Yalnız Mesajı Göster

İnceden İnceye İstanbull

Eski 11-04-2012   #27
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

İnceden İnceye İstanbull



İstanbul Müzeleri 1

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'ne Bağlı Müzeler

İstanbul Arkeoloji Müzeleri (Eminönü)



İstanbul Eminönü ilçesinde, Gülhane Parkı girişinin sağından Topkapı Sarayı Müzesine çıkan Osman Hamdi Bey Yokuşunun bitiminde yer alan Arkeoloji Müzeleri, Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşkten meydana gelmiştir Bu nedenle de birkaç müzeyi kapsadığından ismi “İstanbul Arkeoloji Müzeleri” olmuştur

Türkiyedeki ilk müzecilik çalışmaları Sultan Abdülmecit zamanında Tophane Müşiri Ahmet Fethi Paşa (1801–1858) tarafından başlatılmıştır Topkapı Sarayı dış avlusunda bulunan ve Osmanlı İmparatorluğunun cephane ve silah ambarı olarak kullanılan Aya İrini (Hagia Eirene) Kilisesinde Mecma-i Esliha-i Atika (Eski Silahlar Koleksiyonu) ile Mecma-i Asar-ı Atika (Eski Eserler Koleksiyonu) ismi altında kurulmuştur Bundan sonra Osmanlı İmparatorluğunun tüm valiliklerine genelgeler gönderilerek bölgelerindeki eserlerin buraya gönderilmesi istenmiştir

Bu yıllarda yabancı hafirlerin Anadoluda kazı yaptıkları ören yerlerinde buldukları önemli arkeolojik eserlerin yurt dışına kaçırılmalarını önlemek amacı ile bazı çalışmalara başlanmıştır İstanbuldan gönderilen genelgelere olumlu yanıtlar alınmış ve bazı eserler İstanbula gönderilmeye başlanmıştır Bununla beraber, eserlerin yurt dışına kaçırılması da önlenememiştir


Aya İrini Kilisesinde toplanan bu eserler ilk defa müze ismi ile Ali Paşanın (1815–1871) sadrazamlığı, Saffet Paşanın (1814–1883) Maarif Nazırlığı sırasında Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) ismi altında açılmıştır Bundan kısa bir süre sonra müze kapatılmış, Ahmet Vefik Paşanın 1872de Maarif Nazırı olmasından sonra da Müze-i Hümayun yeniden kurulmuş ve yönetimi DrPhilipp Anton Dethiere bırakılmıştır Dethierin müdürlüğü sırasında HScliemann Troiada bulduğu eserler Yunanistana kaçırılmış, Dethier bu eserlerin geri alınması için çaba sarfetmiştir Atinada açılan dava kazanılmış olmasına rağmen Osmanlı İmparatorluğunun maddi yönden sıkıntı içerisinde olmasından ötürü belirli bir ücret karşılığı davadan vaz geçilmiştir

İlk Asar-ı Atika Nizamnamesi 1874 yılında yayınlanmış, bu yönetmeliğe göre bulunan eski eserlerin yalnızca üçte birinin yurt dışına götürülmesi öngörülmüştür Bu arada Dethierin Kıbrıstan 88 sandıklık eski eserleri yurda getirmesi ve Anadoludan gelen eserlerin artması sonucunda yeni bir binaya gereksinim duyulmuştur Ancak maddi imkânsızlıklardan ötürü, yeni bir müze yapımı yerine Çinili Köşkün müzeye dönüştürülmesi uygun görülmüştür Çinili Köşkte yapılan düzenlemeler, eserlerin taşınması uzun zaman almış ve müzenin açılışı 1880 yılında yapılmıştır Müzedeki eserlerin katalogu da bu sırada hazırlanmıştır



