|
Prof. Dr. Sinsi
|
İnceden İnceye İstanbull
İstanbul Yalıları 2
Naime Sultan (Gazi Osman Paşa) Yalısı (Beşiktaş)

İstanbul ili Beşiktaş ilçesi, Ortaköy Muallim Naci Caddesi üzerinde bulunan bu yalı aynı zamanda Gazi Osman Paşa Yalısı olarak da tanınmıştır Yalı Sultan II Abdülhamit tarafından Plevne kahramanı Gazi Osman Paşaya hediye edilmişti Yalı 1899da onarılmış, yenilenmiş ve yalıya Naime Sultan ile Gazi Osman Paşanın oğlu Kemalettin Paşa yerleşmiştir Bu nedenle de yalı Naime Sultan Yalısı ismi ile anılmaya başlamıştır
Yalının bulunduğu alanda daha önceki dönemlerde deniz hamamlarının bulunduğu kaynaklardan öğrenilmiştir Ayrıca dar bir yolla da buradan arkadaki bir köşke ulaşılıyordu Yalı kâgir bir zemin kat üzerine ahşaptan iki katlı olarak yapılmıştır Bunun üzerine bir de çatı katı eklenmiştir XIX yüzyılın sonunda İstanbulda yaygın olarak yapılan simetrik planlı yalı tiplerinin bir örneğidir Harem ve selamlık bölümleri çift koridorlu olarak aynı yapı içerisinde bütünleşmiştir Bu yapıda merkezi sofanın yerini simetrik holler ve bu hollere açılan merdivenler almıştır Salon ve odalar ise yapının cephelerinde yer alır Bunlar farklı büyüklüklerde olup, çıkmalarla bir takım balkonları meydana getirmişlerdir Böylece yapının cephesine hareketli bir görünüm kazandırılmıştır Cephe üçerli pencerelerden oluşan bir aks sistemine sahiptir Zemin katta oldukça basık olan kemerli pencereler üst katlarda daha büyük ve daha yüksek olarak düzenlenmiştir Çıkmalardaki pencereler ise daha büyük dikdörtgen çerçevelerin içerisinde yarım daire kemerlidir Bu kemerlerin üst kısımları ile alt kesimleri ahşap oymalarla bezenmiştir Cephelerdeki verandalar İon başlıklı, ince, yüksek ikişer kolonla hareketlendirilmiştir Ayrıca kat çıkmalarının köşelerindeki plasterler de yine İon şeklindedir
Yalının deniz cephesinde bulunan ekseni üzerindeki çıkma akroterli üçgen bir alınlıkla sonuçlanır Yakın tarihlere kadar bu yalı Gazi Osman Paşa Ortaokulu olarak kullanılmış, 2002 yılında da yanmıştır Günümüzde kendi haline terk edilmiştir
Enver Paşa (Naciye Sultan Yalısı) (Şah Sultan Yalısı) Yalısı (Beşiktaş)
İstanbul ili Beşiktaş ilçesi, Kuruçeşmede bulunan bu yalı günümüze gelememiştir Şah Sultana ait olup, daha sonra Enver Paşanın mülkiyetine geçmiştir Bu yalının ne zaman yapıldığı kesinlik kazanamamakla beraber XVIII yüzyılın sonunda veya XIX yüzyılın başlarında yapılmıştır Hazine-i Hassanın mülkiyetinde olan buradaki yalılar dizisi ile Enver Paşa Yalısı da mülk sahiplerinden geri alınarak Osmanlı sultanlarına verilmiştir
Bu yalıda uzun süre Hamdi Paşa oturmuş, ölümünden sonra Sultan II Abdülhamit (1876–1909) tarafından Sadrazam Edhem Paşaya ihsan edilmiştir Edhem Paşa Dâhiliye Nazırı olduğu sırada yabancı devlet misafirlerini burada ağırlamıştır Nitekim Avusturya-Macaristan Veliahtı Arşidük Rudolf 1884 yılında Edhem Paşayı burada ziyaret etmiştir Edhem Paşanın ölümünden sonra yalı Şüray-ı Devlet Reisi Sait Paşanın oğlu Şerif Paşanın mülkiyetine geçmiştir Şerif Paşa yalıyı tamir ettirirken yapı üslubunu bozmuş, denize yönelik bazı balkonlar eklemiştir Şerif Paşa bu yalıya yerleşmeye hazırlanırken Sultan II Abdülhamit yalıyı kız kardeşlerinden Mediha Sultana vermiştir Fatma Sultanın ölümü üzerine Mediha Sultan da bu yalıda fazla oturamamış Baltalimanındaki onun yalısına yerleşmiştir Bundan sonra yalı bir süre boş kalmış, Meşrutiyetin ilanı sırasında Meclisi Mebusan Reisi Ahmet Rıza Beye kiralanmış, ardından Enver Paşa ile evlenen Naciye Sultana düğün hediyesi olarak verilmiştir Bu nedenle de yalı Enver Paşa Yalısı ismi ile tanınmıştır
Enver Paşa yalının bahçelerini, arkasındaki sırtlarda bulunan korusunu yeniden düzenlettirmiş, korunun içerisine de Boğaziçine hâkim bir köşk yaptırmıştır Enver Paşa Yalısı iki katlı, kareye yakın dikdörtgen planlı, iki orta sofalı olup, ortadaki salonların çevresine odalar sıralanmıştır Büyük merdivenlerin bulunduğu sofa ovale yakın plandadır Buradaki sofalar birbirlerine koridor ve geçitlerle bağlanmıştır Sofalar arasındaki mekânlara servis odaları yerleştirilmiştir Bezeme yönünden oldukça sade bir yapıdır
Enver Paşa burada yerli ve yabancı devlet adamlarını kabul etmiştir I Dünya Savaşının sona ermesi ile birlikte Enver Paşa başta olmak üzere İttihat ve Terakkinin önde gelenleri İstanbulu terk etmişler ve yalı da kendi haline bırakılmıştır Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında Enver Paşa Yalısı, Kuruçeşmedeki kömür depoları yaptırılırken yıktırılmıştır
Arnavutköy Yalıları (Beşiktaş)
İstanbul ili Beşiktaş ilçesi, Arnavutköy Kıyılarında XVIII yüzyıldan itibaren daha çok İstanbulda yaşayan Rum zenginlerinin yalıları bulunuyordu Bunların arasında Hekim Mikeloğlu Nikolanın yalısı, yanında kardeşi Yelyanın yalısı, Mavridioğlunun yalısı, Delibeyzade Oğullarının yalısı bulunuyordu Günümüze bu yalılardan hiçbir iz gelememiştir Ayrıca Arnavutköy iskelesinden sonra Hekim Küçük Toma Dimetrakinin, Andonakinin, Konstantaki Reisoğlu Kabakulakın, Çuhacı Konstantinin, Buğdan Voyvodasının, Cevahirci Kasapbaşının yalıları da yine Arnavutköy ile Bebek arasına sıralanmıştı
Arnavutköyde Akıntıburnundan sonra ise Türklerin yaşadığı yalılar vardı Bunlar arasında Sahilhane Kaftan Ağası Hacı Mehmet Ağanın, Tershane Emini Hamdi Efendinin iki yalısı ile sabık Hazine-i Hümayun Kethüdası Ali Efendinin, Hasan Halifenin, Kasapbaşızadelerin yaptırmış olduğu yalılar bulunuyordu
