıyıdaki mabeyn dairesinin arkasına yeni bir daire yaptırılmıştır Böylece biri deniz kıyısında, diğeri de arka tarafta olmak üzere iki mabeyn dairesi meydana getirilmiştir Bundan sonra 1836 yılında padişahın sürekli kalabileceği bir saray yaptırılması düşünülmüş, çevredeki bazı yapılar yıktırılmış ve Çırağan Sarayının yapımına başlanmıştır

Dolmabahçe Sarayını yaptıran Abdülmecit Çırağan Sarayı üzerinde durmuş, daha önce burada yapılmış olan yapıları 1859–1860 yıllarında yıktırmıştır Ancak ekonomik nedenlerden ötürü sarayın yapımı gecikmiştir Abdülaziz döneminde burası yeniden ele alınmış, Balyan ailesinden Nikogos Balyanın tasarladığı, Sarkis Balyanın mimarlığını yaptığı sarayın yapımına 1863 yılında başlanmış ve 1871 yılında da tamamlanmıştır Kaynaklardan öğrenildiğine göre bu saray 4 milyon Osmanlı altınına çıkmıştır Bu saray II Abdülhamit tarafından içerisindeki eşyaları ile birlikte Meclis-i Mebusana verilmiş 15 Kasım 1909da büyük bir törenle açılmış, Meşrutiyetin ilanından ötürü çalışmalarına başlamıştır Bu sırada sarayın iç bölümleri meclis toplantıları için değiştirilmiştir Üst katta, denize bakan son derece görkemli salona padişah için bir taht yerleştirilmiştir Ortadaki salon Ayan Meclisine ayrılmıştır

Çırağan Sarayını detaylı biçimde inceleyen YMimar Sedat Hakkı Eldem sarayı şöyle tanımlamaktadır:



“Bu sarayın yapıldığı devir, Avrupa ve Amerika mimarisinde tam anlamıyla eglektik, yani toparlama ve yakıştırma bir mimarinin egemen olduğu bir zamandır Çırağan Sarayının mimarları Batıdaki bu akımı benimsemişlerdi Olağanüstü mimari yetenek ve sanat üstünlükleri, meydana getirdikleri eseri yaşıt Avrupa mimarisi eserlerinden kat kat üstün kılmıştır Üslup, Avrupadaki tarihi üslupların tekrarı modasına uygun olarak bir tür Müslüman, daha ziyade Magrip mimarisinden esinlenmekle birlikte bu uyarlama ancak kemer kavislerinde ve takma sütun başlıklarında kalmıştır Geri kalan ve mimarinin özünü veren elemanlar tümüyle yeni yapıtlardır Kornişler, silmeler ve benzeri mimari elemanlarda, kavisler ve yumuşak eğilimlerden kaçınılmış, kırık, kesik kontraslı ve kuvvetli geometrik şekiller tercih edilmiştir Bunlar yakından bakıldığında biraz kaba bile görülebilir Fakat mimari bütünüyle gayet isabetli ve bağlayıcı bir özellik göstermektedir Feriye Sarayları, Matbahlar, çeşitli köprüler ve müştemilat ile ona yakın ayrı binadan oluşan ve 1300 m uzunlukta bir rıhtım cephesini kaplayan Çırağan Sarayı, Boğaziçi kıyılarında görkemli bir mimari ve şehircilik eseri olarak meydana çıkmıştır Bu büyük ölçüdeki mimari hâkimiyet yanında içeriye ait ayrıntılar da aynı mimari üslubu devam ettirebilmiştir Sarayın iç ve dış mimarisi arasındaki uyum ve birlik ancak en yüksek düzeydeki bir sanat eserinde bulunabilecek niteliktedir Bütün bina sanki bir kalıptan ve sanki bir elden çıkmış gibidir Üstelik bu el tamamıyla yeni bir mimari üslup yaratarak bu armoniyi meydana getirmiştir Şüphe yok ki, Çırağan Sarayı, Batı dünyasında benzeri binalar arasında mimari kıymet ve öncelikle plan kompozisyonu bakımından üstün bir eserdir