Dethierin ölümünden sonra 1881de Sadrazam Ethem Paşanın oğlu Ressam Osman Hamdi Bey Müze-i Hümayun müdürlüğüne atanmıştır Onun atanması ile de Türk Müzeciliği yeni bir boyut kazanmıştır Osman Hamdi Bey eski eserlerin koleksiyonlarını bilimsel yönden yaptırmış, teşhir ve tanzimi yenilemiştir GMendele müze katalogunu hazırlatmış, müzedeki eserlerin daha da zenginleşmesi için 1883–1895 yıllarında Nemrut Dağında, Myrnada, Kymede, Aiolia Nekropollerinde, Lagina Hekate mabedinde kazılar yaptırmış, burada ortaya çıkan eserleri müzeye getirmiştir Bunun ardından Saydada 1887–1888 yıllarında Krallar Nekropolünde yaptığı kazılarda dünyaca ünlü İskender Lahdi denilen lahit başta olmak üzere, Ağlayan Kadınlar, Satrap, Likya ve Sayda Kralı Tabnitin lahitlerini bularak gemi ile müzeye getirmiştir Çinili Köşk bu kadar çok eserin sergilenmesi için yetersiz kalmıştır Bu nedenle yeni bir müze binasına gereksinim duyulmuştur Osman Hamdi Bey saraydan aldığı izinle Çinili Köşkün karşısına o dönemin ünlü mimarlarından Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlisi hocalarından Mimar Aleixandre Vallaurye yeni bir müze binası yaptırmıştır

Yeni müze Lahitler Müzesi veya Asar-ı Atika Müzesi olarak 13 Haziran 1891de açılmıştır Aynı zamanda yeni yapılan bu müze XIX yüzyılın sonunda dünyada müze binası olarak tasarlanan ilk on müze arasında olup, Türkiyenin ilk arkeoloji müzesidir Bundan sonra yeni yapılan müzede başta Sayda Lahitleri olmak üzere diğer eserlerin teşhir ve tanzimi yapılmıştır

Müze koleksiyonlarını Balkanlardan Afrikaya, Anadolu ve Mezopotamyadan Arabistan Yarımadasına ve Afganistana kadar uzanan Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisindeki çeşitli kültürlere ait eserler oluşturmaktadır



Cumhuriyet döneminde İstanbul Arkeoloji Müzeleri ismini alan müzenin yapımından yüz yıla yakın bir süre geçmesinden ötürü teşhir ve tanzim eskimiş, eserler sayıca artmış ve bir depo niteliğine bürünmüştür Bunun üzerine eskiyen bina restore edilmiş, yeni bir sergileme yapılmış ve müzenin Topkapı Sarayı avlusuna bakan arka cephesine, ona bitişik olarak dört katlı yeni bir ek bina yapılmıştır Bunun için çalışmalara 1988 yılında başlanmış ve yeni düzenleme 1991de tamamlanmıştır Müzenin kuruluşunun 100yılı olan 13 Haziran 1991de ek binalarla birlikte yeniden ziyarete açılmıştır

İstanbul Arkeoloji Müzelerinde eserler Arkeoloji, Eski Şark Eserleri ve Çinili Köşkte ayrı ayrı sergilenmiştir Müzenin arkeoloji bölümündeki en önemli eserler arasında Sayda Kral Nekropolünden getirilen İskender Lahti, Ağlayan Kadınlar Lahti ve Satrap Lahti başta olmak üzere Arkaik Dönemden başlayarak Roma dönemi sonuna kadar gelen çeşitli heykeller, Kyme, Milet ve Ilgında bulunmuş Ana Tanrıça Kybele heykelleri, adak stelleri bulunmaktadır Ayrıca Halikarnasos Maoseleumuna ait kabartmalar, Bergama Zeus Sunağına ait heykel parçaları, Kuvvet Tanrısı Bes, İskender başı, Aphrodisias, Ephesos ve Miletosta bulunan heykeller; küçük ölçüdeki çanak çömlekler, pişmiş toprak figürinler; hazine bölümünde değerli süs eşyaları, takılar ve sikkeler bulunmaktadır Ayrıca yeni yapılan müze ek binasında da Anadolunun Çevre Kültürleri Bölümünde Kıbrıs, Filistin, Suriye, Beyrut, Sayda, Sebasteia, Magito gibi önemli kültür merkezlerinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılan eserler sergilenmektedir Müzenin Anadolu ve Truva Kültürleri Bölümünde Trakyadan Troiaya, Frigyaya ve Gordiona kadar uzanan alanda ortaya çıkan eserler sergilenmiştir