XVIII yüzyılda Sultan I Abdülhamit devrinin sadrazamı Halit Hamit Paşanın Arnavutköyünde yalısı vardı Halil Hamid Paşa sadrazamlığı sırasında Paşakapısındaki konağında oturmasına rağmen çoğu kez de buradaki yalısına gelirdi Halil Hamid Paşanın idamından sonra Arnavutköydeki yalısının eşyaları saraya götürülmüştür
Sultan III Selim döneminin ünlü sadrazamı ve aynı zamanda Nizamı Cedid Ordusunun kurulmasında büyük hizmetleri olan İzzet Mehmet Paşanın da Arnavutköyünde yalısı vardı Paşa 1797 yılında yalının arkasındaki sırtlara padişah için bir de biniş köşkü yaptırmıştı Kaynaklardan öğrenildiğine göre bu köşkün iki yanında havuzlar, küçük bir koruluk ve çiçek bahçeleri vardı İzzet Mehmet Paşanın yalısına Sultan III Selim gelmiş ve kendisi için yaptırılan Biniş Kasrına çıkmıştır Padişah buraya gelince de İzzet Paşa kendisine bir at sunmuş, maiyetindekilere ise ayrı ayrı hediyeler vermişti Padişah burada, kasrın önündeki meydanda musiki dinlemiş ve akşam yemeğini yine burada yedikten sonra Beşiktaş Sarayına dönmüştür Ziyaretinin ertesi günü sadrazamına bir Hatt-ı Hümayun göndermiştir Cevdet Paşa tarihinden öğrendiğimize göre bu Hatt-ı Hümayun şöyledir:
“Müceddeden bina ve ihya eylediğin nüsretgâh gayet müferrih ve mahallinde olduğundan haz eyledim Dünkü günüm binişle varıp teferrüc ve safa eyledim Takdim eylediğin hedayadan mahsus oldum
Doğrusu tam mahallinde nezareti hoş mesire olmuş Haktaâla safayı hatır verip sair hidematı devletimde dahi nice nice mahasına muvaffak eylesin âmin ”
Sultan III Selimin ziyaretinden üç ay sonra Arnavutköyünde çıkan bir yangın şiddetli lodosun da etkisi ile yayılmış, köyün bütün dükkânları ile evlerini yakmıştır Bu yangın sonucunda İzzet Mehmet Paşanın yaptırdığı Biniş Köşkü, Halil Hamid Paşa Yalısı, Aziz Efendi Yalısı, Hasan Halife Yalısı, İzzet Mehmet Paşanın Yalısı, Mektupçu İbrahim Efendi Yalısı da yanmıştır Bu yangından sonra Arnavutköy yeniden imar edilmiş, iskeleden Akıntıburnuna kadar yine Rum ve Ermeni zenginlerinin yalıları yapılmıştır
Bebek Yalıları (Beşiktaş)
İstanbul ili Beşiktaş ilçesi, Bebekte XIX yüzyıl Bostancıbaşı Defterlerinden öğrendiğimize göre Arnavutköyden sonra Bebekte de çeşitli kişilere ait yalılar bulunuyordu Günümüze gelemeyen bu yalılar arasında Hekimbaşızade Necip Efendi Yalısı, Hazinedarbaşı Şakir Ağa Yalısı, Sultan II Mahmut dönemi Sadrazamı Salih Paşa Yalısı, Dürrizade Abdullah Molla Yalısı, Mustafa Efendi Yalısı, Yesarizade İzzet Efendi Yalısı, Dividigüzel Kerimesi Yalısı, Kadı Mehmet Efendi Yalısı, Soğancıbaşızade Kadri Bey Yalısı, Kambur Mustafa Efendi Yalısı, Cüce Hanım Yalısı, Abdullah Efendinin hazinedarı Osman Efendi Yalısı, Ömer Efendi zevcesinin yalısı, bebek ustası Mahmut Efendinin yalısı, Salih Paşanın yalısı, Dürrizadenin kardeşi Ata Efendinin yalısı, Müderris-i Kiramdan Tahir Efendinin yalısı, Şeyhülislam Esad Efendizade Mollar Efendinin yalısı, Nuri Efendinin Yalısı, İlyas Efendinin yalısı, Morevi Mustafa Efendinin yalısı, Mekke Mollası Abud Efendinin yalısı, Kazasker Sıtkızade Efendinin yalısı, Topçubaşızade Yakup Ağanın yalısı, Süleyman Raşit Efendizade Mehmet Beyin yalısı, Halil Ağanın eşinin yalısı, Çelebi Mustafa Paşazade Bekir Beyin yalısı, Musullu Ali Efendinin kızının yalısı, Hüdadar Beyin yalısı, Hasan Tahsin Efendinin yalısı bulunuyordu
Bebek kıyılarında bulunan çoğu II Mahmut dönemine ait olan bu yalıların bazıları yıktırılmış ve yeniden yapılmış, bazıları da yanmıştır
Hekimbaşı Behçet Efendi Yalısı (Beşiktaş)
İstanbul ili Beşiktaş ilçesinde, Bebek vapur iskelesinin yanında bulunan bu yalı XIX yüzyılda yapılmış olup, günümüze gelememiştir
Bu yalının ilk sahibi, kaynaklara göre Sultan III Selimin (1789–1807) Hekimbaşısı zamanın ünlü âlimlerinden Mustafa Behçet Efendidir (1774–1834) Behçet Efendi Sultan III Selimin 1805te hekimbaşısı olduğu sırada padişahın verdiği para ile bu yalıyı satın almıştır Yalıyı kimden satın aldığı ise bilinmemektedir Bu yalı tarihteki bazı siyasi toplantılara sahne olmuştur İngiltere ve Rusya elçileri ile Fransa Maslahatgüzarı 1831de burada Osmanlı hükümetinin temsilcileri ile Türkiye ile Yunanistan arasındaki sınır ile ilgili görüşmeler yapmıştır Behçet Efendinin ölümünden sonra kardeşinin oğlu Abdülhak Molla 1854 yılındaki ölümüne kadar burada yaşamıştır
Abdülhak Molla modern anlamdaki Mekteb-i Tıbbıye-i Şahaneyi kurmuş, bu nedenle de Reisül Ulema olarak tanınmıştır Ayrıca padişahın hekimbaşılığını da yapmış, yalısında bir de eczane kurmuştur Bu eczanenin girişinde bulunan “Ne ararsan bulunur, Derde Devadan Gayri” sözü bugün dahi kullanılmaktadır Bunun yanı sıra Saray-ı Hümayunda da bir başka eczane kurmuştur Bu eczanenin kapısına da “ Çaresiz olsa hekimi mutlak bula her derde deva Abdulhak” beytini asmıştır Aynı zamanda Abdülhak Molla devrinin nüktedan ve hoşsohbet kişilerinden idi Sultan II Mahmut, Hekimbaşı Behçet Efendi ve Abdülhak Mollayı bu yalıda iki defa ziyaret etmiştir
Abdülhak Mollanın tek oğlu olan Hayrullah Efendi, baba mesleği olan eczacılığın yerine mülkiyeyi seçmiş ve önemli görevlerde bulunmuş, Osmanlı tarihi ile ilgili eserler yazmıştır Hekimbaşı Yalısında uzun süre oturan Hayrullah Efendi burasını bir ara Keçecizade Fuat Paşaya vermiştir Keçecizade Fuat Paşanın oğlunun Vükela Vapurunda ölmesi üzerine de paşa üzüntüsünden Kanlıcadaki yalıyı terk etmiştir Bundan sonra Şekip Paşa Yalısına taşınmışsa da oraya sığamamış, Hayrullah Efendi de kendi yalısında kalmasını teklif etmiştir Keçecizade Fuat Paşa Hekimbaşı Yalısında, Hayrullah Efendi de Kanlıcadaki Hekimbaşı Yalısında kalmıştır
