|
Prof. Dr. Sinsi
|
İnceden İnceye İstanbull
İstanbul Yalıları 1

Türk yapı sanatı ve yaşantısı içerisinde Boğaziçi yalılarının ayrı bir yeri vardır Bu yalıların önünde günün hemen her saatinde denizin renk değiştiren mavisi, arkasında da zengin bir yeşillik armonisi içerisinde sırtlar ve korular yer alır Boğaziçi yalıları da bunların arasında beyaz bir inci dizisi gibi uzanır Geçmiş yılların anılarını sayıklayan Türke has özellikleri olan bu yalıların benzerlerine başka ülkelerde kolay kolay rastlanmaz Denize kıyısı olan pek çok ülkede yalı vardır Ancak onların hiç birisi su ve yeşilin kucak kucağa olduğu Boğaziçindekilere benzemez
Eski, Türk evlerinde olduğu gibi bu yalılar da harem ve selamlık olmak üzere iki bölümden meydana gelmişlerdir Harem ve selamlık bazen aynı yapıda, bazen de ortak bahçe içerisinde ayrı ayrı binalar olarak yapılmışlardır Hepsinin ortak özelliği ise üst katların suya konmuşçasına direkler üzerinden denize uzanmış oluşlarıdır Türk sivil mimarisinin tüm özelliklerini yansıtan bu yalıların alt katlarında Malta taşı veya mermer döşeli bir taşlık ile aydınlık odalar vardır Buradan geniş ve yayvan ahşap merdivenlerle ikinci kata çıkılır Merdivenler bazen iki kat arasında bir sahanlıktan ikiye ayrılır, bazen de çift yönlü başlayarak sahanlıktan sonra tek yönlü olarak devam ederler Denizin üzerine çıkmışçasına duran üst katta geniş sofalar, yatak, kabul, oturma ve hazine odaları ile kütüphane yer alır Son derece aydınlık olan bu odaların tavanlarına özel itina gösterilmiş, sanatkârane oymalar, nakışlar adeta bir minyatür gibi işlenmiştir Pencereler de çiçekli bezemeli kapaklarla örtülürdü Odaların içerisinde kullanışlarına göre yüklük, çubukluk, kavukluk, testilik, peşkirlik, lambalık denilen irili ufaklı dolaplar bulunurdu Yerlere Mısır hasırları serilir, üzerlerine geniş halılar yayılır, kanepe, koltuk, sedir ve mermer konsollara oturtulmuş büyük aynalar yerleştirilirdi Kristal avizeler, duvar saatleri, yağlı boya tablolar da bu kompozisyonu tamamlayan diğer öğelerdi
Yerli ve yabancı kaynaklarda lebiderya diye isimlendirilen bu yalıların mimarları bir takım ince hesaplar ve her şeyden önce de uyum, estetik üzerinde durmuşlardır Su sesinin daha yakından duyulabilmesi için odalara, sofalara küçük havuzlar ile fıskiyeler yerleştirilmiş böylece mistik bir ortam yaratılmıştır Renkli görünümdeki yalıların her biri geniş bahçeler içerisinde yer almaktadır Kayıkhaneler, deniz hamamları ve balıkhaneler de bu yalıları tamamlamaktadır Hizmetlilere ait odalar, mutfaklar bahçenin bir köşesinde yapılmışlardı Tarihi çağlarda her yalının birkaç kayığı bulunurdu ve bunlar yalı yaşantısının vaz geçilmez öğeleriydiler

Yalıların tüm yaşantısı denizle bağlantılı olduğundan tarihi yalıların önünden yol geçmez, geçmiş olsa bile pek önemsenmezdi Yalıda yaşayanlar denizden sandallarla geçen satıcılardan yararlanırdı Geçmiş günlerde Boğaziçi kıyılarında hemen her çeşit satıcı, antikacı, kumaşçı ve elbiseci bile kayıklarla geçer, yalı halkı onlardan alış-veriş yapardı Her biri küçük birer saraya benzeyen bu yalılar mülk sahibinin unvanı dikkate alınarak boyanırdı Sultanların, devlet ricalinin yalıları kırmızı, yeşil ve beyaz; Gayrimüslimlerinki yalnızca kırmızı renkte olurdu Geçmiş günlerin Boğaziçinde herkesin istediği yere yalı yaptırmasına izin verilmezdi Lale Devrinde devlet ricali, halk, tüccar ve Gayrimüslimler toplu halde ayrı ayrı yerlerde otururlardı Sultanlar ile devlet ricali Beşiktaş, Ortaköy ve Kuruçeşmeyi tercih ederdi Babıâli erkânı Bebeke, İlmiye ricali Rumelihisarına, Gayrimüslimler de Arnavutköye yerleşirdi Yeniköy, Tarabya, Büyükderede çoğunlukla yabancı uyrukluların, Kireçburnu-Büyükdere arasında sefaret tercümanlarının ve Rumların, Sarıyerde ise orta halli Türklerin yalıları vardı