Eski Şark Eserleri Müzesi



İstanbul Arkeoloji Müzelerinin girişinin sol tarafında bulunan yapı, 1883 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi Âlisi (Güzel Sanatlar Akademisi) olarak Osman Hamdi Bey tarafından Mimar Alexandre Vallaurye yaptırılmıştır Uzun süre okul olarak kullanılmış, Sanayi-i Nefisenin 1917de Cağaloğlundaki yapısına taşınması ile bina Müze-i Hümayuna verilmiştir O zamanki müze müdürü Halil Ethem Bey Eski Önasya eserlerini, Klasik, Helenistik, Yunan, Roma ve Bizans eserlerinden ayırarak bu müzenin temelini atmıştır Alman uzman Eckhard Unger 1917–1919 ve 1932–1935 yıllarında Eski Şark Eserleri Müzesini düzenlemiş ve bu konuda da yayınlar yapmıştır Eski Şark Eserleri Müzesi 1963–1973 yıllarında restore edilerek yeniden düzenlenmiştir Bundan sonra yeniden onarılan ve yeniden düzenlenen müze 8 Eylül 2000 tarihinde ziyarete açılmıştır

Müzede Mezopotamya, Mısır ve Anadolu kültürleri ile İslam öncesi Arap Yarımadasına ait eserler sergilenmektedir Bunların başında eski ve yeni Sümer çağlarına ait eserler, Mısır firavun mezarlarına ait buluntular, Asur, Babil, Hatti, Hitit ve Urartu eserleri sergilenmektedir Ayrıca bu bölümde 70000 levhadan oluşan çivi yazılı tablet koleksiyonları bulunmaktadır Bu eserlerin büyük bir kısmı da XIX yüzyıldan başlayarak IDünya Savaşına kadar geçen süre içerisinde yapılan arkeoloji kazılarından ortaya çıkarılmıştır Eserlerin bir bölümü de Osmanlı İmparatorluğunun valileri ve paşaları tarafından toplanarak gönderilmiştir



Müze 1974 yılında yeniden ziyarete açılmıştır İki katlı bir yapı olan müzenin üst kat sergi salonlarında Mezopotamya, Mısır ve Arap eserleri sergilenmektedir Müzenin alt katı tablet arşivi, büro ve müze depolarına ayrılmıştır

Müzenin 1 nolu salonunda İslam öncesi Arap eserleri bulunmaktadır Bunların çoğunluğunu Güney Arabistandan gelen eserler meydana getirmiştir Burada çeşitli kitabeler, kabartma levhalar, mezar taşları ve adak heykelleri sergilenmektedir

Müzenin 2 nolu salonunda Mısır koleksiyonları bulunmaktadır Bunların başında özel koleksiyonlardan gelenler ile kazı buluntuları yer almaktadır Sfenksler, steller, sunaklar, lahitler, mezar ve mabet buluntuları bunların arasındadır Mısır XII-XIII sülaleye ait lahitler, cenaze alayını gösteren renkli papirüs, Tanrı Horus heykeli, Ölüler Diyarı Tanrısı Osirisin heykeli, Teb şehri nekropolünde bulunmuş mezar steli, arslan başlı Ateş Tanrıçası, Sekhmetin heykeli bu bölümdeki önemli eserler arasındadır