Hayrullah Efendi Bebekteki yalısına döndükten sonra Tahran Sefirliğine atanmış ve yalı İran Sefiri Hüseyin Hamaya kiralanmış, ardından da Mütercim Rüştü Paşaya satılmıştır Rüştü Paşanın ölümünden sonra Sultan II Abdülhamidin adamlarından Lütfi Ağanın oğlu Mabeynci Faik Bey yalıyı satın almıştır Sultan II Abdülhamidin kızı Ayşe Sultan burada yeni bir yalı yaptırmak isteyince de Faik Bey yalıyı satmak zorunda kalmıştır Bu nedenle Hekimbaşı Yalısı yıktırılmış ancak yerine Ayşe Sultanın istediği yeni yalı yaptırılamamıştır
Boğaziçinin ilk topografik haritasını yapan Mareşal Moltke Hekimbaşı Yalısı ve bahçesine de anılarında yer vermiştir:
“Muhibbim gerçi bütün tabiplerin başı ise de, tababet-i katiyen tahsil etmemiştir Müşarinileyhin gayet mebzul güller ile dolu harikulade latif bir bahçesi vardır Bahçe dağın uzunluğundaki etekte setler üzerine kâindir Oradan selvi ağaçlı bir mezarlıktan geçilip benim başlıca gezinti yerim olan eski bir kaleye kadar çıkılır ”
Hekimbaşı Yalısı mimarisi, iç düzenlemesi yönünden Boğaziçinin Avrupai üsluptaki yapılarından biri idi Bu yalıyı gezmiş olan bir yabancı gezgin de yalıyı şöyle anlatmaktadır:
“Küçükbebekte yegane şayanı dikkat ev Hekimbaşının yalısıdır Geniştir, garp usulünde tefriş edilmiştir Salonlarında oldukça güzel tablolar vardır Ziyaret ettiğim hekimbaşı elli yaşlarında, nazik, terbiyeli bir adam intibaını bırakmıştı Mukalemesinde bir nebatat aşığı olduğu hissediliyordu Türkiyedeki usulüne göre bana şekersiz kahve ile nargile ve aynı zamanda Avrupada fazla, ehemmiyetli olmayan fakat İstanbulda nadir yetişen bir küçük tabak çilek ikram etti Ziyaretimi Eylül sonunda yapmıştım ve çilek mevsimi geçmişti Buna rağmen Hekimbaşının bahçesinde hususi surette yetiştirilmiş çilekler bulunuyordu Yalının gerisinde muhtelif çiçeklerle süslenmiş ve türlü meyveleri, sebzeleri olan güzel büyük bir bahçe dikkati çekiyordu ”
Hekimbaşı Yalısı bezemesi, mimari yapısı ile Bebekin görkemli yapılarından birisi idi Pembe renge boyanmasından ötürü de Pembe Yalı ismi ile de tanınırdı Büyük, Ortanca ve Küçük Yalı isimleri ile tanınan üç ayrı bölümden meydana gelmişti İki katlı olan yalı sonradan eklenen bölümlerle dışarıya taşırılmış, altlı üstlü ince uzun pencereler de bütünü ile denize yönelikti Yalının dışarıya taşan bölümlerindeki çatı üçgen alınlıklar şeklinde idi Yalıda büyük divanhaneler, salonlar ve odalar vardı Arka bahçesi ise arkadaki Mahmut Baba Dergâhının bulunduğu Şehitlik Tepesine kadar uzanıyordu
Âli Paşa Yalısı (Hidiva Sarayı) (Beşiktaş)

İstanbul Beşiktaş ilçesi Bebek semti, Cevdet Paşa Caddesinde, Bebek Koyunun ortasında bulunan bu yalının yerinde Sultan I Abdülhamit Devri Şeyhülislamlarından Dürrizade Esseyyit Mehmet Ataullah Efendinin yalısı bulunuyordu Dürrizadeler Osmanlı padişahlarından itibar görmüş tanınmış bir Osmanlı ailesi idi Sultan I Mahmuttan Sultan II Mahmuta kadar geçen süre içerisinde beş Osmanlı şeyhülislamı bu aileden yetişmiştir
Sultan III Selimin kız kardeşi Hatice Sultan Mimar Mellinge Defterdar Burnundaki Neşet Abad Sarayını tamir ettirirken bir süre Dürrizadelerde misafir kalmıştır O sırada Şeyhülislam olan Dürrizade Esseyyit Mehmet Arif Efendi Sultana yalısının büyük bir bölümünü ayırmıştı Sultan III Selim de sık sık bu yalıya gelmiştir Dürrizade Arif Efendinin 1800 yılında ölümü üzerine yalı, oğlu Şeyhülislam Abdullah Efendinin mülkiyetine geçmişti
Osmanlı kaynaklarına göre bir Ramazan ayının Cuma günü Göksu Kasrına giden Sultan II Mahmut iftarı orda yapmak istemiş ancak, ani bir karar değişikliği yapması maiyetini telaşa düşürmüştür Bunun üzerine civardaki yalılarda oturan devlet ileri gelenlerine haber salınmıştır Bu sırada Bebekte Dürrizadelerin yalısına giden kişi Dürrizade Abdullah Efendiyi Delaili Şerif okurken bulmuş ve padişahın isteğini iletmişti Abdullah Efendi hiç telaş etmemiş padişahın gösterdiği bu iltifattan son derece memnun kalmış ve sonra da kethüdasını çağırarak “Cenabı Hak ömür ve şevketi şahanelerini Müjdat buyursun Şevketmeab efendimiz bizden taam ferman buyurmuşlar Bizim yemeklerimize uygun miktarda yemek ilave edip, takdim edin” demiştir İradesi karşısında vükelanın ne yaptığını soran padişah bu olayı dinledikten sonra gülmüş “Koca herif hakikaten kibardır” demiştir
Dürrizade Abdullah Efendinin ölümü üzerine yalının mülkiyeti Sadrazam Mehmet Emin Rauf Paşaya geçmiştir Onun ölümü ile de Sadrazam Ali Paşaya (1815–1871) geçmiştir Âli Paşanın sadareti ve Hariciye Nazırlığı sırasında yalı pek çok önemli konferans, ziyaret ve davetlere sahne olmuştur Burada Karadağ Konferansı (1858) toplanmış, Girit isyanını bastırma hazırlıkları yapılmış, Sultan Abdülazizin Avrupa ziyaretini iade etmek üzere İstanbula 1869da gelen İngiliz veliahdına bir davet verilmiştir Ayrıca İmparator Franz Joseph bu yalıda misafir edilmiştir Âli Paşanın 1871de yalısında ölümünden sonra Sultan II Abdülhamit (1876–1909) yalıyı satın alarak Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşanın annesi ve eski Hıdiv Tevfik Paşanın eşi Hıdiva Emineye 1896da hediye etmiştir Bazı kaynaklara göre, Abbas Hilmi Paşanın ölümünden sonra aylık masrafı 4000 altın olan yalının giderlerini varisleri karşılayamadığından satılmıştır Yine bazı kaynaklara göre de Hıdiva Emine Hanım yalıyı kendisi satın almıştır