Balkan Savaşı ardından I Dünya Savaşı Osmanlı İmparatorluğunun birçok yerinden, özellikle Mısır ve Balkanlardan gelen gelirlerin kesilmesine neden olmuştur Bunlar Boğaziçi yaşantısını ve yeni yapılanmayı engellemiştir II Dünya Savaşından sonra ise sosyal ve ekonomik koşulların değişmesi Boğaziçini de etkilemiştir Büyük ve zengin ailelerin oturduğu yalılar maddi güçlükler nedeni ile terk edilmiş, bir kısmı yanmış yıkılmış ve yerlerinde beton yapılar yükselmiştir
İstanbulda Boğaziçi yalılarının yanı sıra günümüze örnekleri gelememekle beraber Haliçte, Eyüp çevresinde ve Kadıköyden Bostancıya kadar uzanan güzergâhta da yalılar bulunuyordu Ancak bu yalılardan hemen hemen hiçbir örnek günümüze gelememiştir
Ahmet Fethi Paşa Yalısı (Pembe Yalı) (Üsküdar)

İstanbul Üsküdar ilçesi, Kuzguncuk Paşa Limanı Caddesinde bulunan bu yalının ne zaman yapıldığı konusunda kesin bir bilgi bulunmamakla beraber XIX yüzyılda Fethi Ahmet Paşanın mülkiyetinde olduğu bilinmektedir Fethi Ahmet Paşanın yalıyı İsmet Bey isimli bir kişiden satın aldığı da bilinmektedir İsmet Beyin kim olduğu konusunda kaynaklarda herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır Bununla beraber, Salah Birsel “Sergüzest-i Nono Bey ve Elmas Boğaziçi” isimli eserinde bu yalıyı Ahmet Fethi Paşanın Mihrimah Sultanın torunlarından birinin kocası olan ismini belirtmediği bir şeyhülislamdan aldığını yazmıştır Buna dayanılarak yalının XVIII yüzyılın sonlarında yapıldığı sanılmaktadır
Fethi Ahmet Paşa Eyüp İskelesi yakınındaki Abdullah Paşa Yalısında 1801 yılında dünyaya gelmiş, Enderunda yetişmiş, 1827de Kolağası rütbesi ile Asakiri Mansure-i Şahane Taburu subaylarından olmuştur Türk-Rus Savaşına katılmış, Aydos Savaşı sırasında yaralanmış ve gösterdiği yararlılıklardan ötürü de terfi etmiş, padişah yaverliği, Kurenağalığı, Çuhadarlık, Asakiri Harsa-i Şahane Beylerbeyliği, Viyana ve Moskova elçilikleri yapmış, Meclis-i Vâlâ Azalığı, Ticaret Nezareti Serasker Kaymakamlığı yaptıktan sonra Tophane Müşirliğine yükselmiştir Aya İrinide ilk Türk müzesini kurmuştur
Sultan Abdülmecitin kız kardeşi Atiye Sultan ile 1840 yılında evlenmiştir Salah Birselden öğrenildiğine göre; Sakız dökümünde kalyoncuların getirdiği güzel bir kız çocuğunu yanına almış onu eğiterek büyütmüştür Ne var ki, Şemsinur ismini verdiği bu kıza aşık olmuştur Bu durum paşanın annesinin kıskançlığına neden olmuş, kızı Beylerbeyinde İstavroz Çayırında bir eve taşımış ve annesine de Şemsinuru Tunus Paşasına sattığını söylemiştir Ancak paşanın annesi kıza karşı derin bir özlem duymuş, paşaya devamlı sorular yöneltmiş, paşa da kızın boğulduğunu söylemiş, annesinin çok üzüldüğünü görünce de Şemsinuru tekrar yalıya getirmiştir Abdülmecit kardeşini Fethi Paşa ile evlendirmek isteyince yeniden zor duruma düşmüştür Atiye Sultan son derece kıskanç bir kadın olduğundan onun her davranışına kuşku ile bakmıştır Görevli olarak eve gelmediği akşamlarda, Kuzguncuktaki yalıya gizlice adamlar göndererek onu aratmıştır Ahmet Fethi Paşa Şemsinur isimli gözdesini Kuzguncuktaki bu yalıda saklamış ve Atiye Sultandan gizlemiştir
