Yalnız Mesajı Göster

İnceden İnceye İstanbull

Eski 11-04-2012   #14
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

İnceden İnceye İstanbull



Mahmut Nedim Paşa Yalısı (Üsküdar)



İstanbul ili Üsküdar ilçesi, Vaniköyde, Vaniköy Caddesi üzerinde bulunan bu yalıyı Viyana Sefiri Mahmut Nedim Paşa XIX yüzyılın ikinci yarısında yaptırmıştır Burada bulunan Mahmut Nedim Paşanın büyükbabası Selim Sabit Efendiye ait yalı yıkılmış, çevresindeki yalıların da arsaları satın alınmıştır

Yalı eklektik üslupta, harem ve selamlık olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir Yalının cadde yönünde de Ağalar Odası bulunmaktadır Selamlığın bahçesinde ise yalının müştemilatından olan ve yakın tarihlerde restore edilen, özelliğini yitirmiş bir yapı daha bulunmaktadır Yalının su gereksinimi rasathane sırtlarından toprağın altından ve üstünden geçirilen boruların oluşturduğu bir su tesisatı ile sağlanmıştır

Geleneksel Osmanlı ev ve yalı mimarisi tiplerinden bir örnek olup, iç sofalı plan düzeninde yapılmıştır Klasik üslupta bağdadi sıvalı ahşap karkas sistemi burada uygulanmıştır Yalının 13 odası ile iki sofası bulunmaktadır İki katlı haremin bir bölümünü oluşturan ve harem ile içeriden bağlantısı bulunan üç katlı, üzeri piramidal külahlı bir kule bulunmaktadır Bu kulenin her katına bir oda yerleştirilmiştir Harem bölümünün odalarının tavanları geniş ve uzun tahtalardan oluşturulmuş, geometrik desenlerle bezenmiştir

Deniz kıyısında rıhtımı olan yapının her iki katı birbirinden sade bir silme ile ayrılmıştır Cephe düzeninde altlı üstlü dikdörtgen söveli altışar pencere bulunmaktadır Yapının hamam ve mutfak mekânları haremin semin kat sofası ile bağlantılıdır Buradaki hamam iki bölümlüdür ve dökme mozaik zeminlidir Mutfak bölümü ise onarımlar sonucu özelliğini yitirmiştir

Yalının selamlık bölümü 1960lı yıllarda yanmış Y Mimar Sedat Hakkı Eldem tarafından eski yerinden biraz daha geriye çekilerek yeniden yapılmıştır Bu bölümün denize bakan cephesi ve çatısı dışında tüm aksamı ve planı değiştirilmiştir

Eski kaynaklardan yalının içeriye kadar uzanan geniş bir kayıkhanesinin olduğu ve buraya iki saltanat kayığının sığdığı öğrenilmektedir Bahçesinde bir de selsebili vardır Bahçenin harem bölümüne bitişik küçük bir yapı daha bulunmaktadır Günümüzde değişikliğe uğramış bu yapının Mahmut Nedim Paşanın oğlu Prof Nebil Bilhanın Kütüphanesi olduğu söylenmektedir Harem bölümü uzun yıllar Kızılay Hemşire Yurdu olarak kullanılmıştır

Günümüzde yalının harem ve selamlık bölümlerinin mal sahipleri farklı kişilerdir

Tırnakçı (Çürüksulu) Yalısı (Üsküdar)



İstanbul ili Üsküdar ilçesi, Salacak sırtlarında Ayşe Sultan Yalısının yanında bulunan bu yalı Enderun-ı Hümayundan yetişen Tülbetağası ve sonrada Mabeyinci ve Tırnakçı olan Mustafa Ağa yaptırmıştır Tırnakçı Yalısı 1798 yılındaki Açık Türbe Yangınında yanmıştır

Bugünkü Çürüksulu Ahmet Paşa Yalısı da Tırnakçızadelerin yaptırmış olduğu yalının yalnızca bir bölümünü oluşturmaktadır Bu yalının XIX yüzyılın başlarında yaptırıldığı sanılmaktadır Kaya temeller üzerine oturtulmuş olan bu yalıyı eski büyükelçilerden Muharrem Nuri Birgi 1968de satın almış, onarmıştır Yalıyı onaran YMimar Turgut Cansever XVI yüzyıldan kalma meşe sütunlara rastladığını söylemiştir Buna dayanılarak yalının çok daha eski tarihlere ait olduğu sanılmaktadır

Geniş bahçe içerisindeki yalının diğer örneklerinde olduğu gibi anıtsal bir görünümü bulunmamaktadır Giriş holü içerisinde yemek holüne yer verilmiştir Ancak iç mimarisi Avrupanın XIX yüzyılda Osmanlı mimarisine etkisini göstermektedir İki katlı olan yalının ince uzun geniş pencereleri Marmara Denizinin Sarayburnu kesimine bakmaktadır Karnıyarık planında yapılmış olan yalının her iki katında da ortada geniş sofalar ve bunun etrafına sıralanmış odalara yer verilmiştir Üzeri geniş saçaklıklı ahşap bir çatı ile örtülmüştür

Tırnakçızadelerin yaptırmış olduğu yalıdan ise günümüze hiçbir iz ve kalıntı gelememiştir

Köçeoğlu Yalısı (Üsküdar)

İstanbul ili Üsküdar ilçesi Çengelköyde bulunan bu yalıyı Sultan V Muratın ünlü sarrafı Agop Köçeoğlu 1780 yılında yaptırmıştır Boğaziçinin en güzel yapılarından olan bu yalı uzun yıllar harap bir halde kalmış, 1943 yılında da yıktırılarak ortadan kaldırılmıştır Ancak yalının orta salonuna ait bezemeli tavanı yıkıcılardan satın alınarak onarılmış Fatih Sultan Mehmetin yaptırmış olduğu Topkapı Sarayındaki İmrahor Odasına monte edilmiştir