Müzenin 3–6 nolu salonlarında Mezopotamya eserleri bulunmaktadır Bunların büyük bölümünü Dicle ve Fırat nehirleri arasında, IDünya Savaşından önce yapılan kazılarda ortaya çıkarılan eserler oluşturmaktadır Bunların başında Halaf, Nineve, Eski Sümer Çağı, Yeni Sümer Çağı, Akad, Eski ve Orta Babil Çağı eserleri, Orta Asur Çağı, Yeni Asur Çağı eserleri ile Babil Çağı eserleri gelmektedir Ayrıca bu bölümde Mezopotamya mühürleri de sergilenmektedir Bu bölümde Yeni Asur Devletinde vezirlik etmiş olan Bel-Harran-Beli-Ussurun steli, Asur Banipalin kabartması, İştar kapısına giden merasim yolu üzerindeki çini kabartmalar, Eski Akad Kralı Naramsinin steli, Sümerlerin boğa başı, Lagaş Kralı Ur-Nanşenin adak kabartması bulunmaktadır



Müzenin 4 nolu salonu tamamen Urartu eserlerine ayrılmıştır Bunlardan küçük bir grup Toprakkale kazılarında ortaya çıkarılmış, çoğunluğu da satın alma yolu ile müzeye kazandırılmıştır Büyük çoğunluğunu keramikler, çanak-çömlek parçaları, kemerler, takılar, adak levhaları ve mühürler oluşturmaktadır

Müzenin 7–9 nolu salonlarında Anadoludan ele geçen tarih öncesi çağlara ait eserler bulunmaktadır Zincirli ile Hattuşaş (Boğazköy) kazılarında ele geçen eserler bu bölümün başta gelen kültür varlıklarıdır Zincirli şehir kapısı ortostatı, Yerkapı sfenksi, Teşup steli, Zincirli bazalt kapı arslanı, Maraş sfenksi, Zincirli sfenksli sütun altı da diğer eserler arasındadır

İlk Tunç Çağına, Hatti kültürüne, Orta Tunç Çağına, Koloni Devri yerleşmelerine, Eski Hitit, Hitit ve Geç Hitit kralları dönemine ait eserler çoğunluktadır Bunların arasında Kadeş Antlaşması bu bölümün en önemli eseridir

Müzenin Çivi Yazılı Belgeler Arşivinde Mezopotamyanın on, Anadolunun da iki eski yerleşme yerinden gelmiş tabletler, 12si büyük, 8i küçük olmak üzere dünyanın en zengin koleksiyonlarından birini oluşturmaktadır Bunların büyük çoğunluğu Osman Hamdi Beyin eski eserleri koruma amacı ile çıkarttığı Nizamname uyarınca yapılan kazılarda ele geçmiş, diğerleri de çeşitli tarihlerde satın alınmıştır Bu tabletler tarih, hukuk, tıp, edebiyat, ekonomi ve dini konuları içermektedir Ayrıca matematik, astronomi, sihir gibi konuların yanı sıra çeşitli mektuplar da bu arşivde yer almaktadır Yaklaşık olarak 74000 adet olan bu tabletler depolarda ve teşhirde bulunmaktadır Müzede bu tabletlerin pek az bir bölümü sergilenebilmektedir

Çinili Köşk Müzesi



İstanbul Arkeoloji Müzelerinin avlusunda bulunan Çinili Köşk, Topkapı Sarayı yapı topluluğunun bir bölümü olarak Fatih Sultan Mehmet tarafından 1472de sur içerisinde, Sarayburnundaki koruluk içerisinde yaptırılmıştır

Çinili Köşk Osmanlı sivil mimarisinin Selçuklu etkisinde yapılmış İstanbuldaki tek örneğidir Kaynaklarda yeterince isminden söz edilmeyen bu köşkün mimarı bilinmemektedir Fatih Sultan Mehmet (1451–1481) dönemi tarihçilerinden Tursun Bey, Çinili Köşkü sırçadan yapılmış bir yer olarak nitelendirmiştir Sultan IV Murad (1623–1640) zamanında köşk içerisinde yeni düzenlemeler yapılmış ve bu arada ayna taşından bir tavus kuşu kabartmasının bulunduğu bir çeşme de buraya eklenmiştir Çeşmenin iki tarafındaki kitabelerde de buradan Sırça Saray olarak söz edilmiştir