Fethi Ahmet Paşa Pembe Yalı olarak da ismi geçen Kuzguncuktaki yalısını zevkle döşemiş, zaman zaman da onarmıştır Avrupada çeşitli görevlerde bulunan paşa yalıyı en nadide eserlerle süslemiştir Bunda öylesine dikkat çekmiş ki Sultan Abdülmecit Dolmabahçe Sarayının döşenmesini de ona bırakmıştır Bu yüzden sarayda ismi Bezirgân Paşaya çıkmıştır Pembe Yalı paşanın İstanbulda kurdurduğu billur camlarla, çeşmibülbüllerle süslenmiştir Atiye Sultan ile geçen on yıllık evliliğinden sonra sultan ölünce paşa Atiye Sultanın kasrını terk ederek tekrar yalıya taşınmış ve öldüğü 1854 yılına kadar bu yalıda yaşamıştır Paşanın öldüğü gün yalıda yaşayan kalfalar, hizmetkârlar “Ah efendimiz, bunları ne kadar severdi O gitti Ondan sonra bunları görecek göz kimde var?” diyerek yalıda ne kadar sanat eseri ve ne kadar çeşmibülbül varsa denize atmışlardır
Ahmet Fethi Paşa Yalısı mimari yönden incelendiğinde harem ve selamlık olmak üzere iki ayrı bölümden meydana geldiği görülür Yalı taş temeller üzerine yer yer tuğlaların da kullanıldığı ahşap bir mimariye sahiptir Ahmet Fethi Paşa yalının orijinalliğini bozmadan onarmıştır Yalının cephe görünümü ve planı tipik bir Osmanlı sivil mimarisini yansıtmaktadır İki katlı, on altı odalı ve çok büyük iki salondan meydana gelen yalının üst katı Beylerbeyindeki Hasip Paşa Yalısında olduğu gibi hiçbir sütuna dayanmadan duvarlar üzerine oturtulmuştur Üst kattaki iki uç ve ortadaki dörder büyük eli böğründe ile dışarıya taşırılmış ve böylece hareketli bir cephe görünümü sağlanmıştır

Yalıda karnıyarık plan tipi uygulanmıştır Buradaki salonların uçları denize ve koruya doğru yönelmemiş, sofalar kıyıya paralel yerleştirilmiştir Biri büyük, diğeri küçük iki sofa uzunlamasına uç uca yerleştirilmiştir Her ikisinin de deniz ve kara tarafına değişik büyüklükte odalar yerleştirilmiştir Büyük sofanın Kuzguncuk İskelesine yönelik dar yüzüne merdiven oturtulmuştur Bu yalıdaki en büyük özellik sofalarda içe dönük bir sistemin uygulanmış oluşudur Bunun da nedeni kalabalık olan ailenin bir arada oturabilmelerini sağlamaktır Bunda, Fethi Paşanın Avrupai düşüncede sosyal yaşamının da ileri düzeyde olmasının büyük payı vardır
Yalının bahçesi selsebillerle süslenmiş olup, iki kademelidir Yalının havuzu Romadaki Barberini Sarayındaki havuzun bir benzeri olduğu söylenmektedir Yalının bahçesinde bulunan Arif Hikmet Beyin babası İsmet İbrahime hayrat olarak yaptırdığı mermer çeşmeye ait bir kitabe bulunmaktadır Bu çeşme kitabesi yalının karşısında yamaç duvarından buraya getirilmiştir
Yalının Üsküdar tarafındaki harem dairesi ile uşak odaları 1922 veya 1923 yılında yanmıştır Günümüze gelen bölüm yangından zarar görmemiş, 1927–1928 yıllarında onarılmıştır Paşanın ölümünden sonra damadı İngiliz Sait Paşanın torunu olan avukat ve eski Demokrat Parti milletvekili Şevket Mocanın mülkiyetine geçmiştir Şevket Mocan yalıyı pembe renge boyatmıştır Şevket Mocanın ölümünden sonra yalının kuzey bölümü ikinci eşinden olan kızı Rüya Mocana, güney bölümü de ilk eşinden olan kızı Ayşe Şemsaya kalmıştır
Yalı 1990 yılında İsmail Yalçın isimli bir kişiye satılmış ve 1973 yılında Y Mimar Sinan Genim tarafından restorasyonu yapılan yalı iyi bir durumda günümüze kadar gelebilmiştir Yalının arkasındaki çam, çınar ve köknar ağaçlarının çoğunluğunu oluşturduğu koru belediye tarafından kamulaştırılmıştır
Cemil Molla Yalısı ve Köşkü (Üsküdar)
İstanbul Üsküdar ilçesi, Kuzguncuk ile Beylerbeyi arasında, Nakkaştepe Mezarlığının sol tarafındaki korunun önündedir Bu yalı Şeyhülislâm Üryanizâde Ahmet Esat Efendinin torunu Şair Süleyman Beyin oğlu, kısa bir dönem Adliye Nazırlığı yapmış olan Mahmut Cemil Efendi tarafından 1885 yılında yaptırılmıştır Bu yalının arkasındaki köşk 1930 yılında yanmıştır
Köşk ve yalıyı İtalyan Mimar Sinyor Albeti yapmıştır Her iki yapının da masif cevizden kapıları, fildişi kapı tokmakları bulunuyordu Tavanları ve duvarları oymalarla bezeli idi Yalı içerisinde yapılan kalorifer tesisatı İstanbulda yapılan ilk örneklerdendi Özel jeneratörden de elektriği sağlanıyordu Bu arazi içerisinde bulunan üç ayrı köşkten hiçbir iz günümüze gelememiştir