Köçeoğlu yalısı harem ve selamlık bölümlerinden meydana gelmiştir Harem bölümüne ait uzaktan çekilmiş bir fotoğraftan bilgi edinilmektedir Buna dayanarak harem cephesinin selamlıktan daha geniş ve derinliği de daha fazla idi Yalı önünden geçen caddeye eli böğründelerle taşırılmış ve aşı boya ile boyanmıştır Yalı iki sofalı plan tipine göre yapılmıştı Ortada sofa ile yan avluya bakan küçük sofa haremi bahçeye açılan bir başka sofası daha bulunmakta idi Bu sofa ile selamlıkla bağlantı sağlanmakta idi Merkezi plan tipindeki harem sofasının köşeleri yuvarlatılmıştır Bu sofa deniz ve arka bahçeden iki sütunla ayrılmış eyvanlarla tamamlanıyordu Büyük sofanın dört köşesine de dört ayrı oda yerleştirilmişti Sonraki yıllarda deniz ve cadde yönüne üç ayrı odanın açıldığı bir yan sofa daha eklenmiştir

Yalıda alt ve üst kat planları birbirlerinin tekrarıdır İçerisi XVIII yüzyılın ikinci yarısını yansıtan motiflerle bezeli idi Dış görünümü içine göre oldukça sade idi Kesme taştan rıhtım duvarı üzerindeki zemin katı dış cepheye çok sayıda pencere ile açılmıştır Bu görünüm de yalıyı diğer Boğaziçi yalılarından ayırmaktadır YMimar Sedat Hakkı Eldem bu yalının bir restitüsyon projesini hazırlamıştır

Serasker Rıza Paşa Yalısı (Üsküdar)



İstanbul ili Üsküdar ilçesi Vaniköy Caddesinde bulunan bu yalı XIX yüzyılın ikinci yarısında yaptırılmıştır Yalının ilk sahibinin Mustafa Nuri Paşa (1824–1889) olduğu bilinmektedir Mustafa Nuri Paşa Sultan Abdülaziz (1830–1876 ) zamanında Mabeyn Başkâtibi olmuş, daha sonra Sadaret Müsteşarlığına getirilmiş, 1885te Evkaf Nazırı olmuştur İstanbulda ölmüş ve Süleymaniye Camisinin haziresine gömülmüştür

Yalı sonraki yıllarda Serasker Rıza Paşaya devredilmiştir Sultan Abdülmecit ( 1878–1909) müşiri Serasker Rıza Paşa (1809–1877) Divanyolunda Sultan Mahmut Türbesinin haziresinde gömülüdür

Yalı art-nouveau üslubunda, bodrum, zemin ve çatı katından, harem ve selamlık bölümlerinden meydana gelmiştir Günümüze yalnızca selamlık bölümü gelebilmiştir Yalı çeşitli dönemlerde yapılan onarımlar sonucu özelliğinden büyük ölçüde uzaklaşmıştır Cephe görünümü devrinin özelliklerini yansıtacak biçimde kemerler içerisine alınmış pencerelerle hareketlendirilmiştir İç mekânda orta sofa etrafında sıralanmış odalardan meydana gelmiş, üzeri geniş bir saçakla örtülmüştür

Mabeyinci Ragıp Paşa Yalısı (Kadıköy)

İstanbul ili Kadıköy ilçesi Caddebostanda bulunan bu yalı Ragıp Paşa tarafından XIX yüzyılın sonlarında Sirkeci Garının mimarı Jasmunda yaptırılmıştır Yalı 105000 altına çıkmıştır Yapıldığı Sultan II Abdülhamit döneminde yalı ile ilgili bir takım dedikodular yapılmış, bu arada II Meşrutiyetten ötürü de Ragıp Paşa bu yalıda oturamamıştır

Yalı Avrupa mimarisi etkisinde, kesme taştan yapılmış olup, iki kenarına çokgen gövdeli birer kule yerleştirilmiştir İki katlı olan yalının cephesi boş yer kalmamacasına pencereler, sütunlar, sütunçelerle doldurulmuştur İki yan kanattaki kuleler yapının ana bünyesinden bir kat daha fazladır İç kısmında barok ve rokoko üslubu karışımı bezemeler bulunmaktadır

Amcazade Hüseyin Paşa (Meşruta Yalı) Yalısı (Beykoz)



İstanbul ili Üsküdar ilçesinde Kanlıca ile Anadoluhisarı arasında bulunan Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı Sultan II Mustafa (1695–1703) devrinin sadrazamı Köprülü ailesinden Amcazade Hüseyin Paşa tarafından 1797–1698 yıllarında yaptırılmıştır

Amcazade Hüseyin Paşa, Köprülü Mehmet Paşanın erkek kardeşinin oğlu ve Fazıl Ahmet Paşanın da amcası idi Sultan II Mustafa döneminde çeşitli görevlerde bulunmuş, 1607–1702 yıllarında da Sadrazamlık yapmıştır Paşanın Fatih, Saraçhanebaşında bir de külliyesi bulunduğu gibi İstanbul ve Edirnenin çeşitli yerlerinde eserleri vardır

Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı selamlık ve harem bölümlerinden meydana gelmiştir Bunlardan harem dairesi selamlığın 70–80 m kadar güneyinde yer alıyordu Günümüze gelemeyen haremin eski fotoğraflarından iki katlı, iki büyük sofalı, 15–20 odalı olduğu sanılmaktadır Harem bölümünün denize yönelik çıkmalı üç geniş odası vardı Bu bölüme 1893 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Rumeli göçmenleri yerleştirilmiş bu nedenle tahrip olmuş ve bir yangın sonucu da ortadan kalkmıştır

Harem ve selamlık bölümünün arasında bir bahçe, arkasındaki tepenin eteklerine kadar uzanan geniş bir alanı vardı Kaynaklardan öğrenildiğine göre; günümüze gelen selamlık divanhanesinden çıkan bir yol Zarifi Paşa ve Esat Bey yalılarının altından geçerek hareme kadar ulaşırdı Amcazade Hüseyin Paşa yalısının yapımından sonra devrin ünlü şairi Nazım, bununla ilgili bir tarih düşürmüştür:

“Gazi Hüseyin Paşa yani Vezir-i Azam
Daldan dadı kuster destur-u kârı ferman
Çarhı saadet üzre yekta mehi cihantâb
Bucu şerefte Rahşan hurşidi alem ânâ
Mimarı tabı pâki deryaya karşu yaptı
Bir böyle hurrem âbâd mevayı hâlet efsâ
Guya bu tarhı rânâ bir şuhu bi bedeldir
Çıkmış kenara eyler rindana seyri derya
Eyvanı serbülendin seyr eyleyüp acem mi
Geçse yere hayadan taku revakı kisra
Ali binayı ziba kâşane-i zerandâd
Valâ makamı dikleş bünyadı ruh bahşâ
Didei Nazım hatif tarihini bu tarhın
Bahrı üzre tarhı ziba câyı Hüseyin Paşa
h1111 (1699)