Bu yalının ilk defa Dürrizadeler tarafından yapıldıktan sonra Sultan II Mahmut dönemi Sadrazamlarından Rauf Paşa tarafından yenilendiği de bazı kaynaklarda belirtilmiştir Günümüze gelen yapı XX yüzyılın başında yeniden yapılmış ve Hıdiva Sarayı veya Valide Paşa Yalısı olarak tanınmıştır Eski yalı 1902 yılında yıktırılmış 120 000 İngiliz Lirasına Mimar Raimondo DAranco tarafından yapılmıştır Günümüzde Mısır Arap Cumhuriyetinin İstanbul Başkonsolosluk Binası ve Başkonsolosluğun rezidansı olarak kullanılmaktadır
Boğaziçinin en önemli yapılarından olan bu yalı geniş cephesi, denize yönelik 64 00x28 00 ölçüsündeki cephe görünümü ile iki tam katlı, çekme ve çatı katları ile birlikte 5 000 m2 kullanım alanı bulunan küçük bir saray görünümündedir Dikdörtgen planlı olan bu yapı harem ve selamlık olarak iki ayrı bölümden meydana gelmiştir Eşit ağırlıklı olarak kütlesel görünümlü, iki bölümlü binanın plan şeması dış görünümünden de kendisini belli etmektedir Yalının denize dik ekseninin güneyinde harem, kuzeyinde de selamlık bölümleri vardır Her iki bölümün plan şemaları birbirinin eşidir Ortada büyük giriş holleri ile kabul salonları buradan üst kata çıkan merdivenlerin bulunduğu açık mekânlar dikkati çekmektedir Bu mekânların iki tarafına denize paralel dikdörtgen planın iki yanında sıralanmış salon ve odalar vardır Harem ile selamlığın birleştiği bölümün tam ortasına bir kış bahçesi yerleştirilmiştir Bu bölüm, harem ve selamlığı birleştiren koridorları birer kapı ile birbirinden ayırmıştır Yapının hol ve salonları plasterler, kolonlarla hareketlendirilen bölümlerin arkasında yan mekânlarla daha da genişletilmiştir
Günümüzde Konsolosluk binası olarak kullanılan selamlığın üst katında büyük bir kabul salonu ile büyük bir yemek salonu vardır Konsolosluğun rezidansı olan eski harem bölümünde ise yemek ve müzik salonlarına yer verilmiştir Yapının cephe görünümüne salonların geri çekilmesi veya öne çıkarılması ile hareket getirilmiştir Yapının deniz cephesindeki iki ucuna simetrik yüksek ve dik bir çatı ile kapatılmış bölümler ve bunların arkasında da çift kulelere yer verilmiştir Bu bölümlerde Avrupa mimarisinin etkileri açıkça görülmektedir Bunları denize yönelik sütunların taşıdığı balkonlar tamamlamıştır
Yalının içerisi bezeme yönünden oldukça zengindir Merdiven korkulukları ince dallar, asma filizleri, atkestanesi yaprakları, tomurcuk ve çiçeklerden oluşan bezemelerle süslenmiştir Özellikle merdivenleri taşıyan metal çerçeveler ile basamaklardaki kolonlar bitkisel motiflerle süslenmiştir Yer yer yaldızlı olan çok zengin renklere burada yer verilmiştir Metalden yapılmış olan çiçek ve yapraklar salonlardaki kolonların başlıklarında, tavan kasetlerinde de tekrarlanmıştır Kolonların başlıklarında İon üslubu volütler, Korinth üslubu lotüslere yer verilmiştir Ayrıca tavan kasetlerinde stilize çiçekler art-nouve üslubunu yansıtmaktadır Harem bölümündeki salonların duvarları pembe ve yeşilin ağırlık kazandığı desenli kumaşlar ve kâğıtlarla kaplanmıştır
Nazime Sultan Yalısı (Beşiktaş)
İstanbul ili Beşiktaş ilçesi, Kuruçeşmede, Sultan Abdülazizin (1861–1876) kızı Nazime Sultan Yalısı yanındaki Naciye Sultan Yalısı ile birlikte XIX yüzyılın ilk yarısında Hibetullah Hanım Sultana aitti Daha önce Şah Sultana ait olan bu yalı biri büyük diğeri de küçük olmak üzere iki ayrı yapıdan meydana geliyordu Bunlardan Ortaköy tarafındaki büyük olan yalı Enver Paşa ile evlenen Naciye Sultana, diğeri de Nazime Sultana verilmişti Kaynaklarda Nazime Sultana yalının ne amaçla verildiği belirtilmemiştir Bazı arşiv belgelerinde de 1900–1901 yıllarında onarıldığı yazılıdır
Nazime Sultan Ali Halit Paşa ile 1889 yılında evlenmiştir Yaşamıyla ilgili birbirleri ile çelişkili bilgiler bulunmaktadır Bazı kaynaklara göre; 25 Kasım 1895te ölmüş ve Sultan II Mahmut türbesine gömülmüştür Bazılarına göre de, Cünyede (Beyrut) 1947de ölmüş ve Şamdaki Sultan Selim haziresine gömülmüştür
Nazime Sultan Yalısının Raimondo dAronco tarafından tasarlandığı iddia edilmişse de bununla ilgili kesin belgeye rastlanmamıştır Yalı denize paralel uzun ve bol pencereli, önünde rıhtımı olan iki katlı bir yapı idi XIX yüzyılın sonlarına doğru sultan sarayları için uygulanan planlar uyarınca birbirlerine eşit büyüklükte harem ve selamlıktan meydana gelmişti Yalının giriş bölümünün üst katı at nalı kemerli bir cephe görünümüne sahipti Bu görünümü ile de Boğaziçindeki sultan yalılarından ayrılmaktadır Girişten sonra geniş merdivenlerle çıkılan salonlar siyah ve beyaz salonlar olarak isimlendirilmişti Salonların çevresine odalar sıralanmıştır Cephedeki çok sayıda pencereler özel bir konumdaki çerçeveler içerisine alınmış ve bunlar stilize bezemelerle hareketlendirilmiştir
Çırağan Sarayının yanmasından sonra bu yalı bir süre Meclis-i Mebusan binası olarak kullanılmış, hanedanın yurt dışına çıkarılmasından sonra satılmış, bir süre tütün deposu olarak kullanılmış ve sonra da yıkılmıştır
Yılanlı Yalı (Beşiktaş)

İstanbul ili Beşiktaş ilçesi, Bebek-Rumelihisarı Caddesi üzerinde bulunan bu yalıyı XVIII yüzyılın sonlarında Sultan I Abdülhamitin (1774–1789) veya Sultan III Selim (1789–1807) döneminde yapıldığı konusunda iki ayrı iddia bulunmaktadır Bunun yanı sıra yalının Sultan III Mustafa zamanında yapıldığı da iddia edilmiştir Ancak bunların hiç birisi de kesinlik kazanamamıştır Yalının ilk sahibinin Reisülküttab Mustafa Efendi olduğu ve çeşitli dönemlerde de onarıldığı bilinmektedir Bu onarımlardan en önemlisinin Raşit Efendi tarafından yapıldığı kaynaklardan öğrenilmektedir Reisülküttab Mustafa Efendinin ölümünden sonra varisleri yalıyı Kepçe Nazırı Mustafa Efendiye satmışlardır Daha sonra yalının mülkiyeti Raşit Efendiye geçmiştir Sonraki yıllarda Raşit Efendinin çocukları yalı ile ilgilenmemiş, yalı içerisindeki eşyalar dağılmış ve yapı uzun süre kendi haline kalmış, 1964 yılında da şüpheli bir biçimde de yanmıştır