Çırağan Sarayının en ilginç ve en üstün tarafı planıdır Bu planın kuvveti Türk ev mimarisi geleneğine bağlı kalmış olmasıdır Bu tarihe kadar bu büyüklükte tek vücut saray bölüğü yalnız II Mahmut yapıları Çırağan ve Beylerbeyi saraylarında ahşaptan, 15 sene evvel de Dolmabahçe Sarayında yarı kâgir olarak uygulanmıştır Fakat bu planlar nedense yeni Çırağan Sarayı planına nazaran eski klasik Türk planlarından daha uzak kalmışlardır Çırağana en yakın olan örnek XVIII yüzyıla kadar uzanan Kıbrıslı Yalısı planıdır Çırağan Sarayında üç sofalı klasik Türk planı büyük ölçüde uygulanarak sıkı bir dikdörtgen içine alınmış ve eski Türk saraylarını anımsatacak pitoresk cumba ve çıkmalardan kaçınılmıştır Üç bölükten oluşan plan, cephede de aynen ifade edilmiş ve her bölük arasına birer girinti şeklinde teras konması uygun görülmüştür Her bölüğün ortasındaki sofa, özel ve büyük pencere elemanları ile belirtilmiş ve bu arada ortadaki cephe elemanı, Avrupa mimari anlayışına benzetilerek sağ ve soldakilere oranla biraz geniş tutulmuştur Böylece Selamlık Sofası haç şeklinde yani dört kollu olmuştur Bunun dışında gerek sofalarda gerekse odaların yerleşme ve boyutlanmalarında tümüyle serbest ve fonksiyonel bir şekilde hareket edilmiş, bu tutum cephelerde de belirtilmiştir Daha fazla önem verilen ve daha zengin olan Hünkâr Hamamı ise ayrı bir kol içinde uygulanmıştır Bu kol bir köprü şeklinde, sarayı yolun karşı tarafındaki bahçeye bağlamaktadır

Saray Beşiktaştan Ortaköye kadar uzanan alanda beş bölümden meydana gelmiştir Bunlar Merasim ve Mabeyn daireleri, Daire-i Hümayun, Harem ve Veliaht Dairesi başta olmak üzere on yapıdan meydana gelmiştir Bu sarayın en görkemli bölümü de ortada bulunan mermer sütunlarla hareketlendirilmiş cephe görünümü ile padişaha ait olan daire idi



Meclis-i Mebusan ve Ayanın Çırağan Sarayına taşınmasından iki ay dört gün sonra 6 Ocak 1910da sarayda çıkan yangın birkaç saat içerisinde büyümüş, yalnızca dört ana duvarı ayakta kalabilmiştir Bu yangının elektrik kontağından çıktığı ve sarayın itfaiyenin yetersizliğinden ötürü yandığı söylenmektedir

Cumhuriyet döneminde sarayın Beşiktaş tarafındaki birinci binası önce İlkokul, sonra da İETTye tahsis edilmiştir Ondan önce gelen boşlukta Et Balık Kurumu, Soğuk Hava Deposu yapılmıştır Kıyıdaki eski harem binasına Beşiktaş Kız Lisesi yapılmıştır Yanmış saray binasından sonraki Yaverler Binası Yüksek Denizcilik Okuluna, ondan sonra gelen bölümler Galatasaray Lisesi ile Beşiktaş Ortaokuluna, son bina da Kabataş Lisesine tahsis edilmiştir

12 Eylül 1980den sonra İETT deposu boşaltılmış ve restore edilerek Devlet Konukevi haline getirilmiştir Sarayın bahçesi Türk futbolunda önemli bir yeri olan Şeref Stadı olarak da kullanılmıştır Bundan sonra sarayın kalıntıları modern bir otel haline getirilmek için Alman turizm şirketi Kempinsky İşletmesine tahsis edilmiştir

