Yalnız Mesajı Göster

İnceden İnceye İstanbull

Eski 11-04-2012   #41
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

İnceden İnceye İstanbull



İstanbul Deniz Fenerleri

İstanbulun çevresindeki denizlerde geceleri gemilere yön vermeye yarayan bu ışıklı kulelerin Bizans devrinden beri varlığı bilinmektedir Bizansın kıyı köylerinde yaşayan bekçilerin bazıları geceleri yanlış ışık vererek gemilerin karaya oturmasını sağladıktan sonra soygun yaptıkları da bilinmektedir Bizans bu suçu işleyenleri kazığa oturtarak cezalandırmış ve bu korsanlığı böylece önlemeye çalışmıştır İstanbula gelen gezginlerin seyahatnamelerinde yazdıklarına göre; XVI yüzyılda kentin hem Marmara Denizine bakan güneydeki dış kesimlerinde hem de Karadenizden Boğaza giriş noktalarında üzerlerinde ateş yanan yüksek kuleler bulunuyordu Önceleri ışık için mum kullanılan fenerler, yağ kandilleri daha sonra da gazyağı ile çalıştırılmış olup, bir ara asetiler kullanılmıştır Günümüzde ise elektrik ile aydınlanma sağlanmaktadır

Pierre Gyllius XVI yüzyılda İstanbul hakkındaki topoğrafik çalışmasında ve Busbecq de bu fenerlerden söz etmektedirler Osmanlı döneminde de Boğazın ve Marmaranın gemiler için tehlikeli sayılan yerlerine fenerler konulmuştur 1855de Türkiye sularındaki bütün fenerlerin yönetimi Osmanlı devleti ile Fransa arasında yapılan bir imtiyaz sözleşmesiyle “Fener İdaresi” adı ile bir Fransız şirketine verilmiştir Cumhuriyet döneminde ise bu fenerlerin tamamı devlet idaresine geçmiştir 1 Ocak 1938de Denizbanka bağlanmış olan fenerler 1944de Devlet Deniz Yolları ve Limanlar Umum Müdürlüğüne bağlanmış olup “Fenerler ve Cankurtaran Teşkilatı” adı ile bir prosedüre bağlamıştır 1952de Devlet Deniz Yolları Fenerleri bünyesinden ayırarak Denizcilik Bankasına devredilmiş ve “Fenerler ve Cankurtaran Teşkilatı” bankanın içinde ayrı bir işletme olmuştur Daha sonra TÜDEK (Türkiye Denizcilik Kurumu) ile Denizcilik Bankası ayrılmış, TÜDEK de 1984 yılında çıkarılan kanun hükmünde bir kararname ile Türkiye Denizcilik İşletmeleri adını alarak fener idaresi ve tersaneler ayrı genel müdürlük çatısı altında toplanmıştır 1997de yine Bakanlar Kurulunun aldığı bir karar ile bütün deniz trafiği ve yardımcıları ile kurtarma yardım ve tahliye hizmetleri tekrar bir çatı altında toplanarak “Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğü” ne fenerler de bağlanmıştır

İstanbul Boğazında 1800lü yıllardan sonra çoğalan gemi geçişlerinde kaza olasılığının artması üzerine irili, ufaklı deniz fenerleri inşa edilmeye başlanmıştır Boğazdaki fenerlerin sayısı 37 tane olup, bunların büyük kısmı çakaralmaz şeklinde, bir bölümü mendirek uçlarındaki fenerler, bir bölümü de tarihi kule fenerlerdir

Yeşilköy Feneri (Bakırköy)



İstanbul Bakırköy ilçesi, Yeşilköyde bulunan ve eski adı Ayastefanos Feneri olan bu fener kulesi Marmara Denizinden İstanbul Boğazına girişi yapacak gemilere yol göstererek emniyeti sağlamak için Abdülmecidin isteği üzerine Fransız mühendisler tarafından 1856da taş bir kule şeklinde inşa edilmiştir 1945,1971 ve 1988de önemli onarım geçiren bu fener Yeşilköyün de simgesi olmuştur