Cemil Molla Yalısının bulunduğu yerde daha önce Halil Haşim Bey Yalısı ile Kamil Paşa Yalısı isimli bir yapı bulunuyordu Ancak bunlardan herhangi bir iz günümüze gelememiştir Cemil Molla Yalısının olduğu yerde günümüzde Cemil Molla Yalısı isimli bir apartman bulunmaktadır
Hasip Paşa Yalısı (Üsküdar)

İstanbul ili Üsküdar ilçesinde, Beylerbeyi ile Çengelköy arasında, Beylerbeyi Vapur İskelesi ve Beylerbeyi Camisinin yakınında yer alan Hasip Paşa Yalısı 1974 yılında yanmış ve tamamen yok olmuştur
Beylerbeyi'ndeki Sadullah Paşa Yalısı'ndan sonra, yörenin en eski yapısı olan Hasip Paşa Yalısı ile ilgili XIX yüzyılda İstanbullular arasında bir tekerleme bulunuyordu;
Dünyanın en güzel şehri neresidir? İstanbul
İstanbul'un en güzel yeri neresidir? Boğaziçi
Boğaziçi'nin en güzel yeri neresidir? Beylerbeyi
Beylerbeyi'nin en güzel yeri neresidir? Hasip Paşa Yalısı
Hasip Paşa Yalısını XIX yüzyılın başlarında Vakıf gelirlerinden sorumlu Mehmet Emin Efendinin oğlu Mehmet Hasip Paşa yaptırmıştır Hasip Paşanın ismi tarihte ilk kez Sultan II Mahmutun Tophanede yaptırdığı Nusretiye Camisinin bina emininin yanında katip oluşu ile geçmiştir Nusretiye Camisinin tamamlanmasından sonra buradaki başarısı sarayın dikkatini çekmiş ve Hacegânlık rütbesi ile taltif edilmiştir Ardından Darphane Defterdarı ve sonra da Evkaf Nazırı olmuş ve bu arada Müşir payesi ile paşalık unvanı verilmiştir Tarihi kaynaklar Hasip Paşanın beş defa Evkaf Nazırı, iki defa Maliye Nazırı olduğunu ve 1870 yılında Şeyhülislâm iken öldüğünden söz etmektedirler Hasip Paşanın mezarı Üsküdarda Selimiye Camisi haziresindedir
Hasip Paşa Yalısı 900 m2lik bir alanda iki katlı olarak yapılmıştır Yalının içerisinde bulunduğu 4 dönümlük bahçede üç müştemilat binası ile mermer bir havuz ve kapalı bir deniz hamamı da bulunuyordu Yalı Türk-Ampir üslubunda yapılmıştır Mimarının kim olduğu bilinmemekle beraber İtalyan olduğu sanılmaktadır İlk defa II Mahmut zamanında yapılan yalının içerisine eşyalar döşeneceği sırada yanmış, bunun hemen ardından harem ve selamlık olarak iki ayrı bölüm halinde yeniden yaptırılmıştır Yanan yalının ilk hali bilinmiyorsa da harem ve selamlığın birbirlerine kapalı bir geçitle bağlandığı söylenmektedir Bunun ardından geniş bir bahçe içerisinde ikinci kez yapılan yalının arkasındaki sırtlarda koruluğu bulunuyordu
Harem kısmı zamanla birkaç kez tadilat görmüş ve eski özelliğini yitirmiştir Halk arasında Kuleli Yalı ismi ile tanınan harem bölümü bugün Kalkavanlar Yalısı olarak tanınmaktadır Hasip Paşa Yalısının üzerinde durulması gereken asıl bölümü yanan selamlık bölümüdür Bu bölümün planı elips bir sofa çevresinde yer alan mekânlardan meydana gelmiştir Elipsin denize yönelik küçük ekseni üzerinde merdivenler denize dik olan büyük ekseninde de eyvanlara yer verilmiştir Köşelerde kendilerine özgü iç sofaları olan, birbirlerinden bağımsız üçer ve dörder odalı küçük ayrı daireleri bulunuyordu Yalının sekiz dairesi ve 26 odası vardı
Yapının bütünü merkezi orta sofalı plan tipinde olup, elips şeklindeki sofanın uzunluğu 18 m dir Bu plan şekli ile Sadullah Paşa ve Prenses Rukiye Hanım yalılarına göre daha büyük ve daha organize edilmiş plan şekli göstermektedir Üst kattaki sofa ahşap asma kubbe ile örtülmüştür