Günümüzde Çırağan Sarayının ana yapısı Çırağan Oteli olarak kullanılmaktadır Bahçesi olan Şeref Stadı da yeni yapılan otel blokları nedeni ile ortadan kalkmıştır Bunun yanı sıra Çırağan Sarayının bulunduğu yerdeki Beşiktaş Mevlevihanesine ait olan Mevlevi mezarları sarayın bodrum katında kalmıştır

Fer'iye Sarayları (Beşiktaş)



İstanbul ili Beşiktaş ilçesinde, Ortaköye uzanan Çırağan Caddesi üzerinde bulunan Feriye Saraylarının yerinde bugün Galatasaray Üniversitesi ile Kabataş Lisesi bulunmaktadır Bunların yanında Ortaköy Karakolu veya Tabya Karakolu olarak tanınan Feriye Karakolu da bulunmaktadır

Feriye Sarayları XIX yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır Bu saraylar Sultan Sarayları, İbrahim Tevfik Efendi Sahil Sarayı, Cemaleddin Efendi Sahil Sarayı ve Seyfeddin Efendi Sahil Sarayları isimleri ile de tanınmıştır Sarayların mimarının kim olduğu ise bilinmemektedir Bu saraylara Feriye denilmesinin nedeni de padişahın yaz aylarında yaşadığı esas sarayın yanında ikinci derecede önemli yapılar olmasından kaynaklanmıştır

Feriye Saraylarında tarihte geçen en önemli olay, Sultan Abdülazizin (1861–1876) tahttan indirilmesinden sonra, önce Topkapı Sarayına sonra da Feriye Saraylarının günümüzde Kabataş Lisesi olarak kullanılan bölümüne getirilmiş ve Sultan Abdülaziz burada odasında ölü olarak bulunmuştur Bazı tarihçilere göre öldürülmüş, bazılarına göre de intihar etmiştir

Feriye Sarayları deniz kıyısında, yan yana üç ana yapıdan meydana gelmiştir Dikdörtgen planlı bu bölümlerin denize ve yola bakan odaları, odaların arasında geniş ve uzun sofalar yer almaktadır Yapıların cephe mimarisi simetrik bir düzendedir Yuvarlak, basık kemerli, dikdörtgen çerçeveli pencereler bezemesiz olup, denize ve arkadan geçen yola açılmaktadırlar Yalnızca üç katlı olan bu yapıların katları birbirlerinden yatay silmelerle ayrılmıştır Sarayların odaları ve sofaların tavanları XIX yüzyıl özelliğini yansıtan kalem işleri ile bezenmiştir Aynı zamanda son derece değerli ahşap kaplamalar da onları tamamlamıştır Bunlar günümüzde de varlığını sürdürmektedir

Adile Sultan Sarayı (Üsküdar)



İstanbul ili Üsküdar ilçesi, Kandillide Akıntıburnunun sırtlarındaki düzlükte bulunan bu saray, Sultan Abdülmecitin kız kardeşi Sultan II Mahmutun kızı, Tophane Müşiri Mehmet Ali Paşanın eşi Adile Sultan (1826–1899) adına Abdülmecit tarafından 1876da yaptırılmıştır Sarayın bulunduğu alan Sultan Abdülmecit tarafından Tophane Müşiri Halil Paşadan satın alınmış, buradaki konak yıktırılmış ve Sarkis Balyan tarafından bu saray yaptırılmıştır

Sarayın bulunduğu alan kayalık ve eğimli bir arazidir Saray bu arazinin doğu-batı yönüne yerleştirilmiş ve batı cephesi tamamen Boğaziçine yöneltilmiştir Arazi konumundan ötürü sarayın ön yüzü üç, arkası da iki katlıdır Saray 3200x9300 m ölçüsünde dikdörtgen bir taban üzerine oturtulmuştur Üç ayrı bölümden oluşan sarayın 55 odası bulunmaktadır Sarayın çevresi tamamen koruluk olup, sahil yolundaki bir kapıdan içeriye girilmekte ve dolana dolana yükselen bir yolla saraya ulaşılmaktadır