Bu yalı sarp kayalıklar üzerinde tek katlı eli böğründelerle dışarıya taşkın biçimde yapılmıştır Harem ve selamlıktan meydana gelen yalının haremi biraz daha küçük ölçüde olup, geniş sofaları, Sakal-ı Şerif odası, meşkhanesi, selsebil odası ve arkasındaki hamamı ile kendine özgü bir görünümü vardı Bu odalar arasındaki Sakal-ı Şerif odasının ayrı bir önemi olup, Ramazan aylarında Teravih Namazı kılınır, Kandil ve bayramlarda da ziyaret edilirdi Harem kısmının 40 odadan meydana geldiği söylenirse de bu kesinlik kazanamamıştır Girişin hemen sağındaki büyük taş odada Raşit Efendi yaz aylarında hemen hemen tüm zamanını geçirmiş ve misafirlerini ağırlamıştır Yalının Türk Barok mimarisinin en güzel örneklerinden nakışlı tavanı, mermer şebekeli fıskiyeli havuzu, köşelerdeki selsebiller ile Raşit Efendinin çok sevdiği bu odanın ayrı bir görünümü vardı Odanın çevresi sedirler ve minderlerle kaplanmış, dolaplar onları tamamlamıştı
Yalının günümüze ulaşan selamlık kısmı geniş bir set üzerinde olup, Prof Dr Y Mimar Nevzat İlhan tarafından restore edilmiş ve yapının özgün mimarisi korunmuş, içerisindeki düzenlemeler günümüzün koşullarına göre uygulanmıştır
Yusuf Kamil Paşa Yalısı (Beşiktaş)
İstanbul ili Beşiktaş ilçesi, Bebekte bugünkü Kemal Sadıkoğlu, Villa Berkçay, Zamir Damar ve Nuri Çapa yalılarının bulunduğu yerde XIX yüzyıl başlarında İmamzade Esad Efendinin yalısı ile Sultan II Mahmutun Musahibi Sait Efendinin sahil sarayı vardı
Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa Sultan Abdülmecit zamanında Sami Paşa ile Yusuf Kamil Paşayı İstanbula göndermişti Paşalar önceleri Arnavutköy ile Mısırlı Hanımın yalısında bir süre misafir kalmışlar, sonra da kendilerine yeni bir yer aramaya başlamışlardı Yusuf Kamil Paşa bir gün kayıkla Bebekten geçerken İmamzade Esat Efendinin yalısını görmüş ve yanındaki Haydar Efendiye dönerek “Şu yalı benim olsa da bir güzel yaptırsam” demiştir Bir süre sonra da İmamzade Esat Efendi ile yanındaki Sait Efendinin yalılarını satın almış, her iki yalıyı birleştirmiştir Sonra da bu iki yalıyı yıktırarak yerine Fransız Mimar Gardniere daha büyük bir yalı yaptırmıştır
Yusuf Kamil Paşanın yaptırmış olduğu yalı ahşap olup, cephe görünümünde ortada üç, yanlarda da iki katlı idi Alt katta sofa yerine uygulanan mekân yuvarlak kemerli, sütunların taşıdığı bölümler halinde idi Simetrik plan düzenine göre yapılan yalının deniz tarafında iki yan sofası ile onların arkasına sıralanmış odaları vardı Yalıdan kafesli bir köprü ile arkasındaki koruluğa geçilirdi Korulukta yaptırdığı ek binalar teraslar üzerine oturtulmuştu
Yusuf Kamil Paşa Yalısını zamanın pek çok tanınmış kişisi ziyaret etmiştir Bunlardan birini Haluk Şehsuvaroğlu şöyle anlatmıştır:
“Böyle gecelerden birinde, devrin zariflerinden biri Yusuf Kamil Paşayı fevkalade eğlendirip, hoş vakitler geçirtmiş, Paşa da âdeti üzere kâhyasını çağırıp, efendiye 500 altın ihsan ettim, verirsiniz demiş Nüktedan zat o geceyi hayaller içerisinde uykusuz bir halde geçirmiş, 500 altını sabaha kadar nerelere harcayacağını bilememiş Diğer taraftan paşanın kâhyası Hüseyin Haki Efendi de bu mübalağalı ihsanı tashih ettirmiş ve ertesi sabah sabırsızlıkla kahvaltı tepsisini bekleyen nüktedan efendinin kahvaltı tepsisine bir zarf içerisinde 5 altın koymuştur Neye uğradığını şaşıran misafir hemen kâhyaya koşmuş;
— Galiba bir yanlışlık oldu Paşa hazretleri dün akşam bana 500 altın ihsan etmişlerdi Bu sabah 5 altın geldi
Hüseyin Haki Efendi;
— Bana verilen emir böyledir başka bir şey yapamam Şimdi kendileri merdivenden aşağıya inerler Siz vaziyeti arz ediniz demiş
Misafir sabırsızlıkla paşanın inmesini beklemiş ve tam paşa indiği sırada onu etekleyerek derdini anlatmış
Yusuf Kamil Paşa da;
—Aman efendim dün akşam işret esnasında bir halt etmişim Doğrusu bu sabah aldığınız ihsandır
Misafir bir selam daha verip:
— Aman efendim o haltı dün akşam değil şimdi işlediniz” demiş
Yusuf Kamil Paşa yalıyı sonradan Sait Halim Paşanın babası Mısırlı Prens Halim Paşaya satmıştır Sanatkâr ruhlu bir kişi olan Halim Paşa da yalıyı zevkine göre döşetmiş, koruda musiki âlemleri tertiplemiş, devrin tanınmış ressamlarını yalıda bir araya getirmiştir Bu arada tepede yaptırdığı köşkü de resim atölyesi haline sokmuştur Uçurumun üzerinde yapılmış olan bu köşkün ahşap odasından ötürü de eski Boğaziçililer buradan Bülbül Yuvası diye söz etmişlerdir
I Dünya Savaşı sırasında yalı Maarif Nezaretinin emrine verilmiş ve Darül Eytam haline getirilmiştir Bu yüzden yalı harap olmuş, 1928–1929 yıllarında yıktırılmıştır
Mazhar Paşa Yalısı (Sarıyer)
İstanbul Sarıyer ilçesi Emirgân-Baltalimanı arasında bulunan Mazhar Paşa Yalısı da günümüze gelemeyen yalılardandır Mazhar Paşa Sadrazam Büyük Reşit Paşanın oğlu idi Devlet yönetimine girmemiş, kendi başına yaşamış, Celmiz isminde bir Çerkez kızı ile evlenmiş, ondan Necmettin, Veliddin isimli iki oğlu ile Nemciye isimli bir kızı dünyaya gelmiştir