Üzerine inşa edilen arazi düz olduğundan yığma taş ile yükseltilmiş bir platformun üzerinde iki katlı lojman ve idare binasının ortasından 23 m boyunda on altıgen bir kule şeklinde yükselmektedir Camlı fener odasının altında etrafı parmaklıkla çevrili bir dolaşma yeri vardır Camlı fener odasının üzeri ise basık bir kubbe ile örtülü olup, onun da üzerinde bir bayrak direği bulunmaktadır

Marmara Denizinden İstanbula girecek gemilere yol gösteren bu çakar fener, 15 deniz mili mesafeden görülebilmektedir 10 saniyede bir iki gruplu ışık yayan fener sisli havalarda da 30 saniyede bir sis düdüğü çalmaktadır

Anadolu Feneri (Beykoz)



İstanbul Boğazının Anadolu yakasında, Boğazın Karadenize açılan kuzey ucundaki Yon (Hrom) burnu üzerindeki küçük bir tepeciktedir 1855deki Kırım Savaşı sırasında gemilerin rahatça Karadenize girip çıkabilmeleri için karşısındaki Rumeli Feneri ile birlikte inşa edilmiştir İki fener arasındaki uzaklık 2 deniz milidir

Osmanlı devrinde ahşap olan bu fenerden ilk defa 1755de İstanbula gelen Macar asıllı Fransız Mühendisi Baron de Tott bahsetmiştir 1790da ise İngiliz Doktor Olivier Boğazın bu iki yakasındaki fenerlerden söz etmektedir 1666 ve 1793 tarihli iki ayrı İtalyan haritasında ise Boğazın iki yakasında yer alan fenerler açık bir şekilde gösterilmiştir 1814de Karadeniz yoluyla İstanbula gelen Polonyalı Kont Edward Raczynski “Kaptanımız 9 Ağustos günü sabaha karşı Boğazın iki yakasında yanan fenerleri görmüştü” diye anılarında yazmaktadır

Kule kısmını Fransızların inşa ettiği bu fener 100 yıllık bir imtiyazla 15 Mayıs 1856da hizmete sokulmuştur Fransa İmparatoriçesi Eugeneyi İstanbula getiren geminin kaptanı Marius Michel ve saatçi Bernard Camille Pollasa Fenerler İdaresi tarafından hâsılatın % 28ini devlete bırakmaları koşulu ile işletme hakkı verilmiştir 1937de Fransızlara 500000 Tl Tazminat verilerek imtiyazları iptal edilmiş ve işletme Cumhuriyet idaresine geçmiştir Fener Kulesi deniz seviyesinden ortalama 75 m yükseklikte olup, beyaz taştan, yuvarlak ve yukarıya doğru daralarak inşa edilmiştir Fener Kulesinin yüksekliği ise 20 mdir Açık havada 20 deniz mili mesafeden bile ışığı görülen bu fenerin lambaları döner sistemli sabit ve çakıcı ışıklıdır

Ahırkapı Feneri (Eminönü)



İstanbulda Osmanlı döneminde yapılan ilk fener olup, Boğaz girişinde meydana gelen önemli bir deniz kazasından sonra yapılmıştır

1755de Mısıra ticari eşya götüren Hacı Kaptan idaresindeki bir kalyon, gece önünü göremediğinden Kumkapıda karaya oturmuştur Sultan III Osman bu olayı haber alınca Sadrazamı Said Paşayı olayı araştırması, gemi ve gemicilerin kurtarılması için görevlendirmiştir Bu sırada kurtarılan gemicilerden birinin “Eğer buradaki surda bir fener yapılıp, her gece kandiller yanarsa böylece uzağa giden gemiler ışığı görüp yollarını bulur, kazaya da uğramazlar” demesi üzerine Sultan III Osman bu durumu değerlendirmiş ve kendisinin verdiği talimat üzerine Kaptan-ı Derya Süleyman Paşaya Marmara surlarının Otluk Kapısı Mevkiindeki burcun üzerinde bir fener yapılması emrini vermiştir