Sarayın batı bölümü tamamen Adile Sultana aittir Bu bölüm yüksek bir kaide üzerine oturtulmuş olup, birinci katına iki yönlü bir merdivenle çıkılmaktadır Dört kolonun taşıdığı şahnişli bir girişten sonra sahanlığa geçilmektedir Girişte mermer döşeli büyük bir taşlık ve bunun iki yanında da büyük odalar bulunmaktadır Buradan iki yönlü kolonların taşıdığı bir merdivenle de üst kata çıkılmaktadır Üst kat sultanın özel dairesidir Zemin katına benzeyen bir plan gösteren bu bölümde denize yönelik salona geniş bir şahniş eklenmiştir Buradaki sofanın iki yanında da ayrıca büyük salonlar bulunmaktadır

Sarayın doğu bölümünün girişinde uzun ve büyük bir taşlık bulunmaktadır Geniş bir merdivenle çıkılan üst kat büyük bir sofanın çevresine sıralanmıştır Bu salonun doğu ucunda servis bölümlerine yer verilmiştir

Sarayın ana bölümü harem ve selamlık olarak kullanılan simetrik bir plan göstermektedir Ortada merkezi bir bölüm büyük ve oval bir salon görünümdedir Bu bölüm 2800x1000 m ölçüsündedir İki yana doğru da eyvan şeklinde eklerle genişletilmiştir Oval salon dekoratif bezemelerinde geç rokoko üslubu açıkça kendini göstermektedir Ayrıca sarayın bezemeleri arasında meandr motifleri, akantus yaprakları, sekiz köşeli yıldızlar, çeşitli kıvrımlar dikkati çekmektedir



Sarayın cephesi sade bir görünümdedir Cepheler üçlü pencerelerle hareketlendirilmiştir Sarayın arkasındaki bahçede müştemilat binalarına yer verilmiştir Bazı kaynaklarda sarayın deniz kenarında yalı ve bir de deniz hamamı olduğu söylenirse de bunlardan bir iz günümüze gelememiştir

Adile Sultan Sarayı 1916 yılında Kandilli Adile Sultan İnas Mekteb-i Sultanisi ismi ile okula dönüştürülmüştür Cumhuriyet döneminde Kandilli Kız Lisesi olmuş, sarayın bulunduğu alanın altına alt kotlarda betonarme eğitim birimleri eklenmiştir

Adile Sultan Sarayı 1986 yılı Mart ayının başında yanmış ve saray tamamen harabeye dönmüştür Yangın sırasında sarayın içerisinde bulunan değerli eşyalar ve aynalar da yok olmuştur Bu yangından sonra bir süre kendi haline terk edilmiş, bundan sonra İstanbul Valiliği, Kandilli Kız Lisesi Kültür ve Eğitim Vakfı ve Hacı Ömer Sabancı Vakfının ortak girişimleri ile onarılmıştır Bu onarımlarda yapının yangında hasar gören duvarları güçlendirilmiş, çatısı örtülmüştür Ödenek yetersizliğinden bir süre yarım kalan yapı, Sakıp Sabancının sağladığı kaynakla 2004 yılında restorasyonu başlamış ve açılışı 28 Haziran 2004te yapılmıştır

Günümüzde Adile Sultan Sarayının 500 kişilik ziyafet ve toplantı salonu, 200 kişilik küçük toplantı salonu, 1300 m2lik kokteyl ve sergi salonu, 20 adet 30–40 kişilik seminer salonları, 150 kişilik lokantası, 60 kişilik kafeteryası ile müze yönetim ve servis birimleri bulunmaktadır Sarayın işletmesini Lütfi Kırdar Uluslar arası Kongre ve Sergi Sarayını da yürüten UKTAŞ firması üstlenmiştir