Yalının ön ve arka cephelerindeki mimari eksenleri tamamen ortadaki beyzi sofaya göre uyarlanmıştır Bu nedenle de yalı hafif kavisli olarak inşa edilmiştir Deniz tarafından direk ve eli böğründelerle denize doğru taşırılmıştır İki katlı yalının iki başındaki odalar temelden ileriye doğru uzatılmış, arada kalan cephe ise kavisli bir şekle dönüştürülmüştür Bu yapı üslubu ile de deniz üzerindeki tüm odaların aynı yöne açılmaları sağlanmıştır Yalının ortasındaki Mısır hasırları ile döşeli büyük beyzi sofa hiçbir yere dayanmadan doğrudan doğruya çatı ile bağlantılıdır
Yalının iç süslemesi, banyo muslukları, çeşme aynaları barok-rokoko üslubunda idi İç bezemesinin yanı sıra Venedik bohem avizeleri ile Üsküdar Çatması denilen sedirler ve hasırlar yalıya farklı bir görünüm vermiştir Üst kattaki fayans döşeli hamam bahçedeki barok üsluptaki şadırvan ve balıkhane olarak kullanılan havuz da bu eski Türk yapısını tamamlayan elemanlar idi Ayrıca Boğaziçi yalılarının çoğunda olduğu gibi Hasip Paşa Yalısının da arkasında bulunan alandaki tepe üzerinde bir de köşkü vardı Bu köşkün zarif pencereleri ve mimarisi ile kaynaklarda ismi geçmektedir Yalının yanmadan önce Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi tarafından rölövesi yapılmıştır
Hasip Paşa Yalısının varisi Hami Beyin ölümünden sonra varisleri yalıda bir mezat düzenleyerek tavanlarındaki avizeleri, içerisindeki taban halıları, aynaları ve bezemelerinin büyük bir kısmı satılmıştır
Yalı, Hasip Paşa'nın mirasçıları tarafından Nazım Kalkavan'a, Nazım Kalkavan tarafından Haydarabat Nizamı Muharrem Cay'ın eşine satılmış ve 1987'de de Özdemir Sabancı tarafından satın alınmıştır Özdemir Sabancının ölümünden sonra oğlu Demir Sabancının mülkiyetine geçen yalı 1990lı yıllarda restore edilmiştir
Sadullah Paşa Yalısı (Üsküdar)

İstanbul ili Üsküdar ilçesi, Çengelköyde Kaynana Sokağında bulunan Sadullah Paşa Yalısının ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir Sadullah Paşa ismini sonradan alan bu yalının ismine Vakıf kayıtlarında ilk kez Sultan I Abdülhamit (1774–1789) zamanında rastlanmıştır Kayıtlardan yalının 1783 yılından önce ölen Darüssaade Ağalarından Çerkez Mehmet Ağa tarafından bütün malı ve mülkü ile birlikte Sultanahmet civarındaki bir türbeye vakfedildiği öğrenilmektedir
Çerkez Mehmet Ağa Hacca giderken Şamda ölmüş, varisi olmadığı iddia edilmiş, bu nedenle de malına el konmak istenmiştir Bu arada ortaya çıkan varisler açtıkları davayı kazanmış ve yalıyı geri almışlardır Bundan sonra düzenlenen Bostancıbaşı Defterleri ile 1792 tarihli tapu kayıtlarında yalının “Mehmet Ağa kızı ve Sadr-esbah Yusuf Paşa (Koca Yusuf Paşa halilesi Hanife Hatunun” mülkü olduğu yazılıdır Koca Yusuf Paşanın bu yalıda yaşadığı sanılmaktadır Hanife Hatunun ölümünden sonra yalı oğlu Müderris Mahmut Bey adına kaydedilmiş, daha sonra da Bağdat Valisi olan torunu Hamdi Paşaya kalmıştır Hamdi Paşa Padişahın gözünden düşmüş ve İstanbula dönmek için bir türlü izin alamamıştır O sırada yalıda oturan Koca Yusuf Paşanın kızı Seyyit Ali Paşanın dul eşi Hamdi Paşanın annesi olan Emine Hanımın bir gün kafası kızar ve doğruca Sadrazam Ali Paşaya gider Kendisini rıhtımda karşılayan sadrazamdan oğlunun affı için yardımını ister ve şöyle der:
“Ana pir, oğul bir”
Hamdi Paşanın annesinin bu dileği padişaha durulur ve Hamdi Paşa affolur Paşanın İstanbula dönüşünü kutlamak için yalıda ve arkasındaki koruda o güne kadar görülmemiş bir Çırağan alemi düzenlenir Binlerce çırağanın ışığı geceyi aydınlatır O sırada karşı kıyıdaki Beşiktaş Sarayında bulunan padişah pencereden bu aydınlığı görünce Çengelköyde yangın olduğunu sanır
Hamdi Paşa ehli zevk sahibi olduğundan yalısında buna benzer pek çok eğlence düzenlemiş, sonunda epeyce borca girmiş, yalı da 1881 yılında Ayaşlı Esat Muhlis Paşaya satılmıştır Soyu Hacı Bayram Velinin Halifesi Bünyamin Veliye kadar dayanan Ayaşlı Esat Muhlis Paşa şair ruhlu bir kişi idi Aynı zamanda da hattattı Edirne, Erzurum, Diyarbakır valiliklerinde bulunan Esat Muhlis Paşanın ölümünden sonra oğlu Sadullah Paşa yalının bütün hisselerini diğer vereselerden satın alır Böylece yalı Sadullah Paşa ismi ile tanınır