Amcazade Hüseyin Paşanın vakfını yönetecek evlat ve soyunun oturmasını şart koştuğu bu yalının salonlarından Osmanlı hükümeti zaman zaman yararlanmıştır Burası bir süre hariciye köşkü gibi kullanılmış, Sultan III Ahmetin veziriazamı Damat İbrahim Paşa yabancı elçileri burada kabul etmiştir Yerli ve yabancı yazarların, gezginlerin hayranlıkla sözünü ettiği bu yalıda Karlofça Antlaşması nedeni ile Avusturya elçisine muhteşem bir ziyafet verilmiştir Devrin Vakanüvislerinin sözünü ettiği bu ziyafet, o zamanın İstanbulu için son derece önemli bir olay olmuştur Bunlardan öğrenildiğine göre davetliler çeşitli bayraklarla, fenerlerle süslenmiş üç büyük gemi ile birbirini izleyerek peş peşe yalıya gelmişlerdir 300 kürekçinin kürek çektiği gemilerin en büyüğünde Osmanlı devletinin önde gelenleri ile sefirleri bulunuyordu Kıyıya yaklaşırken yalının çevresinde yanıp sönen fenerler, meşaleler gemidekilerle birleşmiş, deniz üzerindeki kayıkların ışıkları da bunlara eklenince çevre bir renk cümbüşüne dönüşmüştü Bütün bunların yanı sıra gemilerin zincir gürültülerine yalıdan yükselen sazendelerin, hanendelerin şarkıları, ney, tambur, santur, kanun, nefir, musikâr ve keman sesleri karışmıştır Böylece Boğaziçi o güne kadar yaşamadığı ve bir daha yaşayamayacağı bir geceyi yaşamıştır

Amcazade Hüseyin Paşa Yalısının deniz üzerine eli böğründelerle, çıkmalarla, direklerle uzanan divanhanesi ondan sonra, 1650–1750 yıllarında Boğaziçinde yapılan en az 50 civarındaki yalıya da örnek olmuştur Yalının bezemeleri barok rokoko üslubundan etkilenmiş ve Osmanlı süsleme sanatı da onları tamamlamıştır

Cihannüma olarak nitelenen divanhane, ters T plan şeklinde olup, bu şekli ile üç yönden Boğaza bakış sağlanmıştır Kırmızı aşı boyalı yalının üç yanında sıralanmış pencereler, oldukça alçak tutulmuştur Bunun sonucu olarak da deniz üzerindeki gölge ışık oyunları tavanlara, duvarlara yansıtılmıştır Alçak pencereler ile saçak çizgisi arasında kalan cephe çıtalarla, üzerleri sivri kemerli düşey panolarla birbirlerinden ayrılmıştır Divanhanenin üzeri Osmanlı ağaç işçiliğinin, oymacılığının en güzel örneklerinden olan ahşap bir kubbe ile örtülmüştür Kubbe dışında kalan bölümler tekne tavanlarla örtülmüş, bunları geometrik şekilde ağaç işleri, mukarnaslar ve sarkma topuzlar tamamlamıştır Ahşap kubbenin altına da son derece sanatkârane, yekpare mermerden oyulmuş bir havuz yerleştirilmiştir Divanhanenin duvarları altın yaldızlı pano ve nakışlarla bir çiçek bahçesi gibi bezenmiştir Stalaktitli kornişler, çeşitli çiçek ve yaprak motifleri yalı duvarlarını boş yer bırakmamacasına kaplamıştır Burada kırmızı, kurşuni, beyaz renkli yapraklar arasındaki vazolardan çıkan güller veya yalın güller, laleler, karanfillerden oluşmuş buketler olup, mavi desenli beyaz çinili vazolar da onları tamamlamıştır Ayrıca pencere pervazları, kapı ve dolap kapakları fildişi bağ kakmalardan yapılmıştır

XIX yüzyıl sonu, XX yüzyıl başlarında kendi haline terk edilen yalı, ilk kez Türkiye Anıtlarının Korunmasına Yardım Derneği tarafından 1947 yılında kısmen onarılmıştır Ardından Milli Eğitim Bakanlığı yönetimindeki Topkapı Sarayı Müzesince onarılmıştır Bu onarımı YMimar Cahide Tamer tarafından yapılmıştır Bu arada yalının temelleri sağlamlaştırılmışsa da içeriye akan yağmurlar rutubete bezemelerde yer yer dökülmelere, ağaç işlerinde de bozulmalara neden olmuştur Son olarak yalı TAÇ Vakfı tarafından 1956 yılında yıkılmasını önlemek amacıyla kısmen onarılmıştır

Yalının eski selamlık dairesinin hamam, mutfak ve hizmetkârlar dairesinin bahçedeki, bugünkü sokak seviyesine kadar uzanan alanda olduğu sanılmaktadır

Göksu Yalıları (Beykoz)

XVIII-XIX yüzyıllarda Göksu kıyılarında sıralanmış bazı yalılar olduğu Bostancıbaşı Defterlerinden öğrenilmektedir Bu yalılardan hiçbir iz günümüze gelememiştir Bostancıbaşı Defterlerinde ismi geçen yalılar arasında İzzet Paşazade Sait Bey Yalısı, Sabık Şam Kapı Kethüdası İbrahim Bey veresesinin Yalısı, Hazine Kesedarı Efendinin yalısı, Mustafa Ağanın oğlunun yalısı, Tahir Ağazade Şakir Ağanın yalısı, Anadolu Kalemi Kâtibi Emin Efendinin yalısı, Gülsüm Hanımın yalısı, Yemişçizade Ahmet Beyin yalısı, Salih Ağanın yalısı, Osman Ağanın yalısı, Hacegândan Mehmet Bey ile hemşiresinin yalısı, Şam Valisi Silahtar Süleyman Kullarının yalısı, Sabık Kethüda Katibi Tayfur Ağanın yalıları bulunuyordu Bu yalılar sonradan el değiştirmiş, yerlerine yenileri yapılmış ve onlarla ilgili hiçbir iz günümüze gelememiştir

Vecihi Paşa (Prenses Rukiye Sultan) Yalısı (Beykoz)