Neşetâbat Sarayı (Beşiktaş)

İstanbul ili Beşiktaş ilçesinde, Defterdar Burnunda bulunan bu sarayın olduğu yerde XVIII yüzyılda Sadrazam Şehit Ali Paşanın yalısı bulunuyordu Sadrazamın ölümünden sonra yalı Meselâcı Hasan Paşa tarafından satın alınmıştır Sultan III Ahmet Bebekte Nevşehirli Damat İbrahim Paşanın yaptırdığı Hümayun Abatı görmek için saltanat kayığı ile buradan geçerken Defterdar Camisi yanında bulunan Hasan Paşa yalısının yerini beğenmiştir Bunun üzerine Damat İbrahim Paşadan burada bir sahil saray yaptırmasını istemiştir Tersane Emini Kıblelizade Mehmet Bey bu işi üstlenmiştir

Saray arkasındaki dağ ile deniz arasındaki düzlükte kurulmuştur Saray 1726 yılında tamamlanmış, Sultan III Ahmet saltanat kayığı ile saraya gelmiştir Bu gelişi nedeni ile sarayda kendisine bir ziyafet verilmiş, buradan hoşlanan padişah bunu yazdığı bir beyitle dile getirmiştir:

Biz safa ile Neşatâbadı ettik çün mahar
Sana da ey gam adem-i âbada lazımdır sefer

Sultan III Selim de bu saraya zaman zaman dinlenmek üzere gelmiştir Padişahın sır kâtibi Ahmet Efendi padişahın 15 Zılhıcce 1205te (1790) buraya gelişini şöyle anlatmıştır:

“Neşatâbada, binişi hümayunla teşrif buyurulup agavat kullarına tomak ve pehlivan güreştirilip, yukarı havuz başındaki kasra saye endaz-ı saltanat ve derun-u havuzdaki zevrak çeye agavat kullarını nöbetle bindirip şarkı okutmakla ârâm ve istirehat esnasında kaptan-ı derya Küçük Hüseyin Paşanın ve Mora valisi Silahtar Mustafa Paşanın birbirini müteakip tahriratlarını vücut eyledi

Sultan III Selim Neşetâbat Sarayını kardeşi Hatice Sultanın ikametine tahsis etmiş ve sultan burada yaşamıştır Hatice Sultan Avrupa mimarisini ve süslemesine yakınlık gösteriyordu Bu nedenle Büyükderede Danimarka Maslahatgüzarı Baron dö Hubşun evi ile bahçesini görmüş ve sarayı da ona benzer şekilde düzenlemiştir Danimarka Maslahatgüzarı sultana Mimar Mellingi tavsiye etmiş ve saray ona göre düzenlenmiştir Mimar Melling sarayın bahçesini Fransız saraylarına benzer şekilde düzenlemiş, dolambaçlı yolların çevresine leylak, akasya ve gül ağaçları diktirmiştir

Hatice Sultan kardeşinin tahttan indirilmesinden sonra Sultan II Mahmut zamanında 1821 yılında burada ölmüştür Saraydaki değerli eşyalarından bazıları Çinili Meydanda satılmıştır Sultan II Mahmut sarayı kızlarına tahsis etmiştir Bunlardan Saliha Sultan bu sarayda uzun yıllar oturmuştur II Mahmutun kız kardeşi Hibetullah Sultan 1841 yılında burada ölmüştür

Abdülmecit devrinde saray yine sultanların ikametine ayrılmıştır Kırım Savaşı sırasında İstanbula 1853te gelen Prens Napeleon bu sarayda ağırlanmıştır