Mashar Paşa devrin ünlü aşçılarını yalısında bir araya getirmiş, onların hazırladığı yemekler Boğaziçinde uzun yıllar anlatılmıştır Paşa yalısında dostlarına, komşularına ziyafetler vermiştir Aynı zamanda yalıda yaşayan ağaların, uşakların, çırakların, sofracıların ve harem ağalarının işgüzarlığı terbiyeleri de çok ünlü idi Mazhar Paşa da haklı olarak bu durumdan hoşlanır, guru duyarmış Aynı zamanda musikişinas olan paşa gayet güzel tambur çalar, haremindeki saz takımı devrin en ünlü hocalarından ders alırmış
Mazhar Paşa Yalısı XVIII yüzyılda yapılmış iki katlı bir yapı olup, yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır Mimari yapısı hakkında da kesin bir bilgimiz bulunmamaktadır Bu yalı XIX yüzyılın sonlarına doğru yıkılarak ortadan kalkmıştır
Emirgân (Şerifler) Yalısı (Sarıyer)

İstanbul Sarıyer ilçesi, Emirganda bulunan bu yalı, Bizanslıların Selvili Orman (Kyparades) ismini yakıştırdığı yörede bulunmaktadır XIX yüzyılın ikinci yarısına kadar Miriye ait olan Emirganı Sultan III Mehmet (1593–1603) Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşundan Sultan III Murat (1574–1595) devrine kadar uzanan tüm resmi yazışmaları kitap halinde derleyen Nişancı Feridun Paşaya vermişti Bundan böyle de günümüzün Emirganı Nişancı Feridun Beyin yazlık bahçesi olmuş ve Nişancı Feridun Bey Bahçesi olarak anılmıştır
Sultan IV Murat (1623–1640) Revan seferi sırasında kendisine Revan Kalesini teslim eden Emirgüneoğlu Tahmasb Kuli Hanı, kethüdası Murat Ağayı ve adamlarının hayatlarını bağışlamıştır Bu arada Yusuf ismini alan Emirgüne Hana murassa kılıç, hançer vermiş ve üç hilat giydirdikten sonra üç tuğ ile Halep Valisi yapmıştır Kethüdası Murat Ağa da Beylerbeylik rütbesi ile Trablusşama gönderilmiştir Kısa bir süre sonra Yusuf Ağa idam, Emirgüneoğlu da azl olmuştur Sultan Murat son derece zeki hoşsohbet bir kişi olan Emirgüneoğluna haslar ile Feridun Bey bahçelerini vermiş ve onu kendisine Musahip yapmıştır Emirgüneoğlu da Feridun Bey bahçelerinde kendisine sahil saray niteliğinde bir yalı yaptırmıştır Bu yapıdan Evliya Çelebi de söz etmiştir:
“Cümle kapısı tarzı Acem üzere tarh olunmuş, dört duvarı billurdan bir hamamı vardır Gül ve gülistan içinde bulunan bu hamamdan bülbüllerin yuvalarında yavrularını besledikleri seyredilir Bu bağın dışında binlerce ağaç vardır ”
Zarif Orgundan öğrenildiğine göre de; “Feridun Bey bahçeleri denmekle malum Emirgüneoğlu Yusufun Naip ve Mutasarrıf olduğu bahçe ki hududu sahil-i bahirde vaki ayazmadan Müslüman mezarlığına ve oradan Tırnakçızade Mehmetin bağına ve ondan çeşmebaşı nam mevki denilerek binaların anlatılmasına geçilmiş, altı bab oda, sofa, büyük iki şahnişin, dehliz ve büyük havuzlu hamam akarsu, mutfak, kiler, yanında odalar ve bahçede meyve ağaçları ve diğer ağaçlarla su haznesi, büyük ahır, şahnişinli büyük oda ve üstünde üç şahnişinli ve şadırvanlı, altın yaldızlı, çinili oda ve şahnişinli odaya bitişik diğer odalar, üç dehliz ve bahçede bir kameriye ve su haznesi üzerinde bir köşk, dört oda, su dolabı ve bir dalyan ve bu hudut içerisinde tahminen 170 kile tohum ekilen tarlalar…”

Emirgüneoğlunun Emirgandaki güzel günleri çok uzun sürmemiş, Sultan IV Muratın (1623–1640) ölümünden sonra, iyi bir de ün yapmadığından ötürü idam edilmiştir Bundan sonra malına mülküne el konmuş, Boğaziçindeki bahçeleri, yalısı Sadrazam Kemankeş Mustafa Paşaya verilmiştir
Tarihi kaynaklar Emirgandaki yalının sürekli el değiştirdiğinden söz etmiştir Sultan III Mustafanın (1695–1703) emri ile önce devrin ilmiye ricalinden Mirza Mustafa Efendiye, onun 1722 yılında yalıda ölümünden sonra oğlu Mehmet Emin Salim Efendiye, Şeyhülislâm Vassaf Abdullah Efendiye, onun ölümünden sonra da oğlu Esat Efendiye geçmiştir Esat Efendinin mirasçısı olmadan ölümünden sonra Sultan I Abdülhamit (1774–1789) burada cami, hamam ve dükkânlar yaptırmış, yalının bulunduğu çevre de küçük bir köye dönüşmüştür
Emirgan Yalısı Sultan II Mahmut (1789–1807) zamanında yapılan Bostancıbaşı Defterlerinde Hazine-i Hümayun Baş Yazıcısı Feyzi Beyzade Mehmet Beyin üzerinde görülmüştür Daha sonraki yıllarda da Asakir-i Mansure-i Muhammediye Seraskeri Vidinli A Hüseyin Paşaya 1828-1829da satılmıştır Bundan sonra Mekke Emiri Şerif Abdiillah Paşa bu yalıyı satın almış, onun ölümü ile de Sait Çiftçiye satılmıştır Yalının selamlık bölümü Kültür Bakanlığı tarafından 1968 yılında kamulaştırılmıştır Harem bölümünde ise Sait Çiftçilere ait bir köşk bulunmaktadır İstanbulda 1840–1850 yıllarında yaşamış olan ve Ayasofyayı onaran G Fosatti Vidinli Hüseyin Paşa Köşkü ismi ile bu yapının bir de rölövesini çizmiştir
Emirgan Yalısı harem ve selamlık olmak üzere ahşap ve iki ayrı bölümden meydana gelmiştir Çeşitli ağaç ve çiçek bahçeleri ile kaplı geniş bir alan içerisindeki selamlığın bol ışıklı geniş pencereleri vardı Selamlık ve harem arasında geçişi sağlayan direkler üzerindeki asma köprü her iki yapıyı da birbirine bağlıyordu Yalı halkının bahçeye inmeden doğrudan doğruya selamlıktan hareme geçişini sağlayan bu köprü 1946 yılında yıktırılarak ortadan kaldırılmıştır İstanbul Üniversitesi Kütüphanesindeki Sultan II Abdülhamit devri fotoğraf albümündeki resimlerde bu köprü açıkça görülmektedir