İstanbul, Beykoz ilçesinde, Kanlıca Koyu, Körfez Caddesinde bulunan bu yalı Osmanlı döneminde çeşitli valiliklerde bulunan Vecihi Paşa tarafından yaptırılmıştır Vecihi Paşanın ölümünden sonra yalının selamlık kısmı kızı Necibe Hanıma, harem ve orta kısmı da oğulları Devlet Şurası Azası Aziz Bey ile İstinaf Mahkemesi Azası Muhlis Beye ve kızı Berlin Viyana Sefirliği yapan Sadullah Paşanın eşi Necibe Hanıma kalmıştır Bundan sonra Aziz Bey yalının orta bölümünü, Muhlis Bey haremi, Necibe Hanım da hissesine düşen selamlığı oğlu Nusret Beyin eşi Mısırlı Abdülhalim Paşanın kızı Rukiye Hanıma yüzgörümlüğü olarak vermiştir Kavalalı Mehmed Ali Paşanın torunu Prenses Rukiye tarafından da1895 yılında yalının selamlığını yıktırarak yeniden yaptırılmıştır Bu nedenle de yalı, Rukiye Sultan Yalısı olarak da tanınmıştır

Aziz Beyin hissesine düşen kısım ölümünden sonra yıktırılmış ve arsası bir Ermeniye rehin edilmiştir I Dünya Savaşı yıllarında Boğaziçinin Kanlıca yöresinde türeyen eşkıyalardan ve onların gönderdikleri tehdit mektuplarından ürken prenses yalıyı terk etmiştir Terk edilen yalı günden güne harap olmuş ve oturulamayacak duruma gelmiştir Bu yıllarda yalıyı satın almak isteyenler çıkmışsa da prenses yalıyı satmamış, sonunda yakınlarının teşviki ile Hıdiv İsmail Paşanın kardeş çocuğu Prenses İffet Hanıma satmıştır Prenses İffet Hanım yalının orijinal şeklini bozmadan onartmış, tavanlarındaki süslemelerin eksiklerini de tamamlamıştır Prenses İffetin ülkeden kaçmasının ardından 1957 yılında Özdemir Atman tarafından satın alınmıştır Yalı günümüzde Atman ailesinin konutu olarak kullanılmaktadır

XIX yüzyıla tarihlendirilen bu yalı Neo-Klasik üslupta, harem ve selamlık bölümü olarak yapılmıştır Yalının selamlık kısmı Prenses Rukiye Sultan tarafından yenilenmiştir

Yalı üç katlı, orta sofalı plan tipindedir Oval biçimdeki orta sofanın çevresine deniz ve bahçe yönlerini görecek biçimde birer eyvan ve sofaya açılan odalar yerleştirilmiştir Yalının son zamanlarda yapılan restorasyonu sırasında bu odalar kaldırılmış, yerlerine iki mutfak ve bir banyo yerleştirilmiştir

Bahçe içerisindeki yalının önünde denize yönelik bir rıhtım bulunmaktadır Yalının üçüncü katına bir balkon yerleştirilmiştir Ayrıca deniz cephesinde yalı boyunca yükselen çıkmada bulunan bu merdivenle ikinci kata çıkılmaktadır Yalının diğer yanında da ayrı bir girişi olup, zemin kattadır Yalının katları birbirlerinden kornişlerle ayrılmıştır Alt kat pencereleri sade ve demir parmaklıklıdır Orta kat pencereleri panjurlu olup, üzerlerine üçgen alınlıklar yerleştirilmiştir Oldukça geniş olan çatı saçağını ise zarif konsollar taşımaktadır Tavanlarında yer yer orijinal ahşap kabartma izleri bulunmaktadır

Zarif Mustafa Paşa Yalısı (Beykoz)



İstanbul ili Beykoz ilçesi, Anadoluhisarı Körfez Caddesinde bulunan bu yalının XVII yüzyılın sonu veya XVIII yüzyılın başında yapıldığı sanılmaktadır Yalıya ismini veren Zarif Mustafa Paşa yalıyı, Paşanın el yazısı ile yazdığı ve torunlarından birinin elinde bulunan anılarından 1848de satın aldığı öğrenilmektedir Ancak kimden aldığı belirtilmemiştir Kaynaklarda paşanın bu yalıyı üçüncü sahibi olan, Sultan II Mahmutun (1784–1839) Kahvecibaşılığını yapan, Enderundan yetişmiş Kani Beyden satın aldığı belirtilmektedir Kani Bey Sarıkçıbaşılık, Defter Eminliği yapmış ve 1849 yılında da ölmüştür

Sicil-i Osmanîden öğrenildiğine göre Zarif Mustafa Paşa Hassa Süvari Alay Kâtiplerinden olup, Mirliva ve Ferik olmuştur 1845 yılında Dar-i Şüra Reisi olmuş, 1846da bu görevden ayrılarak Mirmirani rütbesi ile Kudüs Mutasarrıfı olmuştur Bundan sonra 1847de Ferik rütbesine yükseltilmiş, 1849 yılında Konya ve Halep Valisi olmuştur Bu görevden kısa bir süre sonra azledilmiş, ardından Vidin ve Erzurum Valisi, Anadolu Ordusu Müşiri olmuştur 1859 yılında Meclis-i Vâlâ Azası olmuş 1863 yılında da ölmüştür Karacaahmet Mezarlığında gömülüdür

Mustafa Zarif Paşa Yalısı harem, selamlık ve mehtabiye köşkü olmak üzere üç ayrı bölümden meydana gelmiştir Mehtabiye köşkünün bir bölümü günümüze gelebilmiş ve bu bölüm çeşitli onarımlar nedeni ile özelliğini büyük ölçüde yitirmiştir Haremin bir kısmı 1918–1919 yıllarında yıkılmış, kalan bölümüne de 1971 yılında bir gemi çarpmış ve böylece harem bölümü günümüze gelememiştir Günümüze yalnızca selamlık kısmı gelmiştir Restore edilen bu bölüm iyi bir durumdadır Zarif Mustafa Paşa Yalısı yıkılmadan önce kayıkhanesi, bahçeleri, limonluğu ve ahırları ile birlikte Boğaziçinin en büyük yalılarından birisi idi