Köşk 1737 yılında kısmen yanmış ve bu nedenle de onarım sonrasında, özellikle cephe mimarisi değişmiştir XIX yüzyılda Aya İrinideki müzenin yetersiz kalmasından ötürü eserler buraya taşınmıştır 1910 yılında restore edilmiş, II Dünya Savaşı sırasında kapatılmış, 1942de de yeniden onarılırken 1880 yılında ön kısmına eklenen merdivenler kaldırılmıştır Daha sonra bu onarımlar 1948–1953 yıllarında da devam etmiştir


Çinili Köşk iki katlı taş bir yapıdır Yapımında beyaz köfeki taşlar kullanılmış, yan ve arka cephelerinde de kırmızı tuğladan dolgulara yer verilmiştir Köşkün Haliçe bakan çıkmalı arka cephesinde tuğla dolguların alt katında kilim deseni biçiminde bezemeler olduğu biliniyorsa da bu kısım özelliğini yitirmiştir Köşkün ön cephesinin ortasında bulunan çinilerle kaplı büyük bir eyvandan içeriye girilmektedir Bu girişin yanlarında derinliği fazla olmayan kemerli nişler bulunmaktadır Köşkün asıl katında orta mekâna açılan dört eyvanlı bir şema görülmektedir Üzerleri kubbe ve tonozlarla örtülmüştür

Çinili Köşkün en başta gelen özelliği dış cephesi ile büyük eyvanının iç yüzeyini ve içerdeki odaların bir bölümünü kaplayan çinilerdir Mozaik tekniğinde yapılmış olan bu çiniler firuze renkli zemin üzerine kufi yazılar ve geometrik desenlerden meydana gelmiştir

Çinili Köşk 1737 yangınından sonra bir süre saray ağalarına tahsis edilmiş, 1953 yılında İstanbulun 500 Fetih yılı dolayısı ile Fatih Sultan Mehmete ait giysiler, silahlar ve fermanlar burada sergilenmiştir Başlangıçta Fatih Müzesi olan köşk, daha sonra Türk-İslam ve Osmanlı çini keramiklerinin sergilendiği bir bölüme dönüşmüştür Bu müze 1981 yılında Topkapı Sarayından alınarak İstanbul Arkeoloji Müzelerine bağlanmış, 1990 yılında yenilenen sergileme ile İstanbulun fethinin 539 yılında, 28 Mayıs 1992de ziyarete açılmıştır

Müzede Türk çağına ait çini ve keramiklerin ilk örnekleri, Selçuklu çini ve keramikleri, XIV yüzyıla tarihlenen ve İznik çini atölyelerinde yapılan XIV-XVI yüzyıl çinileri, XIV-XVI yüzyıl Milet keramikleri, Milet işi mavi-beyaz kandiller, İznikte yapılan Haliç işi keramikler burada sergilenmektedir Ayrıca XVI yüzyıl ortalarına doğru İznikli çini ustalarının kobalt mavisi ve firuzenin yanı sıra adaçayı yeşilinden zeytin yeşiline kadar değişen yeşilin çeşitli tonlarından oluşmuş mor ve eflatun ile birlikte kullanılan sert hamurlu Şam işi keramikler de burada bulunmaktadır Bunların yanı sıra XVI-XIX yüzyıla kadar üretilmiş çeşitli keramikler, çiniler, Kütahya çinileri ve Çanakkale keramikleri de müzede bulunmaktadır



Müzedeki eserlerin başında figürlü çini parçaları, yıldız çiniler, haç şeklinde çiniler, tabaklar, kâseler, mavi-beyaz tabaklar, mavi-beyaz bordür çinileri, firuzeli mavi-beyaz tabaklar, tepelikler, çok renkli kâseler, bardaklar, sürahiler, XIII yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen Anadolu Selçuklu mihrabı, Haseki Hürrem Sultan Medresesine ait pencere alınlığı, Kütahya işi gülaptanlar, ibrikler, kapaklı kâseler gelmektedir

İstanbul Arkeoloji Müzeleri yeniden düzenlenerek açılmasından sonra 17 Avrupa Ülkesinden 46 müze arasında Avrupada Yılın Müzesi Ödülünü kazanmıştır

Alıntı Yaparak Cevapla