Sadullah Paşa anılarında; Sultan V Muratın tahta çıkışında yalıya bir kayık göndererek kendisini saraya davet ettiğini yazar Saray Mabeyn Başkâtibi ve Berlin sefiri olan Sadullah Paşa Berlin Antlaşmasını (1878) imzalayan Osmanlı heyetinde bulunmuştur Meşrutiyet yönetiminden yana oluşundan ötürü Hamdi Paşa gibi bir türlü İstanbula çağrılmaz ve sürekli Avrupada kalır Kaynaklardan öğrenildiğine göre ailesine yazdığı mektuplarda vatan hasretini sürekli dile getirmiştir Hasretini çektiği İstanbulu ve Boğaziçini bir daha görememiş 1889da Viyanada ölmüştür Sadullah Paşanın ölümünden sonra eşi Necibe Hanım aklını kaybetmiş yalıda gece gündüz dolaşarak kocasının dönüşünü beklemiştir Yeni evlendiklerinde Sadullah Paşa eşini pembe tül elbise içerisinde görmüş ve bu rengin ona çok yakıştığını söylemişti Bundan ötürü de Necibe Hanım 1917 yılında 80 yaşını aşkın ölene kadar pembe tüller içerisinde paşayı beklemiştir Sonraki yıllarda yalıda oturanlar, üst katta, güneydoğudaki pembe odada Necibe Hanımın pembe tüller içerisinde hayalinin dolaştığından söz etmişlerdir
Sadullah Paşanın gelini olan Çengelköylü Münevver Ayaşlı “Dersaadet” isimli kitabında yıllarını geçirdiği yalıdan söz ederken yalı ile ilgili ilginç bilgiler de vermiştir:
“Kaderimde Çengelköy ile bağlı bir taraf var… Evlendiğim zaman yine Çengelköyde evlendim ve Çengelköyde kayınpederim Sadullah Paşa Yalısında oturdum O zamanlar yalıda ne su, ne elektrik vardı ve oldukça harap idi, fakat fevkalade güzeldi, daha restore edilmemiş ve bütün eski güzelliğini muhafaza ediyordu O zaman bahçesi ikiye bölünüp satılmamıştı, büyük bir havuzu ve adeta küçük bir limanı vardı ki, maalesef burası satılan kısmında kaldı Yalının yerli büyük bir hamamı ve koca koca mermer taşlarla örtülü bir mutfağı ve mutfakta kocaman bir ocağı vardı Burası yemek pişirmekten başka adeta yemek yenecek kadar güzeldi Bu mutfağın üstünde küçük ve kendine mahsus çok şirin birkaç basamakla çıkılır bir daire vardı ki bahçenin harem duvarı ile birleşiyordu Yalının bütün bu kısmı yıktırılınca yalı ile harem bahçesinin duvarı birbirinden ayrıldı ve artık harem duvarının manası kalmadı… Hâlbuki yalının bahçesine büyük bir ahşap kapıdan girilir, koyu yeşil ağaçlar ve taflanlardan geçilir ve nihayet asıl yalının harem kısmına gelinirdi, burada da küçük bir bahçe vardı İki tarafı taflan ve mozaik döşeli dar bir yoldan gidilir ve yalıya gelinirdi Yalının diğer kısmında ise birkaç basamakla çıkılan deniz üstünde harikulade güzel bir yemek odası ve bu yemek odasının altında her şeyi ile hamamı, mutfağı, birkaç odası ile bir daire vardı Bütün bunlar yıkılınca koca yalı hamamsız ve mutfaksız kaldı ve kullanılacak büyük canım odalar mutfak ve hamam haline getirildi ”
Sadullah Paşa Yalısı 1947 yılında eski büyükelçilerden Seyfullah Esin ve eşi araştırmacı yazar Emel Esin tarafından satın alınmıştır Yalı 1947 yılında TAÇ (Türkiye Anıt Çevre ve Turizm Değerlerini Koruma Vakfı) Vakfı tarafından Y Mimar Turgut Cansever ve Y Mimar Cahşde Tamer tarafından onarılmıştır Emel Esinden sonra Asil Nadir ve Ayşegül Nadir burada kiracı olarak oturmuşlardır