Zarif Mustafa Paşa Yalısının aşı boyalı iki katlı olan harem bölümünün ikinci kattaki yaldızlı odasının barok bezemeleri, ahşap kaplamaları, stalaktitli tavan bordürlerinin olduğu kaynaklarda belirtilmiştir Amcazade Hüseyin Paşa yalısı ile bu bakımdan benzerlikleri bulunmaktadır

Yalının iyi bir durumda günümüze gelen selamlık kısmı bazı kaynaklara Zarif Mustafa Paşanın torunu olan ve Devlet Şurası Azalarından Esat Beyin ismi ile geçmiştir Neo-Klasik devir özelliklerini taşıyan bu yapı iki katlı olup, sarı boyalıdır Orta sofalı plan tipinde olup, deniz cephesindeki üçgen alınlıklı konsolların taşıdığı bir bölümle dışarıya taşırılmıştır Orta sofa etrafında sıralanmış salon ve odalardan meydana gelen yalının katları silmelerle birbirlerinden ayrılmıştır Aydınlığı sağlayan pencereler dikdörtgen sıra halinde dizilmiş olmasına rağmen, denize çıkmalı bölümde yuvarlak kemerli pencerelere de yer verilmiştir Yalının hamamı sıcaklık ve soğukluktan meydana gelen klasik Osmanlı hamam planı şeklindedir

Rasim Paşa Yalısı (Beykoz)

İstanbul ili Beykoz ilçesi, Çubukluda bulunan Rasim Paşa Yalısının XIX yüzyılın sonlarında yapıldığı sanılmaktadır Yalı 1897 yılında yanmış ve ertesi yıl yeniden yapılmıştır Ancak bu kez eskisinden biraz daha küçük ölçüde yapılmıştır Yalıya ismini veren Trablusgarp Valisi Rasim Paşa öldükten sonra varisleri tarafından İstanbul Belediyesine satılmıştır Belediye yalıya herhangi bir fonksiyon verememiş, Belediye Meclisinin aldığı bir kararla İstiklal Savaşı komutanlarından Şükrü Naili Paşaya hediye edilmek istenmiştir Ancak paşa İstanbul Belediyesinin bu hediyesini kabul etmemiştir Bunun üzerine yalı özel idareye devredilmiş, ardından 36 İlkokul olmuştur Onarılmayan yalı okul olduktan sonra daha da harap olmuş, çöküntüler başlamış böyle olunca da okul başka bir yere nakledilmiştir Yalı da kendi haline bırakılmıştır Yalının restorasyonu 1988 yılında başlamıştır

Yalının mimarının kim olduğu bilinmemektedir Yapıldığı dönem ve ampir üslubu dikkate alınarak Balyan ailesinden biri tarafından yapıldığı sanılmaktadır Yalı zemin kat üzerine iki katlıdır Boğaziçindeki diğer yalılardan ayrı olarak simetrik bir plan burada uygulanmamıştır Harem ve selamlık olarak yapılan yalıda orta sofaların etrafına odalar sıralanmıştır Katlar arasında tek yönlü ve çift yönlü merdivenler bağlantıyı sağlamıştır

Yalı denizden üç, karadan da iki katlı idi Kuzey ve deniz cephesinde alınlıklı yapı boyunca yükselen çıkmaları bulunuyordu Yalının kara yönündeki cephesi diğerlerine göre daha sadedir Bu cephede silmeli, dikdörtgen pencerelere yer verilmiştir Diğer cephelerde ise dikdörtgen pencerelerin yanı sıra yuvarlak kemerli pencereler de onların yanına yerleştirilmiştir Denize bakan cephesinde iki uca birer tane, üzerleri üçgen alınlıklı ikili pencere yerleştirilmiştir Yalının girişi kuzey cephesinden üçgen alınlıklı merdivenli, dört sütunlu bir açıklıktadır Yalıda katlar birbirlerinden kornişlerle ayrılmıştır İç bezemesinde tavanlara önem verilmiş, geometrik çıtalı bezemelerin yanı sıra resimler de burada kullanılmıştır

Keçecizade Fuat Paşa Yalısı (Beykoz)

İstanbul ili Beykoz ilçesi, Kanlıcada bulunan Keçeci Fuat Paşa Yalısı XIX yüzyılda yapılmıştır Yalıyı Keçecizade Mehmet İzzet Efendinin oğlu Doktor Mehmet Fuat Paşa harem ve selamlık olarak büyük bir bahçe içerisinde yaptırmıştır

Keçecizade Mehmet Fuat Paşa (1815–1868) Sultan Abdülaziz zamanında iki defa sadrazamlık, seraskerlik, hariciye nazırlığı ve büyükelçiliklerde bulunmuştur Şair Keçecizade İzzet Mollanın oğlu olup, İstanbulda doğmuş, Tıphane ismi ile ilk defa açılan Tıp Fakültesinde eğitim görmüş ve hekim olmuştur Tophane Hekimi olarak Çengeloğlu Tahir Paşanın maiyetinde Trablus Seferine katılmıştır Bundan sonra hekimliği bırakarak diplomat olmak için 1837de Babıâli tercüme odasına girmiştir Çok iyi Fransızca bilen Fuat Paşayı o zamanın Hariciye Nazırı Büyük Reşit Paşa tarafından himaye görmüştür Mütercim-i Evvel ve Londra elçiliği başkâtibi (1838), Madrid elçisi (1844) ve Divanı Hümayun (1844) tercümanı olmuştur Ardından Bükreş ve Petersburg elçiliklerinde bulunmuş ve Sadaret Müsteşarlığına getirilmiştir Fuat Paşa Hariciye Nazırı iken Sultan Abdülaziz ile birlikte Avrupa seyahatine katılmış, aynı zamanda edebiyatla da ilgilenmiş Ahmet Cevdet Paşa ile birlikte ilk Osmanlı gramerini yazmıştır Bu eser sonradan Cevdet Paşa tarafından kendisine mal edilmiştir Nesir ve Divan tarzında şiirleri de bulunmaktadır

Keçeci Mehmet Fuat Paşa Molla, hekim ve devlet adamlığı yanında, güzel konuşması ve nüktedanlığıyla tanınmış, 1869 yılında Fransanın Nice kentinde vefat etmiştir, cenazesi bir Fransız gemisi tarafından getirilmiş İstanbulda Peykhane Sokağında kendi yaptırdığı caminin yanına gömülmüştür