Emirgan Yalısının haremi günümüze gelememiştir Selamlık kısmı şahnişinli, yonca planlı olup, ana salonunun üç cephesinde sıralanmış pencereler ile denize açılmış bir divanhane görünümündedir Amcazade Hüseyin Paşa Yalısının yazlık divanhanesini hatırlatan bu salonun ortasına fıskiyeli bir de havuz yerleştirilmiştir Selamlığın alt katı deniz tarafındaki penceresiz taş duvarların ardında kalmış, içeriye giriş yandaki yedi basamaklı bir merdivenle sağlanmıştır İlk yapıldığı dönemde burada bir de kayıkhane bulunuyordu Yalının önünden geçen yol nedeni ile bu kayıkhane iptal edilmiştir Yalının sahanlığının sağında bahçeye aşılan bol ışık alan camekânlı bir yemek odası solda da küçük bir oda vardır Yalının tüm odalarının duvarları, tavanları yağlı boya resimlerle bezenmiştir Aynı zamanda yaldızlı nakışlar, çiçek bezemeli motifler de onları tamamlamıştır Bu bezemeler barok üslupta olup, Topkapı Sarayı harem dairesi ile benzerlikler göstermektedir Bu bezemeler Çanakkale Bayramiç ilçesindeki 1789 tarihli Hadimoğlu Konağı ile de benzerlik göstermektedir
Yalı bahçesinde XX yüzyılın ilk yarısında yapılmış üç katlı müştemilat bulunmaktadır Bu bölüm Kültür Bakanlığının misafirhanesi olarak kullanılmıştır
Emirgan Yalısının müze olarak düzenlenmesi düşünülmüş bunun için de Topkapı Sarayı, Türk ve İslam Eserleri Müzesi ve Divan Edebiyatı Müzesinden, dışarıdan satın alınan eserlerle döşenmiştir Ancak müze kurulamamıştır
Emirgan Yalısı 1980 yılından sonra Kültür Bakanlığı, Türk ve İslam Eserleri Müzesinin yönetimine geçmiş, restorasyonu ve iç bezemeleri yapılmıştır Günümüzde Topkapı Sarayı Müzesinin yönetimindedir
Ferik Ahmet Afif Paşa Yalısı (Sarıyer)

İstanbul ili Sarıyer ilçesi, İstinye-Yeniköy sahil yolu üzerinde yer alan bu yalı Levazımat Reisi (İaşe İşleri Bakanı) ve Birinci Ferik Ahmet Afif Paşa (1852–1920) tarafından 1900–1910 yıllarında Mimar Alexandre Vallaurye yaptırılmıştır Bu yalının ilk sahibinin Koca Reşit Paşanın kızı Ferendiz Hanıma ait olduğunu Haluk Şehsuvaroğlu belirtmiştir Bu durumda Ahmet Afif Paşanın bu yalının yerine yenisini yaptırdığı anlaşılmaktadır
Yalı zemin üzerine iki normal bir de çatı katından meydana gelmiştir Yalının girişleri sağ ve sol yan cephelerinde üç kollu merdivenler ile sağlanmıştır Kara tarafı cephesinde ise yalnızca servis merdivenlerine açılan servis girişleri bulunmaktadır Yalının planı denize dik bir eksene göre simetrik olarak yapılmıştır Bu nedenle deniz cephesi dar, kara cepheleri daha geniş olup, yalının her odasından denizin görülmesi böylece sağlanmıştır Yalının ana merdiveni yalnızca iki katı birbirine bağlamaktadır Deniz cephesindeki köşe odaları küçük çıkmalar halinde denize yönelmiştir Bu yöneliş yalı mimarisinde tek bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır Ayrıca bu çıkmalar kuleler şeklinde daha belirginleştirilmiştir Mimari düzeninde dengeyi sağlayabilmek için de yalının kara tarafındaki iki köşesine de soğan kubbeli iki kule daha eklenmiştir
Yalının deniz cephesi, ince uzun pencereleri, pencereler ile katlar arasındaki boşlukları dolduran mimari dekorasyon ile hareketli bir görünüm sağlanmıştır Ayrıca ahşap panolar onları tamamlamıştır Burada Mimar Vallaury üç açıklıklı mimari ögelere de yer vermiştir İç mekânlarda ise birinci ve ikinci katlardaki tavanlar muşamba üzerine alçı ve altın varaklı kalem işleri ile bezemeler yapılmıştır Yan duvarlarda sistematik şekilde panolar halinde kalem işlerine yer verilmiştir Kara cephesindeki odaların tavan göbeklerinde ise ağırlık rokoko üslubundadır
Sait Halim Paşa Yalısı (Sarıyer)

İstanbul ili Sarıyer ilçesi, Yeniköy Köybaşı Caddesi üzerinde, Yeniköy vapur iskelesine 100 m uzaklıkta olan bu yalı XIX yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır Yalının mimarı Petraki Adamanti isimli birisidir Bu yalıda ampir ve eklektik üsluplar bir arada uygulanmıştır
Yalının ilk sahiplerinin Düzoğulları isimli bir aile olduğu, sonradan İstanbul Rumlarının temsilcisi olarak tanınan Logothete Nicolas Aristarhis isimli bir kişiye, sonra da V Lahos isimli bir Rum bankerinin mülkiyetine geçmiştir XIX yüzyılın sonlarında Sait Halim Paşa bu yalıyı satın almıştır
Sait Halim Paşa Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşanın torunu, Vezir Halim Paşanın da büyük oğludur Lozan Üniversitesi Siyasal Bilimler Bölümünü bitirdikten sonra paşalık unvanı ile devlet şurası üyeliğine getirilmiştir Sultan II Abdülhamit zamanında Mısır ve Avrupaya giderek jön Türk hareketlerinin önde gelen kişilerinden biri olmuştur İttihat ve Terakki Fırkasında rol almış, genel sekreterlik görevini de üstlenmiştir Meşrutiyetin ilanından sonra Türkiyeye dönerek Ayan üyeliği, Devlet Şurası Başkanlığı, Hariciye Nazırlığı yapmış, 1913te de Sadrazam olmuştur Sadaret Makamından 3 Şubat 1917de ayrılmasına rağmen Maltaya sürülmüştür Türkiyeye dönmesine izin verilmemiş Romada 1921de bir Ermeni komitacısı tarafından öldürülmüştür Mezarı İstanbulda Mahmut Paşa Türbesindedir
Sait Halim Paşa yalıyı Papa Kalfa isimli bir ustaya onarttırmış, bazı yeni ilaveler ve değişiklikler yaptırmıştır Bundan böyle yalı Sait Halim Paşa Yalısı ismi ile tanınmıştır Sait Halim Paşadan sonra oğlu Prens Halime geçen bu yalı 1968de Turizm Bankası tarafından satın alınmış ve yeniden restore edilmiştir Turizm Bankası ile TAÇ Vakfı arasında düzenlenen 16 6 1981 tarihli protokol uyarınca yalının iç süslemeleri dışında kalan restorasyon projeleri TAÇ Vakfı tarafından yapılmıştır Projeleri Y Mimar Sinan Genim hazırlamıştır Turizm Bankası 1989da Türkiye Kalkınma Bankasına dönüşünce de yalının yeni sahibi Türkiye Kalkınma Bankası olmuştur

YALI bahçesi yaz aylarında kısa bir süre restoran olarak işletilmiş, içerisi de XIX yüzyıl yalılarını yansıtacak biçimde müze-yalı olarak düzenlenmiştir Bir süre Başbakanlık yazlık konutu olarak kullanılan yapıda resmi toplantılar yapılmıştır