Sadullah Paşa Yalısı günümüze kadar epey değişikliğe uğramış olmasına rağmen XIX yüzyılın özelliklerini yansıtmaktadır Yalının planı iki eksen esasına göre simetrik olarak düzenlenmiştir Harem ve selamlık olmak üzere iki bölümden meydana gelen yalının haremi iki katlı ve kubbeli, ona bitişik selamlığı ise ince uzun tek katlı bir yapıdır Bahçesinde büyük bir havuz, iki katlı ahşap kayıkhane, hamam, mutfak ve bahçe duvarında da bir çeşme vardır Günümüze yalının harem kısmı ile bahçeyi korudan ayıran duvarlar ve bir de çeşme gelebilmiştir
Yalının kuzey yöndeki kapısı eskiden selamlık yönüne açılırdı Kuzeydoğu cephesinde de büyük ocağı ile yüksek tavanlı mutfağı bulunuyordu Üzeri çatı ile kaplı olan ancak içten büyük bir kubbe ile örtülü haremin ikinci katı eli böğründelerle dışarıya taşırılmıştır Dikdörtgen plan şemasının uygulandığı harem kısmında ortadaki sofalar haçvari şekilde genişletilmiş ve dört yöne bakan geniş bir görüş imkânı sağlanmıştır Merkezi sofa alt katta köşeleri pahlanmış bir dikdörtgen şeklinde, üst katta ise beyzi biçimdedir Üst kat sofasının üzerini örten kubbe adeta Orta Asya otağlarını anımsatmaktadır Her iki katta da sofaların köşelerine yerleştirilmiş ikişerden sekiz oda bulunmaktadır Bu odalar mavi, sarı, yeşil ve pembe renklere boyanmıştır Bu odaların pervazlarında Edirne işi bezemelere, kıvrımlı hatlara, kurdelelere, şerit şeklinde halatlara, meyve demetlerine, şemse kompozisyonlarına, odaların tavanlarında Avrupalı ressamların elinden çıkan resimler bulunmaktadır XVIII yüzyıl Türk mimari örneklerini gösteren bu resimler aynı zamanda birer belge niteliğindedir Bu resimlerde Boğaziçinden kesitler, Salacaktaki Şerefâbat Sarayı, Sarayburnu ve Topkapı Sarayı da görülmektedir Odaların her birinin bezemesi diğerlerine benzememektedir
Kandilli Yalısı (Üsküdar)
İstanbul ili Üsküdar ilçesinde, Kandilli Vapur İskelesinin Anadolu Hisarı yönündeki bu yalı günümüze gelememiştir XIX yüzyılın sonlarına doğru yapılan yalı XX yüzyılın ilk yarısında yıktırılmıştır Deniz kıyısında geniş bir arazi üzerinde bulunan bu yalının kimin tarafından ve hangi tarihte yaptırıldığı hakkında kaynaklarda yeterli bilgi bulunmamaktadır Kaynaklarda yalnızca Sultan II Abdülhamitin yalıyı içindeki eşyalarla birlikte Mustafa Fazıl Paşadan 25 000 Liraya satın aldığı yazılıdır Bu yalıda Cemile Sultan bir süre yaşamıştır Cemile Sultandan sonra oğlu Prens Celaleddin Bey bir süre burada yaşamıştır Celaleddin Beyin ölümünden sonra da VI Mehmet bu yalıyı kızı Ulviye Sultan için satın almıştır
Yalının harem ve selamlıktan meydana geldiği bilinmektedir Yalının harem dairesi ile arka bahçesi arasında bir yol geçtiğinden ötürü üzeri kapalı bir köprü ile arka bahçe ve koru ile bağlantısı sağlanmıştır Koruda da 27 odalı Prens Celaleddin Beyin bir köşkü bulunuyordu
Balkan Savaşı sırasında bu yalı Yaralı Gaziler Hastanesi olarak kullanılmıştır Yalı kesme taş temeller üzerine iki katlı, ahşaptan denize paralel üç bölüm halinde yapılmıştı Yalının sıra halindeki dikdörtgen pencerelerinde dekoratif bir özellik görülmemektedir Katlar birbirlerinden dışa taşkın silmelerle ayrılmıştır Üzeri çatı ile örtülü olan yapının asıl girişi bahçe içerisinde ve iki yan kenarda idi
Kont Ostrorog Yalısı (Üsküdar)

İstanbul ili Üsküdar ilçesi, Kandillide Göksü Caddesinde bulunan bu yalı XIX yüzyılın ilk yarısına tarihlendirilmektedir Yalının kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir XX yüzyılın başlarında Polonyalı Leon Valerien Ostrorog tarafından satın alınmış ve bu isimle tanınmıştır
Kont Ostrororg İslâm Hukuku üzerinde çalışmış, Oxford ve Lahey üniversitelerinde öğretim üyeliği yapmış bir bilim adamı olup, 1900lü yıllarda Osmanlı hükümetinin daveti üzerine Adliye Nezaretinde hukuk ve sadaret müşavirliği görevlerinde bulunmuştur Bu arada İstanbul Darülfünununda öğretim üyeliği yapmış ve Osmanlı İmparatorluğu Hukuk Danışmanı unvanını kullanmıştır İstanbula yerleşmiş ve İstanbullu bir aileden Lorandoların kızı Jeanne ile evlenmiştir