Keçecizade Fuat Paşa bu yalıda Osmanlı İmparatorluğuna yön veren kararlar almış ve siyasi görüşmeler yapmıştır Burada düzenlenen toplantılara başta Sultan Abdülaziz olmak üzere yerli ve yabancı devlet adamları gelmiştir Kanlıca Muayidesi ismi ile tanınan bir antlaşma da yine bu yalıda imzalanmıştır O günlerde yalıyı sık sık ziyaret eden yabancı bir devlet adamı da Yalıyı şöyle tanımlamaktadır:

“Fuat Paşanın Kanlıcadaki yalısına ayak basan, kimin karşısına çıkacağını derhal anlar Zira yalının görünüşü bile büyüklük ishar eder Ali Paşanın konağı büyük bir konaktır, fakat Fuat Paşanın yalısına muhteşem tabirinden başka bir şey bulunamaz Boğziçinin dağları üstünde kurulmuş olan bu yalı arkadaki tepelere kadar uzayan büyük koruluklarla çevrilidir Koruluğun üst tarafına çıkıldığı zaman gözler Rumeli ve Anadolu kıyılarını tamamıyla kavrar Yalının etrafındaki mükellef bahçeler herkese açıktır Bildik ve yabancı kim isterse koruluğun altına girerek Boğazın güzelliklerini seyredebilir

Fransız gezgin yalıya bir sabah saatinde gitmiştir Kendisini Fuat Paşanın dairesi altında bulunan bekleme salonuna aldılar Salonda paşayı ziyarete gelen birçok Avrupalı iş adamı bulunuyordu Hepsinin koltukları altında planlar, projeler vardı Hepsi şimendifer gibi, kanal gibi sağlam banka teklifleri ile paşayı görmeye gelmişlerdi Hepsi de Onu ikna ederek bir iki milyon alabilme hülyasındaydılar

Fransız seyyah bu ziyaretçileri tetkik ederken üst kattan gelen bir piyano sesi salonu doldurdu Beklemekten yorulan ziyaretçi orada rastladığı İzmirli bir Rum dostu ile beraber kayıkla Boğaziçi gezintisine çıktı Rum dostu ona demişti ki; hele şöyle kayıkla bir gezinti yapalım karlı çıkarız Emin olunuz İstanbulda yegâne harika şu Boğaziçidir İnsan Boğazın sularında ne kadar gezerse, o kadar istifade eder Bir iki saat sonra döneriz Paşanın yalıdan çıkıp gittiğini öğreniriz ve üzüntüden kurtuluruz İsterseniz yarın gene Kanlıcaya gelebilirsiniz, bu defa bahçeleri koruları gezersiniz Fakat paşayı yalıda görmeyi aklınızdan çıkarmalısınız

Keçecizade Fuat Paşa oğlu Nazım Beyin Vükelâ Vapuruna binerken ölmesi üzerine bir süre için yalıyı terk etmiştir Fuat Paşanın ölümünden sonra da Sait Paşa yalıyı satın almak isterse de Sultan II Abdülhamit “Denizden Hıdiv İsmail Paşa Yalısına yakındır” diyerek buna izin vermemiştir Bunun ardından yalı Hıdiv İsmail Paşanın oğullarından Hüsnü Paşaya ihsan edilmiştir Onun ölümüyle de Sait Paşaya satılmıştır Meşrutiyetin ilanından sonra Şehzade Yusuf İzettin Efendi ile Sait Paşa arasında yalının arazisi yanındaki Çavuşpaşa Çiftliği için bir ihtilaf çıkmış ve taraflar mahkemeye düşmüşlerdir Bu durumdan da Sait Paşa kazançlı çıkmıştır

Keçecizade Fuat Paşanın yalısı çevrede tutuşan otlardan sıçrayan kıvılcımla yanmış, yalının yüksek taş duvarları bir süre ayakta kalmışsa da tehlikeli bir durum gösterdiğinden yıkılmıştır Yalının yanındaki kâgir kemerli su bendinin duvarları da Sultan Mehmet Reşatın emri ile yıkılmıştır Bunun da nedeni Sultan Reşat Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa ile Söğütlü Vapuru ile boğazı gezdikleri sırada birçok insanın bu kemerli duvarların altında oturduklarını görmüş, bu yüzden de çökme tehlikesi olabileceğinden ötürü bu duvarları yıktırmıştır

ACabir Vadadan öğrenildiğine göre yalının bahçesi büyük çam ağaçları başta olmak üzere çeşitli ağaçlarla kaplı idi Yalının arkasında Süngerli Köşk denilen bir yapı bulunuyordu Bu köşk ahşaptan olup, üst katında biri büyük diğeri de küçük odalar vardı Alt katında sünger taklidi merdivenler olmasından ötürü Süngerli Köşk ismi buraya yakıştırılmıştı Yalı ve arsasının cephesinin 125 m uzunluğunda olduğu, yanında kayıkhanesinin bulunduğu öğrenilmektedir

Marki Necip Bey Yalısı (Beykoz)



İstanbul ili Beykoz ilçesi, Anadoluhisarı Körfez Caddesi üzerinde bulunan bu yalıyı XIX yüzyıl sonlarında bir Fransız markisi yaptırmıştır Bu marki İslamiyeti kabul etmiş ve Ahmet Necip ismini almıştır Bu nedenle de Marki Necip Bey Yalısı olarak tanınmıştır Yalının mimarının bir İtalyan olduğu bilinmektedir

Yalı dört katlı ve bir de çatı katından meydana gelmiştir Deniz seviyesi ile üzerindeki yol arasında kot farkı olduğundan cadde yönündeki bir kapıdan yalının dördüncü katına girilmektedir Bu katta önce bir giriş holü, sonra da tonozlu küçük bir mekân vardır Burada alt katlara inen merdivenler bulunmaktadır Dördüncü katta denize cephesi olan geniş bir salon vardır Salonun önüne de oldukça geniş bir teras yerleştirilmiştir Yalının diğer katlarının planları birbirinin eşidir Birinci ve ikinci katlarda denize cephesi olan birer büyük salona yer verilmiştir Yalnız üçüncü kat ile ikinci katın salonuna balkon şeklinde bir bölüm eklenmiştir İkinci ve üçüncü katlarda bahçeye ve caddeye yönelik odalar sıralanmıştır Zemin katta ise deniz seviyesi boydan boya balkonludur Bu balkona kemerli beş pencere açılmaktadır Ayrıca yapının Anadoluhisarı yönündeki yan cephesine de küçük bir balkon yerleştirilmiştir İlk yapılışında kayıkhane olan bölüm de bir vitray ile kapatılmış, önü rıhtım olarak düzenlenmiştir