Sait Halim Paşa yalısı eski kaynaklardan öğrenildiğine göre, setler halinde koruluklara kadar uzanıyordu Boğaziçinin pek çok yalısında görüldüğü gibi burada da arkadaki sırtlara bağlanan bir köprüsü vardı Yalı harem ve selamlık olmak üzere iki ayrı bölümden meydana gelmiştir Denizden bakıldığında kuzeyi harem, güneyi de selamlıktır Her iki bölüm aynı yapıda birleştirilmiştir Yalı bahçesine Boğaz yolu üzerindeki kapıdan girilmektedir
Yalı bahçesine Boğaz yolu üzerindeki kapıdan girilmektedir Yalı bodrum üzerinde iki katlı olup, rıhtımında harem ve selamlığa açılan kapılar bulunmaktadır Bu kapıların önündeki iki aslan heykelinden ötürü de yalıya Aslanlı Yalı ismi verilmiştir Yalının cepheleri çıkmalarla yer yer hareketlendirilmiş, alt ve üst katları bir kornişle ikiye bölünmüştür Ahşap panjurlu pencerelerin bir kısmı üçgen alınlıklarla sonuçlandırılarak cephe hareketliliğine farklılık getirilmiştir Yapı ana planı doğrultusunda orta sofa çevresinde sıralanmış odalardan meydana gelmiştir Sait Halim Paşanın yaptırdığı onarımlarda orta sofa bir merdiven holüne dönüştürülerek denize yönelik geniş cephe Venedik odası, Altın Oda, Japon Odası isimleri altında üç büyük odaya dönüştürülmüştür Yalının ortasında yer alan merdiven çatıdaki fenerler bu dönemde yapılmış ve onlara bir de denize yönelik balkon eklenmiştir
Camekânlı girişten birkaç basamak çıkıldıktan sonra harem ve selamlık hollerine ulaşılmaktadır Harem holünün alçı, nakış ve kakma işlerle zengin bir bezemesi vardır Buradan barok üsluptaki bir merdivenle üst kata çıkılmakta, bahçeye yönelik tarafta yekpare kristal avizeler ile duvarlardaki tablolarla zengin bir görünümü olan yemek salonuna girilmektedir Buraya bir de çalışma odası eklenmiştir
Selamlık bölümünün girişi ahşap lambrili ve Kütahya çinileri ile kaplıdır Girişin karşısındaki duvara da Venedikli ressam Clementin oldukça büyük bir tablosu yerleştirilmiştir 1865 tarihli olan bu tabloda bir av sahnesi canlandırılmış ve Sait Halim Paşanın babası Kavalalı Mehmet Ali Paşa da burada görüntülenmiştir

Selamlık girişinin sağındaki bekleme odasından resmi kabullerin yapıldığı orta mekâna oradan da hareme geçilmektedir Osmanlı İmparatorluğunun I Dünya Savaşına girmesinde büyük etkisi olan Türk-Alman ittifakı 2 Ağustos 1914te Sadrazam Sait Halim Paşa ile Alman elçisi Wangenheim tarafından bu orta mekânda yapılmıştır İttihat ve Terakki Cemiyetinin önde gelen kişilerinden Enver Paşa, Talat Paşa ve Büyük Cemal Paşa Sait Halim Paşa ile birlikte sık sık toplantılar düzenlemiştir
Sait Halim Paşa Yalısının bezemeleri XIX yüzyıl Batı üslubu ile Osmanlı sanatının bir çeşit bütünleşmesinden oluşmuştur Yalının iç dekorasyonunda eklektik üslup kendisini açıkça göstermektedir Burada zengin altın yaldızlı bezemeler içerisinde alçı kaplamalar, kabartmalar, sedef bağa ağaç işçiliği, bitkisel geometrik şekiller, yazı ve resimler bir uyum içerisinde bir arada kullanılmıştır Osmanlı, Mısır ve XVI Louis üslubu mobilyalar, Murana avizeleri de onları tamamlamıştır Ayrıca kaynaklarda, Aleexandere, Berrchere, Clement, Crapalet, Dalpy, Henery, Leray, Roullet, Valery gibi ünlü ressamların eserlerinin yanı sıra Mahmut Celaleddin, Kazasker Mustafa İzzet Efendi, Hafız Osmanın yazıları, Kütahya çinileri, bronz heykeller ve çeşitli Osmanlı-İran halılarının da bu yalıda bulunduğu belirtilmiştir
Sait Halim Paşa Yalısı 1995 yılında bilinmeyen bir nedenle kısmen yanmış, içerisindeki eserlerin ne olduğu konusunda çeşitli iddialar ortaya atılmıştır Yalı yeniden restore edilmiştir
Kocataş (Necmettin Molla) Yalısı (Sarıyer)
İstanbul ili Sarıyer ilçesinde bulunan bu yalı Abraham Paşa, Molla Bey, Necmettin Molla Yalısı isimleri ile de tanınmıştır XIX yüzyılın sonlarında Neo-Klasik üslupta, ahşap, bağdadi tekniğinde yapılan Abraham Paşa Yalısı Kocataş Yalısının yanında bulunuyordu Bu yalı yanarak ortadan kalkmıştır Kocataş Yalısı Sultan II Abdülhamit (1876–1909) döneminde kısa bir süre Sadrazamlık yapan daha sonra da Adliye Nazırı olan Abdurrahman Nurettin Paşa tarafından Mimar Sarkis Balyana yaptırılmıştır
Bu yalı arkasındaki 17 123 m2lik bir alanda yer almıştır Üç katlı yalının ortasındaki ana bölüm ve bunun iki yanındaki ikişer katlı servis binalarından meydana gelmiştir Bu binalarla ana bina arasında katlarla bağlantı bulunmaktadır Asıl yapıya dört sütunun taşıdığı bir portikten girilmektedir Bu portiğin üzerindeki iki kat dışarıya çıkıntılı olarak yükselmiştir Bu çıkmanın son katının üzerinde üçgen şeklinde bir alınlığa yer verilmiştir Cephelerdeki düz ve basık kemerli olan pencerelerin tümü panjurludur
Girişin hemen ardında yer alan taşlığa ikisi karşıda olmak üzere dört kapı açılmaktadır Bu kapılardan sağ ve soldakilerden ikisi şömineli odalara açılır Karşısına gelen camekânın hemen ardında yine sağ ve solda yan binalara geçişi sağlayan koridorlar vardır Aynı zamanda burada önce çift sonra da tek yönlü olarak üst kata çıkan ana bir merdiven bulunur Bu merdiven rokoko üslubunda dökme demir korkulukludur Duvarları ise yağlı boya natürmort boyalarla bezenmiştir Merdivenin birinci sahanlığından camekânlı geniş bir kapı arka balkona açılır İkinci kattaki sahanlıktan büyük bir salona geçilir Bu salonun çevresinde de yan odalar bulunmaktadır Burada yanlardaki kapılardan alt katta olduğu gibi yan binalara geçiş sağlanmıştır Bu salonlar kabartma alçı rokoko bezemelerle süslenmiştir
Yalının üçüncü katında basık tavanlı odalar bulunur Bunların hizmetli odaları olarak kullanıldığı sanılmaktadır Yan taraftaki servis binalarında da mutfak ve kilerler vardır
|