İlk yapıldığında ahşap olan bu fenerin bakımı ve işletmesini Bostancı Ocağı karşılıyordu Kandillerinde yakılacak yağ ise Topkapı Sarayından gönderiliyordu Bu fener bu bölgede çıkan yangınlarda birkaç defa yanmış,1857de Sultan Abdülmecit tarafından taştan yeniden yaptırılmıştır Geçirdiği çeşitli onarımlarla günümüze kadar gelen bu fener kulesi, 40 m kadar yüksekliktedir Kare tabanlı bir kaide üzerinde silindirik bir gövde yükselir Bunun üzerinde küçük konsollarla desteklenmiş, adeta bir minare şerefesini andıran balkonlu kısımdan sonda çepeçevre camlı ışık veren bir bölüm bulunmaktadır Kare kaidenin üzerini çepeçevre bir balkon dolaşmaktadır

Fenerbahçe Feneri (Kadıköy)



İstanbul Kadıköy ilçesinde, semte adını veren Fenerbahçe Burnundaki bu fenerin tarihi Bizans dönemine kadar inmektedir Burada tanrıça Heraya atanmış bir tapınak olup, Hera ve İreas diye adlandırılan kayalıklara yakın bir yerde imiş Bu kayalıkların üzerine ise bir ateş kulesi yapılmış Osmanlı dönemi kaynaklarında bu “Bağçe-i fener “ adı ile 1570 senelerinde kullanıldığı yazılıdır Kanuni Sultan Süleyman Recep 969 (Mart 1562) tarihli bir fermanında bu fenerden şöyle bahsedilmektedir:

“Kalemiç burnu nâm mahalde Müslümanların ve gayrin gemileri gece ile gelüp geçerken fânûs olmamağın, ekser zamanda taşa çalup zarar ve ziyan olmağın mahâll-i mezkûrda bir fânûs yeri bina etmek murad edinmeğin, buyurdum ki

Bu fermandan anlaşıldığına göre, bugün Fenerbahçe Burnu dediğimiz o zamanki (Kalemiç ) Burnunda çalışan bir fener olmadığı ve ilk defa Kanuni Sultan Süleyman zamanında inşa edildiği anlaşılmaktadır Kömürciyan 1661de yazdığı “İstanbul Tarihi” isimli kitabında buradan, “ …denizin içine atılmış metin bir temel üzerinde yekpare bir heykel gibi yükselen kulenin tepesinde yanan ve gemileri kayalara çarpmaktan korumak için her gece sabaha kadar bir yıldız gibi parlayan” diye bahsetmektedir

XVII yüzyıl Vakanüvistlerinden Râşid 1720-1721deki tarihinde bu feneri yeni yapılacak fenerlere örnek olarak gösterir Hüseyin Ayvansarayî de Hadîkatül-Cevâmi isimli eserinde “Fenerbahçesinde bir mahsus kule vardır ki sefinelerin gecelerde mürûr ve ubûrları içün bâlâsından kebîr kandil yanar” diye buradan bahsetmektedir XVIII yüzyıla ait tarihlerde ise burasının sadrazam ve devlet ricalinden sürgüne gönderildiklerinde kısa bir süre burada tutulduklarını yazar 1707de III Ahmedin kubbe veziri olan Seyyid Firarî Hasan Paşa Fenerbahçe Fenerinin fenerci odasında, fenere çıkan kapının dibinde boğdurulmuş ve başı kesilerek vücudu buradan denize atılmıştır Kesik baş, önce saraya götürülmüş sonra da Sarayburnundan denize atılmıştır

Bugünkü Fener binası 1837de II Mahmut zamanında yenilenmiş ve daha sonra da zaman zaman tamir edilmiştir Zeminden 21 m yükseklikteki yuvarlak kulesinin üzerinde iki ayrı kat halinde etrafı parmaklıklı gezinti yeri bulunmaktadır Kulenin dibinde ise tek katlı bir bina fenere ait depo ve lojman olarak kullanılmaktadır

Rumeli Feneri (Sarıyer)



İstanbul Boğazının Rumeli yakasında, Boğazın Karadenize açıldığı kuzey ucundadır Çeşitli efsanelerde adı geçen bu fenerin önündeki kayalıklar ile ilgili en eski mitolojik öykü Argonatlara dayanmaktadır