Zemin kattan bahçeye geçilir Bu geçişin bulunduğu bölüm yapı boyunca aynı yükseklikte bir çıkma şeklindedir Yalının bahçeye bakan cephesindeki zemin kat iki tarafı renkli taşlarla süslü, ince sütunlu ve dilimli kemerlidir Yalının içerisinde tavanlar ve salonlar bitkisel ve geometrik motifli kabartmalarla bezenmiştir

Erdoğan Demirören ailesi 1977 yılından beri bu yalıda yaşamaktadır Yalı 1983 yılında yanmış ve yeni baştan restore edilmiştir

Saffet Paşa Yalısı (Beykoz)

İstanbul ili Beykoz ilçesi, Kanlıca Vapur İskelesinin güneyinde bulunuyordu Bu yalıyı Ethem Efendi isimli bir kişi 1760 yılında yaptırmıştır Boğaziçinin en eski ve en bakımlı yalılarından biri olarak nitelenen bu yapı Sultan II Abdülhamit döneminde (1876–1909) altı kez Hariciye Nazırlığı, kısa bir süre de Sadrazamlık yapan Saffet Paşanın mülkiyetine geçmiştir Saffet Paşa bu yalıyı harap bir durumda 1865 yılında tamir ettirmiştir 1876 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda yapılan Ayastefanos Antlaşmasından (1878) sonra bu yalıda tarihi bir toplantı yapılmıştır Bu toplantılardan birisinde Saffet Paşa Kont Şövalov, İgnatiyef Salisburinin de bulunduğu bir heyete burada ziyafet vermiştir Ardından içlerinde Prusya Prensi Waldemar, Gloucester Düşesi, Bavyera Prensi Konrad, Somersed Maukham ve Agata Christienin de bulunduğu birçok ünlü kişi bu yalıda ağırlanmıştır Saffet Paşanın ölümünden sonra ailesine intikal eden yalının son sahiplerinden birisi de Kadri Cenani olmuştur

Saffet Paşa Yalısı harem ve selamlık olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir Ayrıca hamamı, kayıkhanesi de vardı Yalının harem bölümü 1920 yılında yıktırılmıştır Bundan sonra haremin arsası ile selamlık bahçesinin bir kısmı birbirinden ayrılmış, Saffet Paşanın ikinci oğlu Faiz Beyin kızı Aliye Hanımın oğlu Sedat Simaviye satılmıştır Sedat Simavi de 1939–1941 yıllarında burada yeni bir yalı yaptırmıştır Selamlık bölümü ise 1976 yılında yanmış, arta kalan duvar kalıntıları da yıktırılarak yerine bir betonarme yalı yapılmıştır

Saffet Paşa Yalısı çeşitli dönemlerde yapılan onarımlarla orijinalliğinden kısmen uzaklaşmış olmasına rağmen yine de Türk sivil mimarisinin örneklerinden birisi idi Harem ve selamlık bölümleri orta sofalı plan tipinin simetrik olarak uygulanmasından meydana gelmişti İki katlı yalının arka cephesinden ön cephesine kadar uzanan dikdörtgen sofaları bulunuyordu Katlar arasında bağlantıyı üç kollu merdivenler sağlıyordu Bu sofalara açılan dikdörtgen planlı farklı boyutlarda odaları vardı Bu odalardan bazıları ahşap direk ve konsollarla dışarıya doğru genişletilmiştir Selamlığın güney cephesinde bir eyvan içerisinde girişi vardı Bu girişin içerisine son derece güzel bir çini pano yerleştirilmiştir Buradaki zemin yükseltilmiş, mermerle kaplanmış, eyvanın önüne de Rodos işi çakıllarla bir bezeme yapılmıştı Yalının bütünü barok ve ampir üslubunu yansıtıyordu Odaların ahşap oymalı tavanlarındaki bezemelerinin Hasköy sandalcıları tarafından yapıldığı yalının son sahibi Kadri Cenani söylemiştir

Bu yalıdaki bir başka özellik de Batılılaşma dönemi Osmanlı sivil mimarisinin kendine özgü kemerli nişlerinin bulunuşudur Harem ve selamlık arasındaki avlu XIX yüzyılın sonlarında yapılan bir onarım sırasında ortadan kaldırılmış ve buraya bölümleri birbirine bağlayan iki koridor eklenmiştir

Sedat Simavi Yalısı (Beykoz)

İstanbul ili Beykoz ilçesi, Kanlıcada bulunan Saffet Paşa Yalısının yıktırılan haremi ile harem bahçesinin tamamı, eski Yedigün Müessesesinin sahibi, Hürriyet Gazetesinin kurucusu Sedat Simavi tarafından satın alınmıştır Burada 1938 yılında kâgir bir yalının yapımına başlanmışsa da II Dünya Savaşının çıkması ile yapı malzemesinin sağlanmasında güçlükler çıkmış ve yalı ancak 1941 yılında tamamlanmıştır

Eski Boğaziçi yalılarına benzemeyen bir mimari üslupta olan bu yalı Kanlıcada ilk kaloriferli bina olarak tanınmıştır

Halil Ethem Eldem (Osman Hamdi Bey) Yalısı (Beykoz)



İstanbul ili Beykoz ilçesi, Çubuklu İskele Caddesinde bulunan bu yapı Sultan II Abdülhamitin (1876–1909) sadrazamlarından Ethem İbrahim Paşa tarafından XIX yüzyılın ikinci yarısında yaptırılmıştır

Neo-Klasik üsluptaki yalı harem ve selamlık olmak üzere iki bölümlü simetrik düzende bir plana sahiptir Müşterek orta sofalı, iki yan sofalı ve iki bölümlü plan tipindedir Yalının zemin katı taş, üzerindeki iki katı ahşaptandır Her katın güney ve kuzey yönlerinde iki merdiven bir orta sofa, iki yan sofa, altı oda ve iki tuvaleti bulunmaktadır Yalının iki dış yüzü kavisli olup, orta sofanın iki yanındaki harem ve selamlık dairelerinin ikisi deniz yönüne biri de kara tarafına olmak üzere üçer odası bulunmaktadır Yalıya kuzey ve güney yan cephelerindeki merdivenli kapılardan girilmektedir