Kont Ostrorog Türkçe, Arapça ve Farsçanın yanı sıra 7 lisanı çok iyi bilen bir kişi olup, aynı zamanda da piyano ve org çalan iyi bir müzisyendi I Dünya Savaşı sırasında Fransaya gitmiş, eşi Kontes Jeanne Ostrorog yalıda onun dönüşünü beklemiştir Çanakkale Savaşında yaralanan askerlere yalısının kapılarını açmış ve onların sağlıklarına kavuşması için elinden geleni yapmıştır
Kontes Jeanne Ostrorog 17 Ocak 1931de İstanbulda, Kont Leon Ostrororg ise 1932de Londrada Ritz Otelinde ölmüştür Her ikisinin mezarı da Feriköy Katolik Mezarlığındadır Ostrorog ailesinin Jean ve Stanislas isimli iki oğlu vardır Bunlardan Kont Stanislas Ostrororg Fransız Dışişleri Bakanlığında görev yapmış, Fransanın Delhi ve Pekin büyükelçisi olmuştur Diğer oğlu Jean Ostrorog İstanbulda büyükbabası Lorandonun Beyoğlunda Galata Mevlevihanesi yakınındaki konağında doğmuştur Galata Mevlevihanesi postnişini Ataullah Efendi komşusunu kutlamaya gittiğinde kontun büyükbabası Jean Ostrorogu şeyhin kucağına vermiş ve onun tarafından okunup üslenmiştir Bu olayı sonraki yıllarda Kont Jean Ostrororg yakınlarına ve dostlarına anlatırken “Ben kiliseden önce bir Mevlevi Şeyhince takdis edildim” diye övünmüştür
Kandillideki Kont Ostrorog yalısının yaklaşık 150 yılı aşkın bir geçmişi vardır Kont Leon Valerienin bu yalıyı Asker Ali Paşanın damadı, zamanın Adliye Nazırı Servet Paşadan satın alınmış, 1905 yılında da yanındaki Ahmet Aşkî Paşanın yalısı ile birleştirilerek genişletilmiştir Böylece iki yalının birleşmesi ile yeni bir yalı ortaya çıkmıştır
Günümüzde arkasındaki ana caddeden uzun bir merdivenle inilen yalı çiçekli bir bahçesi içerisindedir Bahçesinde 1882 tarihli bir hamam aynası, selsebil ve bir de çeşme bulunmaktadır Bu bahçeden oldukça geniş bir kapı ile yalının salonuna girilmektedir Bu salonun bütün kapıları açıldığı zaman önden deniz, arkadan da koru ve bahçe ile bütünleşmektedir

Yalının harem dairesi orta sofalı karnıyarık plan tipindedir Her iki katta da aynı plan düzeni tekrarlanmıştır Buradaki sofa dikdörtgen biçiminde olup, yalıyı ikiye bölmektedir Kısa kenarlardan birisinde giriş, diğerinde de merdiven bulunmaktadır Merdiven üç kollu olup, sofanın bahçe cephesini tümü ile kaplamaktadır Yalıya hem bahçe hem de deniz tarafından girilmektedir Giriş katındaki sofa taşlık olup, köşelerine dört geniş oda yerleştirilmiştir Bu odaların aralarında daha küçük bir oda ile helâlara yer verilmiştir
İki katlı, ahşap yalının irili ufaklı 15 odası vardır Kafesli dikdörtgen, ince uzun çerçeveli pencerelerinin ardına boydan boya sedirler yerleştirilmiştir Alt kattan iki taraflı merdivenlerle çıkılan üst kattaki salonun çevresinde de yine irili ufaklı odalar sıralanmıştır Yalının odalarının tavanları Osmanlı ahşap işçiliğinin en güzel örneklerini bir araya getirmektedir Yalının döşeme parkeleri ise 1940 yılında Bebekte yıkılan Köçeoğlu Yalısından satın alınarak buraya getirilmiştir Yalıya bitişik eski deniz hamamının üzeri kapatılarak salon haline getirilmiş ve Pierre Lotinin buraya ziyaretinden ötürü de bu bölüme Onun ismi verilmiştir Yalının içerisi antika eşyalar, halılar, çeşitli koleksiyonlarla zenginleştirilmiştir Buradaki Pekin işi antikaların, Çin vazoların, Çin lambalarının en güzel örnekleri bulunmaktadır Bunların yanı sıra zengin bir kütüphanesi bulunmaktadır
Ünlü Fransız yazar Pierre Loti ile Claude Farrere İstanbula gelişlerinde bu yalıda misafir edilmişler, onları Fransa eski Cumhurbaşkanı Georges Pompideu, Danimarka Prensesi Margarite, Dürrüşehvar Sultan gibi ünlüler de izlemiştir
|