Mitolojiye göre altın postu bulmak için Karadenize doğru kürekli gemilerle yola çıkan Argonatlar buraya da uğramışlardır O çağda kıyıdan 100 m kadar açıkta yer alan çarpışan kayalıklar diye bilinen Simplegat kayaları aralarından geçen gemileri birbirlerine çarparak yutarlarmış Argonatlar bu kayalıklardan geçmek için yanlarında getirdikleri kuşları kayalara yaklaşınca serbest bırakmışlar kuşların hareketinde çarpışan kayalıklar bir daha açılarak birbirlerine vurmak üzere iken Argonatlar gemilerini bu kısa andan yararlanarak geçirmişler Yine mitolojiye göre onlara bu fikri bugünkü Garipçede oturan ve lanetlenmiş Kral Phineas kendisini Harpilere karşı savundukları için vermiştir

Osmanlı deniz haritalarının en eskilerinden biri olan 1567 tarihli Ali Macar Reis haritasında bu fenerin yeri işaretlidir Rumeli Fenerinden ilk bahsedenlerden biri olan P Gylliusun tanımlaması ise şöyledir:

“Faros ucunda her gece denizciler için ışık yayan bir feneri taşıyan sekizgen bir kulenin adıdır Bu kule her yönde camlı pencerelerle kaplıdır ve bunlar alçıyla değil kurşunla birleştirilmişlerdir, bu da bunun Türklerin değil de Hıristiyanların eseri olduğunu gösterir Paneion Burnunun tepesinden her yöne doğru enine boyuna Karadeniz gözükür

Busbecq ise P Gylliusa benzer bir ifade kullanarak şöyle yazmaktadır: “Orada, Avrupa akasında, denizciler için geceleri ışık yanan bir kule vardır Bu kuleye Faros derler

Rumeli Fenerinin 1583de onarıldığını eski kayıtlar da yazmaktadır Bunlara göre Fenerin yüksekliği 120 basamak olup, üzerinde etrafı camlarla kaplı 12 pencereli bir odası varmış Ortada etrafında halka şeklinde sıralanmış fitilleri bulunan yağ dolu kap, geceleri tutuşturularak ışık vermesi sağlanıyormuş 1616da İstanbula gelen gezgin Wenner bu fenerden şöyle bahsetmektedir:



yüksek haşmetli bir kule, üstünde ve çepeçevre duvarlarında yüksek pencereleri büyük camlarla korunmuş, ortada büyük bir demir levha dudu Yaklaşık dört parmak kalınlığında ve eni üstten bir kulaçtan fazla, çok köşelidir İçine fitiller ve levhanın içine de yağ konulur ve geceleri tutuşturulur ki gemiciler bunu çok uzaktan görür

Günümüzdeki fener 1855deki Kırım Savaşı sırasında Fransız ve İngiliz savaş gemilerinin İstanbul Boğazından Karadenize çıkarmalarını kolaylaştırmak amacıyla yapılmıştır 15 Mayıs 1856da açılışı yapılan fener karşı kıyısındaki Anadolu Feneri ile birlikte hizmete girmiştir Bir söylenceye göre de; inşaat sırasında Fener Kulesinin üst üste birkaç kez yıkılmasından dolayı köylüler burada Sarı Saltukun makamının bulunduğunu ama zamanla yıkıldığını, bu nedenle bu zatın kendi üzerinde bu kuleyi yükseltmediğini söylerler Fransızlar da köylülerin gönlünü almak için yatırın bulunduğu söylenen türbeyi inşa etmişler üzerini örttükten sonra da kuleyi örmüşlerdir

Fener deniz seviyesinden 58 m yüksekliktedir Işığı ise 18 mil uzaktan bile seçilebilmektedir Fener kulesi 30 m yükseklikte olup yukarıya doğru daralan üç kademe şeklindedir Fenerin yer aldığı tepeliğin altında ise bir balıkçı barınağı bulunmaktadır

Alıntı Yaparak Cevapla