Dış cephe görünümünde birinci katta üçgen alınlıklı, demir şebekeli pencerelere yer verilmiştir Üst kat pencereleri oldukça sade olup, ahşap kepenklidir Yalının bahçesinde bulunan selsebil Kanlıcadaki Bahai Yalısından buraya getirilmiştir Bunun yanı sıra bahçede kaskatlı bir havuz ile iki küçük mermer çeşmeye de yer verilmiştir Yalının kayıkhanesi son onarımlar sırasında kapatılmıştır

Yalı uzun yıllar harap bir halde kalmış, 1988–1990 yıllarında yenilenmiş, betona dönüştürülmüş ve dış cephesi ahşap kaplanmıştır Plan özellikleri ise bozulmamıştır

Nuri Paşa Yalısı (Beykoz)



İstanbul ili Beykoz ilçesi, Kanlıcada bulunan bu yalı, Sultan II Abdülhamit döneminde Nuri Paşa tarafından 1895 yılında yaptırılmıştır Nuri Paşanın oğlu Marki Necip Yalısının sahibinin kızı ile evlenmiştir Sonraki yıllarda yalı eski bakanlardan Muhlis Erkmenin mülkiyetine geçmiş, daha sonra da Sadıkzadeler tarafından satın alınmış, son olarak da Rahmi Koçun mülkiyetine geçmiş olup, Rahmi Koç Yalısı olarak da anılmaktadır

Yalı XIX yüzyıl ikinci yarısında yapılmış art-nouveau üslubu yapılardan bir örnektir İki katlı ahşap yalı son onarımlar sırasında beton takviyeli olarak yenilenmiştir Yalı orta sofa etrafında sıralanmış odaların oluşturduğu plan düzenine göre yapılmıştır Yalının ortasında denize yönelik altlı üstlü birer balkonu bulunmaktadır Bunlardan üst balkon ahşap çatının devamı üçgen bir alınlıkla sonuçlanmaktadır

Mektupçu Ali Bey Yalısı (Beykoz)

İstanbul ili Beykoz ilçesi, Kanlıcada bulunan bu yalı, XIX yüzyılda Sadaret Mektupçusu Ali Bey tarafından yaptırılmıştır

Günümüze gelemeyen bu yalı geniş bir bahçe ve çam ağaçlarının arasında iki katlı bir yapı idi Harem ve selamlık bölümlerinden meydana gelen yalının Meşrutiyetin ilanı sırasında yıktırılmıştır Selamlık tarafında bulunan kayık havuzu ise 1925 yılında yol yapımı nedeni ile üzeri doldurulmuştur

Kezzubi Hasan Efendi Yalısı (Beykoz)

İstanbul Beykoz ilçesi, Kanlıcada bulunan bu yalı, XVIII yüzyılın sonu, XIX yüzyılın başlarında yapılmıştır Sokak seviyesinin 3 m altında bulunan bu yalı 1893 yılında yanmıştır Arkasındaki arazide bulunan köşkü ise zamanla harap olmuş ve 1937 yılında da tamamen yok olmuştur

ACabir Vadadan öğrenildiğine göre; yalı setler halinde ağaçlıklı bir alanda yapılmıştı Harem ve selamlıktan meydana gelen yalının mimari yapısı ile ilgili yeterli bilgi bulunmamaktadır

Asaf Paşa Yalısı (Beykoz)

İstanbul Beykoz ilçesi, Kanlıcada bulunan bu yalı XIX yüzyılın başlarında Selami Efendi bir kişi tarafından yaptırılmıştır Harem ve selamlıktan meydana gelen yalı iki ayrı bölüm halinde idi Arkasında da bir köşkü bulunuyordu Şerif Abdülmuttalip tarafından satın alınan yalı daha sonra Asaf Paşaya satılmıştır Asaf Paşanın ölümünden sonra yalı yıktırılmış, arsası Beşiktaş Muhafızı Hasan Paşanın torunu Vedia Hanıma satılmıştır Arkasındaki köşk de Karaköy Börekçisi Hüseyin Çeyrek tarafından satın alınmıştır

ACabir Vadadan öğrenildiğine göre; bahçe içerisindeki bu yalının bir de arka ile bağlantısını sağlayan halka açık tünel şeklinde bir yolu vardı Bu yalının arsasını 1938 yılında Bahriye Vekâleti Sıhhiye Müdürlüğünden emekli Mazhar Tan satın almış ve buraya kâgir bir köşk-yalı yaptırmıştır

Sahaflar Yalısı (Beykoz)

İstanbul ili Beykoz ilçesi, Kanlıcada bulunan bu yalı XVIII yüzyılın sonlarına tarihlendirilmektedir Yalının sahibi Sahaflar Şeyhi Vakanüvis Esat Efendi olup, ondan ötürü de Sahaflar Yalısı olarak tanınmıştır Mimari yönden bir özelliği olmayan bu yalı daha sonra Mirliva Şükrü Beyin mülkiyetine geçmiş 1911 yılında da yanmıştır

Rıfat Paşa Yalısı (Beykoz)

İstanbul ili Beykoz ilçesi, Kanlıcada vapur iskelesi ile Sahaflar Yalısı arasında yer alan bu yalı XVIII yüzyılda Rıfat Paşanın babası Hacı Ali Bey tarafından yaptırılmıştır Sadık Rıfat Paşa Meclisi Vâlâ, Ahkâmı Adliye ve Tanzimat azalıklarında bulunmuş, dört defa Hariciye, bir defa da Maliye Nazırlığında bulunmuştur Bu yalıyı daha sonra Sultan II Abdülhamitin kız kardeşi Cemile Sultan satın almış, Rıfat Paşa da Çubukluda deniz kenarındaki bir araziyi satın alarak buradaki körfezi doldurmuş, harem ve selamlıktan ibaret büyük bir yalı yaptırmıştır

Rıfat Paşa Yalısı Cemile Sultanın mülkiyetinde iken 1871 yılında yanmış, yangından arta kalan selamlık XIX yüzyılın başlarına kadar ayakta kalmıştır Daha sonra bu araziyi Yağcı Haci Şefik Bey ile ortağı satın almışlardır

Alıntı Yaparak Cevapla