Neşetâbat Sarayı önden denize, arkadan da yola yönelik yapılar topluluğu halinde idi Bunlar dikdörtgen planlı iki katlı bloklar olarak yapılmıştı Yapı üslubu tamamen barok ve rokokoya benziyordu Saray bölümlerinin ortasında denize yönelik bir salon ve onun çevresinde de odalara yer verilmiştir Ayrıca cephelerin ortaları ahşap sütunların taşıdığı şahnişlerle dışarı taşırılmıştır

Hatice Sultanın ölümünden sonra bir süre diğer sultanlar burada oturmuş ve 1892 yılında yıktırılmış, yerine Sultan II Abdülhamitin kızları Zekiye ve Naime sultanlar için birbirine benzer iki küçük saraylar yaptırılmıştır

Çifte Saraylar (Beşiktaş)



İstanbul Beşiktaş ilçesi, Fındıklı semtinde Meclis-i Mebusan Caddesi üzerinde bulunan Çifte Saraylar Sultan Abdülmecit (1839–1861) tarafından kızları Cemile ve Münire Sultanlar için yaptırılmıştır Sarayların yapımına 1856 yılında başlanmış, 1859 yılında da tamamlanmıştır Mimarı Balyan ailesinden Garabet Amira Balyandır

Çifte Saraylar olarak isimlendirilen bu saraylardan Molla Çelebi Camisine yakın olanı Cemile Sultana aittir Cemile Sultan Mahmut Celaleddin Paşa ile evlenmiştir Sarayın düğün tarihine kadar tamamlanamaması üzerine sultan bir süre Emirgândaki Mısırlı İsmail Paşa Yalısında oturmuş ve altı ay sonra bu saraya yerleşmiştir Cemile Sultanın 1915te ölümünden sonra saraya Dervişzâde Ahmet Paşa ile evli olan Nazime Sultan yerleşmiştir Sonraki yıllarda Çırağan Sarayının yanması üzerine Meclis-i Mebusan ve Meclis-i Âyan 1913–1920 yıllarında çalışmalarını bu sarayda sürdürmüştür Cumhuriyetin ilanından sonra saray 1926da Güzel Sanatlar Akademisine devredilmiştir 1 Nisan 1948de yanmış ve bu yangın sırasında kütüphanesindeki değerli kitaplar, dosyalar, ders malzemeleri ve tablolar da yok olmuştur Bu olaydan sonra saray Y Mimar Sedat Hakkı Eldem tarafından hazırlanan proje doğrultusunda yeniden yapılmış ve 23 Nisan 1953te Güzel Sanatlar Akademisi burada öğrenimine başlamıştır

Çifte Sarayların diğer bölümünü oluşturan Münire Sultan Sarayında Sultan Abdülmecidin kızı Münire Sultan yaşamıştır Sultanın 1862de ölümünden sonra Abdülazizin kızlarından Saliha Sultan, ardından II Mahmutun kızı Adile Sultan bu sarayda yaşamıştır Adile Sultanın 1899da ölümü üzerine saray Sultan Abdülazizin damadı Ahmet Zülküf Paşaya geçmiştir Cumhuriyet döneminde bir süre III Kolordu Komutanlığı karargâhı olarak kullanılmıştır 1943–1952 yıllarında İstanbul Edebiyat Fakültesi burada ders görmüş, 1970 yılına kadar Atatürk Kız Lisesi olarak kullanılmıştır Ardından Mimar Sinan Üniversitesine devredilmiş ve YMimar Sedat Hakkı Eldemin projesi ile yeniden yapılmış ve 21 Kasım 1975te Mimar Sinan Üniversitesi burada eğitimine başlamıştır

Çifte Sarayların her ikisi de denize paralel olarak yapılmış ve bu plan düzenlemesi iç mekânda da aynen uygulanmıştır Birbirlerine simetrik olan eksenlerin ortada kesiştiği alanda büyük ve denize paralel dikdörtgen planlı bir sofaya yer verilmiştir Bu sofa ikişer direkle yan sofalara açılmıştır Sarayın odaları deniz ve karaya yönelik cephelere peş peşe sıralanmıştır Bezemelerde ve mimari yapıda ampir üslubunun egemen olduğu görülmektedir Bu nedenle pencerelerin üzerine yer yer üçgen alınlıklar, kat silmeleri ve geniş saçaklar eklenmiştir

Beyhan Sultan Sahil Sarayı (Beşiktaş)

İstanbul ili Beşiktaş ilçesinde, Arnavutköy Akıntıburnunda bulunan bu saray günümüze gelememiştir Beyhan Sultan (1766–1824), Sultan III Mustafanın kızı, Sultan III Selimin de kız kardeşidir Halep Valisi Silahtar Mustafa Paşa ile evlendiğinde büyük olasılıkla Eski Saraydan ayrılarak kendisine tahsis edilen Çifte Saraylara yerleşmişti Beyhan Sultan adına yapılan sahil sarayın yapımına 1800 yılında başlanmıştır Mimarları Mimarbaşı Mustafa ile Şehremini Hayrullah ağalardır

James Robertsonun 1853–1854 yıllarında çektiği İstanbul fotoğraflarında görülen yalılar arasında bu sarayın kalıntıları görülmektedir Buna dayanılarak sarayın görkemli bir cephe görünümü olduğu anlaşılmaktadır Dar bir rıhtım üzerinde bulunan saray, yüksek bir sağır duvar üzerinde iki katlıdır Bu katlar denize doğru çıkmalarla genişletilmiştir Ayrıca tüm cephe pencerelerle kaplanmış, çoğu kafesli olan bu pencereler arasına plasterler yerleştirilmiştir Üst noktasının üçgen bir şekildeki alınlıkla sonuçlandığı sanılmaktadır

Yıldız Sarayı (Beşiktaş)



İstanbul ili Beşiktaş ilçesinde bulunan Yıldız Sarayı, deniz kıyısından başlayarak, kuzeye doğru yükselen tüm yamaçları ağaçlarla kaplı 500000 m2 yüzölçümü olan koruluk ve bahçeler içerisindeki köşklerden, saraylardan ve çeşitli yapılardan meydana gelmiştir Sarayın bulunduğu “Hazine-i Hassa”ya kayıtlı bu arazi Kanuni Sultan Süleyman döneminden beri padişahlar tarafından av sahası olarak kullanılmaktaydı

Bu araziye ilk kasrı Sultan I Ahmet (1603–1617) yaptırmıştır Sultan IV Murad (1617–1640) bu alana avlanmaya geldiğinde bu kasırda dinlenmiştir Bunun ardından XVIII yüzyılda önce Sultan III Selim (1789–1807) annesi Mihrişah Sultan için bir başka kasır daha yaptırmış ve bu kasra Yıldız ismini vermiştir Bunun yanı sıra sarayın iç bahçesine de rokoko üslubunda bir çeşme eklemiştir Sultan III Selimden sonra Sultan II Mahmud (1808–1839) Yıldız Sarayı bahçesinde düzenlenen ok atışları ve güreş oyunlarını seyretmek için buraya gelmiştir Bu nedenle de 1834–1835 yıllarında yeni bir köşk yaptırarak çevresine yeni bir bahçe düzenlemiştir Sultan IIMahmud “Asakir-i Mansure-i Muhammediye” ismi ile kurduğu yeni ordusunun talimlerini Yıldız Sarayı bahçesinde yaptırmış ve onları izlemiştir Sultan II Mahmudun oğlu Sultan Abdülmecid (1839–1861) burada yapılmış olan köşkleri yıktırmış ve onlardan daha güzel olan “Kasr-ı Dilküsa” isimli köşkü 1842 yılında annesi Bezm-i Alem Valide Sultan için yaptırmıştır Sultan Abdülazizin (1861–1876) ise, Osmanlı İmparatorluğunda bir yüzyılı aşkın süre mimari yapıları ile hâkim olan Balyan ailesine Büyük Mabeyn Köşkünü yaptırmış ardından dış bahçede Malta ve Çadır Köşkleri ile asıl sarayı oluşturan Çit Kasrını onlara eklemiştir Böylece Yıldız Sarayı, Osmanlı padişahlarının yaptırmış olduğu köşklerle saray kompleksine dönüşmüştür

Sultan Abdülazizin tahttan indirilmesinden sonra yerine geçen Sultan V Murad (1876) üç aylık saltanatını Yıldız Sarayında sürdürmüştür Sultan Muradın akli dengesizliğinden ötürü tahttan indirilmesinden sonra kardeşi Sultan II Abdülhamid (1876–1909) Dolmabahçe Sarayının deniz kıyısında bulunması ve sarayın herhangi bir ayaklanmada denizden kuşatılma olasılığını göz önünde bulundurarak Yıldız Sarayına taşınmıştır

Bundan sonra sarayın yeniden yapılanmasına başlanmış, çevredeki araziler satın alınarak bugün Yıldız Parkı denilen dış bahçeler genişletilmiş ve bunun içerisinde de yeni imar çalışmaları yapılmıştır Böylece saray bahçeleri ile birlikte 80 dönümlük bir araziye yayılmıştır Yıldız Sarayı Hümayunu ismi verilen bu yapı topluluğunda sultanların, şehzadelerin ikamet olarak kullandıkları, resmi görevlilerin görev yaptıkları köşkler, tiyatro, müze, kitaplık, eczane, hayvanat bahçesi, mescit, hamam, tamirhane, marangozhane, demirhane, kilithane gibi çeşitli yapılar bulunuyordu Ayrıca sarayın hemen dışında da Osmanlı IOrdusuna bağlı bir hassa tümeni de konuşlanmıştı



Sultan Abdülhamidin tahttan indirilmesinden sonra yerine geçen Sultan Mehmet Reşat (1909–1918) buradaki Hususi Daire denilen köşkün Dört Mevsim Salonunda ameliyat edilmiştir Sultan VI Mehmet Vahdettin ise (1918–1922) Dolmabahçe Sarayında ikamet etmiş zaman zaman da Yıldız Sarayına gelmiştir

Yıldız Sarayı, Avrupa şehircilik ve saray kompleksine göre biçimlendirilmiştir Sarayda birbirini izleyen avlular, bu avluların çevresinde yapılar sıralanmıştır Oldukça geniş bahçenin çevresinde de küçük köşkler, tiyatro, kütüphane sıralanmıştır Sarayın IAvlusunda Büyük Mabeyn Köşkü, Yaveran Dairesi, Çit Kasrı, Silahhane, Marangozhane bulunmaktadır Sarayın II Avlusunda ise Harem binalarının yanı sıra kültürel ve sanatsal yapılar bulunmaktadır Has Bahçe adı ile bilinen yerdeki Harem Dairesinden başlayan saray Cihannüma Köşküne kadar devam etmektedir İç Bahçenin değişik yerlerine birbirlerinden bağımsız, Ata Köşkü, Kameriye Köşkü ve Cihannüma Köşkü gibi köşkler yapılmıştır

Sarayın en görkemli yapısı olan Abdülazizin Balyan ailesine yaptırdığı Büyük Mabeyn Köşkünün yanında Seyir Köşkü ve Çit Kasrı, onların karşısında da Yaveran Dairesi bulunmaktadır

Osmanlı İmparatorluğunun sona ermesinden sonra saray uzun süre terk edilmiş, bir süre Harp Akademileri binası olarak kullanılmıştır Bu arada sarayın bazı bölümleri TBMM Milli Saraylar Daire Başkanlığına, İslam Tarih Sanat ve Kültür Araştırma Merkezine (IRCICA) Yıldız Üniversitesine bağlanmış bir bölümü de 1978 yılında Kültür Bakanlığına devredilmiştir

Alıntı Yaparak Cevapla